Çarşamba, 18 Recep 1447 | 2026/01/07
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir Tanıtılmaya İhtiyaç Duymayacak Kadar Malumdur; Hilafeti Kurma Davasına Savaş Açan ve Kendini Buna Adayan Güruh (Çete) da Öyle!

Suudi Arabistan’ın El-Vatan gazetesi 29 Aralık 2025 tarihinde “Takipçileri Kontrol Altında Tutmak İçin Günlük Yapılması Gereken Meşguliyetler” başlıklı bir makale yayınladı. Ardından El-Arabiya Haber Kanalı, bu makaleyi 31 Aralık 2025 tarihinde internet sitesinde tekrar paylaştı. Makalede, Hindistan’da bir Müslüman davetçinin bir ateistle yaptığı münazaranın videosunun Müslümanlar arasında yayılmasından duyulan memnuniyet abartılı bulundu! Makale, bu olay üzerinden “Siyasal İslam” gruplarını neşter altına yatırmaya çalıştı. Tabii ki makale, Hizb-ut Tahrir ve gençlerinin çabalarına değinmeyi ve gayretlerini küçümsemeyi ihmal etmedi.

Hizb-ut Tahrir’in Hilâfet’i kurma çağrısı artık tanıtıma ihtiyaç duymayacak kadar meşhurdur. Artık iftiracılardan hiçbiri onu Müslümanların gözünde karalayamaz. Aynı şekilde, İslam ile yönetilmeye savaş açan ve kendini buna adayan güruh da tanıtılmaya ihtiyaç duymayacak kadar meşhurdur. Bu güruh artık İslam ümmeti içinde yöneticilerin borazanları olarak tanınmakta ve temel uğraşları İslami hayatla mücadele etmek olarak bilinmektedir. Daha önce, adı geçen gazetenin eski bir genel yayın yönetmeninin, ülkesinin yöneticilerini memnun etmek için bir televizyon röportajında Hilafeti ve Hizb-ut Tahrir’in davasını küçümsemeye çalıştığı da biliniyor. Sonra kaderin cilvesi o ki o kişi efendileri tarafından acı bir şekilde ihanete uğrayıp tarih sahnesinden silinirken, Hizb-ut Tahrir’in Hilafet davası Allah’ın lütfu ve yardımıyla büyümeye devam etti ve bugün Müslümanlar arasında köklü bir kamuoyu haline gelmiştir. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

İçerisinde çok sayıda Müslüman’ın çalıştığı söz konusu gazete ve kanal gibi kurumların; İslam ümmetinin onca parasını, onca çabasını ve onca aklını Hilâfet gibi İslam’ın temel bir hükmüne saldırmak için kullanıldığını görmek gerçekten son derece üzücüdür! Oysa Hilafet, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği, ardından Raşit Sahabelerin, Efendilerimiz Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin (Allah hepsinden razı olsun) kurduğu ve İslam Ümmetinin 1300 yıl boyunca kanlarıyla savunduğu bir kurumdur. Peki, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yaşadığı ve defnedildiği topraklarda, onun diyarında yaşayan ve çalışan bir kimse, böylesi bir günahı oradan işlemeyi nasıl kendine yakıştırabilir?! Bu kimselerin böylesi bir günahı işlemeye cüret etmeleri ne kadar da hazindir!

Bu kimseler iş işten geçmeden önce ibret almalı, Şeytan-ı Racim’den Allah’a sığınmalı ve İslam ile Müslümanlara eziyet etmekten vazgeçmelidirler. Aksi halde Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu kavli onlar için de geçerli olacaktır:

سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا بِهَا وَإِن يَرَوْا سَبِيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً وَإِن يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar; rüşt yolunu görseler onu yol edinmezler ama azgınlık yolunu görseler hemen onu yol edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları sebebiyledir.” [Araf 146]

Devamını oku...

Şeytanın Kuklaları: Batı Destekli Yöneticiler ve Yükselişe Hazırlanan Hilafet!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Şeytanın Kuklaları: Batı Destekli Yöneticiler ve Yükselişe Hazırlanan Hilafet!

Uzun bir gecenin gölgesinde, kendi başlarına hareket edemeyen ve ancak görünmeyen gizli bir elin işaretiyle hareket eden kuklalar siyaset sahnesinde sallanıyor; zira onlar, liderler değillerdir, aksine büyük şeytan alkışladığında dans eden ve itaat etmelerini istediğinde ise sessiz kalan Batı başkentlerinden bağlanmış iplerde asılı duran birer kuklalardır. Hikmet iddiasında bulunup egemenlik gösterirler ancak gerçekte kiralanmış, karar sahibi olmayan ve özgürlük adına halkları ezip servetleri yağmayan büyük Şeytan Amerika'nın rehinesidirler.

Amerika artık ordular göndermiyor, aksine şartlar, krediler, tavsiyeler ve emirler gönderiyor. Müslümanların başındaki yöneticilere gelince; onlar uygulayıcılardan başka bir şey değillerdir, yani kendi sınırlarından daha büyük bir planı uygulayan araçlardır. Ancak daha acı olanı, Amerika sadece yöneticileri kontrol etmemekte, aksine onlar aracılığıyla halkların da boğazlarını sıkmaktadır; zira yönetici, Amerika'nın (Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Güvenlik Konseyi gibi) uluslararası kurumlar üzerinde en büyük etkiye sahip olmasından dolayı sadece uluslararası meşruiyeti tarafından kontrol edilen bir görevlidir. Bu yüzden Amerika, ne zaman isterse yöneticiye karşı karalama kampanyaları başlatmakta, onu diktatör, baskıcı ve yozlaşmış olarak yaftalamakta, böylece yavaş yavaş meşruiyetini elinden almakta ve onu uluslararasından izole etmektedir.

Yaptırım tehditleri, varlıkların dondurulması veya uluslararası desteğin durdurulması bir yana ekonomi, ülkelerimizdeki rejimlerin zayıf noktasıdır. Bu yüzden Amerika, medya, elitler, örgütler ve hatta güvenlik cihazları üzerinde nüfuzu olmasından dolayı kaos yaratmak için en kirli araçlarını kullanmaktadır. Dolayısıyla Amerika, ne zaman bir iç kriz veya gösteriler başlatmak ya da askeri darbeye teşvik etmek istese, önce bir alternatifi parlatıp desteklemeye başlar, sonra da belki ordudan, muhalefetten veya iktidar ailesinden başka bir kişiye destek vereceğine dair imada bulunur. Bunun üzerine yönetici varlığının tehdit altında olduğunu hissettiğinde hızla itaat eder, tavizler verir ya da bu üslubu benimseyen Amerika'ya devasa paralar pompalar. Zira Amerika, bir yönetici tehdit edildiğinde, koltuğunu korumak için her devlete boyun eğeceğini, halka baskı yapacağını, fiyatları yükselteceğini, medyayı Batı’nın borazanı haline getireceğini, işgalle normalleşeceğini ve kendisine karşı çıkan herkesi şeytanlaştıracağını bilmektedir. Böylece halklar, dış şantajların rehineleri ve rejimi koruyan araçlar haline gelmektedir, aksi değil.

Mısır'da darbeyle iktidara gelen Sisi, Batı'nın desteğiyle yaşamaktadır. Bu yüzden işgal karşısında tam bir sessizlik içinde olup işgalle fiilen normalleşmiş durumdadır… Suudi Arabistan'daki bin Selman'a gelince, Yahudi varlığını gölgeden açığa çıkarmış ve dönüşüm ve açılım gerekçesi altında Yahudi varlığıyla normalleşmenin en coşkulu kişilerinden olmuştur... Aynı durum karşıt devrimlerin vaftiz babası, darbelerin destekçisi ve tüm özgür düşünceyi çarpıtma kampanyalarının finansörü olan Birleşik Arap Emirlikleri yöneticisi bin Zayid için de geçerlidir... En büyük felaketimiz, işgalin gizli ve açık güvenlik müttefiki olan ve güvenlik koordinasyonu asla durmayan Ürdün Kralı II. Abdullah'tır... Son değil, aksine onların en yenisi olan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’dır; zira o da, egemenliği olmayan, Washington tarafından idare edilen ve Yahudilerin güvenliğini sağladığı sürece yönetimde kalmasını sağlayan ve Amerika'nın istediği gibi emirleri yerine getirmek ve statükoyu pekiştirmek dışında hiçbir kararı ve projesi olmayan bir cumhurbaşkanıdır.

Okuyucu şunu sorabilir: Amerika krizlerine rağmen neden çökmüyor?

Cevabı, kendi eliyle kalbine bir ok saplayıp sonra da onu, parazit bir vampirin beslenmesi için kanar bir şekilde bırakan bir sorudur. Daha geniş manada: Amerika, ekonomik krizlerin, siyasi bölünmenin ve sosyal parçalanmanın acısını çekmesine rağmen çökmüyor; çünkü Amerika bizim üzerimizden besleniyor. Zira Dolar cinsinden fiyatlandırılan petrolümüz, Amerika'nın parasının hakimiyetini sağlamakta, nakit rezervlerimiz Amerika'nın borçlarını finanse etmekte, silah anlaşmalarımız Amerika'nın fabrikalarını canlandırmakta ve yöneticilerimizin bağımlılığı, Amerika'ya her platformda meşruiyet vermektedir.

Kısacası, büyük Şeytan'ın hayatta kalmasını, bizi kontrol etmesini, bizi öldürmesini, bizim ölümlerimizin bedelini bizden almasını sağlayan bizleriz; zira o, herhangi bir ülkenin yıkımına neden olursa, biz onu yeniden inşa etmek zorundayız. Peki bizim başımızdaki, tek gözlü aciz bir şeytanın elindeki bir kukla olan bir avuç tiran için ne kadar aptal ve aşağılanmış bir duruma düştüğümüzün farkında mısınız?

Kurtuluş, sistemlerin içinden değil, aksine bunların dışından, yani egemenliği yeniden tesis eden, ümmeti birleştiren ve Batı hegemonyasının karşısında duran rakip bir projeden gelecektir. Dikkat edin bu, tarihi bir slogan değil, adil küresel bir sistem olan Hilafet projesidir; zira bu şeytana son vermeye, onu besleyen tüm kaynakları kesmeye, onu herhangi bir devlet gibi doğal haline geri döndürmeye ve tüm hegemonyacı araçlardan arındırmaya muktedir olan sadece bu projedir.

Bugün bizim en önemli vacibimiz, yöneticilerimizi ifşa ederek onları devirmek, Batı'ya değil ümmete dostluğunu ilan eden ve sömürgecinin kanunlarıyla değil, Allah'ın şeriatıyla yöneten gerçek İslami bir yönetimi tesis etmek amacıyla Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışmaktır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ آمَنُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاًİman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise tağutların (şeytanın dostları) yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” [Nisa 76] Dolayısıyla bu, dünyayı, bir üçüncüsü olmayan ikiye bölen bir yol haritasıdır; Allah yolunda savaşanlar ve tağutların yolunda savaşanlar. Bu yüzden İslam'la savaşan, daveti kuşatma altına alan veya işgalle normalleşen her rejim, milliyetçilik veya modernlik maskesi taksa bile, şeytanın dostlarıdırlar.

Ayet, müminlerin şeytanın zayıf tuzağına karşı güçlü olduklarına dair kesin iman aşılayan bir ifadeyle sona eriliyor; çünkü müminler, sağlam ve sarsılmaz bir imana sahiptirler.

Bize gelince; önümüzde kalkınmaya hazırlanan büyük bir proje vardır; bu proje, ümmeti birleştirecek, zincirleri kıracak, mezalimlere karşı çıkacak, İslam'ı dünyaya bir nur ve adalet olarak taşıyacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet projesidir. Her kim onun yanında değilse, ona karşıdır demektir.

وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Muhakkak ki Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Hilafetin Yokluğunda Amerika Dünyada İstediği Gibi At Koşturmakta, Dilediğini Öldürmekte, Dilediğini Kaçırmaktadır

Haber - Yorum

Hilafetin Yokluğunda Amerika Dünyada İstediği Gibi At Koşturmakta, Dilediğini Öldürmekte, Dilediğini Kaçırmaktadır

Haber:

ABD, Venezuela’da geniş çaplı operasyon düzenledi. ABD Başkanı Trump, Venezuela lideri Maduro ve eşinin yakalandığını duyurdu. Trump, “Maduro operasyonu dünyaya mesajdı” dedi. (2026.01.03 Ajanslar)

Yorum:

Kovboy ve küstah Amerika, kendi koyduğu ve belirlediği uluslararası hukuk putunu yiyerek, kovboy kültürü gereği egemen bir ülkenin devlet başkanını gece yatağından kaçırdı. 190 küsur ülkenin hiçbiri, kovboy Amerika’ya “Sen nasıl olursun da egemen bir ülkenin egemenliğini ihlal edip devlet başkanını kaçırabilirsin” diyemedi, diyemez de. Zira kovboy Trump’ın ne yapacağı belli olmadığı için sıranın kendilerine gelmesinden korktular. Cılız ülkelere karşı ya da kamuoyunu kandırmak için retorik olarak Yahudi varlığına ahkam kesen Erdoğan, “Bana da operasyon çekip beni de gece külliyemden alır” korkusuyla efendisi Trump’ı kızdırmamak amacıyla gıkını bile çıkarmadı. İslam dünyasındaki hain yöneticiler de keza manyak Trump’ın gece operasyonuna maruz kalmamak için seslerini çıkarmadılar, çıkaramadılar, her zamanki gibi söz konusu Amerika olunca sessizliğe gömülmeyi ve bürünmeyi yeğlediler.

Bir zamanlar dünyanın süper gücü ve devi olan Hilafetin yokluğunda Amerika, büyük devletler dahil hiçbir gücün kendisini durduramayacağını düşündüğü için, sadece Batı Yarımküresi’ni değil dünyanın her tarafını kendi çiftliği olarak görüp istediği gibi at koşturabileceğine inanıyor. Ona meydan okuyacak, hatta kendi yurdunda bile peşine düşecek bir güç şu an yok. Hilafet kurulduğunda ona meydan okuyacak hatta kendi yurdunda bile peşine düşecektir.

5 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan ABD Ulusal Strateji Belgesi gereğince Trump, Çin’le mücadele stratejisi gereği Batı Yarımküresi’ni öncelikleri arasına koydu. Bu strateji belgesinde Trump, Batı Yarımküresi’nde Çin’in ekonomik olarak varlık göstermesine ve kendi güdümünde olmayan bir liderin iktidarda olmasına müsaade etmeyeceğini ilan etti. İç hukuku ve kurumları bypass etmek ve hegemonyasına bahane oluşturmak için de “narkoterör” gibi bir kavram uydurdu.

Venezuela’daki askerlerle anlaşarak gece yarısı ülkenin liderini yatağından alarak güç gösterisinde bulundu. Bu operasyonuyla tüm dünyaya özellikle de Ortadoğu’daki ajanlarına “Emrimden dışarı çıkmanız veya talimatımı yerine getirmemeniz durumunda sizin sonunuzun da böyle olur” mesajı verdi. İstediğim kişiyi istediğim zaman ve yerden alabilirim algısı yarattı. Böylelikle Irak ve Afganistan’da kaybettiği imaj ve itibarını tazelemeye çalıştı.

O yüzden tüm dünyanın özellikle de İslam dünyasındaki hain ve uşak liderlerin, H.1342 yılı Recep ayının son günlerinde yıkılan ve bugün 105.yıldönümünü andığımız Hilafet kurulmadıkça Amerika’nın kötülüğünden güven ve emniyette olmayacaklarını anlamalarının zamanı gelmiştir. Zira ABD, Cezayir’deki esirlerini serbest bırakması, Akdeniz ve Atlantik Okyanusu’nda Hilafet donanmasının saldırısına uğramaması için Hilafet’in Cezayir valisine yıllık 642 bin altın dolar ve 12 bin Osmanlı altın lirası vergi ödemek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla Amerika’nın küstahlığına ve kovboyluğuna ancak Raşidi Hilafet son verebilir. Tarih bunun en güzel ve en canlı tanığıdır.

Bu nedenle bırakın sadece Müslümanları bugün tüm dünya özellikle de bundan 105 yıl önce Arap ve Türk işbirlikçilerin eliyle Hilafeti yıkan İngiltere başta olmak üzere Amerika’nın küstahlığından ve kendilerini aşağılamasından bıkan Avrupalılar, Hilafete oldukça muhtaçtırlar. Çünkü Raşidi Hilafet, sığınmak isteyenlere sığınak, yardım isteyenlerin yardımcısı, güven ve emniyet arayanların limanı olmuştur. Bugün Hilafet olsa, yine aynısı olacaktır. Bu sebeple Müslümanlar, eski izzet ve şereflerine yeniden kavuşmak hem Avrupalılar hem de Amerikalıları cizyeye bağlamak istiyorlarsa, Raşidi Hilafet kurmak için çalışmalıdırlar. Amerika ve yaramaz çocuğu Yahudi varlığının şerrinden korunmanın ve kurtulmanın yegâne yoludur Hilafet.

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

“İyi bilinmelidir ki imam (ümmet için) bir kalkandır. Onun komutasında harp edilir, onunla düşmandan korunulur.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş

Devamını oku...

Uluslararası Güçler, Nüfuz ve Serveti Kontrol Etmek İçin Yemen Halkının Kanları ve Güvenliği ile Oynuyorlar!

Haber - Yorum

Uluslararası Güçler, Nüfuz ve Serveti Kontrol Etmek İçin Yemen Halkının Kanları ve Güvenliği ile Oynuyorlar!

Haber:

Hadramut'ta yerel askerler kullanılarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında bir savaş yürütülüyor. (Ajanslar, 4 Ocak 2025)

Yorum:

Geçen hafta Aydarus Zübeydi'nin güçleri, petrol zengini Hadramut ve el-Mehra vilayetleri üzerinde Birleşik Arap Emirlikleri'nin nüfuzunu dayatmak amacıyla Aden'den Hadramut'a girdi ve bu yolla, Suudi Arabistan destekli Hadramut Kabile İttifakı güçlerini ezip geçti ve Reşad el-Alimi hükümetine bağlı güçler bile Birleşik Arap Emirlikleri destekli Zübeydi güçlerinden  kurtulamadı; zira onlar kamplarından çekilmelerine rağmen onlarla yüzleştiler ve onları yerlerinden ettiler. Böylece sahne, sanki Aydarus Zübeydi'nin, güney illerini ayırıp Yemen'in eski güney sınırında bir devlet ilan etme projesi uygulanmak üzereymiş gibi başladı. Ancak Suudi Arabistan başka bir görüşe sahipti ve BAE'nin Hadramut ve el-Mehra illerinden gerek kendi güçlerini gerekse Geçiş Konseyi'nin güçlerini çekmesini açıkça talep ederek bunu yerine getirmesi için onlara 72 saat süre verdi.

Böylece iki ülkenin medyası birbirlerini suçladı; zira BAE, büyük kardeşinin yani Suudi Arabistan'ın Husilerle savaşmak için Yemen'e girdiği savaşından saparak güneydeki halkla savaşmaya başladığını söylerken,Suudi Arabistan ise BAE'ni, ülke halkının arzusu dışında zorla güney Yemen'in ayrılmasını dayatmakla suçladı.Suudi Kabinesi, krallığın sınırlarını ve güvenliğini koruma başlıklı acil bir toplantı düzenledi ve Suudi uçakları, BAE güçlerine karşı hava gücü kullanma niyetlerini duyuran uyarı fişekleri attı.Ancak BAE, kuvvetlerini Yemen'den çekeceğini ve Suudi Arabistan ile koalisyondan çıkacağını açıkladı; ama Zübeydi'nin kuvvetleri ise geri çekilmeyeceklerini ve ayrılık projesi için savaşacaklarını duyurdu. Ayrıca Zübeydi, iki yıllık bir geçiş döneminin ardından güneydeki devletini ilan ederek anayasa bildirisini yayınladı ve yeni devleti için bir hükümet sistemi ve bazı genel hatları şekillendirdi.Belirtilen süre geçtikten sonra, Suudi Arabistan hava kuvvetleri Geçiş Konseyi'nin kamplarını bombaladı ve birkaç saat içinde bu güçlerin geri çekildiği ve Suudi Arabistan tarafından finanse edilen yerel güçlerin (Vatan Kalkanı) kontrolü ele geçirdiği duyuruldu.

Böylece daha fazla kan döküldü, ülkenin altyapısından geriye kalanlar yok edildi, insanlar evlerinde paniğe kapıldı ve iki taraf arasında kaos ve yan çatışmalar egemen oldu. Bütün bunlar ise, Güney'in evlatları, hatta Hadramut'un kendi evlatları olan yerel ellerle yapıldı; peki neden?Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'ın ülkedeki topraklar ve zenginlikler üzerindeki nüfuzlarını genişletmelerine yardımcı olmak ve Suudi Arabistan'ın Yemen'de açıkça temsil ettiği Amerikan yayılmacılığına karşı bile olsa Aden’deki sömürgesinden vazgeçme niyetinde olmayan BAE'nin temsil ettiği İngiliz rekabetine hizmet etmek içindir.

Ey Yemen halkı: Bugün ülkeler, ülkenizi yağmalamak ve onu kontrol altına almak için yarışıyorlar, sizler ise evlatlarınızla birlikte birkaç dirhem veya riyal için bu konuda onlara yardımcı oluyorsunuz!

Ne Birleşik Arap Emirlikleri ne de Geçiş Konseyi, serveti koruyan ve çıkarlarınızı güvence altına alan bir devlet kurmak için çalışıyorlar; zira onlar, on yıldır Aden'de yönetimde oldukları halde, Aden'e elektrik hizmeti vermek, şehre içme suyu temin etmek veya atıkları Aden'in ana caddelerine taşan kanalizasyon sistemini onarmak için tek bir çivi dahi çakmadılar!

Suudi Arabistan da sizin çıkarınız için çalışmıyor; zira o, kendi topraklarındaki servetleri üzerinde bile egemenliğe sahip değildir; o halde sizin servetinizi, Trump'ın bitmek bilmeyen açgözlülüğünden nasıl koruyacak ki?! Zira Amerika açıkça, (servetin Amerika'ya akışını güvence altına almak için) şayet Amerikan korumasa olmasa Suudi Arabistan yöneticilerinin iki hafta bile iktidarda kalamayacaklarını açıklamıştır!

Ey İslam ehli: Artık Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmanın zamanı gelmiştir; zira ülkeyi koruyacak, serveti muhafaza edecek, Müslümanların kanlarının dökülmesini engelleyecek, yaratıcının şeriatını ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in risaletini uygulayarak onları güçlendirecek ve böylece Allahu Teala’nın rızasına nail olacak olan sadece Hilafettir; işte Hizb-ut Tahrir sizin aranızda ve ortamlarınızda olup sizleri, alemlerin Rabbinin projesine, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafete davet etmektedir.  

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz El-Hamid – Yemen

Devamını oku...

Asrın Firavunu Trump!

Haber - Yorum

Asrın Firavunu Trump!

Haber:

ABD Başkanı Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun USS Iwo Jima savaş gemisinde tutuklu bulunduğu bir fotoğrafı paylaştı ve bir basın toplantısında yaptığı konuşmada, "gerekirse daha büyük bir saldırı daha başlatacağı" tehdidinde bulundu. Daha önce bugün şafak vakti Venezuela'da gerçekleştirilen yaygın saldırıların ardından Maduro ve eşinin tutuklandığını ve hava yoluyla ülke dışına tahliye edildiklerini vurgulamış ve onun yönetiminin kaçınılmaz alternatifini aradığını belirtmişti. (El Cezire Net)

Cuma günü, İran'da yerel para biriminin değer kaybı ve kötü ekonomik koşullar nedeniyle düzenlenen protestoların ardından Tahran'ın göstericilere karşı güç kullanması halinde Washington'un müdahale edeceği uyarısında bulundu.Amerika Birleşik Devletleri'nin protestocuları her türlü şiddet eyleminden koruyacağını söyleyerek onları destekleyeceğine dair söz verdi. (El Cezire Net)

Yorum:

Trump tek bir cephe açmakla yetinmemiş, aksine emellerine ulaşmak, kibrini ve gururunu tatmin etmek ve tüm dünyanın onun kontrolüne boyun eğmesi amacıyla nüfuzunu genişletmek için birçok cephe açmakla tehdit etmiş ve tıpkı Firavun gibi "Ben sizin en yüce Rabbinizim!" sözünü ilan etmiştir! Bu yüzden gittiği veya dolaştığı her yerde fesat saçmakta, öldürmekte, yağmalamakta ve yıkmaktadır.

Suriye'deki mevcut hükümet ona bağlılığını ilan etmekte ve onun çıkarlarını yerine getirmektedir; bu yüzden bazen mücahitlere ve özgür devrimcilere saldırmakta, bazen onları öldürmek için baskınlar düzenlemekte, bazen de onları kaçırıp tutuklayarak onlarca yıl hapis cezasına çarptırmakta ve diğer taraftan da elleri Suriye halkının kanıyla lekelenmiş Beşar rejiminin suçlularını serbest bırakmaktadır. Bunların öncesinde Suveyda olayları ve bunların sonuçları da vardır. Ayrıca Trump'ın, küstah bir şekilde Golan Tepeleri üzerindeki Yahudi egemenliğini tanıyan bir başkanlık kararnamesi imzaladığına dair açıklaması karşısında sessiz kalmaktadır. Suriye’deki yeni hükümet tüm bunları ve daha fazlasını, Trump'ı memnun etmek ve onun gözüne girmek için yapmaktadır!

Soru şudur: Devrimciler ve mücahitler neden buna karşı sessiz kalıyorlar?! Neden ona karşı tek bir adam gibi ayaklanmıyorlar?! Neden bizler, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’ni kurarak yeryüzünde Allah’ın hükmünü ikame etmedikçe devrimden vazgeçmeyeceğiz ve asrın Firavun’una ve onun üvey evladı Yahudi varlığına şeytanın vesveselerini bile unutturacağız açıklamasında bulunmuyorlar? Ordularımız ne zaman gafletinden uyanıp kanlarımızı döken bu Firavun’un elini serbest bırakan bu Rüveybida yöneticileri kökünden söküp atmadıkça durumumuzun düzelmeyeceğini anlayacaklar?

Ne zaman Rablerinin; يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ * إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَااباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 38 39] emrine itaat edip yeryüzünde Allah’ın hükmünü ikame edecekler ve böylelikle de beldeler ve insanlar asrın Firavunu ve tüm Ruveybida yöneticilerden kurtulup İslam’ın nurunu ve adaleti egemen olacak?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müne Semih (Ümmü Meryem)

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın (Allah onu korusun) Hilafet Devleti’nin Yıkılışının 105. Yıldönümü Münasebetiyle Yaptığı Konuşma

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın (Allah onu korusun)
Hilafet Devleti’nin Yıkılışının 105. Yıldönümü Münasebetiyle Yaptığı Konuşma

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun. Ve badu...

Cihat, adalet ve Allah’ın izniyle ihsan ümmeti olan İslam Ümmetine... İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı Ümmete... Allah’ın zafer ve temkin ile (hakimiyet) ile aziz kıldığı Ümmete...

Raşidi Hilafeti ikame ederek İslami hayatı yeniden başlatmak için daveti yüklenenlere… Biz onları Allah’ın izniyle takva sahibi, tertemiz, yüzleri nurlu ve hayırlı kimseler olarak görüyoruz…

* Bundan tam yüz beş yıl önce, H.1342 yılı Recep ayının son günlerinde (M. 1924 Mart ayının başlarında), o dönemde başını İngiltere’nin çektiği sömürgeci kâfirler, Arap ve Türk hainlerin işbirliğiyle Hilafet Devleti’ni yıkmayı başardılar. Asrın mücrimi Mustafa Kemal, Hilafeti ilga ederek apaçık küfrünü ilan etti, Halifeyi İstanbul’da kuşattı ve o günün seher vakti onu sürgüne gönderdi... Böylece izzetlerinin kaynağı ve Rablerinin rızası olan Hilafetin yıkılmasıyla Müslüman topraklarında dehşet verici bir deprem yaşandı... Halbuki Ubade b. Samet RadıyAllahu Anh’dan rivayet edilen ve müttefikin aleyh olan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisi gereğince ümmetin Mustafa Kemal’e kılıçla karşı koyması farzdı:

وَأَنْ لَا نُنَازِعَ الْأَمْرَ أَهْلَهُ إِلَّا أَنْ تَرَوْا كُفْراً بَوَاحاً عِنْدَكُمْ مِنْ اللَّهِ فِيهِ بُرْهَانٌ “Hakkında Allah’tan bir delil (burhan) bulunan apaçık bir küfür (küfr-ü bevah) görmedikçe emir sahipleriyle (yöneticilerle) çekişmemek üzere biat ettik.” Ancak Ümmet bu konuda kusurlu davrandı; o mücrimi ve avenelerini kökünden söküp atmak ve onları hüsrana uğratmak için kıyama kalkmadı. Aksine Hilafet’in kaybıyla başlayan deprem devam etti... Bunun neticesinde sömürgeci kâfirlerin nüfuzu İslam beldelerinde perçinleşti. Müslüman ülkelerini yaklaşık 55 parçaya böldüler!

* Sonra Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticiler, bu depreme bir başka deprem daha eklediler. Yahudilerin, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra ve Miraç yeri olan Mübarek Toprağı işgal etmesini mâni olmadılar. Sonra daha da alçaklaştılar, kimisi perde gerisinden, kimisi alenen hiçbir yerden geri çekilmeyen Yahudi varlığıyla normalleşme yarışına girdiler!! Tepeden tırnağa kendilerini saran o zilleti umursamadan cürüm işlemek için adeta birbirleriyle yarıştılar.

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124]

* Ey Müslümanlar! Hilafet yıkıldıktan ve bugün bile Haşim Gazze ve Mübarek Toprak konusunda Tağut Trump’ın talimatına göre hareket eden Ruveybida yöneticiler hükmetmeye başladıktan sonra işte sizin haliniz budur. Trump, 2025 Eylül’ünde BM Genel Kurulu toplantıları marjında Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Ürdün, Türkiye, Endonezya ve Pakistan’ın katılımıyla en önemli toplantı olarak nitelendirdiği bir toplantıya başkanlık etti. Ardından Trump, onlara, Gazze’nin heba edilmesini, vesayet altına alınmasını, Trump ve Yahudi varlığının keyif süreceği bir bahçeye dönüştürülmesi için Gazze’nin sömürgeleştirilmesini öngören 20 maddelik bir plan sundu daha doğrusu dayattı! Bunun ardından es Sisi, Haşim Gazze’de Barış Kurulu adı altında bir sömürge ya da vesayet kurulu kurulmasını öngören 2803 sayılı Güvenlik Konseyi kararına zemin hazırlamak üzere Kinane diyarında Trump ve onun uğursuz planı için bir tören düzenledi! Daha sonra Trump, Gazze’de başkanlığını yapacağı kurulun üyelerini 2026 yılının başında açıklayacağını duyurdu... El-Cezire, “Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki istikrar gücüne bir Amerikalı general atamasının muhtemel olduğunu” aktardı. (11.12.2025 El Cezire) Yani Gazze’de hem yönetim hem de güvenlik Trump’ın kontrolüne veriliyor!.. Ardından Trump’ın özel temsilcisi Witkoff, istikrar gücünün konuşlandırılması ve Hamas’ın silahsızlandırılması anlamına gelen ikinci aşamaya geçmek ve bunun uygulanmasının pratik adımlarını ele almak üzere 19 Aralık 2025’te Miami’de “arabulucu” ülkeler Türkiye, Mısır ve Katar ile bir araya geldi! Sonra Trump, Florida’da Netanyahu ile görüştü. Görüşme sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çok verimli bir görüşme” gerçekleştirdiklerini söyledi. Görüşmede Hamas’ın silahsızlandırılması meselesini ele aldıklarını belirtti. Hamas’a silahsızlanması için çok kısa bir süre verileceğini, kabul etmemesi durumunda ise bunun sonuçlarının çok ağır olacağı uyarısında bulundu.” (30.12.2025 BBC) Trump; tüm bunları, Gazze’de insanı, ağacı ve taşı hedef alan vahşi bir savaşta Yahudi varlığına her türlü ağır ve süper ağır silahı sağlayan bir kişi olarak söylüyor... Trump; tüm bunları, Mübarek Toprağın kurtarılması konusunda sessiz kalarak onu sırtından hançerleyen, hatta Trump’ın 20 maddelik planını ayakta alkışlayan İslam ülkelerindeki yöneticilerin gözleri önünde söyledi ve yapıyor!

* Bu yöneticiler yalnızca Filistin’i değil, sömürgeci kâfirlerin özellikle de Amerika’nın çıkarı için ve onların dürtüsüyle, yönettikleri ülkeleri de sırtından hançerlediler... Güney Sudan ayrıldı, Darfur da aynı yolda… Libya da öyle. Çatışmalar yaşanıyor ve iki devlete bölünmüş durumda... Yemen; kuzey ve güneye ayrılmış durumda hatta güney bile kendi içinde bölünmüş durumda!.. Yeni Suriye, Amerika’nın kucağına itildi; eski rejimin şebbihaları ve adamları serbest bırakılırken, Hilafet çağrısında bulunan Hizb-ut Tahrir gençleri halen zindanlarda tutuluyor, on yıla varan hapis cezalarıyla yargılanıyorlar... Bu Ruveybida yöneticiler, bununla da yetinmeyip İslam topraklarının diğer bölgelerinin de peşkeş çekilmesini kabullendiler ya da bizzat peşkeş çektiler. Müşrik Hindular, Keşmir’i ilhak etti... Rusya, Çeçenistan’ı ve Orta Asya’daki diğer Müslüman topraklarını ilhak etti... Doğu Timor Endonezya’dan koparıldı... Uzun yıllar Müslümanların kalesi olan Kıbrıs’ın büyük bir kısmı, bugün Yunanistan’ın kontrolünde... Rohingyalı Müslümanlar, Myanmar’da katlediliyor; Bangladeş’e sığınanlar ise rejimin baskısına maruz kalıyor. Rejim, onlara yardım elini uzatmıyor, onların düşmanlarıyla savaşmıyor. Doğu Türkistan’da da vahşi hayvanların bile uzak durduğu tüyler ürpertici bir Çin vahşeti yaşanıyor... Müslüman ülkelerdeki kurulu devletler, ölüm sessizliğine bürünmüş durumda; konuştuklarında ise Çin’in Müslümanlara karşı işlediği zulüm hakkında “bu bir iç meseledir” deyip geçiştiriyorlar!

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِباً “Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” [Kehf 5]

* Ey Müslüman orduların askerleri! Sizler, sizden önceki İslâm askerlerinin izinden gidip, İslâm’ın zirvesi olan Allah yolunda cihat ile Filistin ve Gazze’yi Haşim’i kurtarmaya, Aziz ve Güçlü olan Allah’ın farzını yerine getirmeye muktedir değil misiniz?... Aslından koparılan ya da doğudaki ve batıdaki sömürgeci kafirlerin istila ettiği İslâm topraklarının her bir karışını geri almaya; sömürgeci kafirleri kendi yurtlarına kadar kovalamaya muktedir değil misiniz? Evet, muktedir değil misiniz? Allah’ın izniyle elbette muktedirsiniz:

* Çünkü sizler, İslam Ümmetinin evlatlarısınız... Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ümmetisiniz... Muhacirler ve Ensar’ın Ümmetisiniz... Raşit Halifeler ve onlardan sonra gelen Halifelerin Ümmetisiniz... Müslümanlarla olan ahdini bozan ve onlara saldıran Rum Kralı’na; “Cevabım ise, duyacağın değil, göreceğindir!” diye karşılık veren ve dediğini yapan Harun Reşid’in torunlarısınız... Bir Rum’un zulmüne uğrayan kadının “Yetiş ya Mutasım!” feryadına icabet etmek için devasa bir ordu hazırlayan Mutasım’ın torunlarısınız... Sizler, Haçlıları yerle yeksan eden ve H. 27 Recep 583 M. 2 Ekim 1187 tarihinde Aksa’yı onların pisliğinden temizleyen Muzaffer Selahaddin Eyyubi’nin torunlarısınız.

* Sizler; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Kostantiniyye’nin fatihi için söylediği ve “Onu fetheden komutanı ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur” övgüsüne mazhar olan genç komutan Fatih Sultan Mehmed’in torunlarısınız. Fatih Sultan Mehmet (Allah rahmet etsin ve nimetini artırsın), H. 857 M.1453 yılında Kostantiniyye’yi fethetti... Sizler; ABD’nin, Cezayir’deki esirlerinin serbest bırakılması ve Osmanlı donanmasının saldırısına maruz kalmaksızın Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’de geçiş izni verilmesi karşılığında, Cezayir valisine yıllık 642 bin altın dolar ve 12 bin Osmanlı altın lirası vergi ödemek zorunda kaldığı dönemin Halifesi III. Selim’in torunlarısınız... Amerika, tarihinde ilk kez kendi dili dışında bir dille ve hatta Osmanlı Devleti’nin diliyle H. 21 Safer 1210 M. 5 Eylül 1795 yılında bir antlaşma imzalamaya mecbur kaldı...

* Sizler; İstanbul’daki Fransa Büyükelçisi’ni çağırtıp, onunla kasten askeri üniformasıyla görüşen, sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret içerikli tiyatro oyununun gösterimi durdurulması için tehdit eden ve “Ben Müslümanların Halifesiyim... Eğer o oyunu durdurmazsanız dünyayı başınıza yıkarım” diyen Halife Abdülhamid’in torunlarısınız... Bunun üzerine Fransa, boyun eğdi ve H. 1307 M. 1890 yılında tiyatronun gösterimini yasakladı... Sizler; Yahudilerin devlet hazinesi için teklif ettiği milyonlarca altına kanmayan, Filistin’e yerleşmelerine izin vermesi için kendisine karşı oluşturulan uluslararası baskılardan korkmayan ve “Filistin’in Hilafet Devletinden ayrıldığını görmektense, bedenimin lime lime doğranmasını yeğlerim” meşhur sözünü söyleyen Halife’nin torunlarısınız. Halife Abdülhamid, ileri görüşlü biriydi, “Yahudiler milyonlarını kendilerine saklasınlar... Eğer bir gün Hilafet Devleti parçalanırsa, işte o zaman Filistin’i bedelsiz alabilirler” demişti. Nitekim öyle de oldu!

* Ey Müslümanlar! Ey Müslüman ülkelerin orduları! Hilafet yeniden kurulduğunda, atalarınız gibi siz de yeniden izzete kavuşacaksınız. Atalarınızın eylemleri, izzetlerinin kanıtıdır ve Allah’ın rızası ise çok daha büyüktür... Atalarınız Hilafet’i kurmakla kalmadı, onu koruyup kolladılar; böylece hem izzete eriştiler hem dünyanın efendisi oldular hem de Rablerinin rızasına nail oldular... Sizler de onların torunlarısınız. Haydi onların tabi olduğu gibi Hakk’a tabi olun, onların inşa ettiği gibi bir izzet inşa edin. Hilafet’i yeniden kurun ve onu koruyup kollayın. İşte Hizb-ut Tahrir aranızdadır; haydi ona destek olun. Zira Hizb, Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak ve İslami hayatı yeniden başlatmak için gece gündüz çalışmaktadır. Ümmetin önünde gitmekte ve bu büyük iş için ona önderlik etmektedir. Hizb, sadece Hilafet çağrısıyla bile sömürgeci kâfirlerin uykularını kaçırmaktadır. Hilafeti kurup, sömürgeci kâfirlerin, Pasifik Okyanusu’nun kıyısındaki Endonezya ve Malezya’dan, Atlantik kıyısındaki Fas ve Endülüs’e kadar çizdiği o yapay sınırları ve engelleri kaldırdığında acaba durum nice olur?! O zaman Müslümanlar, eskiden olduğu gibi, İslam’ı ve Müslümanları izzetli kılan, küfrü ve kâfirleri de zelil kılan Raşidi Hilafet Devletiyle yeniden tek bir ümmet olacaklardır... Kuşkusuz Hilafet, İslam’ın ve Müslümanların topraklarını sömürgeci kâfirlerin elinden geri alacak, onları ülkelerinin derinliklerine kadar kovalayacak ve dünyayı yeniden aydınlatacaktır... O gün Hak yerini bulacak ve Batıl yok olacaktır.

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً “Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

* Şöyle denilebilir: Hilafet gerçekten bütün bunları yapacak mı? Zafer bahşedip yenilgiyi def edecek mi? Müslüman ülkelerini sömürgeci kâfirlerden kurtaracak mı? Onları kendi yurtlarına kadar kovalayacak mı? Biz de “Evet” deriz. Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ böyle buyurmaktadır:

إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” [Muhammed 7] Allah’ın vaat ettiği hakiki zafer, ancak O’nun hükümlerini ikame eden İslam Devleti’nin kurulmasıyla mümkün. Hilafet kurulduğunda, Allah Subhânehu ve Teâlâ ona yardım edecek; kök salacak ve izzet bulacaktır, dostları ona saygı duyacak, düşmanları ise ondan korkacaktır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Çünkü Halife ve Hilafet bir kalkandır, yani korumadır. Koruması olan kimse, Allah’ın izniyle sonunda muzaffer olmaya mahkumdur; koruması olan kimsenin ülkesi asla heder olmaz, düşmanları böylesi kimseye asla yaklaşamaz. Hilafet tarihi buna şahittir; Bizans ve saltanatı nerede? Kisra ve Medain nerede? Okyanustan okyanusa uzanan o geniş coğrafyada tekbir seslerinin yankılanmasını sağlayan İslam Devleti, İslam ordusu ve İslam’ın adaleti değil mi? Eğer Hilafet o vakit doğuda ve batıda iki okyanusun ötesinde bir kara parçası olduğunu bilseydi, Güçlü, Aziz ve Hakîm olan Allah’a davet etmek için o iki okyanusun azgın dalgalarını da aşardı.

* Yine Hizb-ut Tahrir’in Hilafet’ten başka sermayesinin olmadığı; nerede olursa olsun sadece Hilafet’ten bahsettiği, Hilafetten başka bir şey bilmediği, ondan başka bir şeye alışık olmadığı da söylenebilir... Biz de deriz ki: Evet, Hilafet bizim sermayemiz ve sanatımızdır, izzet ve gücümüzdür, dinimiz ve dünyamızın koruyucusudur, asıl ve fasıldır. Hükümler onunla ikame edilir, hadler onunla uygulanır, fetihler onunla yapılır ve başlar Hak ile onun sayesinde dik durur. Hilafet, Müslümanların, önemi ve büyüklüğüne rağmen Rasûlullah SallAllahu aleyhi ve Sellem’in teçhiz ve defin işlemlerine başlamadan önce uğraşmaya koyuldukları bir iştir. Bütün bunlar, Hilafet’in azameti ve ehemmiyetinden kaynaklanmaktadır. Zira Sahabenin ileri gelenleri, Hilafet ile meşgul olmayı, o büyük farzdan, yani Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in defin işleminden daha öncelikli olduğunu düşünmüşlerdir.

Ey Müslümanlar! Ey Müslüman ülkelerin orduları! Şüphesiz Hilafet’in kurulması, Müslümanların ölüm kalım meselesidir... Şüphesiz biz, Allah’ın yardımına; İslâm’ın ve Müslümanların izzet bulacağına; mücahit Raşit Hilâfetin yeniden kurulacağına; Filistin’i işgal eden Yahudi varlığının ortadan kaldırılacağına ve Kostantiniyye’nin fethedilerek ‘İstanbul’ adıyla bir İslâm diyarı olması gibi Roma’nın da fethedileceğine yürekten inanıyoruz... Kâfirler ve münafıklar şöyle deseler bile biz bu konuda eminiz:

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ “Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, ‘Bunları dinleri aldattı’ diyorlardı.” [Enfal 49] Çünkü Müslümanlar için tüm bu zaferler, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadinde saklıdır.

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] İçinde bulunduğumuz bu ceberut saltanattan sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesinde saklıdır.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu” [Ahmed] Hilafet, Allah’ın izniyle mutlaka geri dönecektir... Ancak Hilafet, kurulması için ciddi ve gayretli bir çalışma yapılmasını gerektirir. Çünkü Aziz ve Hâkim olan Allah’ın değişmez kanunu, bizler hiçbir şey yapmaksızın oturup dururken gökten melekler inip bizim için Hilafeti kurmasını, Aziz ve Güçlü olan Allah’ın vaadi ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmesini gerektirmemektedir. Aksine bizler ciddiyetle, gayretle, sadakatle ve samimiyetle çalıştığımız zaman, Allah, bize yardım etmeleri için meleklerini indirecektir... Sonra Allah bize zafer ihsan edecek ve iki cihanda da kurtuluşa erdirecektir. İşte bu, büyük kurtuluştur... Hizb-ut Tahrir, Hilafet için ciddiyetle çalışmakta ve yakında kurulacağını müjdelemektedir. O halde acele edin ey Müslümanlar! Acele edin ey güç ehli! Davete ve nusrete katılın. Hilafet’i sadece uzaktan seyretmekle kalmayın, Hizb ile birlikte Hilafeti kurmak için acele edin. Zira Allah’ın izniyle zafer yakındır.

إِنَّ اللهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً “Allah, işinde galiptir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.” [Talak 3]

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6] Dualarımızın sonu, Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh

 

H. Receb 1447
M. Ocak 2026

Sizi Seven Kardeşiniz

Ata bin Halil Ebu El-Raşta

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi: Hilafetin Yıkılışının Yıl Dönümünde Hizb-ut Tahrir'in Küresel Faaliyetleri 1447 H – 2026 M

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Bu yılın Recebu'l Muharrem ayında, Hicri 1446 - Miladi 2025, Resullerin Efendisi Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem ve onun şerefli sahabeleri (Allah onlardan razı olsun) tarafından kurulan İslam Devleti'nin Arap ve Türk mücrimleri tarafından yıkılışının 105. yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Devamını oku...

Suudi Arabistan ve BAE Yöneticileri, Kâfirlere Uşaklık Etmek İçin Yemen’i Bir Çatışma Alanına Çeviriyorlar, Onların Yemen’de Aslan Kesildiklerini, Yahudi Varlığı Karşısında İse Uysal Koyun Olduklarını Görürsünüz!

Aralarında El Cezire’nin de bulunduğu medya kuruluşları; Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman’ın 27 Aralık 2025 Cumartesi günü yaptığı açıklamayı aktardı. Açıklamada, “Güney Geçiş Konseyi’nin gerilimi sona erdirmesi ve güçlerini Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki kamplardan çekmesi gerektiği” ifade edildi.

Riyad, 9 Aralık 2025’te Hadramut ve Mehri vilayetlerinin kontrolünün tamamen ele geçirildiğini ilan eden Geçiş Konseyi’nin bu açıklamasına, Geçiş Konseyi güçlerinin çekilmesini ve mevzilerin “Vatan Kalkanı” güçlerine devredilmesini görüşmek için 12 Aralık 2025’te Abu Dabi’nin de katılımıyla Aden’e bir komite göndererek karşılık verdi. Ardından Suudi Dışişleri Bakanlığı 25 Aralık’ta yaptığı açıklamada, GGK’nın hareketlerini "tek taraflı" olarak niteleyerek güç kullanma imasında bulundu. Bunun "istenmeyen sonuçlar doğurabileceği" uyarısında bulunarak, güçlerini eski yerlerine çekmesi için GGK’ye 29 Aralık’a kadar süre tanıdı. 30 Aralık Salı gecesi savaş uçakları Seyyiun şehri semalarında uçarak aydınlatma fişekleri attı. Salı şafağı ise Fuceyrah limanından gelen ve takip sistemlerini kapatan zırhlı araç ve silah yüklü iki gemiyi bombaladı.

Riyad’ın Güney Yemen’de Hadramut Kabileler İttifakı (lideri: Amr bin Hubeyriş) ve 2023’te kurup himaye ettiği “Vatan Kalkanı” güçleri gibi kullandığı araçları bulunmaktadır. Bu güçler, İngiltere’ye tabi olan El-Alimi hükümeti çatısı altında görünse de Suudi Arabistan, Arap Koalisyonu’na liderlik etmesi, El-Alimi ve konseyini topraklarında barındırması ve Aden Merkez Bankası’na yatırılan mevduatları kontrol ederek ekonomik baskı uygulaması nedeniyle hükümet üzerinde tam bir tahakküm kurmuştur. Güney Yemen petrol gelirlerinin Suudi Ulusal Bankası’na yatırılmasıyla El-Alimi hükümeti Riyad’ın elinde bir rehineye dönüşmüştür. İngiliz yanlısı olan bu hükümet, İngiliz siyaseti gereği Riyad’la uyumluymuş gibi görünmekte, ancak ona tuzaklar kurmaktadır. Çıkmaza girildiğinde ise İngiltere, BAE aracılığıyla Geçiş Konseyi’ne Suudi Arabistan ve arkasındaki Amerika’yı rahatsız edecek eylemler yapması için eşil ışık yakmıştır.

Buna karşılık, İngiltere’nin beslemesi olan Abu Dabi’nin elinde ise Güney Geçiş Konseyi (GGK), Tarık Salih ve Bab’ül Mendeb’i İngiliz çıkarları adına korumak için Batı Sahili’nde bekleyen güçleri bulunmaktadır.

Riyad, GGK ve onun bölgesel hamisi Abu Dabi’ye karşı son derece sert ve acımasız davranmıştır. Hadramut’ta Riyad’ın adamı Amr bin Hubeyriş liderliğindeki Hadramut Kabileler İttifakı ile Geçiş Konseyi’ne bağlı Hadramut Elit Güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, El-Abr ilçesindeki Haşm el-Ayn bölgesinde Geçiş Konseyi güçleri bir insansız hava aracıyla vurulmuştur. İş, 30 Aralık 2025’te Mukalla Limanı’ndaki zırhlı araç ve silah sevkiyatlarının vurulmasına kadar varmıştır. Riyad, İngiltere’ye bağlı ve fiilen Riyad’ın esiri durumundaki Reşad el-Alimi’ye 30 Aralık 2025’te BAE ile yapılan ortak savunma anlaşmasını iptal etmesini ve koalisyon güçlerinin 24 saat içinde Yemen’den çıkarılmasını dikte etmiştir.

Keşke Suudi Arabistan ve Savunma Bakanı, tam iki yıldır yanı başındaki Haşim Gazze’yi tüm dünyanın gözü önünde ezip geçen ve hâlâ katliamlarını sürdüren Yahudi varlığına karşı da bu kadar kararlı ve sert olsalardı! Keşke Gazze’yi savunmak için Yahudi varlığına karşı uçaklarını havalandırsalardı! Allahu Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ“Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler.” [Fetih 29]

Peki Riyad tüm bu hamleleri Yemen’i sevdiği için mi yapıyor? Yoksa Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği hayali bir meşruiyete yardım etmek için mi tüm bunları yapıyor? Cevap şudur ki; Riyad tüm eklentileri ve imkânlarıyla bu yaptıklarını, sırf Washington’a hizmet etmek, Hadramut petrolünü kontrol etmek ve her ikisinin petrolünü de Babu’l Mendeb ve Hürmüz Boğazı’nın gürültüsünden uzak bir şekilde, inşa edilmesi planlanan boru hattı üzerinden Hint ve Pasifik Okyanuslarına aktarmak üzere Arap Denizi’ne bir çıkış kapısı elde etmek için yapmaktadır!

Amerika’nın ajanı olan Suudi Arabistan, 2017’de ortaya çıkışından bu yana Güney Yemen’deki İngiliz ajanlarını, özellikle de GGK’yı tasfiye etmeye çalışmaktadır. Hatırlanacağı üzere GGK, Amerika’nın 2006’da kurdurduğu Hasan Baum liderliğindeki Güney Hareketi’ni saf dışı bırakmıştı. Suudi Arabistan, Sekizli Başkanlık Konseyi’nin kendi topraklarında kurulmasını sağlamış, üyelerini kendi topraklarında tutmuş, 2015-2022 savaş yılları boyunca İngiliz ajanı Ali Salih’e tabi olan Cumhuriyet Muhafızları güçlerini, İngiliz nüfuzunu temsil ettiği için yerle bir etmiş, Husileri ise Sana’da tutmuştur. Husiler için Sana havaalanına silah taşıyan BM uçaklarına göz yummuştur.

Selman bin Abdülaziz ve oğlu Muhammed liderliğindeki Suudi Arabistan, İslam bağını açıkça boyunlarından çıkarıp atmışlardır. Zira Haremeyn beldesinde sapkınlığı ve sapkınları himaye eden 2030 Vizyonu’na davet etmektedirler, Müslümanların gözlerini ve akıllarını Mekke’den çevirmek için Yahudi varlığına bitişik Neom şehrini inşa etmektedirler. Amerikalılar Muhammed bin Selman’ı “bu çağın Mustafa Kemal’i” olarak tanımladılar!

Zaten kâfir İngilizlerin kurduğu ve kurucusu Abdülaziz bin Abdurrahman Al-i Suud’un, Mark Sykes’ın eliyle çizdiği sınırları değiştirmesi için İngiliz Komiseri Percy Cox’un önünde ağladığı bir hanedandan ne beklenebilir ki?! Abdülaziz, onların bu iyiliğine karşılık “İsterse İngiltere Filistin’i zavallı Yahudilere ve başkalarına verebilir; kıyamet kopana kadar ben onların görüşlerinden asla dışarı çıkmayacağım” demiştir. Bu hanedan, Fahd, Sultan ve Nayef gibi kardeşlerinin zemin hazırlamasının ardından, Selman bin Abdülaziz döneminden itibaren tamamen Amerika’nın hizmetine geçmiştir.

İbn Selman’ın 18 Kasım 2025’teki Washington’a yaptığı ziyaret ile İngiliz bakanın Orta Doğu ve Afrika gezisi, Hadramut ve El-Mehra’daki olaylarla doğrudan bağlantılıdır. Bu gelişmeler, Şebve’deki 5 numaralı petrol sahasının Amerikan Hunt şirketine devredilmesi kararıyla patlak vermiştir.

Hadramut, Yemen ve genel olarak tüm Müslümanların sorunu, ehil olmayan kimselerin onların yönetimlerini üstlenmesi ve başlarına çoban olmasıdır. Bu yöneticiler, Yemen’de uluslararası çatışmanın taraflarına hizmet etmektedirler. İslam’ın siyasi bir varlık olarak yeniden hayata dönmesini engellemek isteyenler onları iktidara getirmiştir. Salih ve dindar insanlar, siyasi mücadeleye girip Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet devletinde İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmaya koyulmadıkları sürece bu siyasi tablodan uzak kalacaklar, etkin bir role sahip olmayacaklardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal: 24]

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ“Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.”

[Mümin 51] ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER