Eko Vizyon - Altın ve Gümüş Neden Yükseliyor?
- Kategori Seçkiler
- |
Hizb-ut Tahrir/ Pakistan Vilayeti:
Gazze, Trump ve Netanyahu'ya kurban edilen şehitlerini sayıyor!
Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti Medya Bürosu
Pazartesi, 14 Şaban 1447 H. - 2 Şubat 2026 M.
![]()
#طوفان_الأقصى
#الجيوش_إلى_الأقصى
#الأقصى_يستصرخ_الجيوش
#AksaTufanı
#OrdularAksaya
#ArmiesToAqsa
#AqsaCallsArmies
![]()
İlgili Bağlantılar:
E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. WhatsApp: +967 713 645 449

Yahudi varlığının güvenlik kabinesi, Filistin halkının kendi topraklarındaki varlığını tehdit eden bir dizi kararı onayladı. “İsrail güvenlik kabinesi (kabinett), Batı Şeria’da yerleşim faaliyetlerini hızlandıracak kararları onayladı. Buna göre Filistin mülklerinin İsraillilere satışının önündeki kısıtlamalar kaldırılacak, Filistin yönetimindeki bölgelerde yıkımlara izin verilecek, ayrıca El-Halil şehri ve İbrahimî Camii çevresi ile Beytüllahim’de planlama yetkileri İsrail’e devredilecek.” (El Cezire) Bu kararlar karşısında Filistin Yönetimi, yalnızca kınama ve protesto açıklamalarıyla yetinerek, “Bunun ilhak ve tehcir planlarının fiili bir uygulaması olduğunu ve FKÖ ile İsrail arasında imzalanan anlaşmalara aykırı olduğunu vurguladı.” (El Cezire net)
Filistin Yönetimi, Filistin’in büyük bir kısmından feragat ettiği o ahitleri ve anlaşmaları Yahudilerin bozduğunu düşünüyor; ama barındırdığı büyük ihanete rağmen kendisine hiçbir şey kazandırmayan bu anlaşmalara hala sımsıkı sarılmayı sürdürüyor. Üstüne üstlük buna, kokusu her yeri saran adamlarının kokuşmuşluğunu ve Filistin halkının mallarının haksız yere yenilmesini de ekliyor.
Filistin Yönetimi’nin sözlü kınamalarını eylemleri yalanlıyor. Bir yandan Yahudi varlığının yaptıklarını ilhak ve tehcir olarak nitelerken, diğer yandan uyguladığı ağır vergi ve mali politikalarla Filistin halkının hayatını daraltarak işgalcinin politikalarına hizmet ediyor. Yine aynı Filistin Yönetimi, Yahudi varlığının ve Avrupa Birliği’nin talepleri doğrultusunda; içinde İslam’dan bir eser, İsra ve Miraç topraklarından bir zikir, Müslümanların fethettiği ve akidelerine bağladığı toprakları gasp eden işgalciyle mücadeleden bir iz bırakmamak için müfredatı üçüncü kez tahrif etmeye ve değiştirmeye çalışmaktadır. Dahası, mücrim varlığın bir güvenlik kolu gibi çalışarak Filistin halkına baskı uygulayan o meşum güvenlik koordinasyonunu anlaşmasını hala sürdürmektedir. Yönetimin yaptığı en iyi iş bile büyük bir şerdir. Öyle ki Fransa ve Avrupalıların himayesinde, şüpheli feminist (CEDAW) derneklerin de katılımıyla, Smotrich’in sözle değil eylemle yok ettiğini her gün açıkça haykırdığı “Otorite’den Devlete geçiş” masalı adı altında geçici bir anayasayı kabul etmiştir!
Gazze’yi Trump’a satan ve halkını Yahudi varlığına teslim eden İslam ülkelerindeki mevcut rejimlere gelince, onlardan kınama, lanetleme ve Yahudi varlığının kararlarını uluslararası hukuka aykırı olduğunu söylemekten başka bir ses çıkmamıştır. Oysa Yahudilere Filistin’in büyük kısmını veren de o uluslararası hukuk; onu benimseyen ve Ümmet-i Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i Filistin’i kurtarmaktan alıkoyan da bu hain rejimlerdir. Mücrim varlık, Filistin halkına kendi toprağında hiçbir hak tanımazken, bu rejimler hala iki devletli çözüm yani Filistin’in çoğunu uluslararası hukuk ve BM kararları uyarınca Yahudilere verme ihanetinde ısrar etmektedirler!
Böylece buluntu Yahudi varlığının “meşruluk” kılıfı olan Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukukun gölgesinde, tıpkı 1948’de işgal edilen topraklardaki Filistin ve Gazze halkının peşkeş çekilmesi gibi, Batı Şeria halkı da peşkeş çekilmektedir. Mübarek Toprağa karşı ilk komployu kuran ve İslam Ümmeti’nin Yahudi varlığını bir saat içinde yok etmek için harekete geçmesini engelleyen rejimlerin kınama ifadeleri altında Filistin halkı katledilmektedir.
Yahudi varlığının aldığı bu kararlar son derece tehlikelidir. Zira bu kararlar, Yahudi yerleşimcileri Filistin yerleşim yerlerinin sadece kıyısına değil, tam kalbine yerleştirecektir. Bu durum kanlı çatışmalara kapı aralayacak, yerleşimci saldırılarını kat be kat artıracak ve Filistinlilerin hayatını çekilmez bir cehenneme çevirerek onları göçe zorlayacaktır.
İlk günden beri Yahudi varlığının kucağına atılan Filistin Yönetimi ve varlıklarını Yahudi varlığının varlığına bağlayan rejimler, Filistin halkının baskıya maruz kalmasına, topraklarından sökülüp atılmasına, gaspçı varlığın evlerine ve topraklarına el koymasına yardımcı olmaktadırlar. Tüm bunlar, Ümmetin önünde harekete geçmekten başka bir seçenek bırakmamaktadır. Filistin halkının tek başına direnişine bel bağlamak, kurbanın kasap karşısındaki direnişine bel bağlamaktır. Bizim El-Kavi ve El-Aziz olan Allah’tan umudumuz; Ümmetin kitlelerinin itmesiyle sahneyi değiştirmeleri, masayı devirmeleri ve Yahudi varlığını devirmeden önce onu koruyanları devirmeleri için Ümmetin güç ve kuvvet ehlinin göğüslerini genişlik vermesidir. Onlar, Allah’a karşı samimi oldukları takdirde yalnızca Filistin’in değil, dünyanın çehresini değiştirebilecek güçtedirler. Çölün derinliklerinden çıkıp Fars ve Rum’u fetheden, sonra tüm dünyaya hükmeden bir Ümmet; Filistin’i kurtarmaktan ve tarihi yeniden yazarak yeryüzünü Allah’ın diniyle şereflendirmekten ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesini gerçekleştirmekten aciz değillerdir:
إِنَّ اللهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا“Allah, yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır.” [Müslim]
Kubbe bölgesinde yaşanan olaydan sadece sayılı günler sonra Trablus’ta ikinci bir binanın çökmesi, yalnızca “talihsiz bir kaza” olarak nitelendirilemez; bilakis tam anlamıyla bir ihmal suçudur!
Trablus’un, özellikle de otoriteden ve Trabluslu para babalarından gelecek bir kaç taziye mesajına ya da “kalbimiz sizinle” türünden sözlere ihtiyacı yoktur. Aksine çökme riski taşıyan yüzlerce binanın tahliye edilmesi, insanlara insana yakışır barınma imkânlarının sağlanması ve zarar görenlere adil tazminat verilmesi gibi acil ve somut eylemlere ihtiyacı vardır.
Bu felaketin sorumluluğu tüm unsurlarıyla mevcut otoriteye aittir. Şehrin kendi evlatları olan ancak servetlerine servet katan sermaye babaları; Mikati, Safadi, Karami, Kabbara ve diğerleri de bu sorumluluğun ortağıdır. Bunlar servetlerine servet katarken Trablus halkını her an başlarına yıkılabilecek “ölüm çatıları” altında yaşamaya terk etmişlerdir. Bu şahıslar, insanların hayatı ve onuru pahasına kendi şahsi, siyasi ve seçim çıkarlarına önem vermişlerdir!
Trablus; dilenen, sadaka isteyen ya da merhametle ayakta duran bir şehir değildir. Trablus, imkânları ve vakur halkıyla zengin bir şehirdir; ancak kasıtlı olarak talan edilmiş ve bilinçli bir ihmale maruz bırakılmıştır.
Trablus, her facianın ardından dökülen sahte gözyaşlarına değil, gerçek bir hesap verebilirliğe muhtaçtır!
Kubbe bölgesinde meydana gelen ilk çöküşte birçok kişinin hayatını kaybetmesinin ardından vaatler havada uçuşmuş, toplantı üstüne toplantı yapılmıştı. Ancak daha sonra bunların zaman kazanmaya yönelik aldatıcı vaatler ve insanları yatıştırmak için yapılan yanıltıcı medya şovları ve toplantıları açığa çıktı. Trablus halkı çabucak unutuldu. Bugün Tebbane bölgesinde meydana gelen çöküşten sonra da yine aynı açıklamalar, aynı vaatler, aynı toplantılar yapılmaktadır! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ“Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz” Peki, biz bu otorite ve siyasetçiler tarafından daha kaç kez ısırılacağız?!
Bu nedenle; şehrin tüm samimi evlatlarının bu zihniyete karşı pratik adımlar atması, çözüm üretme konusunda gevşeklik gösteren veya oyalama taktiği güden her bir yönetici ve temsilcinin görevden el çektirilmesini ve şiddetle hesaba çekilmesini talep etmesi vacip hale gelmiştir.