- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Çıplak Uyarıcı: Vahiy Metodu ile Hız Çağındaki Bilinç Kaybı Arasında Kurtuluş Mesajı
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ مَثَلِي وَمَثَلَ مَا بَعَثَنِيَ اللَّهُ بِهِ كَمَثَلِ رَجُلٍ أَتَى قَوْمَهُ فَقَالَ: يَا قَوْمِ إِنِّي رَأَيْتُ الْجَيْشَ بِعَيْنَيَّ، وَإِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْعُرْيَانُ فَالنَّجَاءَ، فَأَطَاعَهُ طَائِفَةٌ مِنْ قَوْمِهِ فَأَدْلَجُوا فَانْطَلَقُوا عَلَى مُهْلَتِهِمْ، وَكَذَّبَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ فَأَصْبَحُوا مَكَانَهُمْ فَصَبَّحَهُمْ الْجَيْشُ فَأَهْلَكَهُمْ وَاجْتَاحَهُمْ، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ أَطَاعَنِي وَاتَّبَعَ مَا جِئْتُ بِهِ، وَمَثَلُ مَنْ عَصَانِي وَكَذَّبَ مَا جِئْتُ بِهِ مِنَ الْحَقِّ “Şüphesiz benim ve Allah'ın benimle gönderdiği şeyin misali, bir adamın misali gibidir ki. kavmine gelir de, «Ben orduyu iki gözümle gördüm. Ben gerçekten apaçık bir uyarıcıyım (nâzîrim), kurtulmaya bakın!» der. Kavminden bir kısmı ona itaat eder ve geceleyin yola çıkarlar, yavaş yavaş kurtuluşa ererler. Onlardan bir kısmı da onu yalanlayarak yerlerinde kalırlar ve sabahleyin ordu baskınına uğrayıp helak olurlar.”
Bu azim hadis, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in davetinin hakikatini ve insanların bu davete karşı tutumunu özetlemektedir; zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini, kavmine saldırmak üzere yaklaşan bir orduyu görüp hızla onları uyaran ve: Kurtulun, kurtulun! yani vakit geçmeden kaçın! diye seslenen bir adama benzetmiştir.
Araplar, böyle bir uyarıcıya çıplak uyarıcı (en-Nezîrü’l-Uryân) derlerdi; çünkü yaklaşan büyük bir tehlike gördüğünde, dikkat çekmek ve yaptığı uyarının doğruluğunu ve tehlikesini vurgulamak için ya elbisesini çıkarır ya da onu sallardı. Bu yüzden kavim iki gruba ayrılmıştır: Birisi uyarıya inanıp onu tasdik ederek kurtulan gurup; diğeri ise yalanlayıp önemsemeyerek helâk olan gruptur. İşte insanların, Nebi Aleyhi Efdalu’s Salatu ve’s Selam’ın risaleti karşısındaki durumu da böyledir; yani vahye tabi olan kimse dünya ve ahirette kurtulur; yüz çeviren ise helak ansızın gelinceye kadar güvenlik vehmi içinde yaşar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin.” [Enfal 24]
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in getirdiği şey, bir üçüncüsü olmayan iki akıbet için olan bir uyarıdır: Bunlar ise Allah’a iman ve O’na tam itaat esasına dayalı cennet veya cehennemdir; dolayısıyla risalet özünde ya kurtuluş yolu ya da helak yolu olup, bu iki yol arasında tarafsızlık diye bir şey yoktur.
Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem risaleti yerine getirmiş, emaneti tebliğ etmiş ve ümmete de Kur'an ve sünnet olan O'nun mirası kalmıştır.
Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra dinin tebliği, bugün bizim gördüğümüz şekilde değil, O’nun metodu üzerine olması gerekir; zira Hilafetin yüz yılı aşkın bir süre önce yıkılmasından bu yana, minberlerde genellikle ümmetin gerçekliğine dokunmaksızın korkutma ve teşvik yöntemini benimseyen davetçileri dinliyoruz; bu davetçiler ise, nassları yerli yerinde kullanmayarak hakkı bâtılla karıştırmakta, metoda aykırı olan vakıaya uyum sağlamakta ve dinin bazılarını alıp diğer bazılarını terk ederek onun parçalanması için çalışmaktadırlar; bu da genel sloganlara ve gerçek bir bağlılığın olmadığı dini ritüellere dönüşünceye kadar dinin özünün boşaltılmasına yol açmıştır. Böylece onların davetleri saçılmış zerreler haline gelmiş ve ümmette istenen etkiyi oluşturmaktan aciz kalmıştır; çünkü düşünme metodu hatalı olup ortaya konuluş yolu ise kusurlu ve Kerim Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in metoduna aykırıdır.
Batı, Hilafeti onun teşrî nasslarıyla oynayarak yıkmamıştır; aksine mızrağının ucunu İslami düşünceyi değiştirmek ve onu Batılı kapitalist fikirlerle evcilleştirmek için çalışmaya yöneltmiştir; böylece sonuç, üzerine Allah’ın şeriatının uygulanmamasını umursamayan bir ümmet olmuştur; çünkü ümmet, savaşlar, refahlar, dünyevî kazançlar ve kayıplar içinde boğularak kendisi için yaratıldığı şeylerin dışındaki şeylerle meşgul edilmiş, ümmetin düşüncesinden helal ve haram ölçüsü kaybolmuş, bu da ümmeti kontrol etmeyi kolaylaştırmış ve onu hazlara ve kapitalist maddiyata doğru rahatça sürüklenebilir hale getirmiştir; böylece de ümmetin zevklere, kapitalist materyallere, teslimiyete, boyun eğmeye ve onursuzluğa sürüklenmesi kolaylaşmıştır.
Bu idrakten hareketle sorunun kökten çözümü, İslami fikri şahsiyete sahip bir davetçinin (uyarıcının) hazırlanması için çalışmayı gerektirir ki böylece bu davetçi, toplumun göremediğini görme konusunda toplumun önünde olur, sıradan insanların anlaması zor olan iç içe geçmiş siyasi, ekonomik ve sosyal olayları ve karmaşık sonuçlarını yorumlar, olayların içinde boğulmak yerine onların etrafında dolaşır; onlara dışarıdan bakar, siyasi olayları ve etkin devletlerin planlarını okur, toplumu yöneten ve onun akıbetini kontrol eden şeyler olmasından dolayı bu planlar gerçekleşmeden önce ortaya çıkarır ve halkların fakirleşmesini veya zenginleşmesini belirleyen ekonomik olaylara da ışık tutar…
Yine bu davetçi, erdemi, iffeti ve temizliği yayan ve aileyi koruyan hususları öne çıkarmak yoluyla toplumun bütünlüğünü ya da içten yıkılmasını kontrol eden hususlardan olduğu için içtimai nizamla ilgili olayları da inceler ve toplumu ahlaksızlık bataklığına sürükleyerek onu, şehvetin harekete geçirdiği hayvani bir düzeye indiren, böylece de gençlerin yüce meseleleri ve büyük olayları terk ederek bu hayvani düşüş içinde kaybolması için yayılan hususları ifşa eder.
Buradan hareketle davetçinin ameli, düşmanın planlarını boşa çıkarmak olur ki böylece şerî delille vehmedilen güzellikleri pazarlamasın; aksine toplumun hayatına hükmeden bozuk sistemin izin verdiği kanun ve sistemin çerçevesinin dışında düşünsün; İslam’ın dışlandığı andan itibaren biriken alışkanlıkları kırsın ve İslam'ı kokuşmuş kapitalizmin tortularından arındırsın; İslam'a, seçilmiş parçalarla değil de hüküm için ölçü olarak Kur'an ve sünnet temelinde kamil bir şekilde davet etmek yoluyla düşmanın hedeflerini ve araçlarını ifşa etsin. Böylece delili görüşün ve nassı hevanın önüne geçirsin, ilim ve hikmet ölçüsüyle iyiliği emretme ve kötülükten sakındırmayı ihya etsin ve insanlar ya da otorite karşı çıksa bile hak üzere sebat etsin. Dolayısıyla dini yalnızca bireysel ibadetlere indirgemesin, aksine onu kapsamlı bir hayat metodu olarak ortaya koysun.
Öte yandan bu makalede sorunun kökünü bugünkü vakıamızla ilişkilendirmek için altının çizilmesi gereken çok tehlikeli bir meseleyle karşı karşıyayız ki bu da: toplumlarımızdaki Batı saçmalığının ve bunların sosyal medya ile hızlı arama motorları aracılığıyla nüfuz etmesi sonucunda insanlara dayatılan yaşam tarzıdır. Böylece modern insan, hızlı haberler, kısa videolar, tek bir tuşla değişen kanaatler ve hiçbir inceleme olmaksızın görüşler arasında sürekli geçiş gibi artık hıza dayalı bir yaşam tarzı içinde yaşar bir hale gelmiştir.
Böylece insanların birçoğu, içerik yerine başlıklarla, araştırma yerine izlenimlerle ve anlama yerine takip etmekle yetinir bir hale gelmişlerdir; sonuçta ortaya sıkılmış ve dikkati dağınık bir nesil çıkmıştır. Buradaki tehlike ise, kanaatlerini hız üzerine inşa eden kişinin, bilinçsiz bir şekilde kolayca yönlendirilebilmesidir.
İçinde yaşadığımız hız çağı, insandan düşünme ve doğrulama yetisini çalmıştır; bu ise davetçinin (uyarıcının) görmezden gelmesi imkansız olan, aksine güvenilir kaynaklardan şerî bir delil talep etmeksizin körü körüne tabi olma fikrini değiştirmek yoluyla çözmek için çalışması ve gerçek ilmi, düşünceyi harekete geçiren, aklı düşünmeye alıştıran ve böylece vakıayı ümmetin kolayca yönlendirilebilmesi için içine hapsedilmek istendiği kalıpların dışında okuyan ilgi çekici sistematik bir üslupla kapsamlı bir şekilde sunması gereken bir gerçekliktir. Bu şekilde insanları ümmetin davalarına ve dine karşı yürütülen savaşa bağlayan konuları gündeme getirir, siyasi ve ekonomik olayların arka planını tartışır ve dinini kaybetmiş olmasından dolayı ümmetin karşı karşıya olduğu sorunları gözden geçirir; işte o zaman ümmet, kurtuluşunun tek yolunun, kendi gerçekliğini değiştirmeye yardımcı olacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin yeniden tesis edilmesi olduğunu idrak eder.
Bugün ümmetin herhangi bir uyarıcıya değil, aksine Zerkâü’l-Yemâme gibi keskin görüşlü, uzaktan görebilen ve görmekle birlikte basirete de sahip olmasından dolayı kavmini uyaran düşünen bir uyarıcıya ihtiyacı vardır ki böylece kişi, zahiri görüntülere ve anlık cazibelere aldanmasın; aksine bunların arkasındaki gerçek tabloyu görsün ve hatta kavmi ona, Zerkâ’ya kavminin sen bunamışsın dediği gibi deseler bile kavmini uyarsın!! Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ “Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.” [Nahl 43]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde