- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Yoksa Onların Kalpleri Yahudi Varlığıyla Normalleşme Buzağısı Sevgisiyle Mi Dolduruldu?!
Haber:
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Japon Nikkei Asia gazetesine şunları söyledi: “İstikrar vizyonu çerçevesinde daha geniş bir bölgesel iş birliği platformu kurulmasının önemine dikkat çekerek, bütün bölge ülkelerinin birbirlerinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine bağlı kalması gerektiğini vurguladı.” Yahudi varlığının ise ancak 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletini tanıması halinde sürece katılabileceğini ve bu “sorun” çözüldüğünde “Yahudi varlığının güvenliğinin de bölge ülkeleri tarafından büyük ölçüde destekleneceğine” inandığını belirtti.
Yorum:
Fidan, Yahudi varlığıyla olan çatışmadan, sanki iş birliği ve uyum eksikliği sorunuymuş gibi, sanki sorun işgal ile Filistin otoritesi arasında toprağın paylaşılması konusunda bir anlayışa varılmasıyla kolayca çözülecekmiş ve ardından da Yahudi varlığının, adını verdiği Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Körfez ülkeleri ve İran da dâhil bölgedeki tüm ülkelerle ortak yaşam ve iş birliği imkanına kavuşacakmış gibi bahsediyor!
Bu vizyon, Fidan’ın Filistin davasına yönelik şerî bakış açısından yoksun olmasından kaynaklanmaktadır; dolayısıyla bu yönüyle Fidan, Yahudi varlığının liderlerinin şahıslarını ve suçlarını kınayan ancak onların varlığını istisna tutan Erdoğan ile örtüşmektedir. Dolayısıyla her ikisi de Filistin’in işgalinin sürmesinde bir sorun görmüyorlar; aksine onların nazarında sorun, Yahudi varlığının uygulamaları ve davranışlarındadır; eğer bunlar ortadan kalkarsa ya da bir şekilde çözüme kavuşturulursa, onların nazarında sorun da ortadan kalkmış olacaktır!
Fidan, 1967 sınırlarında bir Filistin devletinden bahsettiğinde, aslında yaklaşık altı yüzyıl boyunca bu toprakları koruyan ve en zayıf durumlarında bile onlara yardım edip korumaktan geri durmayan Osmanlı Hilafet Devleti'nin askerleri de dahil olmak üzere toprakları şehitlerin ve kahramanların kanlarıyla sulanmış olan Filistin topraklarının dörtte üçünden fazlasında işgalin devam etmesinden bahsetmektedir. Çünkü Osmanlı Hilafet Devleti, Filistin ile şerî ve İslami bakış açısıyla muamele etmiştir; zira Filistin, Faruk Ömer bin Hattab tarafından fethedildiği andan itibaren İslami bir toprak olup o andan kıyamet gününe kadar tüm İslam ümmetinin mülkü olmuştur; bu yüzden neresi olursa olsun onun tek bir karışından dahi taviz verilmesi caiz değildir.
Kalpleri Yahudi varlığıyla normalleşme buzağısı sevgisiyle doldurulmuş olanlar, ümmetin söylediklerine razı olacağını ya da denemeye değer bir başarı diye sundukları tavizleri kabul edeceğini sanıyorsa yanılmaktadırlar. Çünkü İslam ümmeti, Filistin’in İslami haraci arazi olduğunu ve onun sorununun ancak tamamen İslam’a ve Müslümanlara geri dönmesi için Yahudi varlığının oradan sökülüp atılmasıyla çözüleceğini bilmektedir. Bunun yolu ise müzakereler, barış ya da Yahudi varlığını normalleşme ve ilişkiler kurmaya teşvik etmek değildir; aksine ümmetin ordularının harekete geçirilmesidir; çünkü Filistin’i özgürleştirmek ve onu İslam’ın havzasına geri döndürmekten sorumlu olanlar bu ordulardır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Selahaddin Adada