- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Müslümanlar, Dünyanın Akciğerine Sahiplerken Neden Boğuluyorlar?!
Haber:
Hürmüz krizi, dünyanın en yoğun deniz geçitlerinden biri olan Malakka Boğazı'nı yeniden gündeme taşıyor. (El Cezire ve Ajanslar)
Yorum:
Hint ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan, Malezya ile Endonezya arasında yer alan ve her yıl trilyonlarca Dolarlık yük taşıyan 100 bin geminin geçtiği Malakka Boğazı, Çin, Japonya ve Güney Kore gibi sanayileşmiş Asya ülkeleri için de bir enerji koridoru niteliğindedir.
Son zamanlarda Endonezya ve Singapur, Hürmüz Boğazı’nda yaşananlarla eş zamanlı olarak, buradan geçen gemilere ücret uygulama niyetlerini açıkladılar.
Hürmüz Boğazı'nda yaşananlar ve Malakka Boğazı'ndaki gelişmeler hakkındaki konuşmalar, yeniden düşünmeye ardına kadar kapı aralıyor; sadece düşünmek de değil, aynı zamanda İslam beldelerinin sahip olduğu ve tek bir kurşun bile sıkmaya gerek kalmadan barış ve savaş durumlarında baskı kurup etki yaratmalarını sağlayan muazzam güç ve kontrol unsurları da hayranlık oluşturuyor.
Bangladeş’in kontrol ettiği ve Hindistan’ı doğu eyaletlerine bağlayan Siliguri Koridoru, Hürmüz Boğazı, Bab el-Mendeb, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı, İstanbul ve Çanakkale boğazları ve Cebelitarık Boğazı... evet bunlar küresel ticaretin nefes aldığı hava yollarını oluşturan geçitlerdir.
Mesele, dünyanın kargaşa durumunda nefesini kesen boğazlarla sınırlı değildir; aksine bunların etkisi, petrol, gübre, gaz, mineraller ve diğerleri gibi bu boğazlardan geçen ve bu boğazlara giren ham maddelere kadar uzanıyor; bu etki ise sadece Amerika'daki çiftçilerle, Avrupa'daki tıbbi görüntüleme cihazları, elektrik santralleri ve fabrika motorlarıyla sınırlı değildir; aksine diğerleri için de geçerlidir. Aslında bu tek bir gerçeği dile getiriyor ki o da; ümmetin ayaklarının altında sahip olduğu güç ve etki unsurlarının, büyük devletlerin sahip olduğu silah cephaneliklerine eşdeğer olmasıdır.
Sadece o günahkâr el ve bu kaynakların kısır yönetimi ve politikası, Müslümanların meseleleri, hayatları, kanları, yaşamları ve geçim kaynakları konusundaki etkinliğini neredeyse sıfıra indirgemiştir; ajan yöneticilerin uyguladıkları yönetim işte budur. بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللهِ كُفْراً وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ “Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır!” [İbrahim 28] Dolayısıyla ümmetin egemenliği, bağımsızlığı, gücü ve izzeti onların ellerinde yok olup gitti; güç unsurları, servet ve kaynakları ise istediği gibi kullansın diye ümmetin düşmanının eline verdiler. Tüm bunların değişmesi, onların değişmesine bağlıdır; yani otoritenin olması gereken yere, yani ümmete geri verilmesine ve egemenliğin de olması gerektiği gibi yeniden Allah’ın şeriatına ve dinine ait bir egemenlik olmasına bağlıdır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Leddavi