Salı, 11 Zilkâde 1447 | 2026/04/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Al-i İmran 28]

Haber-Yorum

لَّا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Al-i İmran 28]

Haber:

İran'ın Hormozgan eyaletindeki Minab şehrinin savcısı, Amerikan-Yahudi güçlerinin düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının 148'e, yaralıların sayısının ise 95'e yükseldiğini açıkladı.

İran haber ajansı Tesnim, Hormozgan eyaletinin vali yardımcısının, İran'ın güneybatısındaki Minab şehrinde bulunan bir kız ilkokuluna saldırı düzenlendiğini ve Hormozgan eyaletinin, birçok İran deniz üssüne ev sahipliği yaptığını söylediğini bildirdi.Olay, Körfez Kıyısı yakınlarındaki Minab bölgesinde meydana geldi. Raporlara göre, saldırı sırasında okulda yaklaşık 170 öğrenci bulunuyordu. (RT, 01/03/2026)

Yorum:

İran, Afganistan, Irak ve Suriye'deki savaşlarında ABD'ye yardım etmesine ve ABD'nin yörüngesinde dönen bir ülke olmasına rağmen ABD’nin, İran'ın üslerinin bulunduğu bir eyaletteki ilkokulda onlarca kız öğrencinin ölümüne neden olan bir saldırı düzenlemesi, Amerika'nın sadece kendi çıkarlarını önemseyen ve sömürgeci hırslarını ve çıkarlarını gerçekleştiren, çizen ve planlayanların ve kendi bayrağı altından yürüyenlerin ve emirlerine itaat edenlerin dışında dostu olmayan bir ülke olduğunu ortaya koymaktadır.

Amerika, İran ile ilişkilerinde, kendi yörüngesinde dönen bir ülke olmaktan çıkarıp onu bir ajan devlet haline getirmeye çalıştı ancak, Fordo, Natanz ve İsfahan'daki nükleer tesislerini hedef alan saldırılara rağmen bunu başaramamıştır.Bakın işte Amerika yine aynı formülü uygulayarak kız öğrencilerin okulunu, hatta ondan önce İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'i vurarak, kendisine karşı çıkan ve isteklerine uymayan herkesi tereddüt etmeden bir kenara atacağını ve hiçbir pişmanlık duymadan onlardan vazgeçeceğini teyit etmektedir.

İnsan haklarını savunduğunu iddia eden ve özgürlük sloganları atan bu ülke, masumların kanını mubah kılmakta, çocukları ve kadınları öldürmekte, onları gözetmemekte ve masum siviller ile askeri savaşçılar arasında hiçbir ayrım yapmamaktadır.

Kız öğrenciler şehit oldular; çünkü onların tek suçları, yöneticilerinin ülkeyi Amerika'nın abasına büründürdüğü bir ülkede yaşamaktı; bu yüzden ülke, nerede olursa olsun Amerika'nın yörüngesinde dönmektedir; oysa onlar, Allah’ın bize dost edinmemizi ve üzerimizde otorite vermemizi nehyettiği kâfirlerdir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًاEy iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” [Nisa 144]

Amerika, Yahudi varlığı ve genel olarak Batı, Müslümanlara eziyet etmek, onları öldürmek ve yok etmek için bir araya gelmiş tek bir millettir.Bu yüzden İslam'ı ve Müslümanları ortadan kaldırmak, dünyayı yozlaşmış kapitalist medeniyetlerinin emirlerine göre kontrol etmek ve yönetmek için çok çalışıyorlar; oysa bu medeniyet her gün daha da açığa çıkmaktadır; zira onun kusurları ve kokuşmuşluğunun yanı sıra en son olarak da Epstein skandalı ortaya çıkmıştır

Amerika ve Batılı müttefiklerinin liderlik ettiği savaş, kendi hegemonyalarını dayatmaya, İslam'a ve Müslümanlara boyun eğdirip onları aşağılamaya çatıştıkları bir medeniyet savaşıdır.Bu yüzden bu dini kıskanan herkesin, İslam ümmetinin, onları bir araya getiren, birleştiren ve bu savaşa liderlik eden bir devlet olması için çalışması gerekir; böylece küfür ehlinin İslam’a zarar vermesi zorlaşacak ve saldırmadan önce binlerce kez hesap yapacaklardır. Tarih, insanlığın bildiği en büyük ve en asil bir devlet olmasının yanı sıra insanlar arasında hayrı, merhameti ve barış yayan ve Müslümanların gölgesinde izzet ve onura tanık olduğu devletlerinin altındaki Müslümanların şanları, kahramanlıkları ve zaferleriyle doludur.كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız. Eğer Ehli Kitap’da (Yahudiler ve Hıristiyanlar) iman etseydi kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler vardır, fakat çoğu fasıktır.” [Al-i İmran 110] 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zinet es-Sâmit

Devamını oku...

Onun Yok Olacağı Kesin; Ancak Rejimlerle Değil Ümmetle Yapılan Bir Savaşta

Haber-Yorum

Onun Yok Olacağı Kesin; Ancak Rejimlerle Değil Ümmetle Yapılan Bir Savaşta

Haber:

El Cezire kanalı, Yahudi varlığının Savaş Bakanı'nın şu açıklamalarını aktardı: Varlığını yok etmekle tehdit edenlere dokunulmazlık yoktur ve varlığı, bekasını tehdit edenlerin varlığını izin vermeyecektir.

Yorum:

Bu buluntu sapığın açıklamasından, İran rejiminden ya da iki gün önce kendi varlığındaki baş suçlunun aşırı Şii ekseni olarak adlandırdığı şeyden veya aşırı Sünni ekseni olarak adlandırdığı şeyden bahsettiği anlaşılıyor; ancak o ve onun gibilerin söylemek istemediği gerçek şu ki; onun varlığını tehdit eden ve onu tamamen yok etmek isteyen, dahası bölgedeki tüm Batı varlığını ortadan kaldırmak isteyen varlık, mevcut herhangi bir rejimin başını çektiği bir eksen ya da rejimlerin araçlarından bir araç değildir, aksine Doğu Asya'dan Batı Afrika'ya kadar uzanan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetidir.

İslam ümmetini tehdit eden bu buluntu adam, Amerika ve Batı'nın onun ipini kesmesi veya Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimlerden oluşan ve onu koruyan demir kubbenin çökmesi halinde, kendi varlığının bir saat bile ayakta kalamayacağını göz ardı ediyor.

Sapkınlar ve onların arkasındaki Amerika, bugün yürüttükleri şeyin savaş olduğuna dair kendilerini kandırıyorlar veya kandırmak istiyorlar; ama gerçekte bu, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti tarafından hepsine karşı açılacak gerçek savaşı geciktirmek için yaptıkları girişimlerden başka bir şey değildir; zira ümmetin bu savaşında Gazze'yi tekellerine alamayacaklar, Lübnan ve Suriye'de istedikleri gibi gezip dolaşamayacaklar, varlıkları İran'ın askeri gücüne saldırmak için kendilerine uygun zamanı seçemeyecek, savaşın zamanı, doğası ve alanı Yahudi varlığı veya Amerika tarafından seçilemeyecek, aksine tüm bunları kendisine yardım ve iktidar vaat edilen ümmet belirleyecektir. Ayrıca bu savaşın başında, tek endişesi iktidarda kalmak, misyonu sömürgeciye hizmet etmek ve görevi de Yahudi varlığını korumak olan yöneticiler olmayacak, aksine bu savaşın başında, Allah'ı razı etmek ve dünyanın ve ahiretin izzetini kazanmak için en değerli şeylerini feda edecek liderler olacaktır. Bu ise Allah’ın izniyle çok yakındır. فَعَسَى اللَّهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَىٰ مَا أَسَرُّوا فِي أَنفُسِهِمْ نَادِمِينَUmulur ki Allah müminlere katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” [Maide 52]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Yahudi Varlığı ve Amerika'nın İran'a Karşı Savaşı

Haber-Yorum

Yahudi Varlığı ve Amerika'nın İran'a Karşı Savaşı

Haber:

Tüm haber ajansları Cumartesi sabahı, İranlı liderleri hedef alan Amerikan saldırıları ve ABD Başkanı Trump'ın İran'ın Dini Lideri'nin öldürüldüğünü doğrulaması hakkında haberler yayınladı. (28/2/2026)

Yorum:

Müslümanlar, Yahudi varlığı ve Amerika'nın İran'a savaş ilan ettiği haberini büyük bir üzüntüyle karşıladılar; zira İran, Amerika ve Yahudi varlığının niyetlerine ikinci kez inanmış ve Amerikan askeri yığınağı tamamlanana ve Yahudi varlığı 2025 Haziran savaşında tükenen hava savunma stoklarını yenileyene kadar onlarla müzakereye devam edip tavizler vermiştir; nitekim bu gerçekleştiğinde aynı formülü tekrarladılar ve İran'a savaş açtılar.

Amerika ve Yahudi varlığının Ürdün, Suriye, Irak ve Körfez ülkelerindeki İslam beldelerini İran'a saldırmak için kullandığı ve bunun onlar için büyük bir nokta olduğu doğru olduğu gibi İslam beldelerindeki mevcut rejimlerin bir şekilde Amerika ve Batı'ya tabi olduğu ve onların taleplerini reddetmediği de doğrudur; zira birkaç hafta önce Trump onları, Yahudi varlığını güvence altına almak için onunla işbirliği yapmaya ve İran'ı caydırmaya çağırmış ve öyle de olmuştur.

Tüm bunlar doğrudur; ancak Müslümanlar için üzücü olan şey, bir zamanlar büyük bir devletmiş gibi göklere çıkartılan İran'ın gücünün, savaş sayesinde bundan çok daha az olduğunun ortaya çıkmasıdır.İran'ın gücü, 2003 yılından bu yana Irak'ın işgalinde ve aynı şekilde Amerikan'ın Afganistan'ı işgalinde ABD'ye sağladığı yardımda açıkça görülmüş olup bu bir sır değildir; aksine bunun haberi tüm dünyada yayılmıştır.Nitekim İran'ın eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad birkaç gün önce bir açıklama yapmış ve şöyle demiştir: Amerika bize Saddam Hüseyin'in kaderinden tattırdı. Ancak bu yöneticiler hala bir ders çıkarmıyorlar; zira Amerika'ya güvendiler ve Irak, Afganistan ve Suriye'de ona hizmet ettiler.

Bugün Amerika'da iktidara Başkan Trump'ın yönetimi geldi ve tüm bunları değiştirmek istiyor.Zira ABD Suriye'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG)'ninrolünü sona erdirmeye karar verdiğinde birkaç hafta önce ABD'nin Suriye temsilcisi Tom Barrack, SDG'nin rolünün sona erdiğini ve ABD'nin artık bu rolü Şam'daki Ahmed Şara'ya vermek istediğini söylemiştir; dolayısıyla durum, üstlendiği rolü sona eren ve ABD'nin kendisinden nükleer program, füze ve vekiller olmadan yeni vizyona uyum sağlamasını istediği İran'da da çok farklı değildir; ancak İran buna bu kadar çabuk uyum sağlayamamış, dolayısıyla savaş çıkmıştır...

O halde bu yöneticiler ibret alsınlar ve Amerika ile Yahudi varlığının düşman olduğunu açıkça ilan etsinler, onları vurmaya başlasınlar ve onların üslerini, Müslümanların beldelerinden, Müslümanların eylemlerle örtüşmediğinden dolayı dinlemekten bıktığı boş sözlerle değil, savaş ve eylemle çıkarsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Et-Temimi

Devamını oku...

Tunus Vilayeti: "Ramazan, Kuran'ın Ayıdır ve Kuran Bir Yaşam Tarzıdır"

  • Kategori Tunus
  •   |  

Tunus Vilayeti:

"Ramazan, Kuran'ın Ayıdır ve Kuran Bir Yaşam Tarzıdır"

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti, Hammamet'te "Ramazan, Kuran'ın Ayıdır ve Kuran Bir Yaşam Tarzıdır" başlığı altında halka hitabet etti.

Cuma, 3 Ramazan 1447 H - 20 Şubat 2026 M

İlgili Linkler:

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Resmi Websitesi
Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Tahrir Dergisi Resmi Sitesi
Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Tahrir Dergisi Facebook Sayfası

Devamını oku...

Gujarat Kasabı, Mübarek Toprağın Kirletilmesinde Yahudilerle Suç Ortaklığı Yapıyor

Allah’a, Rasûlü’ne ve müminlere savaş açan müşrikler arasındaki ortaklığı pekiştirmek amacıyla, Gujarat Kasabı Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 24-26 Şubat 2026 tarihlerinde Yahudi varlığına bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, 2017’deki ilk ziyaretinden sonraki ikinci ziyareti olup; bölgesel gerilimlerin tırmandığı ve Yahudi varlığının Gazze’de iki yılı aşkın süredir devam ettirdiği soykırım savaşının gölgesinde gerçekleşmiştir. Modi ve efendisi Amerika’nın tam desteğiyle gerçekleşen bu ziyarette; savaş, ticaret ve teknoloji alanlarında 10 milyar doları aşan 16 mutabakat zaptı imzalandı. Modi, Knesset’te yaptığı konuşmada, Yahudilerle yarışırcasına İslam ve Müslümanlara olan mutlak düşmanlığını dile getirerek, gaspçı varlıkla tam dayanışma içerisinde olduğunu vurguladı.

Ziyaretin asıl hedefinin, özellikle geçen yıl Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan askeri gerilimden sonra, Müslüman topraklarını (Filistin ve Keşmir) gasp edenler arasındaki stratejik ortaklığı güçlendirmek olduğu aşikâr. Serbest ticaret, ikili yatırım anlaşmaları, yapay zekâ, hassas tarım ve savunma alanlarında iş birliği kararları alınarak iki gaspçı varlık arasında tam bir nikâh kıyılmıştır. Allah düşmanı Netanyahu ile yapılan görüşmelerde; “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru” ve “I2U2” (Hindistan-Yahudi Varlığı-BAE-ABD) gibi platformlar üzerinden yeni bir ittifak zemini de aranmıştır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا“İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın.” [Maide 82]

Ziyaretin en dikkat çekici noktası ise, Modi’nin Knesset kürsüsünden sarf ettiği şu sözler olmuştur: “Hindistan, sarsılmaz bir inançla İsrail’in yanındadır... Hiçbir sebep sivillerin öldürülmesini ve terörü haklı çıkaramaz.” Modi, 7 Ekim 2023’teki ölümler için taziye dileklerini iletirken bunu Mumbai’deki 26/11 olaylarıyla kıyaslamıştır. Ayrıca, Gazze kasabı Trump liderliğindeki ve BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan “Gazze Barış Girişimi”ne desteğini belirtmiş, Filistin meselesinin “İbrahim Anlaşmaları” planı çerçevesinde çözülmesi çağrısında bulunmuştur. Netanyahu da Modi’ye aynı sevgiyi göstererek; “Dostum Narendra... Aramızdaki kişisel ilişki, barbarlığa karşı bir savunma duvarıdır” diyerek, ortak düşmanları olan Müslümanları işaret etmiştir. Allah onları kahretsin! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ“İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır.” [Enfal 73]

Bu ziyaretin zamanlaması manidar. Bu ziyaret, Trump’ın Yahudi varlığı liderliğinde kurmaya çalıştığı Yeni Orta Doğu ittifakına güç vermektedir. Bu ittifak; Amerika, Yahudi varlığı, bölgesel rejimler ve küresel şer odaklarının gerçekleştirdiği katliamların ardından, Yahudi varlığının dünyadaki yalnızlığını kırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda bu adım, işlediği ve dünya halklarının ile insani kuruluşların kınadığı suçlar sonrasında Yahudi varlığının içine düştüğü uluslararası yalnızlığı kırma arayışının bir parçası olarak sunulmaktadır. Gujarat Kasabı’nın bu ziyareti, Müslüman beldelerindeki mevcut rejimlerin hiçbirini rahatsız etmemiştir. Bilakis, Modi’yi taşıyan uçak; Umman, Suudi Arabistan ve Ürdün hava sahalarını kullanarak işgal altındaki Filistin’e ulaşmıştır. Bu durum, Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticilerin bu ziyarete olan açık rızasının ve icazetinin kanıtıdır. Eğer Müslümanların başında, kadınların feryadı üzerine Modi’nin dedesi Dahir Şah’ı yerle bir eden Muhammed bin Kasım gibi komutanlar olsaydı veya Filistin’de Faruk Ömer RadıyAllahu Anh gibi bir Halife bulunsaydı, bu müşrik kasap Müslümanların hava sahasında uçmaya cesaret edemez, Filistin topraklarında böyle fütursuzca dolaşamazdı.

Genel olarak Müslümanlara, özelde ise onların ordularına sesleniyoruz: Mahlukatın en aşağılıkları olan Hindular ve Yahudiler tarafından aşağılandığımız ve küstahça muamele gördüğümüz yeter artık! Bu mübarek ayda, beldelerimizdeki bu zararlı rejimlerini kökünden söküp atmak için kolları sıvayın artık! Onların yerine; Filistin’i ve Keşmir’i Hindu ve Yahudi pisliğinden temizleyecek olan Raşidi Halife’yi kurun. İşte o zaman Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdeleri gerçek olacaktır: Ebu Hurayra’dan rivayet edildiğine göre Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا الْيَهُودَ حَتَّى يَقُولَ الْحَجَرُ وَرَاءَهُ الْيَهُودِيُّ يَا مُسْلِمُ هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائي فَاقْتُلْهُ“Siz Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Arkasında Yahudi’nin saklandığı taş: “Ey Müslüman, arkamda Yahudi var, gel onu öldür” [Buhari] Ve yine o zaman Hindistan’ın fethi müjdesi yeniden tekerrür edecektir. Ebu Hurayra’dan rivayet edildiğine göre

وَعَدَنَا رَسُولُ اللهِ ﷺ غَزْوَةَ الْهِنْدِ، فَإِنْ أَدْرَكْتُهَا أُنْفِقْ فِيهَا نَفْسِي وَمَالِي، فَإِنْ أُقْتَلْ كُنْتُ مِنْ أَفْضَلِ الشُّهَدَاءِ، وَإِنْ أَرْجِعْ فَأَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ الْمُحَرَّ“Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize Hint ülkesine savaş yapılacağını vaat etmişti. Ben de, “Eğer o savaşa katılırsam malımı ve canımı feda edeceğim” dedim. “Eğer öldürülüp şehit olursam en değerli şehitlerden olurum. Eğer gazi olarak geri dönersem Cehennem ateşinden kurtulan Ebu Hurayra’yım dedim.” [Nesai]

Devamını oku...

Mısır Borç Kıskacında, Ümmet Sömürülürken Egemenlik Gasp Edilmekte

Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) Mısır’ın toplam borcunun yılın son çeyreği itibarıyla 316,5 milyar dolara ulaştığını; bir önceki çeyrekteki 302,5 milyar dolardan yalnızca üç ay içinde yaklaşık %5 artış gösterdiğini açıklaması, sıradan bir ekonomik veri değildir. Aksine bu veri, giderek boğulan ve nefessiz kalan bir ekonomik gidişatın tehlikeli bir göstergesidir. Borçluluk oranındaki bu hızlı sıçrama ve bunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, devletin finansmanında borçlanmanın kalıcı bir temel direk haline geldiğini ve bağımlılığın boyutunu ortaya koymaktadır.

Mısır’da borç artık soğuk raporlarda tartışılan mali bir rakam olmaktan çıkmış; halkın boynunda sallanan bir kılıca, ülkenin servetlerini yağmalamanın ve siyasi iradesini boyunduruk altına almanın doğrudan bir aracına dönüşmüştür. Borcun üç ayda 316,5 milyar dolara fırlaması, ekonominin ıslah değil çöküş yolunda, kalkınma değil bağımlılık rotasında ilerlediğinin sarsılmaz bir kanıtıdır.

Bu rakamlar öyle rejimin iddia ettiği gibi “geçici zorluklar” değildir, aksine temeli faizli borçlanmaya dayanan, ülkeyi küresel kapitalist nizamın çarklarına bağlayan yozlaşmış bir ekonomik modelin gerçekliğidir. Bu modelde devlet, insanların işlerini güden bir çoban olmaktan çıkıp, uluslararası alacaklılar lehine çalışan bir vergi tahsildarına ve borç aracısına dönüşmüştür. Borç; üretken bir ekonomi inşa etmek, gerçek sanayi kurmak için değil; kronik açıkları kapatmak, gösterişli projeleri finanse etmek ve serveti yönetemeyen bir sistemin gediklerini yamamak için kullanılmaktadır.

Genel bütçe artık borç servisinin (faiz ödemelerinin) esiri olmuştur. Her yıl milyarlarca dolar faiz ödemesine gitmekte; bu yük zenginlerden önce fakirlerin omzuna bindirilmektedir. Fiyat artışları, yeni vergi kalemleri ve temel harcamalardaki kısıntılar; halkın iradesi dışında alınmış kararların faturası doğrudan halka ödetilmektedir. İnsanlar, kararına ortak olmadıkları tercihlerin bedelini ödemeye zorlanırken, bu politikalar mecburiyet veya reform ambalajıyla halka sunulmaktadır. Oysa hakikatte bunlar, alacaklıların dayattığı teslimiyet şartlarıdır.

Sömürgeci uluslararası nizamda dış borç, mali bir yükümlülükten ziyade siyasi bir prangadır. Alınan her yeni kredi; yeni şartlar, iç işlerine daha fazla müdahale ve egemenlikten daha fazla taviz demektir. “Ekonomik Reform” denilen şey, ekonominin ümmetin maslahatına değil, sömürgeci mali kuruluşların çıkarına göre yeniden dizayn edilmesidir. Yerel borçlanma ise bankacılık sistemini hükümetin finansman aracına dönüştürmüş; böylece özel sektör boğulmuş, sanayi gerilemiş ve kalkınma ufku kararmıştır.

Borcun gayrisafi yurt içi hasılanın dörtte üçüne yaklaşması bir güven tablosu değil, bir tehlike çanıdır. Bu durum, herhangi bir dış şokun (küresel faiz oranlarının artması, döviz kıtlığı, gıda ve enerji fiyatlarındaki dalgalanma) yeni enflasyon dalgalarını tetiklemeye, paranın değerini düşürmeye ve yoksulluğu derinleştirmeye yeteceği anlamına gelir. O zaman bu sarmalın tek çözümü olarak yine daha fazla borçlanma gerçekleşecek, böylece ekonomi, krizleri çözmek yerine krizleri biriktiren kısır bir riba döngüsüne girecektir.

Asıl sorun, kısmî yönetim hataları değildir; aksine parayı ihtiyaçların değişimini kolaylaştıran bir araç değil de para üreten bir meta haline getiren faize dayalı bir ekonomik sistemin benimsenmesidir. Bu sistem doğası gereği serveti halklardan emmekte, onu bir azınlığın elinde toplamakta ve zayıf devletleri bağımlı pazarlara ve daimî ödeme kaynaklarına dönüştürmektedir. Mısır bu çerçeveye mahkûm kaldığı sürece, “iyileşme veya toparlanma” adına söylenen her söz, rakamların kısa sürede yalanlayacağı bir medya illüzyonundan ibaret kalacaktır.

Bu gidişatın devam etmesi; daha ağır krizlerin yaşanacağı, halkın üzerindeki baskının artacağı, daha fazla kamu varlığının satılacağı, geri kalan tesislerin özelleştirileceği ve belki de krizleri daha da derinleştiren şartlarla borçların zorunlu olarak yeniden yapılandırılacağı bir sürecin habercisi olacaktır. Tüm bunlar halka kaçınılmaz bir kader olarak sunulsa da aslında yozlaşmış bir ekonomik sisteme rehin olmanın doğrudan bir sonucudur.

Ey Mısır Kinane halkı! Bilin ki yaşadığınız bu pahalılık ve darlık tesadüfi bir olay değildir. Aksine borç, riba ve mülkiyet hürriyeti üzerine kurulu sistemin acı meyvesidir. Parçalanmış rakamların diline ve ertelenmiş iyileşme vaatlerine aldanmayın. Yaşamsal onurunuzu geri kazanmak; sorunun ayrıntılarda değil temelde olduğunu, kurtuluşun fasit bir nizamı yamamakla değil onu kökünden değiştirmekle, sizi soymayan ve işlerinizi güden bir ekonomi kurmakla mümkün olduğunu idrak etmekle başlar.

Ey Kinane askerleri! Siz bu ümmetin gücü ve kalkanı, bu halkın eti ve kemiğisiniz. Onların yandığı ateşle yanıyor, onların çektiği acıyı çekiyorsunuz. Orduların gücü silah sayısıyla veya mühimmat yığmakla değil; akidesinin gücüyle, Ümmetinden yana ne kadar tavır aldığıyla, onun derdini ne kadar taşıdığıyla ve kendisine dayatılmak istenen projenin ne kadar farkında olduğuyla ölçülür. Borçlara ipotek edilmiş bir ekonomiyi koruyan ve bağımlılığa yol açan bir gidişata bekçilik eden bir ordu, ülkeyi korumuş olmaz; bilakis krizin bekçiliğini yapmış olur.

Ülkeyi korumak sadece sınırlarda olmaz; egemenliği muhafaza etmekle, ülkenin kararları dışarıdan yönetilen ve kaynakları bitmek bilmeyen faizci borçları ödemeye tahsis edilen ülkeyi alacaklıların elinde bir rehine olmaktan kurtarmakla olur. Ülkenin servetlerini Batı’ya peşkeş çeken ve faizle yönetilen bir ekonomi, devleti içeriden zayıflatır, kararlarını prangalar ve askeri gücü ruhsuz bir araca dönüştürür. Ümmet derinlemesine tükenirken, bu askeri güç sadece görünürdeki istikrarı korumak için göreve çağrılır.

Ümmetinizin üstünde değil, yanında olun; onun acılarından kopuk değil, acılarıyla dertlenin. Gücü hakkın hizmetine veren, silahı onur ve izzetin emrine amade kılan, kararı fon sağlayıcıların şartlarından değil Ümmetin iradesinden alan o büyük uygarlık projesini omuzlayın. Ümmet sizden sadece disiplin değil, uyanıklık bekliyor. Sizden görevinizin dışına çıkmanızı değil; hakka yardım etmek, egemenliği korumak ve gelecek nesilleri himaye etmek için görevinizi hakkıyla yerine getirmenizi talep ediyor.

Unutmayın ki Ümmetin tarihinde ölümsüzleşen ordular, silahça en güçlü oldukları için değil; en sadık duruşu sergiledikleri, en net vizyona sahip oldukları ve insanları zulümden adalete, bağımlılıktan kurtuluşa, beşerî sistemlerin karanlığından İslam’ın aydınlığına ve adaletine çıkaran uygarlık projesine en sıkı şekilde bağlı oldukları için ölümsüzleşmişlerdir. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirin! Ümmetin omzuna yük bindiren bu sürecin bekçileri değil, İslam’ın ve onun devleti olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in gölgesinde Ümmetin izzetini, iradesini ve kerametini geri kazanmasının yardımcıları olun.

إِنَّ اللهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” [Nisa 58]

Devamını oku...

Amerika ve Batı'nın Dikteleri, Körfez Yöneticilerinin Rolünü Sadece Palyaçolar Seviyesine İndirgemiştir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika ve Batı'nın Dikteleri, Körfez Yöneticilerinin Rolünü Sadece Palyaçolar Seviyesine İndirgemiştir!

Haber:

Suudi Dışişleri Bakanlığı, “devletlerin egemenliğinin ve uluslararası hukuk ilkelerinin sürekli ihlal edilmesinin ciddi sonuçları olacağı” konusunda uyarıda bulundu.“İran'ın BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Ürdün'e yönelik vahşi saldırısını” kınadı.Ayrıca Katar Dışişleri Bakanlığı, “İran'ın Kuveyt, BAE, Ürdün ve Bahreyn'in egemenliğini ihlal etmesini” kınadı ve “her türlü tırmanma eyleminin derhal durdurulması, müzakere masasına dönülmesi ve akıl ve sağduyunun hakim olması” çağrısında bulundu.“Katar topraklarını hedef almanın iyi komşuluk ilkeleriyle bağdaşmadığını ve bunun hiçbir gerekçe veya bahaneyle kabul edilemeyeceğini” vurguladı. (El-Neşra, 28/02/2026)

Yorum:

Peki ya Amerika ve Yahudi varlığı tarafından İslam ülkelerinin dört bir yanında işlenen ihlaller ne olacak?Körfez ülkeleri ve diğer yerlerdeki Amerikan askeri üslerine ne demeli?Müslümanlar, kendi ülkelerinde Amerikan ordusunun varlığı ve hain yöneticilerinin koruması altında oldukları bir dönemde nasıl olur da kendilerini güvende hissedebilirler ki?Amerikalılar nasıl olur da sorgusuz sualsiz dolaşabilir ve Yahudiler nasıl olur da ülkemizde uçaklarıyla istedikleri kişilere saldırabilirler?Peki ülkemizde güvenlik nasıl sağlanabilir ve nasıl olur da onların uçakları bizim petrolümüzle havalanabilir?

Müslümanların başındaki yöneticiler sürekli ihanet etmekten bıkmadılar mı? Ümmetimiz içindeki güç ve nüfuz ehline gelince; Gazze olayları, Pakistan ve Hindistan olayları, Afganistan'daki olaylar ve Şam'da arka arkaya yaşanan olaylar, Batı'ya ve onun medeniyetine teslim olmanın sonunu ve akıbetini görmeleri için yeterli değil midir?

Onlara yapılabilecek bir nasihat varsa o da; İslam ümmetini ileriye taşıyacak her şeyi yapmaları, olayları izlemek yerine icat etmeleri, yarım çözümlerle yetinme zihniyetiyle değil, aksine İslam akidesini devlet ve toplumda tek yasama kaynağı haline getirmeleri, toplumu yalnızca İslam akidesi temelinde niteliksel olarak dönüştürmeleri, İslam'ı küresel olarak yayarak insanlığın benimsediği ve akın akın girdikleri bir ideoloji haline getirmeleridir; bu da ancak " لا إله إلا الله محمد رسول الله " mefhumunu, ümmeti Allah'ın şeriatı altında birleştiren ve onu davet ve cihat yoluyla dışarıya taşıyan hadari bir içerik olarak taşıyacak ideolojik bir devlet yoluyla gerçekleşebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nizar Cemal

Devamını oku...

İman Edenlere Düşmanlık Bakımından En Şiddetli Olanlar İttifak İlan Edenlerdir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

 İman Edenlere Düşmanlık Bakımından En Şiddetli Olanlar İttifak İlan Edenlerdir

Haber:

Hindistan Başbakanı Modi Çarşamba günü Yahudi varlığını ziyaret etti ve Knesset'te bir konuşma yaptı; Netanyahu'nun konuşmasının ardından yapılan konuşmada, iki lider yeni bir eksen içinde stratejik ilişkilerini ve ittifaklarını teyit ettiler ve bir dizi anlaşma imzaladılar. (Ajanslar)

Yorum:

Modi ve Netanyahu, Knesset'te yaptıkları ve daha çok flörtleşmeye yakın olan ve bolca duygu içeren konuşmalarında, Hindistan ile Yahudi varlığı arasındaki tarihi ve stratejik ilişkileri ve güçlü bağları vurguladılar; ancak en belirgin ortak noktaları, her ikisinin de "terörizmden" muzdarip olmaları, "radikal İslam" karşısında stratejik ittifak kurmaları ve "barbar bir alanda" özgürlüklerin koruyucusu olmalarıydı. Ayrıca Netanyahu, kendi varlığı ile Hindistan'ın uluslararası bir ittifak ve eksen içinde olduğunu ilan etmiştir.

Yahudi varlığı ile Hindistan arasındaki ittifakın yeni olmadığını, aksine onlarca yıldır var olduğunu, ancak diplomatik ilişkilerin 1992'de resmiyet kazandığını belirtmekte fayda vardır; nitekim bu ittifakın temeli, Müslümanlara karşı ortak düşmanlıklarına dayanmaktadır; zira Hindistan uzun süredir Yahudi varlığının Pakistan'a karşı komplosunun üssü olmuştur; çünkü Yahudi varlığı, nükleer kapasitelere sahip bir Müslüman ülkesi olarak Pakistan'ı tehdit olarak görmektedir.Bu yüzden Hindistan ile Pakistan arasında son zamanlarda yaşanan çatışmada, saldırıda kullanılan Hindistan silahları arasında Yahudi varlığına ait silahlar ve insansız araçlar da bulunuyordu.

Hindistan ile Yahudi varlığı arasındaki stratejik ittifaka ve daha da açık bir şekilde iki terörist suçlu tarafından ifade edilenlere gelince: Hinduların Müslümanlara karşı barbarlığını yöneten Modi ve Filistin halkına karşı yok etme savaşına liderlik eden suçlu Netanyahu, İslam ve Müslümanlara karşı savaşın, tüm inanç ve dinlerden olan Müslümanların düşmanlarını rahatsız eden bir saplantı olmaya devam ettiğini ve onlara yönelik düşmanlığın, İslam ümmetinin düşmanlarını birleştiren ilişkilerin temelini oluşturmaya devam ettiğini açıkça göstermektedir.

Ancak kâfirlerin Müslümanlara, sırf Müslüman oldukları için gösterdiği bu düşmanlık hali yeni bir şey değildir. Nitekim Allah Azze ve Celle, onların haberlerini aziz Kitabı’nda bize haber vermiştir; zira şöyle buyurmuştur: لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْİnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” [Maide 82]Dolayısıyla bu zalimler arasındaki ittifak, hiç şaşırtıcı değildir. Zira Allahu Teala, Kerim Kitabı’nda şöyle buyurmuştur: وَإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَŞüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.” [Casiye 19]

Ancak garip olan şey, Hindular ve Yahudilerden oluşan bu düşmanlar Müslümanları nerede olurlarsa olsunlar bir ümmet olarak görmekte, onlara karşı bir ittifak kurulması gereken düşmanlar olarak bakmakta ve kalplerinde gizledikleri kini tamamen açık sözlülük ve küstahlıkla kusmaktadırlar; nitekim sık sık tekrarladıkları dini kanaatlerinden hareketle, bize karşı savaşlarını dini savaşlar olarak ilan ederlerken Müslüman başındaki yöneticiler ise başlarını kuma gömüp Müslümanları bir ümmet olarak birleştirebilecek her türlü bağı reddetmektedirler. Yani bu yöneticiler, bu ilan edilmiş savaşa rağmen, din ve ümmet temelli tüm mantık ve ilkelerden vazgeçmekteler, dahası bunlardan uzak durmaktadırlar.

Bu kâfirlerin korkusu ve Müslümanlara karşı birleşmeleri, İslam ümmeti içindeki gizli güç ve enerjiden ve bu ümmet içindeki değişim ve canlanma potansiyelinden kaynaklanmaktadır; bu kesinlikle Müslümanların başındaki yöneticilere duyulan bir korku değildir; zira Modi, farklı taraflarla ilişkilerinde denge arayan ülkelerle adeti üzere yaptığı gibi Müslümanların başındaki yöneticileri de hesaba katmış olsaydı, gaspçı varlıkla ittifakını açıklamazdı; örneğin Modi’nin Körfez ülkeleriyle olan ekonomik çıkarları Yahudi varlığıyla olanlardan on kat daha büyük olmasına rağmen, Yahudi varlığının çıkarları için korkuyor; ama bu korkaklık, zillet, ajanlık ve komplo, bunun da ötesinde Netanyahu, kendi ifadesine göre çökmekte olan Şii eksenine ve oluşmakta olan Sünni eksenine karşı Arap devletlerini de içeren yeni eksenini ilan ettiğinde, Müslümanların başındaki yöneticiler ve rejimleri onların zayıf noktası olmuşlardır ve ortadan kalkıncaya kadar olmaya da devam edeceklerdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Ledavi

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER