- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Güç Yanılsaması ve Kibir
Kibirli kişi, düşüş anını göremez; çünkü o, güç yanılsamasında boğulmuştur. Trump'ın açıkladığı da işte budur; zira Trump da, sanki dünyaya tepeden bakıyormuşçasına kendi yanılsamasında boğulmaktadır. Trump, sahip olduğu maddi güç ve üstünlük unsurlarına güveniyor ama bu güç unsurlarının bir gün kendi aleyhine bir yüke dönüşebileceğini unutuyor; yani bu kibirli adamın, dünyadaki en büyük maddi güce sahip olmasından dolayı övünmesi, kibrinin bir tezahüründen başka bir şey değildir.
Eskiden beri hayatın sünneti böyledir; yani bir yükseliş olur, ardından bir duraklama, sonra da sahibinin iş işten geçtikten sonra fark ettiği bir düşüş olur.
Kur'an-ı Kerim bize, büyük bir güce ulaşmış ve bu güç sayesinde kendilerini tüm hesapların üstünde gören milletlerin haberlerini anlatmıştır; örneğin kibirlerinden dolayı şöyle diyen Âd ve Semud kavimleri gibi: مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً “Bizden daha güçlü kim var?” [Fussilet 15] Ama onlara cevap, teorik olarak değil, aksine hadaratları hiç kimseye ayrıcalık göstermeyen Allah’ın sünnetleri karşısında çöktüğünde, pratik olarak gelmiştir. Yani onların çöküşü de aniden olmamıştır; aksine kibir, hakkı göz ardı etme ve dengeleri koruyan değerleri hafife alma gibi bir birikimin sonucunda gerçekleşmiştir. İşte Amerika'nın bugün yaptığı şey de, bizim daha önce gördüğümüzün aynısı ya da onun bir benzeridir.
Trump, asrın tiranı olup askeri makinesinin Müslümanların şehirlerini yerle bir edip yok etmesiyle övünmektedir; ama o, şayet Müslümanların kendilerini savunacak, haklarını koruyacak ve onurlarını muhafaza edecek bir devletleri olsaydı, bunların hiçbirinin yaşanmayacağını çok iyi biliyor.
Müslümanların topraklarını parçaladıktan sonra başımıza diktikleri yöneticilerden oluşan bekçilerin yardımıyla ülkemizde arbede çıkarmaya ve istedikleri gibi hareket etmeye başladılar; zira bu bekçi yöneticiler, uçakları için askeri üsler ve kışlalar ve Müslümanların şehirlerini yerle bir eden füzeleri için de üsler olsun diye düşmanlara hava sahasını açtılar. Ayrıca suçlu yöneticiler, Müslümanların servetlerini darmadağın ettiler ve onları düşmanlarına vererek, Müslümanlara karşı savaş açmak için düşmanların donanmalarını finanse etmelerini sağladılar.
Eğer evlatlarının onurunu savunan bir ümmet olsaydı, bu olanlar asla olmazdı. Nitekim İslam ümmeti, bedeni üzerinde nurun parıldadığı ve içinde ise iman nabzının attığı tek bir gemiydi. İşte o zamanlar Müslümanlar sırf dağınık halklar değillerdi, aksine tek bir beden gibiydiler; dolayısıyla adalet onların kanunları, onur kalkanları ve vahdet ise güçleriydi.
Ey Müslümanlar: Bizler vahdetimizi kaybettiğimizde, saldırganlara karşı kendimizi koruma gücümüzü de kaybettik. Bugün olanlar ve kendi beldelerimizin merkezinde işgal edilmemiz, devletimizden ve izzetimizden vazgeçmemiz yüzünden bizlere isabet eden zayıflık ve kırılganlığın en belirgin göstergesidir.
Başta büyük şeytan olmak üzere Batı, güç dengelerinin sonsuza dek sabit kalacağını düşünüyor olabilir; ancak gerçekte bu güç dengeleri en tehlikeli aşamalarına girmiştir; zira kibrin sesi yükselmeye başladığında erozyon başlar ve güç faktörleri zayıflık nedenlerine dönüşür.
Bu anlam sadece geçmişle sınırlı değildir; aksine her dönemde tekrarlanmaktadır; zira devletler, güçlerinin zirvesine ulaşıp tarihin o anda sona erdiğini ve güç dengelerinin sonsuza dek sabit kalacağını düşündükleri anda, yıkılışlarına doğru geri sayım başlamış olur. Bu sünnet, sadece vaaz niteliğinde bir fikir değildir, aksine gerçekliklerin de tanık olduğu bir hakikattir; zira kaç büyük güç egemen olup sonra yok olmuştur ve kaç zayıf ümmet, gücün sebeplerine bağlandığında kalkınmıştır. Hegemonya kalıcı olmadığı gibi güç de sonsuz değildir; aksine günler birbirini takip ederek dönüp durur; nitekim Allah, değişmeyen hassas bir dengeye göre bazı kavimleri yüceltir ve diğerlerini de alçaltır.
Belki de herhangi bir güce isabet edebilecek en tehlikeli şey, kendisinin bu sünnetlerden bir istisna olduğunu sanması ve sahip olduklarıyla gururlanmasıdır. İşte bu azgın ve zorba Amerika, bu gerçeği somutlaştırmaktadır. Çünkü hayatta kalmak sadece en güçlü olanların değildir; bakın onların iğrenç medeniyetleri insanlığı çürütmüş ve skandallarıyla çalkalanan suçları dünyayı doldurmuştur.
Ey Müslümanlar: Ümmetinizin ihtişamı, atalarınızın övünçleri, seleflerinizin kahramanlıkları ve değerli hazinelerle dolu tarihiniz; evet tüm bunlar size, ihtişamınızı geri kazanmanız ve kendinizi ve ülkelerinizi kurtarmanızın yanı sıra kardeşlerinizi de katliamdan, kanların ve malların ihlal edilmesinden kurtarmanız amacıyla ayrılıkçı unsurları terk etmeniz için çağrıda bulunuyor.
Amerika ve Yahudiler tüm hukuka ve tüm insani ilkeye muhalefet ettiler ve hayvanların kanunu dışında hiçbir şeye aldırış etmediler; nitekim geriye sadece, Batı dünyasındaki bu kibirli ve zalim adamın atalarına, zincirlerin nasıl kırıp bağların nasıl parçalandığını öğreten sizler kaldınız. Ölümsüz sisteminiz sayesinde insan haklarını yücelten ve bunu on dört asırdan fazla bir süre tatbik eden sizlersiniz; o halde başlarınızın üzerinde gözleri alan Amerikan kılıcı sallanırken alaycılara aldırış etmeyin.
Haydi halkına asla yalan söylemeyen bu lider sizi, kurtuluş gemisine, eski ihtişamınızı ve izzetinizi geri kazanmaya, azminizi bilemeye, yücelik ve egemenliğe giden yolda yarışmaya ve bunu esintilerin kanatlarıyla yaymaya davet ediyor.
Sloganınız, merhaba, tarih tekerrür ediyor ve bizi kendisi için büyüdüğümüz olaylara ve bize öğretilen tutumlara davet ediyor olsun ki böylece çocuklar ve torunlar, atalarının ve ecdatlarının yazdığı gibi kendi elleriyle şanlı sayfalar yazsın ve bu ümmetin ilerlemesi ve şanlı sancağı mücadeleyle dolu hayatın en yüksek zirvesinde dalgalandırmak için bize bir fırsat sunsun. Güzel akıbet muttakilerindir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak



