- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Şeytanın Kuklaları: Batı Destekli Yöneticiler ve Yükselişe Hazırlanan Hilafet!
Uzun bir gecenin gölgesinde, kendi başlarına hareket edemeyen ve ancak görünmeyen gizli bir elin işaretiyle hareket eden kuklalar siyaset sahnesinde sallanıyor; zira onlar, liderler değillerdir, aksine büyük şeytan alkışladığında dans eden ve itaat etmelerini istediğinde ise sessiz kalan Batı başkentlerinden bağlanmış iplerde asılı duran birer kuklalardır. Hikmet iddiasında bulunup egemenlik gösterirler ancak gerçekte kiralanmış, karar sahibi olmayan ve özgürlük adına halkları ezip servetleri yağmayan büyük Şeytan Amerika'nın rehinesidirler.
Amerika artık ordular göndermiyor, aksine şartlar, krediler, tavsiyeler ve emirler gönderiyor. Müslümanların başındaki yöneticilere gelince; onlar uygulayıcılardan başka bir şey değillerdir, yani kendi sınırlarından daha büyük bir planı uygulayan araçlardır. Ancak daha acı olanı, Amerika sadece yöneticileri kontrol etmemekte, aksine onlar aracılığıyla halkların da boğazlarını sıkmaktadır; zira yönetici, Amerika'nın (Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Güvenlik Konseyi gibi) uluslararası kurumlar üzerinde en büyük etkiye sahip olmasından dolayı sadece uluslararası meşruiyeti tarafından kontrol edilen bir görevlidir. Bu yüzden Amerika, ne zaman isterse yöneticiye karşı karalama kampanyaları başlatmakta, onu diktatör, baskıcı ve yozlaşmış olarak yaftalamakta, böylece yavaş yavaş meşruiyetini elinden almakta ve onu uluslararasından izole etmektedir.
Yaptırım tehditleri, varlıkların dondurulması veya uluslararası desteğin durdurulması bir yana ekonomi, ülkelerimizdeki rejimlerin zayıf noktasıdır. Bu yüzden Amerika, medya, elitler, örgütler ve hatta güvenlik cihazları üzerinde nüfuzu olmasından dolayı kaos yaratmak için en kirli araçlarını kullanmaktadır. Dolayısıyla Amerika, ne zaman bir iç kriz veya gösteriler başlatmak ya da askeri darbeye teşvik etmek istese, önce bir alternatifi parlatıp desteklemeye başlar, sonra da belki ordudan, muhalefetten veya iktidar ailesinden başka bir kişiye destek vereceğine dair imada bulunur. Bunun üzerine yönetici varlığının tehdit altında olduğunu hissettiğinde hızla itaat eder, tavizler verir ya da bu üslubu benimseyen Amerika'ya devasa paralar pompalar. Zira Amerika, bir yönetici tehdit edildiğinde, koltuğunu korumak için her devlete boyun eğeceğini, halka baskı yapacağını, fiyatları yükselteceğini, medyayı Batı’nın borazanı haline getireceğini, işgalle normalleşeceğini ve kendisine karşı çıkan herkesi şeytanlaştıracağını bilmektedir. Böylece halklar, dış şantajların rehineleri ve rejimi koruyan araçlar haline gelmektedir, aksi değil.
Mısır'da darbeyle iktidara gelen Sisi, Batı'nın desteğiyle yaşamaktadır. Bu yüzden işgal karşısında tam bir sessizlik içinde olup işgalle fiilen normalleşmiş durumdadır… Suudi Arabistan'daki bin Selman'a gelince, Yahudi varlığını gölgeden açığa çıkarmış ve dönüşüm ve açılım gerekçesi altında Yahudi varlığıyla normalleşmenin en coşkulu kişilerinden olmuştur... Aynı durum karşıt devrimlerin vaftiz babası, darbelerin destekçisi ve tüm özgür düşünceyi çarpıtma kampanyalarının finansörü olan Birleşik Arap Emirlikleri yöneticisi bin Zayid için de geçerlidir... En büyük felaketimiz, işgalin gizli ve açık güvenlik müttefiki olan ve güvenlik koordinasyonu asla durmayan Ürdün Kralı II. Abdullah'tır... Son değil, aksine onların en yenisi olan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’dır; zira o da, egemenliği olmayan, Washington tarafından idare edilen ve Yahudilerin güvenliğini sağladığı sürece yönetimde kalmasını sağlayan ve Amerika'nın istediği gibi emirleri yerine getirmek ve statükoyu pekiştirmek dışında hiçbir kararı ve projesi olmayan bir cumhurbaşkanıdır.
Okuyucu şunu sorabilir: Amerika krizlerine rağmen neden çökmüyor?
Cevabı, kendi eliyle kalbine bir ok saplayıp sonra da onu, parazit bir vampirin beslenmesi için kanar bir şekilde bırakan bir sorudur. Daha geniş manada: Amerika, ekonomik krizlerin, siyasi bölünmenin ve sosyal parçalanmanın acısını çekmesine rağmen çökmüyor; çünkü Amerika bizim üzerimizden besleniyor. Zira Dolar cinsinden fiyatlandırılan petrolümüz, Amerika'nın parasının hakimiyetini sağlamakta, nakit rezervlerimiz Amerika'nın borçlarını finanse etmekte, silah anlaşmalarımız Amerika'nın fabrikalarını canlandırmakta ve yöneticilerimizin bağımlılığı, Amerika'ya her platformda meşruiyet vermektedir.
Kısacası, büyük Şeytan'ın hayatta kalmasını, bizi kontrol etmesini, bizi öldürmesini, bizim ölümlerimizin bedelini bizden almasını sağlayan bizleriz; zira o, herhangi bir ülkenin yıkımına neden olursa, biz onu yeniden inşa etmek zorundayız. Peki bizim başımızdaki, tek gözlü aciz bir şeytanın elindeki bir kukla olan bir avuç tiran için ne kadar aptal ve aşağılanmış bir duruma düştüğümüzün farkında mısınız?
Kurtuluş, sistemlerin içinden değil, aksine bunların dışından, yani egemenliği yeniden tesis eden, ümmeti birleştiren ve Batı hegemonyasının karşısında duran rakip bir projeden gelecektir. Dikkat edin bu, tarihi bir slogan değil, adil küresel bir sistem olan Hilafet projesidir; zira bu şeytana son vermeye, onu besleyen tüm kaynakları kesmeye, onu herhangi bir devlet gibi doğal haline geri döndürmeye ve tüm hegemonyacı araçlardan arındırmaya muktedir olan sadece bu projedir.
Bugün bizim en önemli vacibimiz, yöneticilerimizi ifşa ederek onları devirmek, Batı'ya değil ümmete dostluğunu ilan eden ve sömürgecinin kanunlarıyla değil, Allah'ın şeriatıyla yöneten gerçek İslami bir yönetimi tesis etmek amacıyla Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışmaktır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ آمَنُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاً “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise tağutların (şeytanın dostları) yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” [Nisa 76] Dolayısıyla bu, dünyayı, bir üçüncüsü olmayan ikiye bölen bir yol haritasıdır; Allah yolunda savaşanlar ve tağutların yolunda savaşanlar. Bu yüzden İslam'la savaşan, daveti kuşatma altına alan veya işgalle normalleşen her rejim, milliyetçilik veya modernlik maskesi taksa bile, şeytanın dostlarıdırlar.
Ayet, müminlerin şeytanın zayıf tuzağına karşı güçlü olduklarına dair kesin iman aşılayan bir ifadeyle sona eriliyor; çünkü müminler, sağlam ve sarsılmaz bir imana sahiptirler.
Bize gelince; önümüzde kalkınmaya hazırlanan büyük bir proje vardır; bu proje, ümmeti birleştirecek, zincirleri kıracak, mezalimlere karşı çıkacak, İslam'ı dünyaya bir nur ve adalet olarak taşıyacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet projesidir. Her kim onun yanında değilse, ona karşıdır demektir.
وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Muhakkak ki Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde



