- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Müslümanların Ulus Devlet Çerçevesindeki Savaşı: Şeytanın Ekmeğine Yağ Sürmektir
Haber:
İslam ümmetinin mübarek Ramazan ayının rahmet atmosferini yaşadığı bir zamanda, Pakistan ordusunun Afganistan'ın başkenti Kabil de dahil olmak üzere sürdürdüğü hava saldırıları ve topçu bombardımanı yeni bir insani felakete yol açmıştır. Bu saldırılar kasıtlı olarak silah depolarını ve yerleşim bölgelerini hedef almakta olup oruç tutan kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yüzlerce sivilin ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştır.
Bu askeri saldırılarla birlikte, Durand Hattı olarak bilinen sanal ve sömürge sınırındaki hayati geçiş noktalarının sistematik olarak kapatılması, sanayicilerin ve tüccarların yüz milyonlarca Dolarlık ekonomik kaybına neden olduğu gibi sınırın her iki tarafındaki milyonlarca Müslüman aileyi de ciddi bir geçim ve insani krizin içine sürüklemiştir; bu da Afgan sınır muhafızlarının sert tepkileriyle birleşince, gerilimi geri dönüşü olmayan tehlikeli bir noktaya getirmiştir.
Yorum:
Bugün Afganistan ve Pakistan arasındaki kanlı ufukta yaşananlar, sadece iki komşu ülke arasındaki gerginlikten ibaret değildir; aksine bu, sömürgeci Amerika'nın düşünce kuruluşları ve karar alma çevrelerinde tasarlanan ve İslamabad'daki bölgesel müteahhitler tarafından uygulanan jeopolitik bir projenin parçasıdır. Stratejik gerçeklik şudur: Pakistan ordusu, siyasi ve askeri bekasını Amerika'ya sadakatte gören çevrelerin komutası altında, Amerikan işgalinin Afganistan'da bıraktığı gelişmiş silahların geri kalanını imha etmekle görevlendirilmiştir.
Bu silahsızlandırma projesi aslında, İslamabad'ın generalleri tarafından Donald Trump'ı razı etmek ve Washington'dan sürekli destek almak için hazırlanan siyasi bir hediye mesabesindedir. Zira onlar, askeri bombardıman ve ekonomik baskı yoluyla, Kabil'i bölgedeki denklemlerde bağımsız bir aktör olmaktan, Amerikan siyasetinin satranç tahtasındaki itaatkar bir araca dönüştürmeye çalışıyorlar ki böylece güç dengesi, Hindistan ve Amerika'nın çıkarları pahasına bölgenin siyasi bağımsızlığı lehine kaymasın.
Ancak bu sahnenin en korkunç yanı, yılın en kutsal gününde Müslümanların kanının kutsallığının ihlal edilmesidir. Zira Ramazan ayında Müslümanların kalplerinin yaratıcısına yöneldiği bir zamanda, -İslam dünyasının en güçlü ordusuna komuta eden ve nükleer silahlara sahip olan- Pakistan'ın askeri liderleri tanklarını ve bombardıman uçaklarını, gaspçı Yahudi varlığına veya Keşmir'i kurtarmak için Hindistan'a yöneltmek yerine, Müslüman kardeşlerinin çamurdan yapılmış evlerine yöneltiyorlar.
Ümmeti içten içe tüketen şey işte bu tehlikeli ikiyüzlülüktür; zira Filistin ve Keşmir'in işgaline karşı bir kalkan olması gereken ordu, şimdi küresel sömürgecilik adına bölgenin polis gücü haline gelmiş olup her türlü İslami hareketi bastırmaktadır.
Pakistan'ın mevcut siyasi ve askeri yöneticilere gelince; Şehbaz Şerif'ten Asım Munir'e kadar, sessiz bir siyasi darbe ve yapay krizlerin yönetilmesi yoluyla halkın dikkatini ekonomik çöküş, yapısal yolsuzluk ve iç meşruiyet krizinden başka yöne çekmeye çalışıyorlar. Nitekim sınırların kapatılması ve mültecilere uygulanan baskı, milyonlarca Müslümanın geçim kaynaklarına karşı fiili bir savaş ilanına yol açmıştır. Devam eden bu sınır kapatma, güvenliğin gerçekleşmesini değil, Batılı sponsorlardan kazanç elde etmek için siyasi şantajı hedeflemektedir.
En büyük ihanet, bu ordunun, Hindistan'ın Keşmir'deki suçlarına karşı sessiz kalırken, Gazze davasında ise mazlum Müslümanları kurtarmak için fiili olarak harekete geçmek yerine, mücahitleri silahsızlandırmak ve Yahudi varlığını güvence altına almak amacıyla yapılan sömürgeci planlara yeşil ışık yakmasıdır.
Bu fitnenin çoğunun kökleri, Durand Hattı olarak bilinen sanal sınırda yatmaktadır; zira bu sınır, sömürgeci İngilizlerin tek olan İslam ümmetinin kalbinde açtığı bir yaradır ve Amerika şu anda bu yarayı, ümmet içindeki bölünmeleri derinleştirmek için kullanmaktadır. Dolayısıyla her iki tarafın yöneticileri, sahte vatancılık tuzağına düşmenin, şeytanın ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey olmadığını anlamaları gerekir. Samimi olan bir lider, Trump, Netanyahu veya Modi'yi memnun etmek için Müslüman kardeşini katleden kişi değil, meselelere İslam akidesi perspektifinden bakan ve ümmetin işlerini İslam'ın fikir ve hükümlerine göre idare eden kişidir.
Bu krizin köklü çözümü, sömürgeciye bağlı paralı elçilerinin gözetimi altında yürütülen aşağılayıcı müzakerelerde değil, aksine zalim rejimler tarafından korunan bu dayatılmış ve yapay sınırların kaldırılmasında yatmaktadır. Pakistan ordusundaki samimi subayların ve Afganistan'daki mücahitlerin silahlarını ümmetin gerçek düşmanlarına, yani Amerika Birleşik Devletleri'ne, Hindistan'a, Yahudi varlığına ve bölgedeki diğer işgalci güçlere çevirmelerinin zamanı gelmiştir.
İzzetin tek yolu, Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için çalışmaktır; zira Mescid-i Aksa'yı, Keşmir'i ve Doğu Türkistan'ı kurtarmak ve İslam risaletini dünyaya taşımak için bölgenin nükleer, askeri, ekonomik ve demografik enerjilerini kullanacak birleşik güç Hilafettir. وَأَطِيعُواْ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ “Allah’a ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. ” [Enfal 46]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yusuf Arslan - Afganistan



