Pazartesi, 14 Muharrem 1448 | 2026/06/29
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Özbekistan Medya Bürosu’ndan Abdülaziz Abdulcelilov’un Gözaltına Alınması Nedeniyle İsveç Makamlarına Bir Çağrı

30 Ekim 2025’te, Hizb-ut Tahrir üyesi Özbekistan vatandaşı Abdülaziz Abdülcelilov, Stockholm Göçmenlik Bürosu’nda gözaltına alındı.

Edindiğimiz bilgiye göre, Göçmenlik Dairesi, Abdülaziz’in Özbekistan’a deport edilmesine karar vermiştir.

Bu bağlamda, İsveç Göçmenlik İdaresi’nin dikkatini şu hususa çekmek istiyoruz:

Birincisi: Hizb-ut Tahrir, faaliyetlerini yalnızca fikri ve siyasi çalışmalarla sınırlı tutan ve her türlü şiddet eyleminden kaçınan İslami bir siyasi partidir.

İkincisi: Pek çok uzman ve insan hakları savunucusunun da belirttiği gibi, Hizb-ut Tahrir’in faaliyetlerinin Özbekistan’da yasaklanması ve üyelerinin takibata uğraması, baştan sona siyasi bir konudur.

Üçüncüsü: Özbekistan’da uzun yıllar boyunca binlerce gencimiz tutuklanmış ve yüzlercesi işkence altında hayatını kaybetmiştir. Onların pek çoğu hâlen zindanlarda tutulmaktadır. Bu yıl da birçok gencimiz yeniden yargılanmış ve bir kez daha uzun yıllar hapis cezasına çarptırılmışlardır.

Dördüncüsü: Kardeşimiz Abdülaziz’in Özbekistan’a deport edilmesi, onun orada en hafif tabirle hapis ve işkence cezalarına maruz kalacağı anlamına gelmektedir!

İşte bu yüzden, sizden Abdülaziz’in deport edilme kararını derhal iptal etmenizi ve onu derhal serbest bırakmanızı talep ediyoruz!

Devamını oku...

Amerika’nın Bölgedeki Normalleşme ve Teslimiyet Girişimleri Çerçevesinde, ABD Temsilcisi Morgan Ortagus Lübnan’a Bir kez Daha Ziyarette Bulundu

ABD’nin, normalleşme ve teslimiyet projesiyle Lübnan ve bölgeye baskı yaptığı ve Trump yönetiminin daha fazla Müslüman ülke liderini Abraham Anlaşmalarına dahil etmeye çalıştığı bir dönemde, ABD Temsilcisi Morgan Ortagus, Lübnan’a ve gaspçı Yahudi varlığına bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, Lübnan’a yönelik siyasi, güvenlik ve ekonomik baskılar, tehditler ve şartlarla dolu! Üstelik bu ziyaretin, Arap Birliği Genel Sekreteri ve Mısır İstihbarat şefinin ziyaretleriyle aynı zamana denk gelmesi, görünüşe göre hepsinin aynı [ihanet] değirmenine su taşıdığını gösteriyor! Daha önce de ABD temsilcisi Tom Barrack, X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, ABD yönetiminin Lübnan ve bölgeye yönelik görüşlerini ve tehditlerini yansıtan bir açıklamada bulunmuştu. Barrack, şu ifadeleri kullanmıştı: “Beyrut tereddüt etmeye devam ederse, İsrail tek taraflı hareket edebilir ve sonuçları vahim olabilir.” Barrack, durumu netleştirmek için aynı açıklamada şu tespiti de yapmıştı: “Fakat bu barış yapbozunun sonraki iki parçası hala kayıp: Suriye ve Lübnan...”

Tüm bu ziyaretler, açıklamalar ve benzeri gelişmeler ışığında şunları ifade ediyoruz:

Birincisi: Amerika ve yandaşlarının Müslüman ülkelere müdahaleleri, bizim çıkarlarımızdan ziyade Amerika ve Yahudi varlığının çıkarlarına hizmet etmektedir. Nitekim Amerika’nın Yahudi varlığını siyasi, ekonomik, mali, askerî ve medya alanlarında açıkça destek verdiği bilinen bir gerçektir.

İkincisi: Amerikalı elçinin bu ziyareti, bazılarının sandığı gibi kesinlikle tarafsız değildir! Bu ziyaret, Amerika’nın bölgede Yahudi varlığını siyasi ve askerî düzlemde güçlendirme stratejisinin bir uzantısıdır. Amerikalı elçinin (masaya) sunduğu şeyler, hegemonya dayatmaktan, bağımlılığı perçinlemekten ve egemenliği hiçe saymaktan başka bir şey değildir! Sunduğu şeyler, Yahudilere teslim olmak ve boyun eğmektir ki, Allah Müslümanlar için böyle bir şeyi asla kabul etmez!”

Üçüncüsü: Şüphesiz, bu emrivakileri (dikteleri) kabul etmek ve yabancı vesayetini pekiştiren herhangi bir anlaşmaya imza atmak, Allah’a, Rasûlüne, ümmete ve bu gaspçı varlığı Lübnan ve Filistin’den çıkarmak için savaşan veya çaba harcayan herkese ihanettir

Dördüncüsü: Müslümanlar ve gayrimüslimler de dahil olmak üzere Lübnan halkının ezici çoğunluğuna göre, Yahudi varlığı ile ilişki kurmak suçtur, sadece şer’i açıdan değil, Lübnan makamlarının bağlı olduğu pozitif hukuk ve genel insani hukuk açısından da tartışmasız bir suçtur. Özellikle de bu mücrim varlığın Gazze’de işlediği soykırımdan sonra! Unutulmasın ki bu varlık, aynısını Lübnan’da ve diğer Müslüman beldelerinde yapmaktan dün çekinmediği gibi yarın da asla çekinmeyecektir!”

Beşincisi: Amerika’nın bölgeye yönelik bu saldırı dalgası ve kirli kampanyası asla amacına ulaşamayacaktır! Amerika, bölgeyi keyfine göre şekillendirme sevdasında başarılı olamayacaktır! ABD’nin sömürgeciliğe, halkları yağmalamaya, Müslümanları saptırmaya ve hatta “İbrahimi Din” safsatasıyla onları dinlerinden koparmaya dayalı bir projesi varsa; Müslümanların da bir projesi vardır: Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Hilafet projesi! Ve Allah’ın izniyle bu proje, ufukta belirmiştir, çok yakındır! Bu proje bölgeyi, hatta tüm dünyayı yeniden dizayn edecektir! Bu proje, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesinin bir tecellisidir:

إِنَّ اللهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا “Allah, yeryüzünü benim için dürüp topladı, ben de doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü, bana gösterilen yerlere kadar uzanacaktır.” [Müslim] Hilafet, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisi şerifinde müjdelediği gibi, Yahudi varlığının kökünü kazıyacaktır!

لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ فَيَقْتُلُهُمْ الْمُسْلِمُونَ“Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. O harpte Müslümanlar Yahudileri öldürecekler [Müttefikin aleyh]

Son olarak şunu belirtmek isteriz ki, Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, Amerika’nın Lübnan ve bölgeye dayattığı bu normalleşme ve teslimiyet kampanyasına meydan okumaya devam edecektir. Hiçbir güç onu bundan alıkoyamayacaktır! Lübnan’daki otoriteyi, bu ihanet ve zillet yoluna girmemeleri konusunda şiddetle uyarıyoruz! Ayrıca, Lübnan makamlarını bu duruma karşı koymak için kendi halkına güvenmeye çağırıyor ve sınırlar, yeniden imar veya uluslararası sistemin etkisi gibi gerekçelerle meseleyi manipüle etmemeye davet ediyoruz.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ“Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Devamını oku...

“Phoenix Express 2025” Tatbikatı, Amerikan Hegemonyasına Teslimiyetin Yeni Bir Perdesidir

Tunus, bu Kasım ayında ‘Phoenix Express 2025’ adlı çok taraflı deniz tatbikatına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu tatbikat, Amerika Birleşik Devletleri Afrika Komutanlığı tarafından her yıl düzenleniyor. Bu deniz tatbikatı, mevcut yönetimin 30 Eylül 2020’de ABD ile imzaladığı ve dönemin ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in on yıllık bir yol haritası olarak tanımladığı askerî iş birliği anlaşmasının acı meyvelerinden biridir.

Bu anlaşma, aslında Baci Kaid es-Sebsi yönetiminin daha önce imzaladığı ve Tunus’u ABD’nin NATO dışı stratejik müttefiki konumuna sokan utanç verici anlaşmasının pratik bir uzantısıdır. Amerikan Savunma Bakanı’nın da açıkça dile getirdiği gibi, bu iş birliği “stratejik rakipleri olan Çin ve Rusya’ya karşı” Amerika’nın sömürgeci politikalarını desteklemeyi amaçlamaktadır.

Bu bağlamda, Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak biz, bu tehlikeli anlaşma imzalandığı sırada bu anlaşmanın sıradan bir anlaşma olmadığını, 10 yıllık sürecek bir ABD projesi olduğunu dile getirdiğimizi hatırlatmak isteriz! Amerika’nın iddiasına göre bu yol haritası; sınırların gözetlenmesi, limanların korunması, aşırılıkçı fikirlerle mücadele ve Rusya ve Çin’le yüzleşme gibi konuları kapsıyor. Sınırlar, limanlar, ‘aşırılıkla mücadele’ ve Rusya-Çin karşıtlığı bahanesiyle Tunus’un egemenliği budanmakta ve ülkemiz doğrudan vesayet altına alınmaktadır!

Ayrıca biz her fırsatta, topraklarımızdaki bu askeri varlığın sona erdirilmesi çağrısında bulunduk. Ülkemizdeki bu askeri varlığın, düşmana paha biçilmez operasyonel deneyim kazandırdığını, bunun bedelini de Müslümanların canlarıyla, kanlarıyla ve ırzlarıyla ödeyeceğini belirttik! Ayrıca, her fırsatta savaş zamanında özellikle de 7 Ekim 2023’ten sonra düşmanla işbirliğinin haram olduğunu dile getirdik. Çünkü bu tarihten sonra Amerika’nın açıkça düşmanlığını ilan ettiğini, Gazze’den Batı Şeria’ya, Lübnan’dan İran, Yemen ve Suriye’ye kadar her yerde Müslümanların kanını hiçe saydığını, hatta kendi arabulucusu Katar ve Hamas’a bile ihanet ettiğini, hain elinin uzandığı her Müslüman toprağında Yahudi varlığına açıkça destek bildiriminde bulunduğunu söyledik.

Bu nedenle, Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak biz, hakkı haykırmaları nedeniyle gençlerinin maruz kaldığı baskı, tutuklama ve askeri yargılamalara rağmen, bir kez daha Tunus ve bütün İslami Mağrip ülkelerini Amerika’nın pis politikalarına boyun eğdirmeyi amaçlayan bu meşum sömürgeci anlaşmayı feshetmeye çağırıyoruz. Ayrıca, ülkemizdeki ve diğer tüm Müslüman ülkelerdeki güç ve kuvvet ehline yönelik çağrımızı da yineliyoruz: Uyanın ve ümmet düşmanlarının size nasıl tuzaklar kurduğunun ve sizi bu tuzağa nasıl çektiğinin farkına varın artık! Şer’i göreviniz, dininize yardım etmeyi, ülkenize ve ümmetinize tuzak kuran düşmanı püskürtmeyi, Allah’ın kelimesini yüceltmeyi, şeriatı hâkim kılmak ve vaat edilen Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmak için çalışanlara destek vermeyi gerektirir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَلَيَنصُرَنَّ اللهُ مَنْ يَنصُرُهُ إِنَّ اللهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ“Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” [Hac 40]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti El Ubeyd Kentinin Önde Gelenleriyle Bir Araya Geldi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet, dün 3 Kasım 2025 Pazartesi günü Kuzey Kordofan’ın başkenti El Ubeyd şehrinin ileri gelenlerinden bazı isimlerle bir araya geldi. Heyete, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Meclisi Üyesi Üstat El-Nezir Muhammed Hüseyin Ebu Minhac başkanlık etti. Heyette ayrıca, Hizb-ut Tahrir üyeleri Mühendis Banga Hamed ve Üstat Muhammed Said Boke de yer aldı.

Heyet, ziyaret kapsamında şu kişilerle bir araya geldi:

Demokratik Birlik Partisi (Cala el-Ezheri kanadı) Başkanı Halid Hüseyin.

Avukat ve Hukuk Profesörü olan Dr. Abdullah Yusuf Ebu Seyl.

Ensar el-Sünne Cemaati’nden Şeyh Abdurrahim Cude.

SUNA Haber Ajansı muhabiri Ahmed Muhammed.

Görüşmelerde günün en önemli konusu olan El Faşir’in düşüşü, milis güçlerinin şehir halkına karşı işlediği suçlar ve ordu komutanlarının ihaneti ele alındı. Ordu komutanlarının, tüm kuşatma süresi boyunca ve şehre yönelik 266’dan fazla saldırı gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, El Faşir halkına karşı görevlerini yerine getirmedikleri ve bunu yapabilecek güçte olmalarına rağmen kuşatmayı kırmadıkları vurgulandı.

Görüşmelerin sonunda heyet, görüştüğü kimselere Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti tarafından yayımlanan “El Faşir’in Düşmesi Amerika’nın Darfur Bölgesi’ni Koparmasının ve Sudan’daki Nüfuzunu Güçlendirmesinin Önünü Açıyor: Daha Ne Zamana Kadar Uluslararası Çatışmanın Odunu Olacağız?!” başlıklı bildirinin bir nüshasını takdim etti.

Önde gelenlerin, görüşmelere verdikleri tepkiler oldukça olumluydu ve bu tür görüşmelerin devam etmesini talep ettiler.

Devamını oku...

Zayıflıktan İktidara

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Zayıflıktan İktidara

Bugün İslam ümmetinin durumunu düşünen bir kimse, onun aşağılanma ve zayıflık durumundan ve düşmanların her yönden başına musallat olmasından dolayı derin bir acı duymaktan kendini alamaz. Zira tıpkı sevgili Peygamberimiz Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu gibi milletler başımıza üşüşmüştür: يُوشِكُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمُ الأُمَمُ مِنْ كُلِّ أُفُقٍ كَمَا تَدَاعَى الأُكَلَةُ عَلَى قَصْعَتِهَا... “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir…” Bugün bizzat gözlerimizle gördüğümüz şey şudur: gasp edilmiş topraklar, dökülen kanlar, yağmalanan servetler ve Sykes-Picot'un bayrakları altında darmadağın olmuş, demir yumrukla yöneten ajan rejimler tarafından sınırlandırılmış, ayaklanmaları engellenmiş ve enerjileri zincirlenmiş Müslümanlar.

Evet, acı bir gerçeklik içinde yaşıyoruz; zira İslam ümmeti altmış parçaya bölünmüş, düşmanları üzerine üşüşmüş, başına Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla yöneten, Sykes-Picot sınırlarını koruyan ve köklü değişim için çalışan her hareketi bastıran ajan rejimler musallat olmuştur; çünkü ümmetin kendisini gözetecek bir devleti ve saflarını birleştirecek bir Halifesi yok; bu yüzden ümmetin “yatırım” adına servetleri yağmalanıyor, halklar acı çekiyor, sistemler yozlaşmış durumunda, adalet yok olmuş, İslam yönetimden uzaklaştırılmış, sadece  bireysel ibadetlerde uygulanır bir hale gelmiş ve İslami kimlik de eğitim, medya ve Batı kültürü aracılığıyla saldırıya uğramaktadır.  

Zayıflığın nedenleri apaçık ortadadır: Ümmetin Rabbinin şeriatıyla hükmetmekten uzaklaştırılması, günahların çoğalması, yozlaşmayla övünmek, siyasi parçalanma ve bölünme, dayanışmanın imkansızlaşması, sömürgeciliğin kendi çıkarlarını korumak için ortaya çıkardığı sistemlere boyun eğilmesi, dünyayı sevmek, ölümü kerih görmek ve kalplere vehn yerleşmesi.

Ancak bu karanlık gerçekliğe rağmen, artık ümmet uyanmaya ve gafletinden sıyrılmaya başladı; bu yüzden artık sloganlara ve yamalı çözümlere aldanmıyor; bilakis Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in metodunu araştırmaya ve içinde yaşadığımız zorba krallığın sonunun geldiğine ve ağaç yaprakları gibi dökülmeye başladığına inanmaya başlamıştır. Evet, yaşadığımız zayıflık durumu kalıcı bir kader değildir; aksine İslam'ın yönetimden uzaklaşmasının ve Hilafetin yıkılmasından bu yana sömürgecinin bize dayattığı dinin hayattan ayrılmasının bir sonucudur.

Ancak Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi karanlıkların arasından doğarak yüreklere umut serpiyor ve bize yol gösteriyor: ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.” Dolayısıyla çıkış yolu, Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafettir; çünkü Hilafet, Allah Subhanehu’nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir. Hilafet, sömürgeci ve avenelerinin çalışmasıyla yıkıldığı gibi bilinçli ve samimi ümmetin çalışmasıyla da yeniden kurulacaktır.

Ümmeti birleştirecek, İslam'ı tek bir varlık, tek bir ordu ve tek bir sancak altında kamil bir şekilde uygulayacak Raşidi Hilafet Devleti kurulmadıkça zayıflıktan kurtuluş yoktur. Zihinleri siyasi karara ve Batı'ya bağımlılıktan kurturmak, insan yapımı rejimleri devirmek, Sykes-Picot'un zincirlerini kırmak ve yönetim, siyaset ve ekonomi de dahil olmak üzere İslami hayatı tüm yönleriyle yeniden şekillendirmek amacıyla bir devlet kurmak için Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in metodunu takip eden samimi ideolojik siyasi bir kitleyle ciddi bir şekilde çalışmak gerekir... Ki böylece ümmet, risaleti taşımaya ve davet ve cihad yoluyla İslam'ı dünyaya yaymaya hazırlanmış olsun.

Evet, artık ayağa kalkıp sömürgecinin ve onun etkilerinin enkazını kaldırıp atmamızın, bizleri Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün sünnetiyle yönetecek ve bizleri zayıflıktan iktidara götürecek, izzetimizi ve İslam Devleti'ni yeniden kazandıracak bir İmama biat etmemizin zamanı gelmiştir; zira İslam ümmeti aciz değildir ancak onu uyandırıp basiret üzere ona liderlik edecek birine ihtiyacı vardır. İşte Hizb-ut Tahrir bu büyük hedef için gece gündüz çalışmakta ve Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in izlediği metottan başka bir kurtuluş yolu görmemektedir; bu metot ise İslam ile hükmedecek, ümmeti birleştirecek ve daveti dünyaya taşıyacak olan devleti kurmak için çalışmaktır. وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ Muhakkak ki Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21] وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌAllah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdul Mahmud El-Amiri – Yemen

Devamını oku...

Sudan'da Masumların Kanlarının Dökülmesi ve Suçların İşlenmesi Kimin Çıkarı İçin?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Sudan'da Masumların Kanlarının Dökülmesi ve Suçların İşlenmesi Kimin Çıkarı İçin?

Haber:

Sudan Sosyal Refah Bakanı Selima İshak, Hızlı Destek Güçlerinin Sudan'ın batısındaki Kuzey Darfur eyaletinin başkenti El Faşir'e girdikleri ilk iki gün içinde yaklaşık 300 kadını öldürdüğünü açıkladı ve kadınların cinsel saldırı ve çeşitli şiddet ve işkenceye maruz kaldıklarını vurguladı.İshak, El Faşir'deki durumun felaket olduğunu söyleyerek, Tavila kentine giden yolun bir ölüm tuzağı haline geldiği için şehri terk eden herkesin tehlike altında olduğunu belirtti.Birçok ailenin hala El Faşir'de kuşatma altında olduğu, sürgün, işkence, aşağılama ve cinsel şiddete maruz kaldığı eklemesinde bulunarak, şehirde yaşananları “sistematik etnik temizlik ve herkesin sessiz kalarak suç ortağı olduğu büyük bir suç” olarak nitelendirdi. (TRT Arabic)

Yorum:

Sudan'da masumların kanlarının dökülmesi, kadınların tecavüze uğraması, binlerce insanın evlerinden ve ülkelerinden sürülmesi, açlık ve hastalıkların yayılması yürekleri dağlayan ve gözleri yaşartan bir durumdur;böylece Amerika, İngiltere'nin ajanlarını iktidardan uzaklaştırma, Sudan'ın zenginliklerini ele geçirme, Güney Sudan'ın ayrılması sırasında olduğu gibi ve aynı zamanda şu anda Darfur bölgesinde, özellikle de El Faşir ve Sudan'ın geri kalanında işlenen suçlarda olduğu gibi -la havle vela kuvvete illa billah- Sudan'ı sınırları kanla çizilen devletçiklere bölme hedeflerini gerçekleştirmek için, ajanları Burhan ve Hemedti arasında bu savaşı alevlendirmesinin ardından tüm bunların meyvelerini toplayacaktır.

Bu savaşta işlenen ve işlenmeye devam eden tüm zulüm ve suçlara ve bölgedeki büyük insani krize rağmen, bu konuya yeterince dikkat çekilmemiştir; zira bir yandan, internet kesintileri ve ekipman eksikliği gibi sahadaki koşullar, insanların olan biteni aktarmalarını zorlaştırırkendiğer yandan ise medyada kasıtlı bir sansür uygulanmakta ve halkın çektiği acılar ve olanların gerçek nedenleri ortaya çıkarılmamaktadır.Hatta insanların birçoğu olup bitenleri, gerek sosyal medya, gerek bu katliamları gerçekleştirenlerin son zamanlarda yaydıkları, suçlarıyla övündükleri ve insanları korkuttukları video ve görüntüler aracılığıyla, gerekse de son olaylara, özellikle de hem Amerika ile olan nüfuz çatışması hem de Amerika'yı ve onun ajanlarını utandırma ve birtakım kırıntılar elde etmek için bile olsa onları baskı altında tutmaya çalışma kapsamında yayın yaparak Avrupa'nın gündemlerine hizmet eden olaylara ışıt tutan medya kuruluşları aracılığıyla işitmektedir.

Genel olarak Müslümanlar, özel olarak da Sudan halkı için en önemli olan şey, Sudan'daki çatışmanın doğasını, Hemedti ve Burhan ile onların hizmet ettikleri tarafın uyguladığı planların doğasını ve bu savaştan gerçekleşmesi murat edilen hedefleri bilinçli bir şekilde idrak etmektir ki böylece bu savaşı başarısız kılıp dizginleri yeniden ele geçirebilsinler.Nitekim Hizb ut-Tahrir’in gençleri bu bağlamda büyük çaba sarf etmekte olup Sudan ve halkına karşı kurulan komplolar konusunda defalarca onları uyarmış ve onlar için kurtuluş yolunu açıklamışlardır.Zira Sudan halkı için, Hizb-ut Tahrir ile çalışmaktan ve ordu içerisindeki samimi evlatlarına, halklarının ve ümmetlerinin yanında yer almaları ve sömürgecilerin planlarını onların aleyhlerine çevirmeleri için baskı yapmaktan başka bir kurtuluş yoktur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra

Devamını oku...

Necid ve Hicaz Beldesinde Olup Bitenlerin Şimdiye Kadar Ortaya Çıkan Kısmı, Devede Kulak Kalır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Necid ve Hicaz Beldesinde Olup Bitenlerin Şimdiye Kadar Ortaya Çıkan Kısmı, Devede Kulak Kalır!

Haber:

Erkam elektronik sitesi 30 Ekim günü, “Üçüncü Çeyrek Bütçesi: 269,9 milyar Riyal gelir ve 358,4 milyar Riyal harcama” başlıklı bir haber yayınladı. Haberde şöyle geçti: “Maliye Bakanlığı bugün, 2025 yılının üçüncü çeyreğine ait genel bütçeyi açıkladı; gelirler 269,9 milyar Riyala ulaşırken, genel harcamalar ise 358,4 milyar Riyale ulaşmıştır.Böylece 2025 yılının üçüncü çeyreğinde bütçe açığı 88,5 milyar Riyal seviyesine ulaştı.Bu yılın ilk dokuz aylık bütçe gelirleri 835,1 milyar Riyalken, genel giderler ise 1.016,8 milyar Riyal olarak gerçekleşmiş olup böylece bütçe açığı 181,8 milyar Riyal seviyesine ulaşmıştır.”

Yorum:

Burada, Necid ve Hicaz beldesinin genel bütçesindeki artan açık hakkında konuşuyoruz; bu durum şaşırtıcı görünebilir ama gerçek budur.Necid ve Hicaz beldesi, kafirler için bir ganimet haline gelmiştir; zira Amerikan petrol şirketleri bir asır boyunca Müslümanların petrolünü yağmalamakla yetinmemişlerdir.Zira son zamanlarda, 2008 yılının sonunda yaşanan ekonomik kriz sırasında Londra ve Washington'un, Riyad'daki Müslümanların paralarını yağmalamak için acele ettiklerine ve Trump'ın 2017'de yüz milyarlarca Doları yağmalamayı nasıl alışkanlık haline getirdiğine ve 2025 yılında yağmasını bir trilyon Dolar artırdığına tanık olduk.

Bu da Kral Selman ve oğlu Muhammed'i, günlük 16 milyon varil petrol üreten bir ülkeyi, genel bütçe açığı ve kamu borcu açısından bu düzeye getirmek için borçlanmaya başvurmaya sevk etmiştir! Dolayısıyla Krallığın kamu borcu, 2022 başında 250,1 milyar Dolar iken, 2025 Eylül sonu itibarıyla 141 milyar Dolar artarak 391,1 milyar Dolara ulaşmıştır ki bu da GSYİH'nın %29'una denk gelmektedir! Böylece onlar, Müslümanların bu paralardan dinlerini ve hayatları için yararlanmamaları sağlamak için Müslümanların paralarını saçıp savurmaktadırlar.

Bu ise İslam ile hükmetmekten uzaklaşıp, Müslümanların ülkesinde küfür hükmünü yerleştirmekten başka bir şey değildir; bu da İslam ile hükmetmekten uzaklaşıp bunu Müslüman ülkelerde küfür yönetimiyle değiştirmekten başka bir şey değildir; bu da Irak ve Yemen'i hedef alarak başlayan, daha sonra Necid ve Hicaz'ı hedef almayı kolaylaştırmak, onların mafsallarını koparmak ve Neom'u (mega kent projesi) Mekke'ye bir alternatif haline getirmek için daha önceden kasıtlı olarak planlanıp düzenlenmiştir.Bu hedef alma, 1804'te Domingo Francisco Badia, 1814'te Johann Ludwig Burckhardt, 1855'te Richard Francis Burton, 1864'te William Gifford Palgrave ve 1876'da Charles Doughty'den 1924'te Hilafet Devleti'nin yıkılmasında rol alan Gertrude Bell ve Arabistanlı Lawrence'a kadar Mekke ve Medine'yi hedef alma planlarıyla bağlantılıdır.Bu yüzden Müslümanlar, kaybettiklerini geri alıp Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmadıkça izzetlerini geri kazanamayacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Şefik Hamis – Yemen

Devamını oku...

El-Ezher Şeyhi, Yeni Firavun'u Memnun Etmek İçin Eski Firavun'la İftihar Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

El-Ezher Şeyhi, Yeni Firavun'u Memnun Etmek İçin Eski Firavun'la İftihar Ediyor!

Haber:

Usame Ezheri: Ezherli bir Müslüman olarak, atalarımın piramitleri inşa etmesinden onur duyuyorum… Eski Mısır medeniyeti taş ve put medeniyeti değil, iman ve ahlak medeniyetiydi!Dahası bu bir iman ve vicdan medeniyetidir; eski Mısırlılar, tapınaklar oyup mezarlar inşa ettiklerinde, ahiret hayatına inanıyorlardı ve salih amellerin ve adaletin ebedi hayatın anahtarı olduğuna iman ediyorlardı; bu değerler daha sonra semavi risaletlerle birlikte gelmiştir.(Revak Post)

Yorum:

Büyük Mısır Müzesi, firavunların eserlerini ve firavunlar, Romalılar ve Allah'ın varlığını kabul etmeyen diğer medeniyetler de dahil olmak üzere kafir medeniyetlerle ilgili birçok eserleri barındıran bir müzedir; o Firavunlardan bazıları “Ben sizin en yüce Rabbinizim” derken bazıları da Allah'a ortaklar koşmuştur; dolayısıyla bu medeniyetler, kralları Allah'ın peygamberlerinin en şiddetli düşmanları olan medeniyetlerdi; zira ne zaman bir peygamber gönderilse, ya onunla savaştılar ya da onun Allah'ın dinine davetini inkar ettiler.

Bu medeniyetler, içinde yaşadıkları çağın sona ermesiyle birlikte yok olup gitmeleri ve kendilerinden sonra gelenler için bir ibret olarak kalmaları gerekirdi; günümüz halkı, kendi inançlarına veya dinlerine mensup olmayan insanların medeniyetlerini kutlamazlar ancak Allah, inşa ediliş biçimleriyle hayranlık uyandıran bu piramitleri ve bazı eserleri arkalarında bırakmalarını dilemiş ki böylece insanlar için bir ibret olarak kalmaya devam etsinler diye yıkılmamalarını murat etmiştir; bu yüzden insanlardan bazıları ibret alıp Firavunlar gibi dünya hayatına kapılmayıp ahiret için çalışarak Allah'a hamd ederken bazıları ise hiç ibret almamaktadır.

İşte ikinci bir tür olan bu Ezher Şeyhi, kafirlerle gurur duymakta ve Firavunları kastederek onları ataları olarak nitelendirmektedir. Aslında Ezher Şeyhi ve Ezher, İslam hadaratı dışındaki tüm medeniyetlerden uzak durmalıdırlar, zira Ezher, alimlerin, ilim talebelerinin ve İslami ilimler hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenlerin ilgi odağıydı ancak artık saray mollalarının ön cephesi haline gelmiş olup bu saray mollaları, yönetici ne zaman isterse fetva yayınlamaktadırlar; hatta bu durum Şeyhin, ben sizin en yüce Rabbinizim diyen biri için övünmesine kadar ulaşmıştır.Yani yeni Firavunu memnun etmek için eski Firavun ile iftihar etmektedir. Oysa Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ‏إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ قَدْ أَذْهَبَ عَنْكُمْ عُبِّيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ وَفَخْرَهَا بِالآبَاءِ مُؤْمِنٌ تَقِيٌّ وَفَاجِرٌ شَقِيٌّ أَنْتُمْ بَنُو آدَمَ وَآدَمُ مِنْ تُرَابٍ لَيَدَعَنَّ رِجَالٌ فَخْرَهُمْ بِأَقْوَامٍ إِنَّمَا هُمْ فَحْمٌ مِنْ فَحْمِ جَهَنَّمَ أَوْ لَيَكُونُنَّ أَهْوَنَ عَلَى اللهِ مِنَ الْجِعْلاَنِ الَّتِي تَدْفَعُ بِأَنْفِهَا النَّتْنَ Allah Azze ve Celle, cahiliyye (döneminin) kibrini ve övünme adetini sizden giderdi. (İnsanlar iki kısımdır: Birincisi Allah katında övülmüş olan) takva sahibi mümin (kimseler, ikincisi de Allah katında yerilmiş olan) bedbaht ve Allah'ın yolundan çıkmış (kimseler. Binaenaleyh) siz (hepiniz) Ademoğlusunuz. Adem topraktan (yaratılmış)tır. (Allah'a yemin olsun ki) insanlar (ya bu) kavimler(i) ile övünmeyi bırakırlar -ki o kavimler (böyle cahiliye adeti üzere yaşadıkları için şimdi) cehennem kömürlerinden bir kömürdürler- ya da Allah katında burnuyla dışkı yuvarlayan bok böceğinden (mayıs böceğinden) daha değersiz bir hale düşerler.”Peki senin ilmin ve fıkhın nerde ey Ezher Şeyhi? Senin bu hadisi duymamış olman mümkün mü?

Firavunların tek tanrılı dine mensup oldukları fikrini insanlar arasında yaymanız, saçma bir fikir değildir; zira İslam hadaratının Firavunların ve onlardan sonra gelenlerin medeniyetinin bir uzantısı olduğu fikri, gizli amaçları olan şeytani bir fikirdir. Bu yüzden burada sana diyoruz ki; hem kendi nefsin hem de Ezher'e saygıyla bakan Müslümanlar için Allah'tan kork.Allah'tan kork ve Allah'ı inkar eden Firavunların medeniyetini, Allah Subhanehu ve Teala'nın vahdaniyeti esasına dayalı İslam hadaratıyla karşılaştırma.

Ey Ezher Şeyhi! Eğer hakkı konuşmak istiyorsan, müzeye harcanan bu milyarların, Gazze halkına, hatta Mısır'ın açlık çeken halkına harcanmasının daha evla olduğunu söyle. Zira Mısır halkının çoğu yoksulluk ve sefalet içinde ölürken, rejim onların acılarının üzerine kafir medeniyetin eserleri için bir müze inşa ediyor!!

Ey Ezher Şeyhi!Senin, İslam hadaratı dışındaki başka bir medeniyetten gurur duyma hakkın yoktur; korkunuzu ve bağımlılığını bir kenara bırakıp gerektiği gibi konuşun ve onlara deyin ki;Müslümanların izzeti İslam'ın izzeti olup İslam'ın izzeti de, Firavunların medeniyetini kutlayarak değil, bilakis Allah Azze ve Celle'nin dinini yücelterek, onun hükümlerini uygulayarak ve insanları onun temelinde gözeterek gerçekleşecektir.Bu yüzden bir Müslüman için, kendi hadaratından başka gurur kaynağı yoktur; çünkü bu hadarat, Allah'ın herhangi bir değişiklik veya tebdile karşı koruduğu son hadarattır.

O halde Allah’ın gazabından kurtulmak için hem kendi nefsin hem de Müslümanların evlatları için Allah’tan kork.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Suzan el-Mücerrat - Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER