- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Bangladeş Bir Yol Ayrımında: ABD Askeri Anlaşmasının Gizli Maliyeti ve Ruveybidaların İstilası!
Haber:
Bangladeş Dışişleri Bakanlığı'na göre, ABD'nin Güney ve Orta Asya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Kapur'un Mart ayı başında Bangladeş'i ziyaret etmesi planlanıyor. Bakanlık tarafından yapılan açıklamaya göre, bu konu bugün ABD'nin Bangladeş Büyükelçisi Brent T. Christensen ile Dışişleri Bakanı Dr. Halil Rahman arasında bakanlık merkezinde yapılan toplantıda görüşüldü. Ayrıca iki taraf ticaret ve yatırım, savunma ve güvenlik, kalkınma ortaklığı, göç ve halklar arası bağlantılar gibi önemli işbirliği alanlarını da gözden geçirdi. (Daily Star, 23 Şubat 2026)
Yorum:
Mart ayı başında ABD Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Paul Kapur'un yapacağı ziyaret, iki savunma anlaşmasının imzalanması için ABD'nin yoğun baskılarının ardından ulusal egemenlik konusundaki endişeleri artırmıştır; nitekim Başkan Trump kısa süre önce Bangladeş Başbakanı'ndan, bu iki anlaşmayı sonuçlandırmak için kararlı adımlar atması talebinde bulunmuştu. İlk anlaşma (GSOMIA) askeri tesislerimizi yabancı denetime açarken, ikinci anlaşma (ACSA) ülkemizi ilan edilmemiş bir Amerikan korumasına dönüştürebilir. Bu askeri hamle, seçimlerden önce yapılan ve ülkenin 15 milyar Dolar değerinde sıvılaştırılmış doğal gaz, Boeing uçakları ve ABD tarım ürünlerini ithal etmesini taahhüt eden felaket bir ticaret anlaşmasının ardından gelmiştir;bu da gizli bir anlaşmanın gölgesinde finansal rezervlerimizi Amerikan şirketlerinin çıkarlarının rehinesi haline getirmektedir.
Endişe verici olan şey ise, bu planın mimarının, yakın zamana kadar geçiş hükümetinin ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan ve bu anlaşmaların yapılmasını denetlediği yaygın olarak kabul edilen Dr. Halil Rahman olmasıdır. Zira kendisi, teknokratlık kisvesi altında aniden dışişleri bakanı olarak atanmış olup bu hamle, Dakka'da dış politikayı fiilen kimin yönlendirdiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bizim sözde yöneticilerimiz, siyasi bekalarının Washington'u razı etmeye bağlı olduğunu yanılgısına kapılarak emanete ihanet ediyorlar ve Washington'un hoşnutsuzluğunun iktidardan uzaklaştırılmalarına yol açacağı korkusu içinde yaşıyorlar; bu nedenle egemen bir devletin liderleri olmaktan ziyade Washington'un itaatkar hizmetkarları haline gelmişlerdir. Zira onlar, Amerika'ya olan bağımlılıklarının ne kadar kırılgan olduğunu fark edemiyorlar; tıpkı Suudi Arabistanlı üst düzey bir yetkili El Cezire'ye verdiği röportajda şöyle dediği gibi: “Washington, İsrail'i korumak için, topraklarında Amerikan üsleri bulunan Körfez müttefiklerini terk etti ve onları İran saldırılarına karşı savunmasız bıraktı. ”
Peygamberin hadislerinde bahsedilen ve Batı hegemonyasının ajanları olarak çalışan bu Ruveybida yöneticiler ve aptal sefihler, eşitsiz ticaret anlaşmaları, kısıtlayıcı fikri mülkiyet sistemleri ve derin kültürel bağımlılık yoluyla yumuşak sömürgeciliğin çeşitli biçimlerine devam ederek bizleri, Amerikan hegemonyasından kurtulmanın imkansız olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar; ancak tarih, onlardan önceki Saddam, Beşar, Mübarek ve Hüseyin gibi tiranların, Amerikan çıkarlarına hizmet etme rollerini tamamladıktan sonra kağıt bir peçete gibi atıldıklarını kanıtlamaktadır. İran'da, rejimi uzun süredir Amerikan jeopolitik hesaplamaları kapsamında manevra yapmaya çalışan Hamaney bile, bizzat razı etmeye çalıştığı gücün kendisi tarafından yutularak durumuna son verilmiştir; dolayısıyla Washington'ı memnun etme telaşında olan bu yöneticiler, sahte bir güvenlik duygusu uğruna ülkenin geleceğini ipotek etmektedirler.
Gerçek kurtuluş, meşruiyetlerinin kaynağı olarak kendi ümmetlerini değil de Amerikan büyükelçiliğini kabul eden bu ajan yöneticilerin ortadan kaldırılmasıyla başlar; zira onların ortadan kaldırılmasıyla, doğal vesayetimizi, yani vaat edilen Raşidi Hilafeti yeniden tesis etmek için saflarımızı yeniden birleştireceğiz; çünkü bizim için egemenlik ve onuru sağlayacak ve bizi her türlü bağımlılık ve sömürgecilikten kurtaracak olan sadece Hilafettir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İrtiza Çaudrî – Bangladeş