حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Özbekistan
Medya Bürosu
| No: ÖZ-BA-2026-MB-TR-02 |
H. 7 Şa'bân 1447 M. Pazartesi, 26 Ocak 2026 |
Özbek Rejimi “Barış Kurulu” Maskesi Altında İşlenen Suça Ortaktır
22 Ocak’ta, ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen törende Barış Kurulu belgesinin imza merasimine katıldı. Bu bağlamda danışmanı Abdülaziz Kamilov, “Özbekistan 24” kanalına verdiği bir röportajda; Özbekistan’ın bu kurula katılımının temel sebebinin, güvenlik faktörlerinin ve girişimin amaçlarının ülkenin dış politika ana hatlarıyla örtüşmesi olduğunu savundu. Ayrıca Özbekistan’ın Orta Doğu bölgesinde “ciddi ve önemli çıkarları” bulunduğunu vurguladı. Kamilov, “Barış Konseyi” girişimine destek verilmesinde üç temel unsurun etkili olduğunu açıkladı: Birincisi, güvenlik alanındaki ulusal çıkarlarla örtüşmesi. İkincisi, kurulun hedef ve görevlerinin dış politika ilkeleriyle uyumlu olması. Üçüncüsü: Orta Doğu’da hayati çıkarların bulunması. Kamilov’a göre girişimin temel amaçlarından biri Gazze Şeridi’ndeki askeri ve ekonomik krizi sona erdirmektir. Barış Konseyi kurulması girişiminin bizzat ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya atıldığını da belirtti. Kamilov, “önemli ve ciddi çıkarlar” ifadesini bölgesel, küresel ve ulusal güvenlikle ilişkilendirerek, Özbekistan’ın Orta Doğu’ya olan ilgisinin “aşırılık tehlikesi” nedeniyle de arttığını dile getirdi.
Bu bağlamda biz şunları vurguluyoruz:
Birincisi: Kamilov; Yahudi varlığının Mübarek Toprak Filistin’de Müslümanlara karşı uyguladığı ve uygulamaya devam ettiği saldırgan savaşı, vahşi soykırımı, zulmü, baskıyı ve şiddeti “askeri ve ekonomik bir kriz” olarak nitelendirmektedir. Esasında bu rejim, bugüne kadar Yahudi varlığının işleri suçları açıkça kınamaya bile cesaret edememiştir. Bu durum, Özbek rejiminin bu varlığın suçlarını gizleme ve görmezden gelme yönündeki tutumunu sürdürdüğünü bir kez daha kanıtlamaktadır. Yine onun “krizin çözüme kavuşturulması” ifadesi, Yahudi varlığının suçlarının ortadan kaldırılması değil; bu suçların, bu azgın varlığın çıkarlarına göre yönlendirilmesi anlamına gelmektedir.
İkincisi: Kamilov’un “ciddi ve önemli çıkarlar” olarak adlandırdığı faktörlerin tamamı, Özbek rejiminin güvenliğini ve uluslararası imajını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Yani bu hususların Özbekistan’ın Müslüman halkının çıkarlarıyla hiçbir alakası yoktur; zira halk, Yahudi varlığından nefret etmekte ve bu nefreti sosyal medya üzerinden de olsa dile getirmektedir. Özbek rejiminin izlediği dış politika ise bu durumla asla örtüşmemektedir. Bu da rejimin, yalnızca Amerika’nın kendisine sunduğu geçici “itibar ve nüfuz”un peşinde olduğunu göstermektedir.
Üçüncüsü: Kamilov’un, “bölgesel, küresel ve ulusal güvenlik” ile “aşırılık tehdidi” gerekçeleriyle Özbek rejiminin Orta Doğu’ya ilgisinin arttığı yönündeki açıklamaları, bu rejimin Müslümanların toplu katledilmesiyle ilgilenmediğini açıkça göstermektedir. Aksine rejim, Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere —daha doğrusu İslami uyanışın artması ve Müslümanlar arasında Hilafet Devleti’nin kurulmasının bir hayat-memat meselesi olduğu yönünde oluşan genel kanaatin yol açacağı küresel değişimlere— bir tehdit olarak bakmaktadır. Bu tehdidi yalnızca kendi ulusal güvenliği için değil, tüm bölge ve hatta dünya için bir tehlike olarak görmektedir. Basitçe ifade etmek gerekirse; Özbek rejimi, Hilafet Devleti’nin kurulmasının, kendi otoritesinin ve onunla birlikte mevcut yozlaşmış uluslararası sistemin çöküşüne yol açacağından aşırı derecede endişe duymaktadır. Bu nedenle Mirziyoyev liderliğindeki Özbek rejimi, Trump Amerika’sının öncülük ettiği projelere katılarak mevcut çürümüş uluslararası sistemi korumaya ve kendi iktidarının güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.
Yukarıdakilere dayanarak Müslüman halkımıza diyoruz ki:
Ey Özbekistan Müslümanları! Sizi yöneten bu rejim, sizin çıkarlarınızı ve güvenliğinizi değil; kendi çıkarlarını ve güvenliğini esas alan bir siyaset izlemektedir. Bu yüzden rejim, Filistin’i Yahudilerden temizlemeyi reddeden, bilakis onları güçlendiren ve Müslümanları yüzüstü bırakan, “Barış Kurulu” adı verilen iğrenç Amerikan projesine katılmaktadır. Bunun, ne şer’î ne de aklî olarak gerekçelendirilemeyecek son derece tehlikeli bir adım olduğunu idrak etmeliyiz!
Dolayısıyla size düşen, Özbek rejiminin izlediği bu gayri İslami dış politikayı reddetmek ve suskunluğa son vermektir. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi bundan hesaba çekecektir! Çünkü Gazze’nin, Mescid-i Aksâ’nın ve tüm Filistin’in kurtuluşu; Amerika’nın ve diğer kâfirlerin sömürgeci projeleriyle değil, ancak Müslüman ordularının genel seferberliğiyle gerçekleşecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın.” [Bakara 191]
Özbek rejimine de diyoruz ki: Bu kurula katılmak, yalnızca bir dış politika adımı değildir; Gazze’de soykırıma maruz kalan kardeşlerimize ve İslâm ümmetine karşı yürütülen düşmanca bir plana ortak olmaktır. Bu, son derece ağır bir suça iştirak anlamına gelmektedir. Mirziyoyev liderliğindeki bu rejimi bir kez daha uyarıyoruz: Mübarek Filistin’i zayi etmek gibi bir cürmün sonu, dünyada ve ahirette ancak zillet olacaktır! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ“Birr ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” [Maide 2]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Özbekistan Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: |



