Cumartesi, 15 Zilkâde 1447 | 2026/05/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ
“Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.” [Zuhruf 19]

Yüksek İslami Şeriat Konseyi: Savaşı Sona Erdirmek İçin Siyonist Varlıkla Diplomatik Müzakere Yolunun Seçilmesine Saygı Duyulmalı!

Kendilerini, “Müslümanların dini işlerinin düzenlenmesinin gerektirdiği nizamları, kararları ve talimatları çıkarma yetkisine sahip heyet...” olarak tanımlayan alimler, şeyhler ve şahsiyetlerden oluşan Yüksek İslami Şeriat Konseyi üyeleri, bugün 25 Nisan 2026 tarihinde savaşı sona erdirmek için Siyonist varlık ile diplomatik müzakere yolunun seçilmesini desteklediğini bildiren bir bildiri yayımladı! Yayınlanan bu bildiri, kötü bir örnektir, ne Allah Azze ve Celle’nin ne de Rasûlü’nün razı olmayacağı bir tutumdur, Müslümanların ise asla kabul edemeyeceği bir davranıştır. Yüksek İslami Şeriat Konseyi, yayımladığı bildiride, müzakerelerde “Lübnanlıların üzerinde irade beyan ettiği, ülkenin dokunulamaz anayasası ve ulusal referansı olan Taif Anlaşması’nın metnine ve ruhuna bağlılığa vurgu yapılması ve büyük ulusal meselelerde ve kader tayin edici konularda ondan başka hiçbir merciye başvurulmaması” nedeniyle böyle bir karar aldığını bildirdi. Bildiride ayrıca; “Cumhurbaşkanı’nın, Lübnan Anayasası’nın 52. maddesine dayanarak Başbakan ile koordineli şekilde uluslararası anlaşmalar yapmak üzere müzakereleri yürütme konusundaki anayasal hakkına ve devlet ricaliyle birlikte Siyonist varlıkla savaşı bitirmek için diplomatik müzakere yolunu seçmesine saygı duyulması...” ifadelerine yer verildi! Üstelik bu müzakerelerin, “savaştan kurtulmak için tüm kapıların kapandığı” bir zamanda gerçekleştiği kaydedildi…” Peki Lübnan’daki Müslümanların en hayati meselelerinden biri olan bu konu böyle mi ele alınacaktır?! Amerika’nın desteğiyle Lübnan’ı ve diğer İslam ülkelerini gece gündüz vuran, işgalci, mücrim, gaspçı Yahudi varlığıyla müzakere meselesinin haramlığı dinde zaruri olarak bilinen bir konu değil mi?

Kitap’tan, Sünnet’ten veya bunların işaret ettiği kaynaklardan hangi delile dayanarak böyle bir sonuca vardınız?! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, sahabesi ve onlardan sonra gelen Müslümanlar, işgal edilmiş bir İslam toprağı hususunda işgalciyle müzakere edip barış yapmışlar mıdır, onun orada kalmasını onaylamışlar mıdır? Hâşâ! Ne Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, ne de ashabı böyle bir şey yapmıştır! Eşyayı “diplomatik müzakereler yürütmek” gibi farklı isimlerle isimlendirmek o eşyayı mubah ve kabul edilebilir kılar mı? Bunun, Yahudi varlığıyla barış ve normalleşme anlamına geleceğini sizler de bal gibi iyi biliyorsunuz! Yüksek İslami Şeriat Konseyi’ne Taif Anlaşması hakkında “En can alıcı meselelerde sadece ona başvurulur, ondan başka merci yoktur” demek yakışır mı?! Peki, geride Allah Azze ve Celle’nin şeriatının referans olarak alınacağı bir mesele kaldı mı?! Ne oluyor size ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle?

Ey Yüksek İslâmî Şeriat Konseyi üyeleri! Bu tutumunuz karşısında yüreklerimiz yanarak size sesleniyoruz: En üst düzey şer’i merci sıfatıyla bugün Lübnan’daki Müslümanlara aşılamak istediğiniz anlayış nedir? En yüksek şer’î merci olarak, Müslümanlara gasıp Yahudi varlığıyla diplomatik müzakere adı altında barış ve normalleşme sürecine girmenin caiz olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?! Peki sabah akşam uğruna gözyaşı döktüğünüz Mescid-i Aksa ve çevresindeki halkımıza ne diyeceksiniz?

Ey Yüksek İslami Şeriat Konseyi üyeleri! Haramlığı dinen zaruri olarak bilinen bir meselede, anayasal bahanelerle Yahudilerle müzakereyi meşrulaştırdığınızı görmüyor musunuz? Eğer yarın öbür gün anayasa, yetkililere ahvali şahsiye kanunlarını ilga etme veya “dini otoritelerinizi” lağvetme yetkisi verirse ne yapacaksınız?

Ey Yüksek İslami Şeriat Konseyi üyeleri! Allah’tan korkun ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ilim ehlinden aldığı şu sözü ve misakı hatırlayın:

وَإِذْ أَخَذَ اللهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, «Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” [Ali İmran 187] Eğer bu toplantıya katılanlar arasında bu münkeri reddedenler varsa –ki aranızda böyle kimselerin olduğunu biliyoruz– bu münkeri reddettiklerini açıkça ilan etmelidirler. Zira böylesi bir duruş, açıklamanızın oybirliğiyle alındığını zannedip fetvanıza sarılabilecek olan Müslümanların huzuruna çıkmadan önce, Kaviyy ve Aziz olan Allah’ın huzurunda sergileyebileceğiniz en iyi duruş olacaktır! Yarın Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın hükmü ve şeriatı karşısında ulusal birlik, egemenlik veya bağımsızlık söylemleriniz size hiçbir fayda vermeyecektir. Bizler sadece güvenilir birer nasihatçileriz.

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti olarak biz; bu duruşu açıklamadığımız takdirde yarın Allah Azze ve Celle katında bu duruştan sorumlu olacağımızı biliyoruz. Sizler bu makamda ve bu tutumda olduğunuz sürece, bu münkeri dilimizle ve açıklamalarımızla reddetmeye devam edeceğimizi bilin. Müslüman şeyhleri ve alimleri de bu duruşu kabul etmemeye ve ondan beri olduklarını açıklamaya davet ediyoruz:

مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ“Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar” [Araf 164] Allahım! Şüphesiz bizler tebliğ ettik, nasihat ettik ve münkeri reddettik. Allahım, Sen şahit ol!

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Lübnan Vilâyeti


H. 8 Zilka’de 1447
M.  Cumartesi, 25 Nisan 2026

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER