- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
İran ve Lübnan’a Yönelik Saldırı, Tüm İslam Ümmetine Yönelik Bir Saldırıdır
Haber:
İran'ın resmi tahminlerine göre, ABD ve Yahudiler tarafından İran'a karşı yürütülen savaşın ilk on gününde çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 1.250 kişi hayatını kaybetti. Aynı dönemde Lübnan'da, hükümet istatistiklerine göre çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 700 kişi öldü ve resmi tahminlere göre ise ABD'den sadece 7 asker ve Yahudi varlığından da 19 kişi hayatını kaybetti. Buna ek olarak İran ve Lübnan'da binlerce hayati öneme sahip tesis ve yapı tahrip edildi, bu sayının kat kat fazlası kadar ev ve sivil altyapı da yıkıldı, ayrıca milyonlarca insan kasabalarından, köylerinden ve evlerinden tehcir edildi.
Yorum:
Amerika ve Yahudi varlığının İran ve Lübnan’a yönelik gerçekleştirdiği bu açık saldırı, gerçekte tüm İslam ümmetine yönelik bir saldırıdır; zira Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de açıkladığı gibi Müslümanlar diğer insanların dışında tek bir ümmettir. Dolayısıyla Müslümanların, kendilerine yönelik bu alçakça saldırı nedeniyle isabet eden sıkıntı ve zarara çözüm bulmaları gerekir.
Yöneticilerinin kim olduğuna bakılmaksızın İran İslami bir belde olduğu gibi Lübnan da İslami bir belde olup, halklarının çoğunluğu Müslümandır ya da kendilerini savunmanın farz olduğu zimmidirler.
Eğer Amerika ve Yahudi varlığının saldırısı durdurulmazsa bu saldırı İran ve Lübnan sınırlarında durmayacak, aksine tüm Müslüman ülkeleri kapsayacak şekilde yayılacak ve genişleyecektir; zira Netanyahu, bu saldırıyla Ortadoğu'nun çehresini değiştireceğini ve Müslümanları boyun eğdirip ülkelerine zorla el koymak yoluyla kendi varlığını bölgenin her yerinde büyük bir bölgesel güç ve diğer konularda da küresel bir güç haline getireceğini açıkça söylemiştir. Peki bunun ardından Müslümanlar daha neyi beklemektedirler?!
Düşmanların ağzından çıkan açıklamalar, bölgeye hegemonya dayatma, bölge ülkelerini güç yoluyla kontrol etme ve onları kendi çıkarlarına uygun şekilde yeniden düzenleme konusunda gayet açıktır.
Bu saldırı sırasında Batı'ya ne kadar bağlı olduklarını ne kadar zayıf, alçak ve aşağılık olduklarını kanıtlayan bu yöneticileri artık kaldırıp atmanın zamanı gelmiştir; zira onların, efendilerinin sadece küçük memurları oldukları ve onların adına vekaleten yönetimi yürüttükleri ortaya çıkmıştır.
Bu, ümmetin düşmanlarının ülkesine yönelik gerçekleştirdiği ve kan döküp canlarını aldıkları, kadınları ve çocukları öldürdükleri, evlerini ve yaşam alanlarını yıktıkları, insanları yerinden edip sürgün ettikleri, namuslarına ve onurlarına tecavüz ettikleri ilk saldırı değildir; ama özellikle bu faziletli ayda, huzur ve onurlu bir yaşamın tüm anlamları onların elinden alınmıştır.
Evet, bu ilk saldırı değildir ve sömürgeci kafire tabi olan bu yöneticiler iktidarda kaldıkları ve insanlar da onlara boyun eğip ihanetlerine karşı sessiz kaldıkları sürece sonuncusu da olmayacaktır.
Bu nedenle -hangi ülkede olursa olsun- her Müslümanın en büyük kaygısının ve en önemli önceliklerinin, bu suçlu yöneticilerden kurtulmak, İslam’ın yönetimini en önemli talep haline getirmek için çalışmak ve mevcut yönetim sistemlerini devirmek ve bunların enkazı üzerine İslam Devleti'ni, yani Raşidi Hilafeti kurmak için çaba sarfetmek olması gerekir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Hutvânî