Salı, 21 Safer 1448 | 2026/08/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Amerika İle İran Arasında Anlaşmanın Eşiğine Mi Gelindi?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Amerika İle İran Arasında Anlaşmanın Eşiğine Mi Gelindi?

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

Amerika, tabiri caizse “bir çıkmaz ve karmaşanın” içine düşmüş; işler birbirine girmiş ve iyice sarpa sarmıştır. Bir yandan İran'a kesin bir darbe indirmekle tehdit ediyor, ama bu, hedefine ulaşmak için yeterli olacak mı? Öte yandan müzakereler ve bir anlaşma imzalanmasını talep ediyor?

Megalomanlığa tutulmuş olan başkanı Trump, Çin'e gidiyor; fakat bunu, Çin'in İran'a baskı yaparak kendi şartlarını kabul ettirmesini sağlamak için boynu bükük (ezik) bir şekilde yapıyor; ama eli boş geri dönüyor. Ayrıca (Trump), “Amerikan ve Çin bakış açılarının birbirine çok benzediğini” iddia etti; ancak “İran konusunda herhangi bir hizmet talebinde bulunmadığı” eklemesinde bulundu. Bu da Çin’in İran’a baskı yaparak onunla ticari alışverişi durdurma hedefini gerçekleştiremediğini gösteriyor; aslında bu ticari alışveriş, Amerika’nın İran’a yönelik yaptırımlarının ihlali anlamına gelmektedir. Nitekim Çin, yaptırımlara uymamakta ve İran’ın petrol ihracatının yaklaşık %80’ini satın almaktadır.

Bu benzerlik, Beyaz Saray’ın 14/5/2026 tarihinde yayımladığı şu açıklamada ortaya çıkmaktadır: “Çin Devlet Başkanı, Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine ve kullanımına ücret uygulanmasına yönelik herhangi bir girişime karşı olduğunu vurguladı; ayrıca iki ülke, İran’ın asla nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda mutabık kaldı.” Bu meseleler, boğaz üzerinde herhangi birinin kontrol kurup gemilerine ücret dayatmasını istemeyen Çin’in çıkarına sayılır; ayrıca Çin, İran’ın nükleer bir devlet olmasını da istemiyor; çünkü İran’ın İslami bir ülke olması nedeniyle gelecekte kendisi için bir tehlike oluşturabileceğini düşünüyor. Çünkü Çin, İslam'ın küresel bir süper güç olarak geri dönmesinden korkmaktadır; onun bu korkusu; kendi içindeki Müslümanlara yönelik baskılarında ve Orta Asya'da Rusya ve bölge ülkeleriyle imzaladığı Şanghay Anlaşması vasıtasıyla İslami gruplara karşı yürüttüğü savaşta açıkça görülmektedir

Çin Dışişleri Bakanlığı da Amerika’nın bildirisine bir cevap olarak 15/05/2026 tarihinde bir açıklama yayımladı ve bu açıklamada şöyle dedi: “Hiç yaşanmaması gereken bu çatışmanın sürdürülmesi için hiçbir neden yoktur. Çin; enerji arzını ve küresel ekonomiyi ciddi şekilde sarsan (etkileyen) bu savaşı sonlandıracak bir anlaşmaya varılması yönündeki çabaları desteklemektedir.” Bunun anlamı şudur: Çin, İran’a karşı bir savaşa karşı çıkmaktadır; çünkü Amerika'nın, kendisine (Çin'e) karşı konumunu güçlendirecek bir zafer elde etmesini istememektedir.

Çin Devlet Başkanı’nın cevabı, Rusya Devlet Başkanı Putin kendisini ziyaret ettiğinde geldi ve iki lider, 20/5/2026 tarihinde ortak bir bildiri yayımlayarak şöyle dediler: “Bazı ülkelerin küresel meseleleri tek taraflı olarak yönetme, kendi çıkarlarını tüm dünyaya dayatma ve diğer ülkelerin egemen kalkınmasını sömürgecilik çağının ruhuyla sınırlama yönündeki girişimleri başarısız olmuştur.” Bu da Trump'ın Çin'de hedefini gerçekleştirmediğini teyit etmektedir; zira Rusya ile yayımlanan bu ortak bildiriyle, Amerika'nın (Çin'den) talepleri reddedilmiştir.

Amerika Çin’den umudunu kesmiş ve müzakerelerin yeniden başlaması ve bir anlaşma imzalanması için Pakistan’daki ajanlarını yeniden harekete geçirmiştir; bunun üzerine Amerika’ya olan güçlü bağlılığı nedeniyle onun güvenini kazanan Pakistan’ın fiilî yöneticisi Ordu Komutanı Asım Münir 23/5/2026 tarihinde İran’ı ziyaret etmiş ve İran Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanı ve Devrim Muhafızları’ndan bazı yetkililerle görüşmüştür. Nitekim Pakistan Ordusu, “komutanının Tahran'da son derece verimli görüşmeler gerçekleştirdiğini ve bu görüşmelerin, savaşı sona erdirecek nihai bir mutabakata varılması yolunda teşvik edici bir ilerlemeyle sonuçlandığını” belirtmiştir.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, “İran‘ın, Amerika ile haftalar süren görüşmelerin ardından yakınlaşmaya yönelik bir eğilim gözlemlediğini” duyurmuştur. Ancak bu, önemli meselelerde mutlaka bir uzlaşıya varıldığı anlamına gelmemekte; aksine iki taraf arasında kabul edilebilir bir çözüme ulaşmayı hedeflemektedir; ayrıca bu son aşama, nükleer dosyanın veya yaptırımların ayrıntılarını kapsamamaktadır; bunların ele alınması ise Washington ile bir mutabakata varıldıktan sonra gerçekleşecektir. İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması meselesi müzakere masasında yer almakta olup, nükleer dosyanın ele alınması ise müzakerelerin sonraki aşamalarına bağlı olarak 30 ila 60 gün içinde başlayacaktır; bu arada Pakistan görüşmelerde resmi bir arabulucu konumundayken, Katar da bu görüşmelerin kolaylaştırılmasına yardımcı olmaya çalışmaktadır.”

ABD Başkanı 23/5/2026 tarihinde, “İran ile Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yol açacak bir barış anlaşmasına ilişkin mutabakat zaptının büyük bir kısmı üzerinde müzakere edildi. Yakında açıklanacak” dedi. Dışişleri Bakanı Rubio şöyle dedi: "Önümüzdeki saatlerde dünyanın iyi haberler duyma ihtimali var, özellikle de Hürmüz Boğazı konusunda."

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de onları şu sözleriyle takip etti: “İran ile Amerika arasındaki bir sonraki görüşme turuna çok yakında ev sahipliği yapmayı umuyoruz.” Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ise şöyle dedi: “Amerika ile İran arasındaki müzakerelerde, olumlu ve kalıcı bir sonuca varılması imkanına dair iyimser olmak için nedenler sunan bir ilerleme kaydedilmiştir.” Ayrıca ABD Başkanı Trump’ı ve onun diyalog ile diplomasiye olan bağlılığını övdüler. Oysa İran’a yönelik saldırganlığıyla suçlar işleyen ve Yahudi varlığının, Lübnan’a yönelik saldırısını ve Gazze’de soykırım işleyip onu yıkmasını destekleyen Trump’dır.

Washington Post gazetesi, Pakistanlı bir yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Pakistan ordu komutanı, görüşmelerde tartışılan iki temel mesele olan Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve İran’ın nükleer programının geleceği arasındaki görüş ayrılıklarını daraltmaya çalıştı.” Gazete ayrıca, “İranlı yetkililerin, savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılıncaya ve Hürmüz Boğazı yeniden açılıncaya kadar nükleer programla ilgili görüşmeleri ertelemek istedikleri” eklemesinde bulundu.

Tüm tarafların açıklamalarından, Amerika ile İran arasında olası bir anlaşmanın olduğu anlaşılmakta olup bu anlaşma, savaşın durdurulması, Hürmüz Boğazı’nın durumu ve İran nükleer programı müzakerelerinin ertelenmesi hakkında olacaktır.

Fars ve Tesnim haber ajansları, “Anlaşma taslağının, savaşın her iki taraf ve bölgedeki müttefikleri tarafından durdurulmasını öngördüğünü” belirtti. Bu, Amerika'nın Yahudi varlığının İran’a ve bölgedeki müttefiklerine saldırmasını engellemesini de kapsıyor. Ayrıca “İran'ın petrol, gaz ve petrokimya ürünlerine yönelik yaptırımların kaldırılması ve ilk aşamada dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasını” da kapsamaktadır.

Bu da Amerika'nın savaşında başarısız olduğunu göstermektedir; zira aslında başlangıçta var olmayan ve kendinin sebep olmasıyla ortaya çıkan Hürmüz Boğazı meselesini tartışmaya başlamıştır; oysa boğaz zaten açıktı, askerileştirilmemişti ve herhangi bir ücret de alınmıyordu. Aslında Amerika’nın hedefi İran'ın nükleer programını ortadan kaldırmak ve onu tabi bir devlete dönüştürerek boyun eğdirmekti ama bunu gerçekleştirememiştir.

Nitekim İran, varlığını koruyabilecek, Amerika’nın baskılarına direnebilecek ve onun tüm şartlarını kabul etmeyecek bir konuma gelmiştir. Bu da hem kendi duruşunu, hem de İran'a baskı yapılmasını reddeden ve onunla ticari ilişkileri sürdürmekte ısrar eden Çin’in duruşunu güçlendirmiştir; nitekim bu ticari ilişki, Amerika ve Avrupa‘nın yaptırımlarının gölgesinde İran'ın kendisini finanse edebilmesi açısından çok önemlidir. Ayrıca Rusya'nın Amerika'nın savaşına karşı çıkan ve Çin ile yakınlaşmak için çalışan duruşu da vardır; zira Amerika, bu iki ülkenin arasını ayırmada başarısız olmuştur. Aynı şekilde iki taraf arasında bir anlaşmanın tamamlanmasına katkıda bulunma gerekçesiyle, İran'ın kendisine yönelik saldırılarını unutan Katar'ın harekete geçmesi de söz konusudur.

Böylece Amerika; Somali, Irak ve Afganistan'daki kayıplarının ardından Müslümanlarla girdiği bir diğer askeri savaşı da kaybetmiş oldu. Ancak Amerika’nın siyasi olarak yenilgiye uğratılması için çalışmak gerekir; yani ister siyasi bağlılık, ister onun yörüngesinde hareket etmek, isterse başka bir şekilde olsun onun siyasi nüfuzunun devam etmemesi gerekir; ayrıca Amerika, Müslümanların gözünde de küçülmüştür. Bu da Müslümanların, Allah’ın izniyle yakında Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet kurulduğunda Amerika’yı yenilgiye uğratıp onu bölgeden kovmaya muktedir olduklarını teyit etmektedir.

Kaynak: El-Raye Gazetesi - 601. Sayı - 27/05/2026

Devamını oku...

Özgürlük Filosu ve Ümmetin Yüzüstü Bırakması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Özgürlük Filosu ve Ümmetin Yüzüstü Bırakması

Haber:

Sumud Filosu’ndan aktivistler, cuma günü, Gazze Şeridi’ne gitmekte olan yardım gemilerine karşı çıkılmasının ardından Yahudi varlığında gözaltında tutuldukları sırada, aralarında tecavüz vakalarının da bulunduğu cinsel saldırılara maruz kaldıklarını aktardılar. Bu bağlamda, perşembe günü sınır dışı edilmelerinin ardından Türkiye’ye ulaşan kişilerden biri, maruz kaldıkları şeylerin ayrıntılarını anlatarak şöyle demiştir: “Soyundurulduk, yere yatırıldık ve tekmelendik. Birçoğumuz elektrik şokuna maruz kaldı, bazıları cinsel saldırıya uğradı ve bazılarının da avukatla görüşmeleri engellendi.” (France 24)

Yorum:

Özgürlük Filosu, su, ilaç ve gıda gibi en temel yaşam olanaklarından mahrum bırakılan Gazze Şeridi'ndeki abluka altındaki halkımıza gıda, insani ve tıbbi yardım taşımak üzere Avrupa ülkelerinden yola çıktı. Nitekim bu filoya ait bazı gemiler Filistin kıyılarına ulaştı; ancak orada Yahudi varlığının donanması tarafından önleri kesildi, gemideki katılımcıları gözaltına aldılar ve onları kelepçeleyip çırılçıplak soydular ve coplarla darp ettiler.

Bu insani hareket; iki milyar olan ümmetin, kardeşlerinin açlığını, sefaletini, sıkıntısını ve yavaş yavaş ölümlerini kendi gözleriyle gördükleri halde bu yardımı ulaştırmaktan aciz kaldığı bir zamanda gerçekleşti. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أَيُّمَا أَهْلُ عَرْصَةٍ أَصْبَحَ فِيهِمْ امْرُؤٌ جَائِعٌ فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُمْ ذِمَّةُ اللَّهِ “İçlerinde aç bir kimse olduğu halde sabahlayan bir kavim Allah’ın zimmetinden uzak olur.”

Bu zulmün büyüklüğünden ötürü adeta yeryüzü sarsıldı ve yerinden oynadı; Gazze halkının çığlığını gök ve yer ehli işitirken, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti ise onlara yardım etmekten aciz kaldı; oysa bu ümmet; izzet ve egemenlik günlerinde dünyanın dört bir yanındaki her mazlumun yardımına koşan ve kendisinden yardım dileyenlerin feryadına cevap veren bir ümmetti. Ama şimdi ümmet, sözde bağımsızlığından sonra Batı’nın kurduğu rejimlerin zincirleriyle bağlandı; dolayısıyla artık ne bir mazluma yardım edebiliyor ne de bir açın karnını doyurabiliyor. Bu yüzden Müslümanlar, ayaklarının altından sayılamayacak kadar servetler fışkırırken açlıktan ve zulümden dolayı ölüyorlar. Bu servetleri gözleriyle görüyorlar ama ondan bir çekirdek kabuğu kadar bile faydalanamıyorlar. Böylece onların hali, şairin tasvir ettiği develerin hali gibi olmuştur:

Çölde susuzluktan kırılan devleler gibidirler; oysa su, develerin sırtlarında yüklüdür!

Buna karşılık Batı’nın evlatları bu büyük olayı sesli ve görüntülü olarak izleyip, çocukların çığlıklarını, yaslı kadınların feryatlarını, mahrum bırakılmışların hıçkırıklarını ve yaralıların haykırışlarını duyunca öne atılmışlardır. Zira onların, kalpleri titremiş ve insani sorumluluklarını hissetmişlerdir; bu yüzden insani bağışlar ve kişisel çabalarla gemilerden, teknelerden ve kayıklardan oluşan bir filo toplamışlar ve Yahudi varlığının, Müslümanların ilk kıblesi, Kerim Rasulleri Sallallahu Aleyhi ve Selle’in İsra’sı ve uğruna yolculuk yapılan mescitlerin üçüncüsünün olduğu Filistin kıyılarına yaklaşan herkesi felaket ve yıkımla tehdit eden uyarılarını sırtlarının arkalarına atmışlardır. Hatta Mısır’daki rejimi, daha önce de onları gözaltına alıp Gazze'ye doğru yolculuklarını engelleyerek uyguladığı gibi, bu kez de uyarı ve tehditler için hazırlık yapmıştır.

Filonun ilk gemileri Filistin kıyıları açıklarına ulaştığında, varlığın kuvvetleri ve çeteleri gemilere saldırarak, çok sayıda aktivisti gözaltına aldılar; üstelik bunu, hiç utanmadan ya da korkmadan, Batı'nın inandığı, kutsadığı ve herkesin üzerinde olduğunu sandığı uluslararası hukuk kurallarını zerre kadar umursamadan canlı yayında tüm dünyaya izlettiler.

Nitekim bu sahneler, tüm insanlığın gözündeki perdeyi kaldırdı; zira gözaltına alma, kelepçeleme, gözleri bağlama, elbiseleri soyma ve en ağır şekilde işkence etme görüntüleri, dünyanın doğusundan batısına kadar tüm insanlığın görmesi için dünyanın bütün dillerinde apaçık ortaya serildi. İşte bunlar, alınları utanç içinde bırakan ve yeryüzünün ayaktakımları ve kâinatın fasıkları olan bu Yahudilerin gerçek madenini açığa çıkaran görüntülerdir; böylece Allahu Teala’nın onlar hakkındaki şu kavli gerçekleşmiş oldu: يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ “Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin eliyle harap ediyorlardı. İbret alın ey akıl sahipleri!” [Haşr 2]

İşte bu eylemler, Yahudilerin sahte mağduriyetine aldanmış her gafilin gözündeki tüm perdeyi kaldırmıştır. Onlar bu yaptıklarıyla, kendilerinden Allah’ın ipinin koparılmasından sonra, varlıkları için hayat nedenlerini uzatan insanların iplerini de koparmışlardır. Nitekim bugün dünya, onların vahşetini, zulmünü ve acımasızlığını görmektedir; bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki halklar yavaş yavaş onların etrafından dağılmaya başlamış olup, hâlâ yalanlarına aldanmış olanlara da gerçek yüzlerini ifşa etmişlerdir.

İşte tüm bunlar, Mevla Subhanehu ve Teala’nın bize kitabında haber verdiği gibi, yüzlerinin kara çıkarılmasının bir mukaddimesidir: فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ “Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).”[İsra 7] Bugün gördüklerimiz, onların bu zulmünün sonsuza dek sürmeyeceğini, yalanlarının ipinin ifşa olduğunu ve artık kendilerine inanan hiç kimseyi bulamayacaklarını teyit etmektedir; şüphesiz Allah emrini mutlaka gerçekleştirir.

Maymun ve domuzların kardeşlerinin yaptıkları, aslında korkunç bir şerdir; ancak bunun, her zaman bu varlığı kendi evlatlarından daha çok koruyup kollayan Batı’daki etkisine bir bakın; nasıl da sihir, sihirbazın aleyhine döndü de, hakim olan Allah’ın şu azim ayetindeki kelamı tecelli etti: وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ “Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.” [Nur 15] Ve Subhanehu’nun şu kavli: لَا تَحْسَبُوهُ شَراً لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ “Bunu kendiniz için bir kötülük (şer) sanmayın; aksine o, sizin için bir hayırdır.” [Nur 11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER