Ey Müslümanlar! Yöneticileriniz Meselelerinizin Çözümü İçin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Başvurmaktan Hâlâ Bıkmadılar mı?!
- Kategori Merkezî Medya Ofisi
- İlk yorumlayan ol!
- |
Bahreyn ve Amerika, 7 Mayıs 2026 Perşembe akşamı; Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan adına Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir karar tasarısı sunduklarını duyurdu.
Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticilerin Ümmetin sorunlarını peşkeş çekmeleri karşısında ve her zaman Müslümanların aleyhine sonuçlanan Güvenlik Konseyi tartışmalarının sonuçlarından bağımsız olarak, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi şu hususları beyan eder:
1- Ey Müslümanlar! Amerika ve Yahudi varlığının İran’a yönelik son saldırısı; Hürmüz Boğazı ve beldelerinizde bulunan diğer boğazların ne kadar önemli olduğunu, bunların dünya ekonomisinin can damarını oluşturduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yani sizler dünya ekonomisinin can damarı olan petrol ve gaza sahip olduğunuz gibi, dünya ticaret trafiğinin büyük bir kısmını kontrol eden stratejik hayati geçitlere de sahipsiniz.
2- İslam ülkelerindeki mevcut devletçiklerin sunduğu bu tasarının, aslında tam anlamıyla bir Amerikan projesi olduğu açıktır. Amerika bu tasarıyla, Müslümanların beldelerinde, denizlerinde ve hava sahalarında yaptığı zorbalıklara, eşkıyalığa uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Yine bu tasarıyla İran’a yönelik saldırısındaki, uyguladığı deniz ablukasındaki ve “Özgürlük Projesi” adını verdiği ancak sonradan vazgeçmek zorunda kaldığı girişimindeki başarısızlığını örtbas etmeye çabalamaktadır.
3- Siyasi uyanıklık, siyasi olaylara İslami akide perspektifinden bakmayı gerektirir. Buna göre Hürmüz Boğazı ve İslam beldelerindeki diğer boğazlar üzerindeki hâkimiyet yalnızca Müslümanlara aittir. Dolayısıyla bu boğazlar üzerinde büyük devletlerin, Birleşmiş Milletler’in, Güvenlik Konseyi’nin veya diğer uluslararası kuruluşların herhangi bir otorite sahibi olması asla caiz değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.” [Nisa 141]
4- Müslümanlar kendi davalarını bizzat kendileri çözmelidirler; çözüm için büyük devletlere veya uluslararası örgütlere başvurmaları kesinlikle caiz değildir. Çünkü büyük devletler, İslam beldelerinde ve onların zenginliklerinde gözleri olan sömürgeci devletlerdir. Uluslararası kuruluşlar ise bu devletlerin çıkarlarını gerçekleştirmek için kullandıkları sömürge araçlarından başka bir şey değildir.
5- İslam beldelerini zayıf devletçikler halinde parçalanmış halde tutan, Ümmetin Hilafet Devleti altında birleşmesine engel olan ve hatta kâfir sömürgecilerin beldelerimize yerleşmesine imkân sağlayanlar bizzat bu yöneticilerdir.
6- Müslümanlar için bu kötü gerçeklikten kurtuluşun tek yolu; bu Ruveybida yöneticilerden kurtulmaktır. Onlar, Müslümanların başına musallat olmuşlardır. Hizb-ut Tahrir’in kurulması için çalıştığı Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurarak yeniden İslam ile hükmetmeye başlamaktır. Bu yüzden Müslümanlar, Hizb ile birlikte çalışmak ve ona nusret vermek için acele etmelidir. Zira o, halkına asla yalan söylemeyen bir liderdir ve bu projenin gerçek sahibidir.




