Pazartesi, 07 Muharrem 1448 | 2026/06/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Arap Baharı Devrimlerinin Fitilini Ateşleyen Yeşil Tunus, Sahip Olduğu Bilinciyle Yeni Bir Şafağın Doğuşuna Liderlik Edecektir

بسم الله الرحمن الرحيم

Arap Baharı Devrimlerinin Fitilini Ateşleyen Yeşil Tunus, Sahip Olduğu Bilinciyle Yeni Bir Şafağın Doğuşuna Liderlik Edecektir

(Örnek Olarak Yıllık Hilafet Konferansı)

 

Ocak 2011’de Tunus’ta gösteriler patlak verdiğinde,Bu tarihî an için yaşlandık diye ifade etmişti Tunuslu Ahmed El Hefnavi; zira bu gösteriler, modernite devlet olarak bilinen şeyden bu yana Tunus’ta uygulanan zulmü dile getirmiştir; zira modernite devlet, merhamet bilmeyen kapitalist ideoloji aracılığıyla sistematik bir zulmü pekiştirmiş, vatancılığı ise başlıksız bir kimliğe dönüştürmüş, böylece bu kelimelerin bekçisi olmayı kendisi için bir dava haline getirmiş ve iyi bir şey yaptıklarını sanarak bunun uğrunda en değerli ve kıymetli şeylerini feda etmişlerdir. Böylece Tunus ve çevresindekiler, istisnasız her türlü geri kalmışlığı yaşamaya devam etmiştir. Dolayısıyla o adam, onurlu bir hayat yaşamak için tarihin çehresinin değişmesi gerektiğini ifade ederken samimiydi. Ancak devrim birikmiş bir zulmü ifade etse de ama devrim, azim İslam temelinde ideolojik dayanaklara sahip mefhumlarla bu zulmü tercüme edip açıklayacak muhlis bir liderlik olmadığından dolayı onu ortadan kaldırmaya güç yetirememiştir; işte bu, Kuzey Afrika’nın çehresini cehalet ve geri kalmışlık bataklığından İslam'ın mefhumlarıyla yücelen bir gerçekliğe dönüştüren Ukbe bin Nafi'nin İslam'ıdır; zira onun fetihleri sayesinde Kuzey Afrika, Afrika'yı aydınlatan alevli bir meşale olarak kalmaya devam etmiş ve Allahu Teala'nın izniyle önümüzdeki yıllarda da bir meşale olmaya devam edecektir.

7 Ekim 2023’te gerçekleşen Aksa Tufanı operasyonundan bu yana Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti ’nin faaliyetleri düzenli bir tempoyla ve büyük çaplı amellerle devam etmiştir; bu ameller arasında, bölgenin ve özellikle Tunus’un içinden geçtiği büyük olayların verilerine göre çeşitli başlıklar altında düzenlenen ve sayıları onlarca olan yürüyüşler de yer almaktadır. Sonra Modern Devletin Başarısızlığı ve Hilafet Devleti'nin Kaçınılmazlığı gibi sıcak konuları tartışan forumlar da yapılmıştır. Ardından Müslüman ordulara yönelik yürüyüşler sırasında, bu zalim yöneticilerin ucuz muhafızları olmamaları ve “orduların harekete geçirilmesi ve tahtların devrilmesi” yönünde tekrarlanan çağrılar da yapılmıştır.

Bu gerçekliğin ortasında Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti, yıllık Hilafet konferansını 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü, başkent Tunus’taki Sukra-Ariana Kavşağı’nda bulunan Seminerler ve Konferanslar Salonu’nda düzenledi. Konferansın başlığı da: “Hilafet Yoluyla Amerikan Hegemonyasına Karşı Duruyoruz ve Dünyayı Epstein ve Modernite Medeniyetinden Kurtarıyoruz” olmuştur.Konferansta üç ana tema ele alındı: Demokrasi ve Modernitenin Sonu ve Epstein Medeniyetinin Çöküşü; İslam ve Hilafet... Yeni Bir Uluslararası Düzene Doğru ve Davetin Destek (Nusret) İle Birleşmesi ve Hilafetin Şafağı. Dolayısıyla konferans, kesintisiz devam eden faaliyetlerin bir tacı olmuştur.

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti’nin hareketi, Tunus halkı ve tüm İslam ümmeti için bir ilham kaynağı olmaya devam etmiştir; zira bu, tasvir ve hayallerin ötesinde, hiç dinmek bilmeyen muazzam bir enerjinin olduğu bir harekettir; nasıl olmasın ki; zira yol artık görülmüş ve Hizb-ut-Tahrir, sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetine zarar veren küfrün ve dünya hayatını tercih edip bir asırdan fazla bir süredir ümmetin evlatlarının akıllarını işlevsiz bir hale getiren Batı'nın bekçiliğini yaparak en büyük bir engel haline gelen hain yöneticilerden oluşan araçlarının nefesini kesecek Hilafet Devleti kurulmadıkça kaynağı son bulmayacak devam eden tehlikeyi fark etmiştir.

Eğer İslam ümmeti dışında herhangi bir ümmet böyle bir fikrî ve askerî mücadeleyi yaşamış olsaydı, yok olur, dünya sahnesinden silinir ve demografisi değişirdi; ancak ümmetimizin direnci, solmayan ve silinmeyen bir şan yaratan İslam olan azim İslam’ında yatmaktadır. Zira ümmet, İslam’ı uyguladığı durumda da hastalıklı olduğu durumda da büyük bir şan yaratmaya devam etmiştir. Nitekim Tunus'taki hareketlilik, bir ay küsur önce düzenlenen Hilafet Konferansı'ndan sonra da devam etmiştir; zira Mayıs ayının sonunda Zilhicce ayının ilk on gününe girildiğinde düzenlenen Tekbir sünnetini ihya etme yürüyüşü, çok güzel bir etkinlik olmuştur.

Tirmizi'nin, Kesir b. Abdullah el-Müzeni'den, o da babasından, o da dedesinden rivayet ettiği hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ الدِّينَ بَدَأَ غَرِيباً وَيَرْجِعُ غَرِيباً فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ الَّذِينَ يُصْلِحُونَ مَا أَفْسَدَ النَّاسُ مِنْ بَعْدِي مِنْ سُنَّتِي “Bu din garip başladı ve başladığı gibi yeniden garipliğe geri dönecektir. Ne mutlu o gariplere ki bende sonra insanlar ifsat ettiklerinde benim sünnetime göre ıslah ederler.

Yeşil Tunus'tan başlayan Arap Baharı devrimi yayılmış ve bizim için, alevi hâlâ sönmeyen ve Allah'ın izniyle de asla sönmeyecek bir devrim olan mübarek Suriye devrimini doğurmuştur. Tunus’taki büyük ve devasa amellerin devam etmesi, savaşı ve barışı bir olduğu gibi kaderi de bir olan tek bir ümmetin olduğu İslam ümmetinin acılarının büyüklüğünün idrakinden başka bir şey değildir; böylece Tunus’taki yoğun ameller ümmeti uykusundan uyandırmış, fikrî bilincini yükseltmiş ve umutsuzluk ile büyük suçluluk hissi hâlini tedavi etmiştir. Aynı şekilde bu ameller, laikleri de rahatsız etmiştir; zira bu, kararlı adımlarla ilerleyen ideolojik köklü bir partinin karşısında kesinlikle kırılıp parçalanacak olan Batı için başka bir mevzidir; zira parti, sarsılmaz bir şekilde gözünü yüce olan şeylere dikerek laikleri kabuklarından çıkarmış ve laikler, muttaki Şeyhimiz - ki biz hiç kimseyi Allah katında temize çıkarmayız- tarafından azim İslam bilinciyle yetişen sert bir kayaya çarpmışlardır; işte bizim Celil Şeyhimiz, Hizb-ut Tahrir 'in kurucusu Takıyyuddin en-Nebhani'dir; Allah’ım onu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle birlikte en yüce cennetlere yerleştir; onlar ne güzel arkadaştırlar.

Evet, Tunus’un başkentinde düzenlenen Hilafet Konferansı’nın sonuçları maksadını gerçekleştirmiş ve hem önceki hem de gelecekteki amelleri çeşitli üslup ve araçlarla taçlandırmıştır. Kapitalist ideolojinin hızla çöküşüyle birlikte, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet tarafından öldürücü bir darbe indirilmeden önce onun işini bitirmek gerekir. Nitekim demokrasi ve onunla birlikte Epstein Adası suçları gibi kendi merkezindeki korkunç ahlaki çöküş hakkındaki konuşma, konferansın gündeminde yer almıştır; zira bu mesele, Hizb-ut Tahrir'in dikkatinden kaçmamıştır; zira bu, partiler, örgütler ve uluslararası kuruluşlar gibi önde gelen demokrasi savunucularının sessiz kaldığı bir suçtur; dolayısıyla Epstein suçları hakkında yapılacak siyasi bir değerlendirme, Allahu Teala'nın izniyle bir daha ayağa kalkamayacakları ölümcül bir darbeyi temsil etmektedir. Laikler Epstein'ı unutsalar da, Hizb-ut Tahrir asla unutmaz; bilakis bu onun amelidir. Ardından Trump’ın zorbalığı ve kaba küstahlığı hakkındaki konuşma; dünya halklarında, Trump’ı üreten kapitalist ideolojinin ne denli yozlaşmış olduğuna dair kanaatler bırakmıştır. Halkların lisanı hali adeta şöyle demektedir; canın cehenneme ey Trump, canın cehenneme ey Amerika ve canın cehenneme ey kapitalizm! Bize uzun zamandır yaptığınız sistematik yıkıma artık hiçbir üzüntü duymadan veda ediyoruz. Trump, kendi bozuk ideolojisinin medeniyetini bizzat kendisi yıkacaktır; dolayısıyla Trump'ın tutumu, Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov’un tutumuna ve onun, geçen yüzyılın seksenli yıllarının ortalarında Sovyetler Birliği’nde başlattığı ve Perestroyka (yeniden yapılanma) olarak bilinen ve Glasnost mefhumuyla, yani açıklık ve şeffaflık anlamıyla birleşen tarihi kapsamlı ıslah projesine benzemektedir. Hedef ise, yönlendirilmiş (sıkı merkezi) ekonomiden, adem-i merkeziyetçiliğe dayalı bir ekonomiye geçmek; bazı serbest piyasa mekanizmalarını sisteme dahil etmek ve bireysel girişimler ile özel mülkiyeti teşvik etmekti. Bunlar, Gorbaçov'un komünist ideolojiye dahil ettiği kapitalist ideolojinin mefhumları olup bu da, Aralık 1991'de Sovyetler Birliği'nin çöküşüne yol açmıştır.

Trump'ın kibir ve küstahlığı hakkında konuşmak, yozlaşmış Epstein medeniyetini yok olmaya sürükleyecektir. Sonra davetin destekle (nusretle) birleşmesi ve Hilafet güneşinin doğması artık an meselesi haline gelmiştir; bunun delili ise Allah’a güvenmek ve buna eşlik eden yoğun ameller ile özellikle Sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti için nusretin anahtarı olan güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etme kapılarının sürekli çalınmasıdır ki böylece Allah bize, ümmeti uzun süredir devam eden bir kâbustan kurtaracak apaçık bir fetih ihsan edecektir. Evet, konferans, tarihin çok değerli anlarından herhangi bir anın gelişini hissettiğimiz yeni bir gerçeklikten bahsetmiştir. Nitekim konferans, dönüm noktası niteliğindeki bir aşamada gerçekleşmiş ve kalpler, Allah’ın yardımının yakın olduğuna ve yol ne kadar uzun olursa olsun Allah’a olan güvenin hiçbir zaman sarsılmayacağına, zira kervanın yola çıkmak üzere olduğuna dair huzurla dolmuştur. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ “Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Semâni – Sudan

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER