Çarşamba, 09 Şaban 1447 | 2026/01/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

[Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi'nin H. 21 Receb 1447 M. 10 Ocak 2026 Cumartesi günü, Partinin (El-Vakiye) Kanalı Aracılığıyla “Hilafet Ümmetin Hayati Meselesidir” Başlığı Altında Düzenlediği Yıllık Hilafet Konferansı'nın Konuşmalarından]

Yenilgi ve Boyun Eğme Kültürü

Üstad Ebu Nizar Eş-Şami

Vücudu tahrip eden en tehlikeli hastalıklar, bağışıklık sistemine saldıran hastalıklardır; zira bağışıklık sistemi zayıfladığında vücut, hiçbir kontrol ve denetim olmaksızın zarar veren mikrop sürülerine kapılarını aralar. Nitekim bugün acısını çektiğimiz ve kaybolmasından dolayı acısını yudumladığımız Hilafet Devleti’nin gölgesinde hayatı karakterize eden en belirgin iki özellik şunlardır: 

Birincisi: Hilafet Devleti’nin kendisiyle toplumu çevrelediği, onu kirliliklerden ve şüphelerden arındırdığı ve İslami fikrin sağlam, saf ve temiz bir şekilde kalmasını sağladığı demir düşünce kubbesine benzeyen bir durumu temsil eden koruma durumu. Nitekim İslam tarihi ve onun eşsiz fakihleri, fitnenin başlarının ortadan kaldırılıp kabre gömüldüğü ve fitneyi kışkırtanların dillerinin koparıldığı kaç meşhur tartışmalara tanık olmuştur.

İkinci özellik: İnsanlar arasında genel olarak izzet, aidiyet ve güçlenme duyguları hakimdi; dolayısıyla Hilafetin sokaklarında yürüyen bir Müslüman, güçlü bir dayanağa yaslandığını hissediyor, Toledo'yu kurtaran Alfonso'nun ordusuna karşı komutan Yusuf bin Taşfin’in zaferini işittiğinde kalbi gururla doluyor, Anadolu beldelerinin fethedildiği Malazgirt Savaşı'ndan sonra muzaffer komutan Alparslan'ın geri dönüşünü kutlamak için söylenen sevinç ezgilerine ve zafer süslerine tanık oluyordu.

Çocuklar ve kadınlar, emirlerinin önünde dimdik duruyorlar, onların ihtişam, heybet ve üstünlük gibi özelliklerinden dolayı onların önünde eğilip bükülmeden ve sessiz kalmadan onları muhasebe ediyorlar ve sorular soruyorlardı. Onlar yöneticiye, muhasebenin üstünde değil muhasebe konumunda olan, şeriatın efendisi değil onun uygulayıcısı olan biri olarak baktıkları gibi, dahası şeriata, hem yönetici hem de kendilerinin tamamı üzerinde hakimiyet sahibi olarak bakıyorlardı. Bunun için Halifelerin çoğu disiplinliydi ve başlarını eğmeyi veya insanlara dalkavukluk yapmayı bilmeyen, aksine eğriyi düzelten ve sapkınları korkutan izzete sahip liderler, elçiler ve fatihler nesli doğmuştu.

İslam'ın mefhumlarını tüm şaibelerden arındıran fikri koruma ve her gün zaferler kazanan bir dine duyulan gurur duygusu gibi bu iki açık özellik, İslam tarihimize eşlik etmiş ve Müslümanın şahsiyetini güçlendirerek onu güçlü, korkulan, zayıflamaya karşı dirençli ve sapmaya karşı güçlü bir hale getirmiştir.

Hilafetin yıkılmasının ardından sömürgeci kafirin komploları, bu iki özelliği ve bu iki özelliğin, düşüşünden sonra devi hızla uyandırma gücünü gözden kaçırmamıştır; bu nedenle tüm fikri cephaneliklerini bunlara odakladılar ve medya ve kültür filolarını seferber ederek, bunları kötü niyetli alimlerden, siyasi şarlatanlardan ve fitneci davulcular korosundan oluşan bir orduyla güçlendirdiler.

Bütün bunların ardındaki amaç, kendine ve ümmetine olan güveni kaybetmiş, dinini çarpık bir şekilde anlayan bir Müslüman modeli türetmektir; dolayısıyla böyle bir Müslüman, kolay bir şekilde saptırılıp aldatılabilecek, kolayca etkilenecek, Batı medeniyeti içinde hızla eriyebilecek ve ümmetinin kutsallarının ihlal edilmesine karşı kıskançlığı kaybedecektir.

Yenilgi kültürünü pekiştirme açısından olana gelince; bu öncelikle asıl olarak içten yenilgiye uğramış alimler ya da insanlar arasında yenilgi kültürünü teşvik etmek karşılığında sultanların sofralarında yemek yiyen gizli amaçları olan kişiler tarafından üstlenilmiştir.

Müslüman bir genç abdestini alıyor, sonra kalbi Myanmar'daki Müslüman kurbanlar veya Çin'in Uygurlara yönelik katliamları için duyduğu üzüntüyle dolu bir şekilde cuma namazına gidiyor, maneviyatını yükseltecek veya hayal kırıklığını canlandıracak bir şeyler duymak umuduyla camiye giriyor ancak minberde, elinde kalın bir kırbaç tutan, sonra biz içinde hayır olmayan bir ümmetiz, sizler yardımı hak etmeyen bir nesilsiniz ve bütün milletler sizden daha gelişmiştir diyerek hiç acımadan namaz kılanları kırbaçlamaya başlayan bir hatip görüyor!!.. Böylece Müslüman, şeyhin kırbacıyla derisi yüzülmüş, umutsuzluğu daha da artmış ve hayal kırıklığı şiddetlenmiş bir şekilde camiden çıkıyor. Hatta onda geriye bir parça umut ışığı kalmışsa, onu söndürme ve yok etme işini de medya üstleniyor.

Medya ve alimler, ardından sistematik eğitim programları, yozlaşmış sosyal medya siteleri ile Batı ve onun zehirleriyle sırtlanlaşmış entelektüellerden oluşan kervanlar, içeriden yenilgi kültürünü pekiştirmek ve Müslümanı din konusunda fitneye düşüren şüpheler yaymak için çalışıyorlar.

Sonunda herkes, İslam'ın gururundan yoksun, dininin siyaseti ve bu siyasetteki rolünün cahili olan, yöneticileri günahsız olarak gören ve yöneticilerin işledikleri her günahı, gerekçesini bilinmese bile haklı bulan yenilgiye uğramış bir Müslüman modelinin üretilmesini kutluyor.

Sadece bu da değil, aksine yenilgi kültürü, izzet Peygamberi Aleyhissalatu ve's Selam'ın siretinde izzet kesitlerinden oluşan yığınları bile göremeyen bir nesil yetiştirmiştir. Sireti okuyorlar ama sadece ruhsatlar ve istisnalar dikkatlerini çekiyor. Dolayısıyla onlardan, “güç yetiremiyoruz”, "zorda kaldık" ve “Batı bizden daha güçlü” gibi ifadeler dışında bir şey işitmediğimiz gibi onların gurur sayfalarında da “sil onu ey Ali” veya “aman ha onlardan korkun” gibi ifadelerden başka bir şey görülmüyor… Böylece nassların anlamlarını, şartlarını, menatlarını, kurallarını ve siyaklarını görmüyorlar. Böylece de sadakatin sabiteleri ve örmek almanın ilkeleri kaybolmakta ve bunları güçlendirmek için sahabenin kanının döküldüğü usul ihmal edilmektedir. Dolayısıyla halim bir vaiz, haramın haram olduğunu ve farz olanın farz olduğunu kanıtlamak için derslere ve hutbelere ihtiyacı olduğunu görünce şaşkına dönüyor!!

Allah aşkına söyleyin, tiranlar bu nesilden daha iyi ne isteyebilirler ki??

Gençler, katillerle normalleşmeyi siyasi zekâ, Batı'ya boyun eğmeyi geçici bir manevra ve şeriatın askıya alınmasını ise Makyavelist bir ruhsat olarak görüyorlar.

Evet, ey kardeşler:

Yenilmiş olanlar, tiranların en iyi yardımcıları ve onların dayanakları olup şerefli olanların azmini felç eden ve onların uyanışlarını engelleyen uyuşturucudurlar.

Ey yenilmiş olanlar; uyanın ve gözlerinizi iyice açın; uyanın, çünkü tarih sarhoşlara insaf etmez.

Medyanıza sorun: -Allah’ın lütfuyla- Hilafete davetin dünyanın altı kıtasında hızla yayılmasına dair medya haberleri hani nerede?! Pew Global ve Princeton merkezi gibi stratejik araştırma merkezleri tarafından yapılan ve Müslüman halkların şeriatın gölgesinde yaşamaya istekli olduklarını teyit eden küresel kamuoyu anketlerinin sonuçlarına yönelik aktarımları hani nerede? Bunları işitmiyoruz ancak bizler, bu medyanın o davetçilerin tutuklanmaları ve takip edilmelerine dair haberleri hevesle aktardığını işitiyoruz; peki neden? Çünkü tutuklama haberleri uzuvları zayıflatmakta ve psikolojik yenilgiyi pekiştirmektedir.

Bu medyanın, on binlerce Hıristiyan, Yahudi ve ateistin, yaşadıkları sapkın hayatlarını terk etmeye karar verip sonra da "لا إله إلا الله وأن محمدا رسول الله" şehadetini getirmek için ayağa kalktıklarına dair haberleri hani nerede? Hatta İngiliz gazetesi The Guardian, İslam'ın en hızlı büyüyen din (The Fastest Growing Religion) olduğuna dair defalarca uyarılar yayınlamış, dahası dinimizin kırk yıl içinde küresel olarak liderliği ele geçirerek dünyanın en büyük ve en önde gelen dini haline geleceği tahminlerinde bulunmuştur. Tüm bunlar, Müslümanların Hilafeti, referansı ve liderliği olmamasına, dahası bizler, İslam'ı çarpıtmaya ve Müslümanları terörize etmeye yönelik sistematik bir küresel savaşla karşı karşıya olmamıza rağmen gerçekleşmektedir.

Allah için size, bu kör medyaya ve cellat şeyhlere soruyoruz: Bugün ümmetimiz içindeki hafızların, fakihlerin, mücahitlerin, davetçilerin ve sayısız kahramanın haberleri, hutbelerinizdeki fasıkların, tavizcilerin ve Batı'ya tapanların hikayelerinden daha evla değil midir? Her gün ekranlarda ve kürsülerde yas tutan kişinin rolünü oynamaktansa, ümmetimiz içindeki sayısız güçlü yönlere odaklanmak sizin için daha hayırlı olmaz mı?!

Elbette yenilginin bölümleri, Müslümanın düşüncesini sarsan ve onun mefhumlarını karıştıran şüpheleri yaymadan tamamlanmayacaktır; bu şüpheler, uyuduğumuzda ve uyandığımızda aklımızda olan şüpheler olduğu gibi İslam'ı laikleştirmeyi, onun izzetini, gücünü ve içeriklerini boşaltmayı ve bunları nübüvvetin metodundan, onun liderinin siretinden ve büyük haleflerinin politikalarından uzak ev içi ritüellere ve rahipsel şiarlara dönüştürmeyi hedefleyen şüpheler ve batıllardır.

Sinirleri felç eden ve işlevlerini yerine getirmelerini engelleyen fikri uyuşturuculara benzeyen şüpheler:

Değişim için daveti bırak, otur Mehdi'yi bekle, otur ve siyasi çalışmayı bırak, otur ve kardeşlerinle parti dayanışmasını bırak; otur, çünkü İslam'da siyasi sistem diye bir şey yoktur; otur, çünkü tiran yöneticiler senin işinin yöneticileri olup onları değiştirmek caiz değildir. Otur, çünkü suç yöneticilerin değil senindir; bu nesil, zafer nesli değildir; otur ve İslam’ın kulplarının kulp kulp kırıldığını izle…

Uyuşturucular azmi zayıflatmış, gururu ve kıskançlığı aşındırmış ve gençleri şaşkın ve kaybolmuş, en yakın kardeşlerinden korkan ve iyi ile kötünün arasını ayırt edemez bir hale getirmiştir.

Özellikle bu karışık malların sahiplerine, kanallar kapılarını ardına kadar açmakta, onlara milyonlarca Dolar harcanmakta ve İslam düşünürü, seçkin alim ve anlayış mürekkebi unvanları altında yayınlamaktadırlar; herkes bu zavallı Müslüman'ı televizyonundan, cep telefonundan, kitaplarının sayfaları arasından, üniversitesinin ve camisinin duvarlarından takip etmektedir!

Ey gençler, ey kardeşler ve bacılar:

Dinimize yönelik bu tahrifat, sizden başka kim için olabilir ve İslam’ı bu eziyetten sizin çabalarınızdan başka kim kurtarabilir; nitekim sevgili Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:  يَحْمِلُ هَذَا الْعِلْمَ مِنْ كُلِّ خَلَفٍ عُدُولُهُ يَنْفُونَ عَنْهُ تَحْرِيفَ الْغَالِينَ وَانْتِحَالَ الْمُبْطِلِينَ وَتَأْوِيلَ الْجَاهِلِينَBu ilmi sonraki nesillerden adil olanlar taşıyacak ve onu haddi aşanların saptırmalarından, bâtıl ehlinin istismarından ve cahillerin yorumlarından koruyacaktır

Peki sizler, sonraki neslin adil olanları olmak istemez misiniz? Siz dininizi gerçek alimlerden öğrenin ama gerçek alimlerin çoğunu, uydu kanallarında veya yöneticilerin sofralarında bulamazsınız; o halde sizleri, oturmaya, ümitsizliğe ve atalarınız fakihlerin mürekkepleriyle rivayet ettiği ve Halife olan emirlerinizin kanlarıyla savunduğu sabiteleri sarsmaya çağıran her türlü çağrıdan sakının. 

Peygamberiniz şöyle buyurmuştur: لَا تَفُتُّوا فِي أَعْضَادِ النَّاسِİnsanların sırtını/eklemlerini (destek noktalarını) fetva ile yıkmayın/yıkımına fetva vermeyin.” Peygamberiniz şöyle buyurmuştur: بَشِّرْ هَذِهِ الْأُمَّةَ بِالسَّنَاءِ وَالرِّفْعَةِ، وَالدِّينِ وَالنَّصْرِ وَالتَّمْكِينِ فِي الْأَرْضِBu ümmeti, yücelme, üstünlük, din, zafer ve yeryüzünde iktidar ile müjdele.

Allah’ın izniyle sadece biz ve sadece bizim neslimiz, Allah’ın gücü ve kudreti sayesinde bu değişime şahit olacaktır.  O halde Allah’a ve Batı ile liderlerinin, uyanışından dolayı tir tir titrediği ümmetinize güvenin; çünkü Batı, bu ümmetin ne kadar kahraman ve iyi insanlarla dolu olduğunu biliyor.

Siz çer çöp değilsiniz; aksi takdirde Batı ve onun ajanları, neden sizinle savaşsınlar ve birliğinizden korksunlar ki? Sizler, Amerika’yı yenilgiye uğrattınız ve onun burnunu defalarca Afganistan topraklarına sürttünüz; sizler, insanların onların ortadan kalkmayacağını zannederken dört rejimi devirdiniz. Sizler, Filistin'de fedakarlıklar yaptınız ve oradaki mücahitler de Yahudilerin burunlarını Gazze topraklarına sürttüler.

Siz ve ümmetiniz ne yücedir; dünyanın kaybından dolayı sıkıntı çektiği ve yüzüstü yere kapanık bir şekilde yürüdüğü birleştirici, çekici ve ikna edici akideniz ne kadar yücedir! 

Ümmetimiz, genç evlatlarıyla ne kadar da büyüktür; yaşlılarının belleri kamburlaşan Batı, ne kadar da sizin sahip olduğunuz gençlerin enerjisine, heyecanına ve canlılığına sahip olmak istiyor.

Ümmetimiz, gerek stratejik konumu, gerekse Allah’ın bize bahşettiği, yeryüzündeki kötü ve sapkın insanlara ise haram kıldığı kara ve deniz zenginlikleri bakımından ne kadar da büyüktür!

Geçmişte insanlığa liderlik eden ve bugün de bizi, hatta Amerika'yı, Avrupa'yı ve Rusya'yı kendi halkının bile muzdarip olduğu kapitalizm bataklığından tek başına kurtarmaya muktedir olan Rabbimizin şeriatıyla ne kadar da yüceyiz!

Allah'a yemin olsun ki tek eksiğiniz, Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti üzere biat ederek etrafında toplanacağınız ve bu toprakları zulüm ve baskıyla dolmasından sonra nur ve adaletle dolduracak gerçek Rabbani bir liderdir.

Allah’ım, bu dönemi bize uzatma ve bizi onun şahitlerinden, askerlerinden ve dostlarından kıl; hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

 

 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER