- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
İnsanlık; Kalkınmanın ve Helakın Eşiğinde
İnsanlık bugün tarihi bir yol ayrımında durmaktadır; zira bir yandan maddi medeniyetin zirvesine kurulmuşken, diğer yandan da siyasi, fikri ve ahlaki çöküşün en dip noktasına batmıştır. Batılı kapitalist sistem ve onun arkasında yer alan sömürgeci güçler, gelecekteki küresel egemenlik araçlarını meşrulaştırmayı ve dünyadaki halklar üzerindeki dijital hegemonyalarını pekiştirmeyi hedefleyen yeni bir tuzak ortaya çıkarmıştır. Zira Şanghay şehrinde, -başta BM Genel Sekreteri António Guterres olmak üzere- yirmi dokuz ülkenin temsilcilerinin katılımıyla “Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü (WAICO)”nün kurulmasına ilişkin bir anlaşma imzalandı; bu uluslararası belgenin resmi sloganı “Yapay Zeka Teknolojilerinin Sorumlu ve Güvenli Geliştirilmesi” olarak duyurulsa da ancak bu adım, özünde insan bilincini bastırmayı, küresel servet dağılım sistemini merkezileştirmeyi ve yeniden canlanan İslam ümmetinin fikri uyanışı karşısında yeni bir teknolojik kalkan oluşturmayı amaçlayan siyasi manevradan başka bir şey değildir.
Uzun yıllar süren siyasi gözlemler ve fikri analizler, küfür dünyasının hiçbir zaman insanlığın çıkarını veya güvenliğini önemsemediğini kanıtlamıştır; zira ortaya attıkları her “küresel girişim”in arkasında, sömürgecilerin seçkin kesiminin dar çıkarları ve egemenliklerini pekiştirmeye yönelik dizginlenemez bir arzu yatmaktadır. Bugün yapay zeka teknolojileri artık sadece bilimsel ve teknik ilerlemenin bir ürünü değildir; aksine uluslararası sahadaki devletlerin güç dengelerini, ekonomik kapasitelerini, dahası bizzat halkların düşünce biçimlerini belirleyen stratejik bir silaha dönüşmüştür. Peki bu son derece tehlikeli gerçekliğin ortasında, azim İslam ümmeti nerede durmaktadır? Bir zamanlar ilim, bilgi ve siyasi adaletin bir kandili olan İslam ülkeleri, neden körü körüne Batı ve Doğu’daki güç merkezlerinin dikte ettiği dijital gündemin peşinde soluyorlar? Peki neden işlerimizi yöneten yöneticiler, halklarının akıbetini, İslam akidesiyle açıkça çelişen ve Şanghay ya da Washington’da şekillenen uluslararası blokların rehinesi oluyorlar? إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَن سَبِيلِ اللهِ “Şüphe yok ki kafirler mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar.” [Enfal 36]
Şanghay’da temelleri atılan bu yeni uluslararası örgüt, görünüşte hükümetler arası bağımsız bir yapı olarak pazarlansa da, ancak gerçekte büyük sömürgeci güçler arasındaki çıkarların kesişimini koordine eden ve zayıf ülkeleri dijital bağımlılığın prangalarına kelepçeleyen yeni bir kısıtlamadan ibarettir. Kapitalist çözülmenin ve saf materyalizmin kenarında dünyayı yöneten rejimlerin nazarında insan, sadece bir tüketici olmaktan ibarettir ve onun bilinci de, algoritmalar aracılığıyla yönetilen ve yönlendirilen bir veri tabanından öteye geçmemektedir.
İslam ise insana, Allah’ın yeryüzündeki Halifesi, akıl ve kalbin taşıyıcısı ve sorumluluğun en yüce şeklinin mükellefi olarak bakmaktadır. Ancak Batılı kapitalist varlığın kontrolüne boyun eğen mevcut şekliyle yapay zeka teknolojileri, “insan zihninin ilahlaştırılması”, onu yaratıcının hikmetinin önüne koyma ve insanın irade ve düşüncesini çalınmış bir varlığa dönüştürmesi tehlikesi konusunda uyarıda bulunmaya başlamıştır. Tıpkı muhlis siyasetçilerimizden birinin şu şekilde ifade ettiği gibi: “Sömürgeci güçler geçmişte ordularıyla topraklarımızı işgal etmiş olsalar da, bugün dijital teknolojiler, sosyal medya ağları ve yapay zeka algoritmaları aracılığıyla gençlerimizin kalplerini ve zihinlerini istila ediyorlar; şüphesiz bu istila, geleneksel savaşlardan çok daha zararlıdır; zira bu istilada yenilgiye uğrayan taraf, köleliğini özgürlük sanmaktadır!”
Uluslararası siyasi sahanın tanık olduğu bu büyük dönüşümlerin ortasında, İslam beldelerinin acı gerçekliği, yani siyasi parçalanmışlığı ve fikri çöküşü daha da net bir şekilde ortaya çıkmıştır. İslam ümmeti bir zamanlar insanlık medeniyetine egemen süper bir güçtü ve insanlığı cehaletin karanlığından hidayetin nuruna kavuşturmuştu. Ancak Müslümanlar saf kaynakları olan (Kitap ve sünnetten) uzaklaştıkları ve İslam'ı sadece ritüellere ve şekilci ibadetlere indirgedikleri gün, yenilgi onların iliklerine kadar işlemiş ve zayıflık içlerine sızmıştır. İslam beldelerindeki ajan rejimlerin tek meşguliyeti ise, halklarının ekonomik ve teknolojik kaynaklarını sömürgecilerin çıkarlarına hizmet etmek için kullanmaktır. Müslümanlar ülkeler muazzam doğal zenginlikler üzerinde oturmasına, dinamik genç enerjiler barındırmasına ve dünyadaki en önemli jeostratejik konumları işgal etmesine rağmen; nasıl oluyor da teknoloji dünyasında sadece aciz bir tüketiciden ibaret kalıp milletlerin kuyruğunda sürünüyor? Bilim insanlarımız, mühendislerimiz ve uzmanlarımız neden Batılı şirketler için ucuz yakıtlar olarak tüketiliyor?!
Bunun tek ve yegâne cevabı şudur: Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in temellerini attığı İslam nizamının yokluğudur. Zira devlet olmadığı zaman, bilimsel ve siyasi strateji ve bağımsız teknoloji de yoktur. Bugün Müslümanların boyunlarına musallat olan yöneticilere gelince; onlar, uluslararası kuruluşların emirlerine kayıtsız şartsız itaat etmeyi bir gurur kaynağı olarak görüyorlar; çünkü tahtları üzerindeki sahte bekaları karşılığında ümmetin geleceğini rehin veriyorlar ve ümmetin dijital kimliğini onun düşmanlarına satıyorlar.
Şöyle buyuran Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ne kadar da doğru söylemiştir: يُوشِكُ الْأُمَمُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمْ كَمَا تَدَاعَى الْأَكَلَةُ إِلَى قَصْعَتِهَا» فَقَالَ قَائِلٌ: وَمِنْ قِلَّةٍ نَحْنُ يَوْمَئِذٍ؟ قَالَ: «بَلْ أَنْتُمْ يَوْمَئِذٍ كَثِيرٌ وَلَكِنَّكُمْ غُثَاءٌ كَغُثَاءِ السَّيْلِ وَلَيَنْزَعَنَّ اللَّهُ مِنْ صُدُورِ عَدُوِّكُمْ الْمَهَابَةَ مِنْكُمْ وَلَيَقْذِفَنَّ اللَّهُ فِي قُلُوبِكُمْ الْوَهْنَ» فَقَالَ قَائِلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا الْوَهْنُ؟ قَالَ: «حُبُّ الدُّنْيَا وَكَرَاهِيَةُ الْمَوْتِ “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir." Dediler ki: Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak ey Allah’ın Resulü? Dedi ki: “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer çöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacak, sizin de kalbinize vehn sokacaktır.” Dediler ki; "Vehn nedir, ey Allah’ın Rasulü? Dedi ki: “Dünyayı sevmek ve ölümü kerih-kötü görmektir." [Ebu Davud, Ahmed ve bu lafzıyla İbn Ebi Şeybe rivayet etmişlerdir]
Subhânallah! Bu hadis-i şerif; çağdaş siyasi gerçekliğimizi ne kadar da doğru bir şekilde teşhis etmiş, Şanghay anlaşmalarını ne kadar da doğru bir şekilde nitelendirmiş ve Müslümanların üzerine çöken bu zilleti ne kadar da doğru bir şekilde açığa çıkarmıştır! Zira yirmi dokuz ülkenin, nüfuzlarını paylaşmak ve insanlığın geleceğinin hatlarını çizmek -özellikle de İslam ülkelerinin dijital akıbetini belirlemek- için tek bir masa etrafında toplandığı bir zamanda bizler ise, olayların kuyruğunda sürünüyor ve iradesi ve hedefi elinden alınmış bir şekilde selin sürüklediği çer çöp yığınları gibi sürüklenip gidiyoruz!
Buradan hareketle ümmetin evlatlarına ve entelektüel seçkinlerine sıcak bir çağrıda bulunuyoruz: Daha ne zamana kadar başkalarının entelektüel projelerini tutuşturan bir odun olmaya devam edeceksiniz?! Artık kalplerin, siyasi ve ekonomik bağımsızlık ile teknolojik egemenliğin, ancak İslam akidesine dayanan mütekamil bir sistemin (Hilafet) gölgesinde gerçekleşebileceğini idrak etmesinin zamanı gelmedi mi? Batı, en modern teknoloji insansız hava araçlarını ve akıllı algoritmaları kullanarak elini Filistin, Suriye, Irak ve Afganistan’daki masum Müslümanların kanına bulaştırmışken, Batı'nın yapay zekâ dünyasında propagandasını yaptığı güvenlik standartlarına nasıl güvenebiliriz? Onların insanlık ve sorumluluktan söz etmeleri, iğrenç suçlarını gizlemek için kullandıkları sahte bir maskeden ibarettir. Şanghay’da doğmakta olan bu yeni örgüt, uluslararası hukuk çatısı altında bu suçları meşrulaştırmanın bir aracı olmaktan ve Müslümanların bağımsız teknolojik girişimlerini “terör” ya da “güvenlik tehdidi” olarak damgalamanın bir aracı olmaktan öte bir şey olmayacaktır!
Bu konuyu, ideolojik fikir zaviyesinden daha derinlemesine ele almamız gerekmektedir. Çünkü İslam, sadece ruhani bir akide değildir; aksine siyasetten ekonomiye, bilimden topluma kadar hayatın tüm işlerini düzenleyen kapsamlı bir ideoloji ve mütekamil bir sistemdir. İslami mefhumlara göre, -ister basit bir kılıç olsun, ister en karmaşık yapay zeka sistemleri olsun- herhangi bir teknolojik araç tek bir amaç için kullanılmalıdır ki o da: Allah’ın kelimesini yüceltmek ve insanoğlu arasında adaleti yaymaktır. İslam Devleti’nin sancağının gölgelendirdiği asırlarda ve Müslüman alimler küresel ilimlere öncülük yaptıkları zamanlarda, insanlığı köleleştirmek ya da doğayı tahrip etmek gibi bir düşünce onların akıllarından dahi geçmemişti; zira onların kalpleri Allah’a karşı takva ile doluydu ve emanetin ağırlığını ve ahiretin hesabını derinden hissediyorlardı. Çağdaş kapitalist dünyaya gelince; bu teknolojileri geliştirmeye dayalı dev şirketlerin ve devletlerin en büyük gayesi, fahiş kârlar elde etmek ve hasımları üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmakla sınırlıdır. Nitekim onların ellerindeki yapay zeka teknolojileri, insanları toplu olarak kontrol etmenin, düşüncelerini yönlendirmenin ve en özel mahremiyetlerini ihlal etmenin aracına dönüşmüştür. Ayrıca yapay zeka algoritmaları aracılığıyla, insanlara neyin güzel neyin çirkin olduğuna dair kriterler dayatılmakta olup bu ise, ilahi vahyin belirlediği helal ve haram mefhumlarını silmeye yönelik yönelik habis bir çabadır!
Buradan hareketle ümmetin siyasi bilincini şekillendirmek için aralıksız çaba göstermek artık bizim en önemli görevlerimizden biri haline gelmiştir; bu ise şu mefhumu pekiştirmek içindir: “Küfür rejiminin sunduğu uluslararası antlaşmalara ve kuruluşlara boyun eğme ve teslimiyet gözüyle bakmamız bizim için hiçbir şekilde caiz değildir. Zira Müslümanların kurtuluşu hiçbir zaman Batı ya da Doğu bloklarının kollarına atılmakta olmamıştır; aksine onların kurtuluşları, samimi bir şekilde asıllarına yani Hanif dine ve kendi siyasi projelerine dönmelerindedir.”
Allahu Teala, Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara hitaben şöyle buyurmuştur: كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ “Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Al-i İmran 110] Bu ayet-i kerime, sadece övgü ve sena için indirilmemiştir; aksine omuzlarımıza yüklenen sorumluluğun ağırlığına dair kesin bir delil olarak gelmiştir. Bu ümmetteki hayır, ancak küresel zulüm ve haksızlığa karşı durmak, uluslararası tuzaklara ve komplolara karşı koymak ve insanlığı küfrün karanlıklarından İslam’ın nuruna kavuşturmakta somutlaşmıştır. Eğer bizler bugün sessiz kalır ve Şanghay ve benzeri yerlerde kurulan tuzaklar karşısında çaresiz bir şekilde seyirciler olmaya razı olursak, yarın Allah’ın huzuruna hangi yüzle çıkacağız ve ne cevap vereceğiz acaba?!
İnsanlık bugün yeni bir kölelik dönemine doğru - yani “dijital kölelik” dönemine doğru ilerlemektedir; insanlığı bu köleliğin dehlizlerinden kurtaracak olan ise sadece İslam’dır. Dünya Yapay Zeka Örgütü’nün kurulması ise, süper güçlerin nüfuzlarını pekiştirmek için aralarında yaptıkları yeni bir paylaşımdan başka bir şey değildir; zira bu, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında dünyayı aralarında paylaşan Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler gibi önceki varlıkların yeniden üretilmesini teşkil etmektedir. Zira o zamanlar, “barış ve güvenlik” gibi sahte sloganlar altında Müslümanların topraklarını parçaladılar, onların aralarına yapay sınırlar çizdiler ve boyunlarımıza kendi çıkarlarını gözeten ajanları diktiler. Bakın işte bugün de, sanal alanda yeni sınırlar çizip dijital vesayet sistemleri kuruyorlar; bu sistemler aracılığıyla da İslami kalkınma hareketlerini erken aşamada tespit etmeyi ve Müslümanların kelimesini birleştirip kendi devletlerini kurmaya çalışan her türlü siyasi hareketi engellemeyi hedefliyorlar. Bu kapıya dayanan tehlikenin ortasında, ümmetin âlimlerinin ve düşünürlerinin sorumluluklarını üstlenip ayağa kalkmaları gerekmektedir; zira İslam sadece namaz ve oruç gibi eda edilen ritüellerden ibaret değildir; aksine İslam siyasettir, mücadeledir ve ideolojisinin hayatın gerçekliğinde kapsamlı bir şekilde uygulanmasıdır!
Bugün en önemli görevlerden biri, ümmetin alimleri ve uzman seçkinlerinin küfür devletlerine bağlı kalmaktan ve onların gündemlerine hizmet etmekten vazgeçmeleri ve kitleleşip cesaretlerini toplayarak, bu azim ümmetin geleceğini inşa etmek için tüm enerjilerini seferber etmeleridir. Bunun gerçekleşmesi, birinci derecede sağlam bir siyasi irade ve sarsılmaz bir ideolojinin olmasını gerektirmektedir; çünkü İslam ümmeti, saf kaynaklarına geri dönüp akidesine dayalı devletini kurarak İslami hayatı yeniden başlatmadıkça, uluslararası arenada hiçbir ağırlığı olmayacak ve Şanghay konferansları ve benzeri platformlarda sadece bir icra aracı olarak kalmaya devam edecektir. Bundan dolayı bizler, tüm dünyadaki Müslümanlara, özellikle de güç ve kuvvet ehli ile ehlü'l-hal ve'l-akd sahiplerine, azimlerini bileyip işlerini düzeltmeleri çağrısında bulunuyoruz. Zira zaman bir kılıç gibidir ve insanlık bugün uçurumun eşiğinde diz çökmüş durumdadır; çünkü Batı’nın kapitalist materyalizmi, insanlığı yaşamın her alanında felce ve kargaşaya yol açmasının ardından, bakın şimdi de dijital hegemonyası yoluyla onu tamamen yok etmeye çalışmaktadır!
Şüphesiz Allahu Teala, vaadini mutlaka yerine getirendir:وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hayatullah Özbeki



