- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Füzenin Namlusundan Müzakereler Masasına... Farklı Araçlarla Tek Bir Amerikan Politikası
Haber:
Trump, cumartesi geç saatlerde yaptığı açıklamada; İran'ın nükleer hırslarını durduracak ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden trafiğe açacak hızlı bir anlaşmaya varıldığı sürece ABD'nin İran'a yönelik yeni bir saldırıyı erteleyeceğini söyledi. Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran ve Orta Doğu’daki diğer ülkelerin, “hayati öneme sahip boğazın derhal, tam ve eksiksiz olarak yeniden açılmasına” ve “İran’ın nükleer tehdidinin sona erdirilmesine” yol açacak bir anlaşmanın tamamlanması için süre talep ettiklerini yazdı. (Reuters)
Yorum:
ABD yönetiminin askeri tırmanış tehdidinden müzakere söylemine geçmesi, Amerika’nın hedefinde bir değişiklik olduğu anlamına gelmemekte; aksine aynı amacı gerçekleştirmek için farklı araçların kullanılmasına dayanan politikanın doğasını yansıtmaktadır. Çünkü büyük devletler çatışmalara, bizzat savaş ya da barış hedefiyle girmezler; aksine kendileri için siyasi kazançlar gerçekleştirmesi durumunda savaşa başvururlar; bu kazançları pekiştirmede daha güçlü bir hale geldiklerinde ise müzakereye geçerler.
ABD, bölgede tam bir askeri zafer elde etmenin kolay bir iş olmadığının ve özellikle bölgesel ve uluslararası güçlerin iç içe geçmiş olması nedeniyle geniş çaplı bir çatışmanın, kontrol edilemeyecek sonuçlara yol açabileceğinin farkındadır. Bu nedenle müzakere, askeri baskının kullanılmasının ardından, onun alternatifi değil, aksine siyasi gerçekliği yeniden düzenlemenin bir aracı haline gelmektedir.
Bu gelişmeler, Orta Doğu’nun hâlâ uluslararası çatışmanın temel sahnesini oluşturduğunu ortaya koymaktadır; zira bu çatışma tek bir meseleye odaklanmamakta, bölgenin konumu, zenginlikleri ve stratejik geçitleriyle ve büyük güçlerin bölgedeki nüfuzlarını korumaya yönelik çabalarıyla bağlantılıdır. Bu nedenle ABD, İran’ı ayrı bir mesele olarak değil, küresel konumuyla ve diğer uluslararası rakiplerle karşı karşıya kaldığında önceliklerini belirlemeyle ilgili daha geniş hesaplamaların bir parçası olarak görmektedir.
Öte yandan gerginlik ve sükûnet arasında gidip gelmenin tekrarlanması, mevcut uluslararası düzenin krizini ortaya koymaktadır; zira büyük güçler, krizlerin köklerini çözmeye çalışmaktan ziyade, krizleri yönetmek için rekabet etmektedirler; çünkü krizlerin devam etmesi, onlara nüfuzlarını ve müdahalelerini sürdürmek için bir gerekçe sağlamaktadır.
Müslüman ülkeler, konumları ve zenginlikleri nedeniyle bu çatışmaların kalbinde yer almaya devam etmekte ancak parçalanmışlık gerçekliği bu ülkeleri, siyasi kararlarına sahip olan ve imkânlarını ümmetin çıkarı için kullanan bağımsız bir güç olmak yerine, uluslararası güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri bir arena haline getirmiştir.
Dünya, mevcut uluslararası sistemin istikrarı sağlama gücünün gerilediği ve büyük devletler arasındaki çıkar çatışmasından farklı bir vizyon taşıyan ve İslam ümmetine rolünü ve konumunu geri kazandıracak bir proje olan siyasi bir projenin gerekliliğinin arttığı bir geçiş dönemine tanık olmaktadır.
Bu gerçekliğin devam etmesinden en büyük zararı gören ise İslam ümmetidir; zira onun ülkeleri, konumu, servetleri ve insan kapasiteleri gibi dünyada etkili bir aktör olabilecek güç unsurlarına sahiptir; ancak siyasi birliğin yokluğu ve Batı’ya bağlı rejimlerin varlığı onları, olayları yöneten bağımsız bir güç olmak yerine büyük devletlerin çatıştığı bir arena haline getirmiştir.
Bu gerçeklikten kurtuluş, ittifakları değiştirmekle ya da uluslararası güçlerin ürettiği çözümleri beklemekle olmaz; aksine ümmetin siyasi kararını geri kazanmakla ve Müslüman ülkeleri birleştirecek, İslam risaletini dünyaya taşıyacak, böylece insanlığı çıkarlar çatışmasından İslam'ın adaletine ve merhametine kavuşturacak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmakla olur.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dareyn Eş-Şanti



