Pazartesi, 22 Zilhicce 1447 | 2026/06/08
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

Uyuyan Dev: Haccın Vahdet Çağrısı

Her yıl dünyanın dört bir yanından iki milyondan fazla Müslüman, tarihin en büyük toplu ibadetlerinden biri olan hac ibadetini eda etmek üzere mukaddes topraklara akın etmektedir. Hacılar aynı beyaz elbiseleri giyer, aynı sözleri tekrar eder ve aynı ibadetleri yerine getirirler. Bu manzara; milliyetleri, dilleri, kültürleri ve toplumsal farklılıkları aşan bir dinin canlı bir tezahürüdür. Hepsinin tek bir gayesi vardır: Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya kulluk etmek.

Hac, İslam’ın rükünlerinden biridir. Beş vakit namaz gibi insanı arındıran ve Allah ile bağını tazeleyen bir ibadettir. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ حَجَّ لِلَّهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ “Kim Allah için hacceder, çirkin söz ve günahlardan sakınırsa, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak döner.” [Buhârî] Bu büyük ecrin yanı sıra hac, başta birlik ve fedakârlık olmak üzere İslam’ın en temel değerlerinin her yıl yeniden canlandırılması anlamına gelmektedir.

Birlik: Ümmetin Gücü

Müslüman beldelerinin; İslam Ümmeti’nin bedenini paramparça eden kesintisiz bir sömürgecilik, katliamlar ve milliyetçi çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde Hac, her yıl bize Müslümanların birliğinin şer’î bir farz ve siyasi bir zaruret olduğunu hatırlatmaktadır. Hacıların o muazzam yürüyüşünü uzaktan izlemek bile insanın kalbinde bir heybet uyandırmaktadır. Zira milyonlarca Müslüman, tam bir disiplin, samimiyet içinde ortak bir hedefe doğru tek bir vücut gibi hareket etmektedir. Birçok açıdan bu büyük toplanma ve birlik, muazzam bir güç ve uyum gösterisine benzemektedir. Bu durum, Müslümanların “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” telbiyesi ve tek bir gaye etrafında birleştiklerinde ortaya çıkacak sonucun ne kadar göz kamaştırıcı olacağının somut bir delilidir. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, çağımızda Ümmet’in sayıca çok ama selin üzerindeki çerçöp gibi zayıf olacağı zamanı tasvir etmiştir. Bugün bu zayıflığın büyük bir kısmı siyasi bölünmüşlükten kaynaklanmaktadır; zira Ümmet, 57 devlete bölünmüş durumdadır. Her bir devletin kendine ait bir hükümeti, ordusu ve siyaseti vardır.

Gelin şimdi, birleşmiş bir İslam ülkesinin ne gibi potansiyeli olacağına bir göz atalım:

Coğrafi Genişlik: İslam ülkelerinin toprakları yaklaşık 12 milyon mil kareye uzanmaktadır. Bu rakam, Rusya’nın yüzölçümünün neredeyse iki katı, ABD’nin ise üç katından fazladır ve dünya karalarının %21’ini oluşturmaktadır. Bu durum ona yenilenebilir enerji üretiminde muazzam bir kapasite sunmaktadır.

Tarımsal Zenginlik: Bu çevresel çeşitlilik, dünyanın başlıca tarım ürünlerinin çoğunun yetiştirilmesine imkân vermekte; ayrıca büyük bir hayvansal zenginlik de gıda güvenliği ve ekonomi için temel oluşturmaktadır.

Genç ve Dinamik Nüfus: Müslümanların sayısı yaklaşık iki milyardır; bu da dünya nüfusunun yaklaşık %26’sına tekabül etmektedir. Ortalama yaş yaklaşık 24’tür. Bu durum, ümmete dünyanın en dinamik iş gücünü kazandırmaktadır.

Stratejik Deniz Etkisi: Amerikan Enerji Bilgi Dairesi’ne göre İslam ülkeleri, dünya petrol taşımacılığında kullanılan yedi ana geçitten beşine hâkimdir. Hürmüz Boğazı, Babü’l-Mendeb, Süveyş Kanalı, İstanbul Boğazı ve Malakka Boğazı bunlar arasındadır. Bu durum ümmete büyük ekonomik ve jeopolitik ağırlık kazandırmaktadır.

Enerji Üstünlüğü: İslam ülkeleri dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %60-65’ine sahiptir. Bunun yanında devasa doğal kaynaklar ve nadir madenler de bulunmaktadır.

Askerî Potansiyel: Birleşmiş bir ümmet, aktif ve yedek kuvvetleriyle birlikte 20 ila 25 milyon askerlik dünyanın en büyük askerî güçlerinden birine sahip olabilir.

Fedakârlık: Haccın Özü

Fedakârlık, haccın temsil ettiği ikinci büyük değerdir. Bu değer, asırlar boyunca devam etmiş ve köklerini Allah’ın Nebisi İbrahim Aleyhisselam ’dan almıştır. O, uzun yıllar sonra kendisine verilen oğlunu Allah yolunda kurban etmeye hazır olarak en büyük teslimiyet örneğini göstermiş; yeni doğmuş evladını annesi Hacer ile birlikte ekinsiz bir vadiye bırakmış ve Allah’a itaat uğruna rahatını ve güvenliğini terk etmiştir. Hacılar daha Mekke’ye ulaşmadan fedakârlığa başlamaktadır. İşlerini ve ailelerini bırakmakta, büyük maddi külfetlere katlanmaktadırlar. Mekke’ye ulaştıktan sonra ise kavurucu güneşin sıcağı altında hac ibadetlerini (menâsik) yerine getirerek fedakârlıklarını sürdürmektedirler. Sonra kurbanlarını kesmekte ve başlarını tıraş etmektedirler. Bu da Allah’a bağlılığın ve O’ndan başkasından beri olmanın sembolüdür. O yüzden Müslümanlar, Allah Subhânehu ve Teâlâ ’nın yolunda fedakârlık yapmaktan asla tereddüt etmemelidirler.

Hac mevsimi yaklaşırken bizden öncekilerin fedakârlıklarını hatırlıyoruz: Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Şi’b-i Ebî Tâlib kuşatmasındaki sabrını, İslam’ın ilk şehidi Sümeyye RadıyAllahu Anhâ’yı, Hendek Gazvesi’nde sahabenin sebatını ve İstanbul surları yakınında defnedilen Ebû Eyyûb el-Ensârî RadıyAllahu Anh’ı… Bunlar yalnızca birkaç örnektir. Onların taşıdığı mesaj, vefatları ve şehadetleriyle sona ermemiştir. Bilakis halen devam etmektedir. Bu misyonu (risaleti) gerçekleştirmenin de benzer bir fedakârlık gerektirdiği muhakkaktır. Örneğin; Ümmet’i zayıflatan siyasi bölünmüşlük fedakârlık olmadan ortadan kalkmayacaktır; sömürgeciliğin çizdiği o yapay sınırlar fedakârlık olmadan yok edilemeyecektir; zorba yöneticiler fedakârlık olmadan alaşağı edilemeyecektir ve farzların tacı olan Hilafet’in ikamesi fedakârlık olmadan gerçekleşmeyecektir. Hac; yıllık bir hatırlatmadır, parçalanıp ayrılığı düşmek için değil; tek bir Rabbe, tek bir dine inanan tek bir Ümmet olmak üzere yaratıldığımızı ve bu vahdete (birliğe) giden yolun fedakârlıktan geçtiğini bize hatırlatmaktadır.

Kalkınmaya Giden Yol

Üzerinde düşünülmesi gereken soru şudur: İslam Ümmeti, her yıl Hac’da ruhen birleştiği gibi siyaseten de birleşseydi; bağımsızlığını kazanıp birliğini kurabilir miydi? Biz vahdet ve fedakârlığa hazır mıyız? Bunun cevabı açık ve nettir: Ümmet; modern, egemen ve müreffeh bir devlet kurmak için gerekli bütün kaynaklara, demografik avantajlara ve coğrafi imkânlara sahiptir. Böyle bir devlet, geniş imkânlarını Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in razı olacağı bir yönetim kurmak için kullanacaktır. İlahi vahye dayalı adil bir sistemin altında zulüm barınamayacak, Müslümanların canı, malı ve namusu çiğnenemeyecektir. Böylesi bir devlet; İslami yönetimin adaleti ve dürüstlüğü ile, mevcut Laik Kapitalist Nizam’ın içine battığı açgözlülük, eşitsizlik ve ahlaki çöküş arasındaki bariz tezatı gözler önüne sererek İslam’ı tüm dünyaya sunacaktır.

Kalkınmaya giden yol, salt bir siyasi reform veya ekonomik kalkınmadan ibaret değildir. Bilakis kalkınmaya giden yol; İslami hayatın yeniden başlatılması ve Allah’ın indirdikleriyle hükmeden bir yönetimin kurulmasıdır. Nübüvvet metodu üzere Hilafet, ümmeti birleştirecek, izzetini koruyacak ve onu Allah’ın onun için razı olduğu insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet konumuna yeniden geri getirecektir. Bu sebeple ümmet, kalkınmak için fedakârlık yapmalı, ihlasla çalışmalı ve sürekli Allah’ın rızasını aramalıdır. Dünyada zafer, ahirette ise büyük mükâfat bu çağrıya icabet edenleri beklemektedir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Amerika


H. 24 Zilka’de 1447
M.  Pazartesi, 11 May 2026

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER