- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
[Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi'nin H. 21 Receb 1447 M. 10 Ocak 2026 Cumartesi günü, Partinin (El-Vakiye) Kanalı Aracılığıyla “Hilafet Ümmetin Hayati Meselesidir” Başlığı Altında Düzenlediği Yıllık Hilafet Konferansı'nın Konuşmalarından]
Sudan ve Yeni Kan Sınırları
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstad Nasır Rıza Muhammed Osman
Azim İslam'ın Sudan'ından, eski İslam ülkelerinin Sudan'ından, ilk Müslümanlar tarafından inşa edilen eski Dongola Camii'nin Sudan'ından.İslam'ı, Halife Osman ibn Affan'ın döneminden beri tanıyan Sudan'dan; zira Osman ibn Affan, Mısır valisi Abdullah bin Sa'd bin Ebi Serh'e Sudan'ı fethetmesini emretmiş, bunun üzerine Kuzeydeki Nübye beldesini fethetmiş ve başkentleri Dongola'ya girmiş ve orada eski bir cami bulmuş, onlarla Bakt Anlaşması adlı bir anlaşma imzalamış, bu anlaşmanın şartlarından biri de Dongola Camii'ne önem verilip gözetilmesi olmuştu.
Daha sonra Müslümanlar, Harameyne eş-Şerifeyn’in batıdan giriş kapısı olması itibariyle Sudan topraklarına önemsemeye devam ettiler; bu yüzden Müslümanların kutsallarını korumak için ardı ardına gazveler oldu; nitekim Müslümanlar, Emevi Hilafeti, Abbasi Hilafeti ve aynı şekilde Memlükler dönemlerinde Sudan'a girdiler; o dönemde Zahir Baybars ordulara komutanlık ediyordu ve Kabe’yi yıkmayı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kabrini kirletmeyi hedefleyen Portekizlilerin saldırılarından Kızıldeniz'i korumak için Suakin, Massava ve Berbera'ya garnizonlar yerleştirdi.
Osmanlılar da aynı şeyi yaptı ve Sudan, Harameyn topraklarındaki Müslümanların kutsallarına yönelik arzusundan dolayı İslam Devleti'nin gözünde kalmaya devam etti.Müslümanların Sudan topraklarını arzuladıkları kadar sömürgeci kafir Batılı ülkeler de İslam'ın Afrika'nın kalbine nüfuz etmesinin yolunu kesmek için Sudan'ı arzuluyorlardı; Sudan, İslam'ın Afrika'nın kalbine açılan kapısı olarak kabul edilir; ayrıca Doğu kıyısı, Doğu Afrika ve Asya'yı Avrupa'ya bağlayan en büyük su yollarından biri olan Kızıldeniz veya eski adıyla Bahr-i Kulzüm boyunca yaklaşık 853 kilometre uzanmakta olup Küresel ticaretin %13 ila %30'u bu su yolundan geçmektedir; aynı zamanda Sudan, kaynaklar ve servetler açısından zengin bir ülkedir.
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 1990'ların başında dile getirdiği şey tam olarak bu olup örgüt, petrol ve dinin Sudan'ı, ABD yönetiminin gündeminin en üst sırasına taşıdığını belirtmiştir.
Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Amerika, dünyanın tek lideri oldu ve dünyayı dilediği gibi dolaşmaya, dünya ülkelerine müdahale etmeye ve Avrupa'nın 1648'de Vestfalya Kongresi'nde kararlaştırdığı ulus devlet anlayışına karşı isyan etmeye başladı.1884'te, Bismarck'ın Avrupa'nın sömürgelere karşı bir savaş başlatacağına dair işaretler görmesinin ardından, Avrupa ülkeleri Afrika'yı sömürgeleştirme yarışını organize etmek için Berlin'de bir konferans düzenledi ve Afrika ülkelerini sömürgeci ülkelerin lehine böldüler; böylece Avrupa neşteri, 1916 yılında Mark Sykes ve François-Picot Anlaşması ile Arap ülkelerini bölerek ve yeni sömürge sınırlarını onaylayarak Arap ülkelerine uygulanan aynı yöntemle Afrika ülkelerine de uygulandı.
Hem kendi çıkarlarını korumak hem de İslam ülkelerini bölmek ve Hilafetin geri dönüşünü engellemek için suç planını uygulamada mızrak başı olan Yahudi varlığının çıkarlarını korumak için Kızıldeniz havzasındaki ülkeleri istikrarsızlaştırmaya çalıştı; böylece Somali'yi üç ülkeye, Etiyopya'yı iki ülkeye ve Sudan'ı iki ülkeye böldü ve bu süreç hala devam etmektedir; Yemen ise şu anda üç devlete, Libya ise iki devlete bölünme tehdidi altındadır.Bütün bunlar, Ortadoğu'nun celladı olarak tanımlanan ve Sykes-Picot Anlaşması'nda bölünmüş olanı bölme ve bölgenin sınırlarını yeniden belirleme çağrısında bulunan Siyonist şeytan Bernard Lewis'in fikri onda somutlaşana kadar Kızıldeniz havzasına tam anlamıyla el koymak içindi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Haziran 2006'da dile getirdiği şey de tam olarak işte buydu; zira Condoleezza Rice, Ortadoğu bölgesinde kapsamlı bir değişim gerçekleştirmenin zamanının geldiğini, bunun zorlu bir cerrahi operasyona benzetilebileceğini ve Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesinin, başta petrol olmak üzere bölgedeki Amerikan ekonomik çıkarlarını garanti altına alan siyasi ve sosyal istikrarın sağlanmasının anahtarı olduğuna inanıldığını söyledi.
Peki Amerika bölgenin sınırlarını nasıl yeniden çizecek?Amerikan askeri dergisi Armed Forces Journal, şu başlıklı bir makale yayınladı: (Kan Sınırları! Daha İyi Bir Ortadoğu Nasıl Görünecek?!)Amerikalı askeri stratejist Ralph Peters tarafından yazılan bu makale, etnik köken ve dine dayalı yeni bir bölge haritası içeriyordu. Ralph Peters'ın kan sınırları haritalarının yayınlanmasından bir yıl sonra, The Atlantic dergisi, Amerikan siyasetinde Ralph Peters ile aynı siyasi kanattan olan Amerikalı Siyonist Jeffrey Goldberg'in makalelerine eşlik eden Ortadoğu'nun yeni sınırlarının haritalarını yayınladı.
Bu nedenle Sudan'daki saçma ve lanetli savaş, Amerika'nın Sudan'daki İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırmak, Darfur bölgesini ayırmak ve güneyini kuzeyinden ayırdıktan sonra Sudan'dan geriye kalanları da parçalamak amacıyla başlattığı bir savaş olup, bu savaşın sadece Sudan'ı değil, tüm bölgeyi hedef alan uzun bir zincirin halkası olduğunu söyleyebiliriz; zira Eli Cohen'in tweet'i, Yemen savaşını körüklemeye sevk eden silahların bombalanmasının ardından BAE'nin Yemen'den çekilme kararına yanıt olarak gelmişti; çünkü Cohen, tam bir küstahlık ve cüretkarlıkla şöyle demişti: “Sirte'yi, Faşir'i, Berbera'yı ve Mehra'yı terk etmeyeceğiz.” Ayrıca Yahudi varlığının Amerika'nın çıkarı için bölgedeki bölünme savaşlarında ve kan sınırlarında oynadığı kirli rolü de vurgulamıştır.
Ümmetin topraklarına, namusuna, şerefine ve dinine saldıran kurtlar tarafından parçalandığı bu utanç verici durum karşısında diyoruz ki;
Kurtlar, kurbanlarına saldırma imkânı bulduğu sürece, avlarının etini yemekten ne zaman vazgeçecekler ki?
Dikkat edin tüm ümmetin, gerçekten büyük bir güç tarafından desteklenmediği sürece, hakları zayi olup boşa gidecektir.
Ralph Peters, ülkelerimize göz diken büyük sömürgeci ülkelerin yaptığı gibi, azınlıkların maruz kaldığı mezalimler veya etnik, ırkçı ya da mezhepçi ihtilaflar temelinde mevcut ülkelerin bölünmesi ve parçalanması sürecini pazarlamaya çalışmaktadır; peki bölünme ve ayrılma bu sorunlar için bir çözüm müdür?
Sudan'daki konumuzdan ve kan sınırından uzaklaşmamak adına Sudan'dan ayrılan güney devletini örnek verelim; bundan önce de Sudan, Mısır'dan ayrılmıştı; oysa Mısır ve Sudan, İslam Devleti'nin vilayetiydiler ve İngilizler onları birbirinden ayırmış, ardından Amerikalılar gelmiş ve Sudan'ın güneyini kuzeyinden ayırmıştır. Peki kuzeyi ve güneyi ile Sudan’da yönetim istikrara kavuşmuş mudur? Güney Sudan'da, insanları helak eden kokuşmuş kabilecilik boyasıyla yeniden bir iç savaş patlak vermiş ve aynı şekilde yeni kurulan devleti de yolsuzluk vurmuş ve yüzbinlerce varil petrolün, devasa balık servetinin, tarım ve hayvancılığın ona bir faydası olmamıştır; zira Güney bölgesinin nüfusu yaklaşık sekiz milyon olup hayvan serveti ise sekiz milyon büyükbaş hayvandır; ancak Güney halkı savaşlar, yoksulluk ve hastalıklar nedeniyle aşırı yoksulluk içinde yaşamaktadır. Kuzeydeki durumda aynı şekildedir; zira Sudan hükümeti, Güney'in ayrılması ve petrol yataklarının Güney'e geçmesiyle gelirlerinin %70 ila %80'ini kaybetmiş ve 2011'de gerçekleşen ayrılıktan sonra ciddi bir ekonomik kriz yaşamaktadır; nitekim bu kriz, 2003'ten beri alevlenen Darfur’daki isyan savaşıyla daha da kötüleşmiştir.
Benzer şekilde halk hareketinin kuzeye intikal etmesi ve Nuba Dağları/Güney Kordofan bölgeleri ile Güney Mavi Nil bölgelerini kontrol etmesiyle, savaş ve gerilimler Sudan'ın yeni güneyine kaymış ve son savaş da 2023'te Amerika'nın emriyle patlak vermiştir. Ne yazık ki Max Manwaring'in ünlü konferansında işaret ettiği gibi bu, dördüncü nesil savaş tarzına benzemektedir; zira Max konferansta dördüncü nesil savaşını, ülkenin evlatlarından ve halkında oluşan milislerin, iç savaşı alevlendirmek ve devletin altyapısını tahrip etmek için kullanılması, vatandaşların evlerinden ve bölgelerinden dalgalar halinde çıkarılmasının hedeflenmesi ve bir bölgede ateşi alevlendirip başka bir bölgede söndürülmesi olarak nitelendirmiştir; nitekim hedef onun dediği gibi gerçekleşinceye kadar bu şekilde olmuştur; zira devlet ayakta kalamayacak şekilde yavaş yavaş aşınmış ve tamamen Sudan'daki lanetli savaşlarına uygun olan bu meşum savaştan kurtulamayacak bir hale gelmiştir.
Şimdi ortaya çıkan soru şudur; Bu parçalama makinesini nasıl durdurulabilir ve Darfur'un ayrılmasını ve Sudan'dan geriye kalanların parçalanmasını nasıl önleyebiliriz?
Diyoruz ki: Beşir ve hükümetinin güneyi ayırarak yaptığı gibi, parçalama planlarını uygulayan hain ve ajan yöneticiler olmasaydı, Amerika ve onun üvey evladı Yahudi varlığı ülkemize müdahale edip onu parçalayamazdı; nitekim bir basın röportajında şöyle bir açıklama yapılmıştır: “Amerika'nın Sudan'ı beş devlete parçalamak istediği ve güneyi ayırmak için çalıştığı bilgilerine sahibiz.”Ne yazık ki bizzat Beşir, ayrılan güney devletini tebrik eden ilk kişilerden olmuş ve tek kelimeyle “Onlara halkı ve petrolüyle tam bir devlet verdik...” demiştir.
Şimdi de Burhan aynı yolu izliyor, Amerika'ya ve onun Darfur'u ayırma yönündeki günahkar planına hizmet ediyor; zira Hızlı Destek Güçleri'ne silah ve adamlar sağlamış ve onları Sudan devletinin kilit noktalarında güçlendirmiştir; hatta şayet Allah'ın lütfu ve onların suçlarına karşı çıkan ve Burhan ile ordu komutanlarını utandıran ümmetin sadık ve vefalı genç mücahitleri olmasaydı, ülkenin tamamını yutabilecek bir canavara dönüşebilirdi. O halde mesele gayet açıktır; kurtuluşun yolu, içerideki ajanlardan ve hainlerden kurtulmak, yabancı dış müdahalelerin elini kesmek ve her hak sahibine hakkını veren ve adil, insaflı ve hakkaniyetli bir devlet kuran İslam akidesine, yani ümmetin akidesine dayalı bir yönetim projesi benimsemektir; bu ise kesinlikle Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nden başkası değildir;bunun yolu da, silahlı kuvvetler ve diğer düzenli kuvvetler içindeki ümmetin muhlis evlatlarının, ajanlardan ve hainlerden yönetimi alması, ümmetin şeriatın hükmünü ve dini ikame edecek bir İmama biat etmesinin sağlanması ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışan Hizb-ut Tahrir gençlerine destek verilmesidir.
Sadece Hilafet sayesinde Allah'a itaat ederek İslami bir hayat yaşayabiliriz; sadece Hilafet sayesinde namuslar ve onur korunabilir;sadece Hilafet sayesinde ümmet birleşebilir ve toprakları korunabilir;sadece Hilafet sayesinde ümmetin yağmalanan servetleri ve heder edilen hakları geri kazanabiliriz. Haydi ey ümmetin gençleri, halkına yalan söylemeyen, ihanet ve hainlik etmeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmak için ciddiyetle kolları sıvayın ki böylece bu çaba, İslam ümmetinin zaferi ve hakimiyeti ve dinin ikame edilmesiyle taçlansın.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]



