حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Yemen Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: YM-BA-2026-MB-TR-06 |
H. 4 Zilka’de 1447 M. Salı, 21 Nisan 2026 |
Hizb-ut Tahrir Gençlerinin Takip Edilmesi ve Tutuklanması, Husilerin En Büyük Meşgalesi Hâline Geldi!
Allah Subhânehu ve Teâlâ Muhkem Kitabında şöyle buyuruyor:
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ“Onlardan ancak Aziz ve Hamid olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar.” [Buruc 8]
Doğru sözden duyulan korku ve yaşanan büyük paniği gözler önüne seren bir tabloda, Husilerin Amran vilayetine bağlı Habur Zulayme bölgesindeki güvenlik güçleri, 13 Şevval 1447 / 31 Mart 2026 Salı günü 14 yaşındaki Rabî Ebu Râviye adlı genci köyündeki çiftliğinde gözaltına aldılar. Hiçbir suç işlemediği halde genci, bayram günlerinde yaklaşık bir hafta boyunca şehirdeki bir hapishanede gözaltında tuttular. Allah’tan ve kullarından utanmadılar. Ailesi, sanki ağır bir suç işlemiş gibi gencin durumundan ancak geçici tutukluluk merkezine konulduktan sonra haberdar olabildi!
Dün ya önceki rejimin zindanlarında Hizb-ut Tahrir gençlerinin kader ortağı olan ya da dağ başlarında firari hayatı yaşayan Husiler ve liderleri, bugün İslam’la taban tabana çelişen laik cumhuriyetçi sistemin şemsiyesi ve koruması altına girdiler. Egemenliği Şeriat’a değil halka veren demokrasiye sığındılar, önceki rejimin koltuklarına oturdular. Cumhuriyetçilik çığırtkanlığı yapıp kokuşmuş milliyetçiliği kutsar hale geldiler, onu korumak için ciğerparelerini feda ettiler. Kendi putlarını yapıp, şimdi de onu yemeye başladılar! Kendi beşerî anayasaları bile muhasebe hakkını güvence altına aldığı halde bugün insanların ağızlarına kilit vurmakta, onları susturmaktadırlar. Bu yaptıklarıyla, kendi kanunlarını dahi ihlal etmektedirler. Zira yürürlükteki ceza usul hükümleri bile (7, 11, 73, 76, 77, 105, 184. maddeler), keyfî tutuklama ve özgürlüğün kısıtlanmasını yasaklamaktadır. Hatta bu tür tutuklamalar, Ceza Kanunu’nun 246. maddesine göre failinin cezalandırılması gereken bir suçtur. Ancak duyan kim! Yoksa yasalar sadece işlerine geldiğinde mi hatırlanıyor, kendilerini ifşa ettiğinde rafa mı kaldırılıyor?! Yoksa bu, hakikatle gelen bir fikre ve sahtekarlığı ortaya çıkaran bir söze karşı duyulan korkunun bir tezahürü müdür? Her şeyden önce, emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker yapanları tutuklayarak İslam Şeriatı’nın hükümlerine muhalefet etmişlerdir.
Peki Husilerin kabul ettiklerini söyledikleri ama insanlara uygulamadıkları bu kurallar ve ilkeler nerede? Kendi suçlularını serbest bırakırken neden masum insanları tutuklamaktadırlar?! Böyle yapmakla onlar, ne kendi beşerî kanunlarına göre ne de İslâm şeriatının semavi kanunlarına göre hükmediyorlar!
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ“Yoksa cahiliye hükmünü mü istiyorlar?” [Maide 50] Üstelik kendilerine “Ensarullah” diyorlar ve yürüyüşlerini de “Kur’anî yürüyüş” olarak adlandırıyorlar! Kaldı ki her tarafta, duvarlarda ve sokaklarda liderlerinin şu sözlerine rastlamak mümkün; “İnsanları susturmaya dayalı bir siyaset asla Kur’ani bir siyaset değildir.” Kur’an’da ise şöyle buyrulmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ * كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” [Saff 2-3] Söylemleri ne kadar güzeldir, eylemleri ise ne kadar çirkindir! Zira İslam’ı uygulamak için çalışanlarla savaşıyor, zulüm ve haksız yere onları tutukluyorlar.
Husiler, bu amelleriyle iman ve hikmet halkına meydan okumuş ve tüm dünyadaki Müslümanlara vaatlerini göstermişlerdir! Müslümanlara dünyadaki izzetlerinin yolunu gösterenlerin peşine düşüyorlar! Böylece Amran’da Abdülvahhab El-Buruşi’nin, Taiz’de Halid Müsennâ ve kardeşi Macid Müsennâ, Muhammed Ahmed ve Saddam Naci’nin ardından Rabî Ebu Râviye’yi de tutuklayarak kapkara sicillerine ve zindanlarına bir yenisini daha eklemiş oldular. Bu kişiler; hiçbir suç işlemeden, hiçbir günahları olmadan ve hiçbir şer’î gerekçe bulunmadan aylardır Husilerin zindanlarında yatmaktadırlar. Tek suçları, Allah’ın şeriatıyla hükmedecek, kapitalist sistemi çöpe atacak ve Doğu’da Uygur, Keşmir ve Orta Asya’dan, Batı’da Afrika kıyılarına ve Filistin’e kadar mazlum Müslümanların yardımına orduları harekete geçirecek olan Raşidi Hilafeti ikame etmeye davet etmeleridir. Kâfirlerin Müslüman ülkelerine mubah saydığı bugünlerde, ne zamandan beri İslam’a davet etmek hapisle cezalandırılan bir suç haline gelmiştir?
Husilere diyoruz ki: Dün arzuladığınız makamlara bugün geldiğinize göre, sakın sizden önce helak olanların izinden gitmeyin. Akıllı olun ve İslam davetini açık ve detaylı bir şekilde taşıyanlarla karşı karşıya gelmeyi bırakın. Bilin ki yeryüzü Allah’ındır, ona salih kulları varis olacaktır. Tutuklamalar, sadece parti gençlerinin gücünü, azmini ve Hilafet Devleti’ni ikame etme yolundaki kararlılığını artıracaktır. Bu baskılar, davet taşıyıcısı için bir mihenk taşıdır, Ümmet için de sizin zulmünüzü, çelişkinizi ve zayıflığınızı anlaması için bir araçtır; bizi de zulmü ortadan kaldırmak ve İslam’ın hükmünü ikame etmek için çalışmaya teşvik edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ * يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ “Şüphesiz ki, Rasullerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.” [Mümin 51-52] Bu yapılanlar, Yemen halkının; yoksullaştırma, aç bırakma, servetleri yağmalama, hayırlara el koyma ve şer’i hükümlere uygun fikir beyan etme hakkı gibi en temel hakları ihlal etme politikalarınız nedeniyle zaten var olan kin ve öfkesini daha da artıracaktır.
Hizb-ut Tahrir gizli saklı bir yapı değildir. Daveti bugünün ürünü de değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu buyruğuna icabet ederek 1953 yılında Kudüs’te davet etmeye başlamıştır:
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” [Ali İmran 104] İslam Ümmetini içine düştüğü derin çöküşten kurtarmak, onu küfür fikirlerinden, sistemlerinden, hükümlerinden ve tahakkümünden özgürleştirmek ve Hilafet Devletini kurmak amacıyla faaliyetlerine son sürat devam etmektedir. Bu gaye, içeride ve dışarıda Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti ile hükmetmesi şartıyla dinlemek ve itaat etmek üzere Müslümanların bir Halifeye biat ettikleri, hayatın tüm işlerinin şer’î hükümlere göre yürütüldüğü, hayatta tek bakış açısının helal ve haram olduğu bir İslâm toplumunda, bir İslâm diyarında yeniden İslâmî bir hayat yaşamaları demektir.
Şeriata bağlılığının bir gereği olarak Hizb-ut Tahrir, devletin kurulmasında Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine-i Münevvere’de izlediği metodu benimser. Bu metot; fikrî ve siyasî mücadele yürütmek amacıyla mümin bir kitlenin kurulmasını gerektirir. Bu kitlenin amacı, anayasası ve kanunları dinin devletten ayrılması esasına dayanan, Allah’ın haram kıldıklarını helal kılan, siyasette, ekonomide ve dış ilişkilerde Allah’ın hükmü yerine insanların hevalarını temel alan mevcut rejimlerin yerine İslâmî yönetimi kurmaktır.
Ey akıl sahibi düşünürler, siyasetçiler ve insan hakları aktivistleri! Hizb-ut Tahrir ideolojisi İslam olan siyasi bir partidir. İslam onun ideolojisi, siyaset ise onun işidir. Delile karşı delille, fikre karşı fikirle, hüccete karşı hüccetle karşılık verir. Peşine düştükleri ve üyelerini tutukladıkları bu parti, maddi eylemlere girişmez ve haram olan hiçbir işin arkasında durmaz. Bozgunculuk yapmaya çalışmaz, korktuğu için değil, İslam Hilafet Devletinin kurulmasında şer’i metoda sıkı sıkıya bağlı olduğu için asla silaha başvurmaz. Ümmeti aydın bir fikirle, doğru bir kalkınmayla kalkındırmayı hedefler. Ümmeti eski izzet ve ihtişamına kavuşturmak için çalışır. Devletlerin, milletlerin ve halkların elinden inisiyatifi alarak eskiden olduğu gibi dünyanın bir numaralı devleti haline gelmeyi ve insanları İslam’ın hükümleriyle yönetmeyi amaçlar.
Ey Yemen kabileleri, âlimleri ve önderleri! Hizb-ut Tahrir, halkına asla yalan söylemeyen bir liderdir. Sizi selefleriniz olan Ensar gibi olmaya davet ediyor. Onlar hak daveti gördüklerinde icabet etmiş, tüm dünyaya karşı hakka nusret vermişlerdir. Böylece dünyada İslam devletini kurma şerefine, ahirette ise Rablerinin rızasına nail olmuşlardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِينَ آوَوا وَّنَصَرُوا أُولَٰئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ“Muhacirleri barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” [Enfal 74]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Yemen Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: 735417068 http://www.hizbuttahrir.today |
E-Mail: yetahrir@gmail.com |