- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haberlere Bakış
18/06/2026
Trump: Ben, Erdoğan ve diğerleri, Suriye’de Ahmed Şara’yı atadık
ABD Başkanı Trump, 16/6/2026 tarihinde Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi’nin aralarında Katar Emiri ile düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Bildiğiniz gibi, Suriye’den büyük ölçüde sorumluydum ve şu anda Suriye’yi yöneten adam, benim, Erdoğan’ın ve diğerlerinin atadığı kişidir. Birlikte her konuda muhteşem bir iş çıkardık; Hizbullah ile ilişkilerinde çok iyi ve onları sevmiyor. İsrail, çok uzun bir süredir Hizbullah ile savaşıyor ve çok sayıda kişi hayatını kaybediyor... İsrail'e Hizbullah ile başa çıkmayı Suriye'ye bırakmasını önerdim, çünkü dürüst olmak gerekirse bu işi daha iyi yapacaklarını düşünüyorum. Eğer İsrail (Hizbullah’a karşı) herkesi öldürmeden bu işi başaramıyorsa, o (Ahmed Şara) bu işi yapacaktır. Suriye bu işi yapacaktır. Netanyahu’nun Lübnan’a karşı daha sorumlu davranması gerekir. İsrail’in Lübnan ve Hizbullah’la ilişki kurma şeklinden memnun değilim. Görevi daha hızlı tamamlayabilmesi gerekirdi.” (El Cezire, 16/6/2026).
Erdoğan'ın Türkiye'si, İslam’ın ve muhlislerin iktidara geri dönmesini engellemek amacıyla Suriye devrimine ağır bir darbe indirmeyi başarmıştır; zira Suriye’deki Müslüman halk, İslam’ın geri dönüşünü ve Hilafetin kurulmasını talep ediyordu. Nitekim Erdoğan, bazı insanları satın alıp onları ajan olarak işe alarak Amerika’ya pazarlamayı başarmıştır ki böylece Amerika ondan memnun kalıp kendisine yardımlar sağlayabilsin.
Böylece Erdoğan'ın Türkiye'si, Ahmed Şara’yı bir ajan olarak devşirmeyi başarmıştır; zira onu önce İdlib’e yerleştirmiş, ardından da ABD'nin ajanı Beşar Esad’a bir alternatif aradığı sırada onu Şam’da iktidara taşımıştır. Rusya, Suudi Arabistan, Katar ve diğerleri gibi Suriye meselesiyle ilgili olan ülkeler, Ahmed Şara'nın devrime ve hedeflerine karşı ajanlığını ve ihanetini teyit ettikten sonra onun üzerinde uzlaşmışlardır. Trump artık onun Amerika’ya olan ajanlığına güvenmeye başlamış olup Lübnan dosyasını ona emanet etmek istemektedir ki böylece orada durumlar istikrara kavuşabilsin.
--------------
Trump: Amerika ve ben olmasaydım, bir Yahudi devleti olmazdı
ABD Başkanı Trump, Fransa’nın Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi'nde, Katar Emiri Temim ile 16/6/2026 tarihinde düzenlediği basın toplantısında, Yahudi varlığının Başbakanı Netanyahu’yu bir kez daha alenen azarladı ve şöyle dedi: “İsrail’in, Beyrut’a yönelik saldırısından hoşnut değilim ve Netanyahu’nun artık Lübnan’a karşı daha sorumlu davranması gerekir. Amerika olmasaydı İsrail de olmazdı, ben olmasaydım İsrail de olmazdı.” (El Cezire, 16/6/2026)
Trump, bu ayın başında da Netanyahu’yu azarlamıştı. Zira Amerikan Axios haber sitesi, 1/6/2026 tarihinde iki ABD’li kaynağa dayanarak Trump’ın Netanyahu’ya şunları söylediğini aktardı: “Seni kurtaran benim; ben olmasaydım hapiste olurdun. Sen delisin ve şu anda herkes senden nefret ediyor; bundan dolayı İsrail’den de nefret ediyor.”
Yahudi varlığı, Amerika’nın şımarık çocuğu rolünü oynuyor; zira “Büyük İsrail” adı altında tüm bölgeyi kontrol etme projesine sahip bağımsız büyük bir devlet olduğunu iddia ederek, Amerika’nın gözetimi kapsamında oraya buraya saldırmak istiyor. Amerika olmadan bu varlığın hiçbir şey yapamayacağı ve Amerikan Başkanı Trump’ın da söylediği gibi var olamayacağı bilinmelidir; zira Trump'ın ülkesi bu varlığı 1948’de tanımış ve bölgedeki kirli aracı olması için onu tüm hayatta kalma nedenleriyle desteklemiştir. Bölge ülkeleri aracılığıyla ona koruma sağlamış ve özellikle Gazze’de soykırım işlerken bu ülkelerin ona zarar verebilecek herhangi bir askerî eylemde bulunmasını engellemiştir. Ayrıca bu ülkeler, bu suçlu varlığı doğrudan ya da dolaylı olarak tanımaktadırlar. Dolayısıyla iki devletli çözümü dile getiren her devlet, Yahudilerin Filistin’in yaklaşık %80’ini gasp etmesini kabul etmiş olduğu gibi bu suça da ortak olmuş olur; bu yüzden bu devletin yöneticileri ve onların eylemlerini destekleyenler, Allah’ın huzuruna çıkacak ve ağır bir şekilde hesap vereceklerdir.
-------------
ABD, petrol şirketlerinin faaliyetlerini kolaylaştırmak için Libya’da otoriteyi birleştiriyor
ABD Başkanı’nın Orta Doğu ve Afrika işleri Danışmanı Massad Boulos, 17 Haziran 2026 tarihinde Financial Times gazetesine verdiği demeçte şunları söyledi: “ABD, Libya’nın doğu ve batısındaki rakip iki yönetim arasında bir iktidar paylaşımı anlaşması için arabuluculuk yapmaya çalışıyor.” Bu da Amerikan şirketlerinin yatırım adı altında Libya petrolünü yağmalamasını garanti altına almak içindir. Ve şöyle dedi: “Ülkedeki dağınık kurumları tek bir otoritenin altına dahil etmeye çalışırken, aynı zamanda Amerikan petrol şirketlerini yatırıma teşvik ediyor. Planımız, birleşik bir hükümet kurmak ve tüm kurumları birleştirmektir.” “ConocoPhillips ve Chevron şirketlerinin Libya ile fiilen anlaşmalar imzaladığını ve Libya'nın petrol üretiminin mevcut on yılın sonuna kadar 3 milyon varile ulaşarak iki katına çıkabileceğini” belirtti.
Bilindiği üzere Libya, Afrika’da teyit edilmiş en büyük petrol rezervlerine sahiptir. Batı ülkeleri, özellikle ABD, Fransa ve İngiltere, petrol çıkarma konusunda kendi çıkarlarını güvence altına alan Kaddafi’ye karşı Libya halkına yardım etme bahanesiyle NATO adına müdahale etmişlerdi; zira Libya petrolünü çıkaran ve bunun aslan payını elinde bulunduranlar Batılı, özellikle de Avrupalı şirketlerdi; Amerikan şirketleri ise onlarla rekabet etmeye çalışıyordu.
2011 yılında Libya halkı Batı’nın ajanına karşı ayaklandığında, sömürgeci Batılı ülkeler Libya’nın Batı’dan bağımsızlaşmasını engellemek için müdahale ettiler ve ülkenin kendi sömürgelerinde kalmasını sağladılar. Dolayısıyla bu ülkeler, kendilerine bağlı bölgesel devletler ve ajanlar ile sadık kişilerden oluşan yerel araçları yoluyla birbirleriyle çatışmaya başladılar.
Son olarak Amerika, hizmetkârı Erdoğan’ın yardımıyla Libya’daki ajanlarını iktidara getirmeyi başarmış, 2021 yılında batı Trablus’ta Abdülhamid Dibeybe hükümetini kurmuş ve doğu Libya’daki ajanı Hafter’i ise 2014 yılından beri iktidarda tutmaktadır. Şu anda bu ikisinden tek bir hükümet kurmaya çalışıyor ki böylece Müslümanların petrolünden aslan payını ele geçirebilsin ve onların yoksul ve muhtaç olarak kalmalarını sağlayabilsin.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur