- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Mübarek Suriye Devrimi, İslam Ümmetinin Arzuladığı Bir Umuttur!
İslam ümmetinin öleceğini söyleyenler yalan söylemiş ve kâfir Batı ile avenelerinin, İdlib'deki devrime baskı uygulayarak, başarısız projelerine hizmet etmeye ve suçlu Esad ailesinin bir uzantısı olan açık bir laikliğe dönüştürmeye yönelik tuzakları başarısız olmuştur; bunun üzerine Beşar'ın yerine geçecek onun tıpatıp aynısı olan birini bulamayınca Ahmed Şara'yı temsilcileri olarak getirdiler. Sonra Amerika ve bölgedeki ajanları, ilk günden itibaren “Bizim Allah’tan Başka Kimsemiz Yok” ve “O Allah İçindir… O Allah İçindir” gibi mübarek devrimin geniş başlığını taşıyan coşkun nehrin dalgasına bindiler. Devrimin samimi kişileri, onu doğru anlamlarına ulaştıracaklarına güveniyorlardı; bu doğru anlam ise, saf İslam'ı, tek bir varlık ve otorite altında, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin altında yönetime ulaştırmaktı.
Nitekim devrim, iniş çıkışlarla, barikatlarla, kuru rüzgarlarla ve kasvetli gökyüzüyle doluydu ve hâlâ da öyledir ama devrim, Allah'ın, bu ümmetin tek bir kişi, yani Müslümanların Halifesi altında birleşmesiyle ilgili murat ettiği şey gerçekleşsin diye her geçen gün daha da parlak ve ışıltılı bir hale geliyordu. Ki böylece Suriye, Medine’nin Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu azim bir varlığın ilk irtikaz noktası olduğu gibi irtikaz noktası olsun, sonra harekete geçsin ve ideolojik devletlerin tarih boyunca ömrünün uzun olması açısından insanlığın bildiği en büyük başarıyı gerçekleştirsin. Bakın işte bugün Şam devrimi, münafıkların ve kafirlerin burnu yere sürtünse de dünyayı sarsmak isteyen güçlü bir yankıyla geri dönüyor.
İsra ve Mirac topraklarını gasp eden Yahudi varlığının başbakanının Hilafetten bahsedeceğine kim inanırdı? Zira Russia Today TV 21/4/2025 tarihinde şunu yayınlamıştır: Netanyahu, “Akdeniz kıyısında herhangi bir halifeliğin kurulmasını kabul etmeyeceğiz ve yanıtımız sert olacaktır” uyarısında bulundu.
Rand Corporation ve Nixon Institute gibi düşünce merkezleri olarak adlandırılan araştırma merkezleri ve benzerleri, Müslümanların durumunu incelemeye önem vermiş ve dalgaya binme politikasının benimsemenin gerekliliği konusunda çeşitli öneriler sunmuştur; bunu da sözde ılımlı İslamcı grupları istismar edip onları siyasi oyuna ve yönetime dahil ederek, bu merkezlerin sahiplerinin aşırılıkçı ve terörist olarak nitelendirdiği gerçek İslami eğilimlere darbe indirmek amacıyla bir araç olarak kullanmak için yapmışlardır.
İstihbarat çevreleri ise, Hilafetin ilanının yaratacağı ilk şoktan korkuyorlar. El-Vai dergisinin 270-271. sayılarının, 2002 yılının sonlarında yayınlanan “Batı'nın Gözünde Hilafet” başlıklı makaleden, “Alman İstihbarat Teşkilatı Hilafetin Kurulması Konusunda Uyarıyor” başlıklı haberden bir alıntı: “Alman istihbarat teşkilatının başkanı August Hanning, Körfez bölgesiyle başlayarak bir dizi Arap ülkesini ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında çeşitli Arap istihbarat teşkilatlarının liderleriyle görüşmüştür; uluslararası istihbarat faaliyetlerinden birinin başında bulunan bu adam için en önemli konular Irak dosyası ve İslamcı köktencilik olmuştur. İslamcı köktencilik konusunda Alman istihbarat analistleri, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan'daki İslamcı hareketlerin binlerce destekçisinin, kendi iddialarına göre bölgede bir Hilafet kurmak için geniş çaplı bir saldırı başlatmasını bekliyorlar; Alman yetkililer, istihbarat teşkilatının tahminlerine büyük güven ve itibar duyuyorlar.”
Amerikalı düşünür Henry Kissinger, 6 Kasım 2004 tarihinde Hindistan'da düzenlenen ikinci Hindustan Times Liderler Konferansı'nda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Tehditler, 11 Eylül'de tanık olduğumuz terörden değil, radikal köktendinci İslam'dan geliyor. Radikal köktendinci İslam, köktendincilerin İslami Hilafet meselesinde görüşüne aykırı olan ılımlı İslam'ı baltalamaya çalışıyor.” Ayrıca Kissinger, asıl düşmanın, İslam konusunda aktif olan ve hem ılımlı İslami toplumları hem de Hilafetin kurulmasına engel olarak gördüğü diğer tüm toplumları aynı anda devirmek isteyen köktenci kesim olduğunu söylemiştir. (Newsweek Dergisi, sayı 8, Kasım 2004).
Nitekim bu meseleyi gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaştırmak için samimi adam gibi adamlar tarafından desteklenen mübarek devrimin ivmesi geri dönmüştür. Zira 8 Aralık 2025'te Şam tiranının devrilmesinin birinci yıldönümünde ve ona karşı savaşan gruplardan oluşan Suriye ordusunun askeri geçit töreni sırasında, Hizb-ut Tahrir'in çağrılarına ve Erdoğan'ın rejimi örtbas etmek, devrimi sulandırmak ve onu ortadan kaldırmak için geçiş noktalarının açılması düşüncesinin önünü kesmeye yönelik fikri ve siyasi olarak olgunlaşmış ayrıcalıklı nasihatlerine icabet ettiler ve böylece bu gruplar ve onunla birlikte samimi gençler bunu engellediler. Dolayısıyla devrime karşı hazırlanan tüm planları ortaya çıkarmak aylar sürdü ve devrimin zayıflayıp ölmemesi için gruplardan cepheler açmalarını talep ettiler ki bu sırada Suriye rejimi en zayıf durumundaydı. Nitekim bu gruplar, devrimin coşkusunu artıran ve ona yeni kan enjekte eden bu samimi çağrılara yanıt verdi ve rejim, geniş silah deposuna ve tecrübesine rağmen iki haftadan kısa bir süre içinde çöktü. Böylece komplolara, entrikalara ve Erdoğan'ın planlarına, onun Batı'nın gözünde kahraman olarak taçlandırılan çabalarına ve Müslümanların kafasını daha fazla karıştırmak amacıyla laiklik mefhumlarını İslami mefhumlarla harmanlayarak ılımlı olarak adlandırdıkları İslam temelindeki saptırıcı projelerine hizmet etmesine rağmen Allah onlara ezici bir zafer bahşetti.
Hareket, Batı ve laikler için büyük bir korku kaynağı olmaya devam ettiği gibi İslam'ın zirvesi olan cihadın olduğu en büyük şerî hükmü ortaya çıkarmaya devam etti ve askeri geçit töreni sırasında bu mefhum, güçlü bir şekilde öne çıktı; zira bu şerî hüküm, cihada çağıran mübarek devrimin temel direklerinden biri olup mümin ordunun gırtlakları, ya ölümü ya da hayatı gerektiren hayati davayı haykırmaya başlamış ve onların, “Gazze, Gazze, Gazze, Şiardır, Gazze, Zafer ve Sebattır, Gazze, Gece Gündüz Yıkımdır, Sana Geliyorum Ey Düşmanım Sana Geliyorum, Ateş Dağından Sana Geliyorum, Kendi Kanımdan Cephane, Senin Kanından Nehirler Yapacağım” şeklindeki sloganları atmaları Yahudileri, Batı'yı ve münafıkları öfkelendirmiştir. Bu da Yahudi varlığının güvenlik aygıtının üst düzey yetkililerin katıldığı toplantılar düzenleyerek ortaya çıkan görüntüleri tartışmalarına neden olmuş ve Suriye rejimine güçlü mesajlar göndermek için adımlar atılması beklentisi oluşmuştur; zira Yahudi radyosuna göre, Yahudi varlığı yeni Suriye rejimiyle şüphe ve endişe yaklaşımına göre ilişki kurmakta, ona tamamen şüpheyle ve aşırılıkçı bir cihatçı rejimin doğasıyla bakmaktadır ki biz değerlendirmelerimize onları karıştırmıyoruz.
Suriye devriminin hedeflerinin bilincinde olmaya devam etmesi ve ümmetin azim projesinin boyutlarının ve Suriye halkının da sahip olduğu en değerli şeylerini, yani canlarını feda etmesinin, yerlerinden edilmesinin ve on yılı aşkın bir süredir çadırlarda yaşamasının ardından artık kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığının farkında olması, kalbi sevinçle dolduran harika bir şeydir; zira ümmet, kurtuluşu, başarıyı, egemenliği ve alemlerin Rabbinin şeriatının geri dönmesini beklemektedir. En sevindirici şeylerden biri de, bu ümmetin çevresini etkileyen ve ümmetin bir kazan gibi kaynamasına neden olan Suriye devriminin kararlılığı ve ordulardaki dönüşümdür ki bu, bilinçsizliğinden dolayı ümmetten çalınan Arap Baharından bu yana arzu edilen bir adımdı. Ancak mübarek Suriye devrimi, Müslüman ülkelerdeki bekasını sürdürmek, servetlerini yağmalamak, ümmetin zihinlerini bozmak ve onu öldürüp yok etmek için kafir Batı'nın ümmetin ordularına uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle zor olan çemberi tamamlamak isteyen ümmet için bir umut olarak kalmaya devam etmiştir. Ama bu Kur'an ümmeti ve İslam'ın mucizevi ümmeti, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, فَإِنَّهُ لَا نَبِيَّ بَعْدِي… “Benden sonra peygamber olmayacaktır” kavlinden dolayı kıyamet gününe kadar var olmaya devam edecektir. Zira bu ümmet, uzun süredir maruz kaldığı hastalıklar ve zorluklara rağmen, hala canlı olan bir ümmettir. Nitekim Allah ümmete bilinçli bir grup, yani halkına asla yalan söylemeyen bir lider (Hizb-ut Tahrir) bahşetmiştir; zira Hizbut Tahrir, ümmet için planlar yapmakta, onun şanını yüceltmekte ve onu, gece gündüz kurulan büyük komplolara rağmen ıstılahta fikirler savaşı olarak adlandırılan en şiddetli fikri savaşlardan birinde zaferden zafere taşımakta olup dünyayı sarsacak ilk açıklamasını yaparak Şam devrimi bir için umut olmuştur. İşte bu en büyük zaferdir ki bu; sadece dünyanın hayrını isteyen, Rabbinden korkan, Rabbinin cennetlerini arzulayan, dünyada ve ahirette kurtuluşu arzulayan ve kendisinde asla izi silinmeyecek izler bırakarak eziyet edenlere karşı nefret veya intikam arzusu beslemeyen ümmetin İkinci Raşidi Hilafetidir.
Onurlu Suriye devrimi, ümmetin dikkatini çekmeye devam etmekte olup kaçınılmaz olarak orduları harekete geçirecektir; dolayısıyla önümüzdeki dönemde ümmetin ordularının bir namesi olması için uzun süredir beklediğimiz bu ordunun namelerinden, önümüzdeki dönemlerde tüm ümmetin orduları için güçlü bir çağrı işiteceğimizi umuyoruz. Nitekim tüm göstergeler, kaçınılmaz olarak gelecek olan bir zaferin işaretlerini teyit etmekte olup bizler, Allahu Teala’nın yardımından emin olduğumuz için sevinç ve mutlulukla doluyuz. Zira Allahu Teala Nur suresinde şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Muhammed Semâni - Sudan



