حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Pakistan Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: PK-BA-2026-MB-TR-15 |
H. 21 Zilhicce 1447 M. Pazar, 07 Haziran 2026 |
2026–2027 Bütçesi: Mali Reformlar Bahanesiyle IMF, Ekonomimizin Üretim Kapasitesini ve Halkın Büyük Çoğunluğunun Ekonomik Durumunu Ezmektedir; Yöneticiler İse Bunu Makroekonomik İstikrar Olarak Adlandırmaktadır!
Yöneticilerin, bütçenin halkın seçilmiş temsilcileri, iş çevreleri ve ülkedeki ekonomi uzmanlarının istişarelerinin bir ürünü olduğunu iddia ederek IMF’nin diktalarını gizlemeye çalıştıkları dönem artık geride kalmıştır. Bugün ise başbakan, maaş artışı yapmak veya elektrik ve yakıt desteği sağlamak için bile Uluslararası Para Fonu’na (IMF) danışacağını, yani ondan izin alacağını açıkça söylemekten çekinmemektedir. Gerçek şu ki, mali reformlar kisvesi altında Pakistan ekonomisini fiili olarak IMF yönetmektedir. Dilediği sektöre vergi koymakta, seçtiği herhangi bir sektörden sübvansiyonları kaldırmakta ve istediği zaman ithalat ve ihracat politikalarında değişiklikler dayatmaktadır. IMF ile Dünya Bankası’nın yıllardır önerdiği bu sözde “reformlar”, Pakistan’ın enerji sektörüne büyük zarar vermiştir. Aşırı vergiler ve yüksek enerji fiyatları, Pakistan ekonomisinin üretim gücünü tahrip eden başlıca unsurlar hâline gelmiştir. IMF ise ülkenin kendi kendine yeterli bir ekonomik yapı kurmasının önündeki en büyük engel olmayı sürdürmektedir.
İslam, kâfirlerin Müslümanların işlerine müdahale etmelerine, onlar üzerinde nüfuz kurmalarına veya herhangi bir şekilde hâkimiyet tesis etmelerine izin vermez. Buna rağmen yöneticilerimiz, IMF’nin emirlerini yerine getirmek için vergi tahsilatı hedefini 2000 yılındaki 362 milyar rupiden 2026-2027 mali yılı için yaklaşık 15.5 trilyon rupiye çıkarmışlardır. Bu, dolar bazında yedi kat, Pakistan rupisi bazında ise kırk iki kattan fazla bir artış anlamına gelmektedir. İnsanların ceplerine yönelik bu açık saldırıya rağmen, dış ticaret açığı kapatılamamış ve IMF’nin yönlendirdiği mali reformlar döngüsü sona ermemiştir. IMF ile yapılan yirmi beş programa rağmen yoksulluk oranlarının artmaya devam etmesi ve ekonominin üretim kapasitesinin sınırlı kalması; IMF ajandasının Pakistan ekonomisini prangaya vurmayı amaçladığının kanıtıdır. Hedefleri; Pakistan’ı Batı ekonomilerine hizmet eden bir hammadde tedarik zinciri halkasına dönüştürmek, onun büyük bir güç olmasını engellemek ve böylece bir gün İslam’ın egemenliğini kurma ve Amerika ile Batı’yı Müslüman topraklarından söküp atma şeklindeki o büyük farzı düşünmesine dahi izin vermemektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141] Buna rağmen bu yöneticiler ne Allah ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in emirlerine ne de İslam Şeriatının hükümlerine aldırış etmektedirler. Ayrıca her geçen gün daha derin bir yoksulluk uçurumuna sürüklenen Pakistan halkının durumunu da umursamamaktadırlar.
Pakistan, stratejik coğrafi konumu ve önemli askerî gücü sayesinde İslam beldelerine öncülük edebilecek bir ülkedir. Bu sebeple Pakistan’ın zayıf tutulması Amerikan siyasetinin temel hedeflerinden biridir. Nitekim enerji sektörünün bilinçli şekilde tahrip edilmesi de bunun bir parçasıdır. Pakistan’da enerji fiyatları bölgenin en yüksekleri arasındadır ve enerji ancak dolar karşılığında, Amerika’nın liderliğini yaptığı küresel sistemin onay verdiği ülkelerden ithal edilebilmektedir. Oysa sınırın hemen ötesinde, daha bol ve daha ucuz İran petrolü bulunmaktadır. Bu bağlamda şu soru akla gelmektedir: Amerika’nın baskısı şeklindeki bir vehim dışında, özellikle İran’ın kendi üretim fazlasını depolamakta bile zorluklarla karşılaştığı bir dönemde, Pakistan’ın enerji ihtiyaçlarını nispeten daha ucuz olan İran petrolüyle karşılamasını engelleyen şey nedir?
Yeni bütçeye göre yalnızca petrol geliştirme vergisinden 1,7 trilyon rupi gelir elde edilmesi hedeflenmektedir. Buna diğer vergiler ve enerji sektöründeki şirketlerin elde ettiği kârlar dâhil değildir. Bu yüksek enerji maliyetleri, sadece halka ağır yükler yüklemekle kalmamış; Pakistan sanayisinin dünya piyasalarında rekabet gücünü de zayıflatmıştır.
İslam’ın hükümlerine göre, bu vergiler haramdır; kaldı ki enerji sektörü Kamu Mülkiyeti’nden sayılır ve özel sektör şirketleri tarafından kontrol edilmesi asla caiz değildir. Dolayısıyla bu sektörde oluşan büyük gelirler bütün ümmete aittir; birkaç şirketin tekeline bırakılamaz. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ: فِي الْمَاءِ وَالْكَلَأِ وَالنَّارِ، وَثَمَنُهُ حَرَامٌ“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş. Onun bedeli da haramdır.” [İbn Mace] Bu hadiste geçen “Ateş”, yakıt ve enerjiden kinayedir.
Buna ilaveten, Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü savaş bile Amerika’nın, İran gibi bir ülkeyi bile tam anlamıyla kontrol altına alamadığını göstermiştir. Dolayısıyla, eğer hali hazırda Arap ülkelerinde varlığı bulunan Pakistan Silahlı Kuvvetleri, diğer İslam beldeleriyle birlikte Hilafet sancağı altında birleştiğinde enerji krizi kalıcı olarak çözülecektir. Dahası böyle bir durumda Hilâfet, dünya enerji fiyatlarını doğrudan etkileyebilecek bir konuma sahip olacaktır. Zira dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birçoğu Müslümanların topraklarında bulunmaktadır. Bu hedefe ulaşılması ise ancak Hilâfet’in kurulmasıyla mümkündür.
Bütün bu göstergeler, mevcut yönetici elitin Amerikan siyasetinin çerçevesi dışına çıkamadığını ortaya koymaktadır. Pakistan ekonomisinin sadece bazı reformlara değil, bilakis tüm liberal kapitalist nizamın ve IMF’nin “Washington Uzlaşısı sonrası” politikalarının bütünüyle reddedilmesine ihtiyacı vardır. Bu sistemin yegâne alternatifi, Pakistan’da Hilafetin kurulmasıdır; nitekim Hizb-ut Tahrir, Kur’an-ı Kerim ve Nebevi Sünnet’ten istinbat edilmiş detaylı programını Ümmete sunmuştur.
Bugün gelinen noktada Pakistan’daki iktisatçılar, karar vericiler, yöneticiler ve seçkinler halka yeni bir umut kaynağı dahi sunamaz hale gelmişlerdir. Bugün mevcut sistem bütünüyle ifşa olmuştur, kaçınılmaz çöküşü ise sadece an meselesi hâline gelmiştir. Bu çöküş ne kadar erken gerçekleşirse, insanların çektiği acıların sona erme umudu da o kadar yakın olacaktır. Artık her şey gün gibi ortadadır ve bu oyun bitmiştir. Soru şudur: Pakistan’daki güç ve kuvvet ehli bu gerçeği görecek ve sonuçlarını kavrayacak dirayete sahip midir? Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَأَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ“Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur’an’ı) hakkıyla ikame etselerdi (uygulasalardı), hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nimetleri) yerlerdi.” [Maide 66]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi P.O. Box 1924, Lahore / Pakistan Telefon: +(92) 345–428–7323 / +(92) 333–561–3813 https://bit.ly/3hNz70q |
Fax: +(92) 21–520–6479 E-Mail: spokesman@hizb-ut-tahrir.com.pk |



