Logo
Bu sayfayı yazdır


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi

No: HT-BA-2026-MB-TR-31 H. 25 Muharrem 1448
M. Cuma, 10 Temmuz 2026

Kendisine Hüsrandan Başka Bir Şey Sağlamayan Bir İttifakın Zirvesine Ev Sahipliği Yapmak Yerine Türkiye’nin Hilafet’in O Şanlı ve İhtişamlı Günlerine Dönmesi Daha Yakışık Alırdı!

Osmanlı Hilafeti döneminde Müslüman ordusunun gücü öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki, Avrupalı Haçlı ordularıyla toplu halde bile savaşa biliyordu. Hatta 15. yüzyılın ortalarında, Hilafet Devleti’ni tehdit edebilecek bir Avrupa askeri ittifakı kurma hayallerini yerle bir etmişti. Türkiye’nin 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da ev sahipliği yaptığı NATO ise, Avrupa ve Amerika’nın güvenlik ve çıkarlarını korumayı amaçlayan açık bir askeri doktrin üzerine kurulmuştur. Türkiye’yi kontrol altında tutmak, hatta ordusunu Afganistan örneğinde olduğu gibi çıkarları gerektirdiğinde savaşlara sürmek ve Kıbrıs örneğinde olduğu gibi harekete geçmesini engellemek de bu doktrin arasında yer almaktadır.

Bu yüzden, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın başkent Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ana oturumunun açılışında yaptığı konuşmada “Avrupa’daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan aşamada İttifak’ın hizmetine sunmanın gayretindeyiz.” dediğini duymak, bir müminin kalbini hüzün ve kederle neredeyse paramparça etmektedir.

Müslümanların başındaki Halifeler, özellikle de Osmanlı halifeleri, büyük bir hikmet ve basiret sahibiydiler. Bu nedenle kendilerine karşı oluşturulabilecek her türlü askerî ve siyasî ittifakı boşa çıkarmaya büyük önem verirlerdi. Sultan II. Abdülhamid Rahimehullah, Haçlı askerî ittifaklarını sürekli başarısızlığa uğratmış; hatta sürgünde bulunduğu dönemde bile Halife’ye ve çevresindekilere Hilafet Devleti’ni kuşatan askerî ittifakların nasıl dağıtılacağı konusunda siyasî tavsiyelerde bulunmuştur. Faruk Ömer İbnü’l Hattab RadıyAllahu Anh şöyle demiştir:

نحن قوم أعزَّنا الله بالإسلام فمهما ابتغينا العزَّة في غيره أذلَّنا الله “Biz, Allah’ın bizi İslam ile izzetlendirdiği bir kavimiz. İzzeti başka yerlerde ararsak, Allah bizi zillete düşürür.” Evet, bizler izzetli idik; dünyanın kralları bizden korkar ve rızamızı umarlardı. Ordularımız sömürgecilerin uykularını kaçırır, her zorba ve müstekbir bizden korkardı. Dinimiz sayesinde izzetli, imanımız sayesinde güçlüydük; İslam’ı bir rahmet ve hidayet risaleti olarak dünyaya yaymak için dünyayı kolaçan ederdik. Hilafetimiz yıkıldığında ise yöneticilerimiz Batı’nın ve sömürgeci liderlerin rızasını umar hale geldiler; düşmanları ve saldırgan ittifakları Müslüman topraklarında ve kalbinde ağırlamakla övünür oldular!

Bugün Türkiye; halkının İslam’a olan sevgisi, Müslümanların Türkiye’ye duyduğu sevgi, sahip olduğu insan kaynakları, doğal zenginlikleri, askeri kapasitesi ve coğrafi konumu nedeniyle tıpkı eski günlerinde olduğu gibi yeniden Hilafet’in o ihtişamlı günlerine dönebilecek güçtedir.

Dün Yahudi Başbakanı Netanyahu yaptığı açıklamada, Türkiye’yi ve kapasitesini küçümsemiş, Cumhurbaşkanını hedef alan şu ifadeleri kullanmıştır: “Erdoğan, İsrail’i yok etmek ve yeniden Kudüs’ü ele geçirmek istediğinden bahsediyor. Sanırım Osmanlı’nın 400 yıllık yönetiminin sona erdiğini unuttu. Bugün güçlü bir İsrail Devleti var. Hiç kimsenin varlığımızı ya da güvenliğimizi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz. Neler yapabileceğimizi de gösterdiğimizi düşünüyorum.” Allah düşmanı Netanyahu, Müslümanların gücünün sırrını biliyor ve Erdoğan’a, o övünç ve güç kaynağının artık yok olduğunu, Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’nin artık Hilafet’in var olduğu zamandaki gibi olmadığını hatırlatıyor.

NATO üyeliği hem şer’î hem de siyasî açıdan büyük bir yanlıştır. NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmak utanç vericidir. Türkiye’deki Müslüman ordusunun ve sahip olduğu askerî gücün NATO’nun hizmetine sunulmasıyla övünmek ise alçaklıktır. Zira bir Müslümanın küfür ve ehli uğruna savaşması, onları savunması veya kâfirlerin kendisi üzerinde bir yol bulmasına izin vermesi asla caiz değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.” [Nisa 141]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” [Maide 51]

Bu tür ittifaklara karşı takınılması gereken doğru tavır, onları güçlendirmek ve sağlamlaştırmak değil, aksine parçalayıp dağıtmaktır. Bu sebeple Türkiye’deki samimi Müslümanlara, özellikle de Fatih Sultan Mehmet Han ile Sultan II. Abdülhamid Han’ın torunları olan kahraman Türk ordusuna düşen görev; Raşit bir Halifeye biat ederek Türkiye’yi yeniden İslam’ın ve Müslümanların merkezi, dinin kalesi ve insanlık için bir hidayet meşalesi hâline getirmek üzere hemen harekete geçmeleridir. Halife, bizi o şanlı günlerimize ve o yüce geçmişimize geri döndürecek, bu Haçlı ittifaklarını ve onların sömürgeci devletlerini yerle bir edecektir.

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
el-Mezra’a, P.K. 5010-14, Kolombiya Merkezi B Blok Kat:2, Beyrut/Lübnan
Telefon: TEL: 0096 113 07 59 4 / GSM: 0096 171 72 40 43
www.hizbuttahrir.today
E-Mail: media [@] hizbuttahrir.today

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.