- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Şeriat ve Selim Akıl Hindu-Yahudi Arasındaki Şeytani İttifaka Karşı Koymanın Tek Çözümü Raşidi Hilafettir
25 Şubat 2026'da, Hindistan devletinin Başbakanı Narendra Modi, Yahudi varlığı parlamentosu önünde bir konuşma yaptı ve konuşmasında Yahudiler ile müşrik Hinduların Müslümanlara karşı şiddetli düşmanlığına dair Kur'an-i bir hakikati vurguladı. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” [Maide 8] Nitekim bu düşmanlık, Modi'nin konuşmasında açıkça görülmektedir.
Modi, Gazze’de soykırım suçunu işleyen terörist Yahudi varlığının yanında durmuş ve şöyle demiştir: “Hindistan, bu zamanda ve sonrasında bir kararlılık ve inançla “İsrail'in” yanında duracaktır.” Böylece Hindu devleti, Gazze'de katliamlarına devam eden ve savaşını Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Katar, Yemen ve İran'a genişleten Yahudi varlığıyla aynı safta yer almaktadır.
Ardından Modi, aslında İslam’a, cihada ve Müslümanlara karşı savaşı için bir kılıf olan ve kendisinin “terör” olarak adlandırdığı olguya saldırdı ve şöyle dedi: “Terörizmi hiçbir şey haklı çıkaramaz; nitekim Hindistan uzun süredir terörün acısını çekmektedir; zira 26 Kasım Mumbai saldırılarını ve aralarında “İsraillilerin” de bulunduğu masum canların yitirilmesini hatırlıyoruzdur; sizin durumunuzda olduğu gibi bizim de çifte standart olmaksızın terörizme karşı taviz vermeyen sabit bir politikamız vardır.” Dolayısıyla “Terörizmle mücadele” yalanı kılıfına bürünerek Yahudiler ve Hindular Müslümanların topraklarını işgal ettiler, mücahitlerini öldürdüler, çocuklarını katlettiler, kadınlarına tecavüz ettiler ve Müslümanların dinlerine karşı savaştılar.
Daha sonra Modi, özü itibarıyla efendisi Trump’ın İslam’a karşı savaşa liderlik ettiği küresel bir çaba olan "terörle mücadele" için güçlü bir çağrıda bulundu ve şunları söyledi: “Terörle mücadele sürekli ve koordineli bir küresel çaba gerektirir.” Hanif İslam dinini, Yahudi ve Hristiyan şirkiyle eşit hale getirmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmalarını da ihmal etmedi ve şöyle dedi: “Yıllar önce İbrahim Anlaşmalarını imzaladığınızda, cesaretinizi ve bakış açınızın boyutunu övmüştük.”
Daha sonra genel olarak İslam ümmetine ve özel olarak da İslam ümmetinin en güçlü ordusu olan Pakistan ordusuna karşı Yahudiler ile müşrik Hindular arasındaki eski ittifaka değindi. Geçen yüzyılda Pakistan'a karşı Hindistan'a yardım eden Yahudi bir generalden bahsederek şöyle dedi: “1971'de Pakistan ile yapılan savaşta Tuğgeneral Jacob'un kahramanca katkısı geniş çapta bilinmektedir.” Yahudi varlığı ile Hindu devleti arasındaki güvenlik ilişkilerinin gücünü açıkça belirterek şöyle dedi: “Savunma ve güvenlik, ortaklığımızın bir diğer önemli temelini oluşturmaktadır; zira geçtiğimiz Kasım ayında savunma işbirliği konusunda bir mutabakat zaptı imzaladık ve bugün belirsizliklerle dolu bir dünyada, Hindistan ve "İsrail" gibi güvenilir ortaklar arasında güçlü bir savunma ortaklığı son derece önemlidir.”
İslam ümmeti gerçekten bu şerir ittifakın acısını çekmiştir; nitekim 7 Mayıs 2025'te Pakistan, bir gün önce ülkeye yönelik gerçekleştirilen bir dizi Hint saldırısının ardından Hindistan'ın hava sahasına gönderdiği Yahudi varlığı tarafından üretilmiş insansız hava araçlarını düşürmüştü. Ayrıca TV9 Hindi Hint kanalının 7 Şubat 2024 tarihli bir raporuna göre, Haydarabad şehrinde üretilen Hindistan yapımı insansız hava araçları, Yahudi varlığının ihtiyaçlarını karşılamaya katkıda bulunacaktır.
Ey İslam ümmeti ve orduları: Yöneticileriniz, Yahudiler ve müşrik Hindular arasında büyüyen şeytani ittifaka karşı koymayacaktır. Zira fikri olarak bu yöneticiler milliyetçidirler ve "vatanın inşasından" bahsettiklerinde, onların vizyonları Müslümanları parçalayan ve onları zayıflatan milliyetçilik sınırlarının ötesine geçmemektedir. Bu yüzden onlar, dünyanın en büyük devleti olmak için ulusal sınırların kaldırılmasını ve İslam ümmetinin birleşmesini gerektiren bir ümmet inşa etmeyi asla düşünmeyeceklerdir. Ayrıca siyasi olarak bu yöneticiler, Yahudi varlığının ve Hindu devletinin müttefiki olan Amerika'ya tabidirler ve onların rolü, Müslümanlar Batı'da Yahudi varlığı ve Doğu'da Hindu devleti tarafından katledilirken ümmetin ordularını dizginlemektir. O halde bu yöneticileri, İslam'a göre hükmedecek, İslam ümmetini birleştirecek ve ümmetin düşmanlarıyla savaşacak İslami bir liderlikle değiştirmemizin zarureti konusunda geriye hâlâ herhangi bir şüphe kaldı mı acaba?
Ey İslam ümmetinin orduları: Selim akıl, İslam ümmetinin birleşmesini gerektirir; bu ise şu anın talebi olduğu gibi her şeyden önce sizin için şerî bir vaciptir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.” [Al-i İmran 103] Hafız İbn-i Kesir tefsirinde şöyle demiştir: “Onlara cemaat olmalarını emretmiş ve bölünmelerini yasaklamıştır.” Bu ayet-i kerime, Müslümanların birleşik tek bir varlığın altında bir araya gelmelerinin farz olduğuna dair şerî bir delildir; nitekim Medine’deki Ensar, İslam’ın yönetimini ikame etmek ve Müslümanları tek bir varlığın altında birleştirmek için nusretlerini verdiler; bu yüzden Allah da onlara, kendi zamanlarındaki Yahudileri ve müşrikleri yenilgiye uğratma imkanı vermiştir. Bizim zamanımızda ise, Yahudiler ve müşrik Hindular tarafından maruz kalınan zillet ve ihanetin sayfasını sonsuza dek kapatacak olanlar aranızdaki sadık müminlerdir. Bakın işte Hizb-ut Tahrir, aranızda ve sizinle birlikte çalışmakta, sizin için hayırlı olanı yakından bilmekte ve size, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için kendisine nusret vermenizin vaktinin geldiğini vurgulamaktadır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan