Pazar, 12 Safer 1448 | 2026/07/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Pakistan Yöneticileri, Körfez Ülkeleriyle Yapılan Güvenlik Anlaşmaları Maskesi Altında, Orta Doğu’daki Amerikan Askeri Üslerini ve Tesislerini Korumak İçin Müslüman Pakistan Ordusunu Bölgeye Göndermeye Hazırlanıyor!

Reuters haber ajansı 17 Temmuz’da; Pakistan ile Kuveyt’in, Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki düzenlemeye benzer geniş kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde müzakere yürüttüğünü bildirdi. Basında yer alan haberlere göre Pakistan, hâlihazırda binlerce askerini ve askerî teçhizatını Suudi Arabistan’a sevk etmiş durumda. Ayrıca medyada Katar, Bahreyn ve diğer Arap ülkeleriyle de benzer anlaşmalar yapıldığına dair haberler yer aldı. Ancak bu savunma anlaşmaları Müslüman beldelerini korumak için değildir; Pakistan askeri gücünü, bölgede sarsılmakta olan Amerikan güvenlik yapısının bekasını sağlamak, Amerikan askeri üslerini, tesislerini ve bölgede konuşlanmış Haçlı-Sömürgeci kuvvetlerini korumak için kullanmaya yönelik anlaşmalarıdır.

Böylelikle Pakistan’ın hain siyasî ve askerî yönetimi, tıpkı kendilerinden öncekiler gibi, bazı ekonomik çıkarlar karşılığında Amerika’nın bölgedeki nüfuzunu koruma görevini yeniden üstlenmiş durumdadır.

Biz, Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti olarak soruyoruz: Pakistan ordusunun Körfez ülkelerine sunduğu güvenlik garantilerinden sonra, bölgedeki Amerikan askeri üsleri ve tesisleri sökülüp atılacak ve Amerika Orta Doğu’dan çıkarılacak mı? Bu anlaşmalar, söz konusu Arap ülkelerinin, Amerika’nın kendi topraklarından İran’a saldırılar düzenlemesini engelleyeceğine dair bir taahhüt içeriyor mu? Bu anlaşmalar, Amerika’nın saldırılarına karşılık İran bölgedeki Amerikan tesislerini hedef aldığında, Pakistan ortak savunma anlaşmaları gerekçesiyle Amerika ve Yahudi varlığının yanında İran’a karşı savaşacağı anlamına mı geliyor? Neden bu anlaşmalar şimdi imzalanıyor? Amerika İran’ı boyunduruk altına alamadığı gibi İran da Amerikan tesislerine saldırılar düzenlemiştir. Neden bu savunma anlaşmaları Amerika tarafından destekleniyor? Bu anlaşmalar ile Müslüman silahlı kuvvetlerini Amerika’nın emrine veren General Asım Munir’in neden Amerika’nın en gözde mareşali olduğu anlaşılıyor? Gerçek son derece açıktır: Bu anlaşmaların amacı kutsal mekânları korumak değil; Haçlı Amerika’nın çıkarlarını korumaktır. Bu sebeple Müslüman ordular bölgeye sevk edilmektedir.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçindeki Güç ve Kuvvet Ehli Subaylar! Amerika hâlâ Arap ülkelerindeki askerî üslerinden İran’a yönelik saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar sonucunda bugüne kadar masum kız öğrenciler de dâhil olmak üzere binlerce Müslüman hayatını kaybetmiştir. Bu üsler arasında; Amerika’nın bölgedeki Merkez Komutanlığı karargahı olan Katar’daki El-Udeid Hava Üssü; Bahreyn’deki ABD Donanması 5. Filo Karargahı; Kuveyt’teki Arifcan Kampı, Ali es-Salim Hava Üssü ve Buehring Kampı; istihbarat, gözetleme ve hava operasyonları merkezi olan BAE’deki ez-Zafra Hava Üssü ve Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü bulunmaktadır. Ayrıca Irak’taki Ayn el-Esed Hava Üssü ve Erbil Hava Üssü ile Suudi Arabistan’daki Emir Sultan Hava Üssü, İran’a yönelik saldırılarda kullanılan başlıca Amerikan üsleridir. Hal böyleyken, İran’ın bu şer üslerine yönelik saldırıları Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik saldırılar olarak hangi mantıkla kabul edilebilir? Oysa İran’ın son birkaç günde bu üslere düzenlediği saldırılar, düşman haçlı Amerikan askerlerini cehenneme göndermiş ve Amerikan askeri teçhizatını imha etmiştir! İran’ın Amerikan üslerine düzenlediği saldırılar tamamen meşrudur, hatta gerçekte farzdır.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Bu net tablo karşısında sizler sadece birer seyirci olarak mı kalacaksınız, yoksa bu gaspçı yöneticileri ortadan kaldırarak Amerika’yı bölgeden kovmak için önünüze çıkan bu altın fırsatı değerlendirecek misiniz?

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçindeki Güç ve Kuvvet Ehli Subaylar! Bu ajan yöneticiler; Amerikan uluslararası düzenine direnme girişimlerinin beyhude olduğunu ve bu düzene boyun eğmekten başka çaremiz olmadığını kanıtlamak için; Gazze’deki direniş tugaylarına, Afganistan Talibanı’na, İran’da Amerikan nüfuzundan kurtulmak için savaşan Devrim Muhafızları içindeki unsurlara ve her Müslüman direniş gücüne karşı topluca Amerika ile işbirliği yapmaktadırlar. Bu yöneticiler bu ümmetin asıl hastalığı ve kanseridir; yoksa kâfirleri yenilgiye uğratmak asla zor bir iş değildir. Körfez ülkeleriyle yapılan bu savunma anlaşmaları, bu yöneticilerin yeni bir komplosundan başka bir şey değildir. Nübüvvet Minhacı üzere Hilâfet’i kurarak Orta Doğu bölgesini tek bir devlet çatısı altında birleştirmek ve Amerika’nın “Büyük Orta Doğu Projesi”ni Hürmüz Boğazı’nda boğmak için, Amerika’nın uşağı olan bu yöneticilerin koltuklarından sökülüp atılması elzemdir. O halde gelin ve Yüce Allah’ın şu kelamına iman ederek Hilâfet’i ikame etmek için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin:

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ“Bu, Allah’ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcıları yoktur.” [Muhammed 11] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:

قُولُوا اللَّهُ مَوْلاَنَا وَلاَ مَوْلَى لَكُمْ“Deyin ki: Allah bizim Mevla’mızdır, sizin ise hiçbir Mevla’nız yoktur.” [Buhari]

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 21/07/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 21/07/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Sayın Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

◾️ Gazze Halkına Yalan Söylediler
◾️ Lozan Antlaşması'nın 103. Yıl Dönümü

H. 7 Safer 1448 - M. 21 Temmuz 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

İran Ordusu ile Devrim Muhafızları Arasındaki Çatışma ve İlişki ile Zayıf Noktalar

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran Ordusu ile Devrim Muhafızları Arasındaki Çatışma ve İlişki ile Zayıf Noktalar

Devrim Muhafızları; devrimden sonra İslamcıların iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra 1979 yılında Ayetullah Humeyni'nin kararnamesiyle, yeni siyasi rejimi iç ve dış düşmanlardan korumak için bir araç olarak kurulmuştur. İran Anayasası'nda, “Devrimi ve kazanımlarını koruma görevini yerine getirmek için Devrim Muhafızları'nın sarsılmaz ve sabit bir şekilde kalması” gerektiği belirtilmiştir. Aynı şekilde anayasa, silahlı kuvvetlerin teçhiz edilmesi için “iman ve akideyi temel ve esas” olarak belirlemiş ve silahlı kuvvetlerin sadece "sınırları koruma ve gözetleme sorumluluğuyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda imani misyonu olan cihat yükünü de taşıdığını” vurgulamıştır.

Devrim Muhafızları, akidevi bir milis gücünden devletin en güçlü kurumlarından birine dönüşmüştür; zira devasa askeri kapasitelere sahip olup nüfuzunun ağları ekonomi, istihbarat ve bölgesel siyasete kadar uzanmaktadır. Bu bağlamda Agence France-Presse'nin aktardığına göre Fransa’daki Jean Jaurès Enstitüsü’nde araştırmacı olan David Khalaf, Devrim Muhafızları’nı “imparatorluk içinde bir imparatorluk” olarak nitelendirmiştir.

Khalaf, Devrim Muhafızları'nın “İran ekonomisini fiilen kontrol ettiği” eklemesinde bulunarak, yıllık bütçesinin 6 ila 9 milyar Dolar arasında olduğunu tahmin ediyor; bu rakam, İran'ın resmi askeri bütçesinin yaklaşık %40'ını oluşturmaktadır. Birtakım basın analizleri daha da ileri giderek, Devrim Muhafızlarının sadece silahlı bir güç olmadığını, aksine en önemli mühendislik ve yatırım kolu olan Hatemül Enbiya Karargâhı liderliğindeki kendi kendine yeten bir ekonomi olmasının yanı sıra değeri gayri safi yurtiçi hasılanın yarısı kadar olduğu tahmin edilen yarı devlet şirket ağlarının da bulunduğunu vurgulamıştır; nitekim bu ağlar, H. 1404 yılı bütçesinde güvenlik güçlerine ayrılan petrol ihracat gelirlerinin yarısından fazlasını elinde bulundurmasının yanı sıra Dini Liderlik ofisine bağlı ve değeri yaklaşık 200 milyar Dolar olduğu tahmin edilen holdinglerle de bağlantıları vardır.

Devrim Muhafızları’nın kurulmasının ana nedeni, devrimin ardından Humeyni’nin, büyük ölçüde zayıflatılan ve tasfiye edilen düzenli orduya (Arteş) karşı olan güvensizliğidir. Tarihsel raporlara göre Şah, 16 Ocak 1979’da ülkeyi terk etmiş ve Şapur Bahtiyar’a başbakan olarak atanmıştı; nitekim Humeyni’nin 1 Şubat 1979’da sürgünden dönmesine rağmen ordunun üst düzey subayları, devrimin ilk günlerinde Şah’a olan bağlılıklarını ve devrime karşı mutlak düşmanlıklarını korumaya devam etmişlerdir.

Gizliliği ortadan kaldıran belgeler, -devrim hareketinin doruk noktasında ve Washington’a karşı açıkça yaptığı konuşmaların tam ortasında- Humeyni’nin, Ocak 1979’da ABD ile gizlice temasa geçtiğini ve halkın kendisine kulak verdiğini ve ordunun ise Amerika’ya boyun eğdiğini ifade eden bir mesaj gönderdiğini ortaya koymuştur. Humeyni, Washington’a, orduyu tarafsız kalmaya ikna edip iktidarı devralmasına izin verirse, bölgesel istikrarı koruyacağını ve Amerika’nın çıkarlarını güvence altına alacağını vaat etmişti.

Avrupa'da ikamet eden İranlı Kürt siyasi aktivist Aso Kadri, Devrim Muhafızları ile ordu arasındaki gerginliğin, reform ya da siyasi yapıyı değiştirme arzusuna ilişkin bir çatışma olmadığını, aksine “iktidar ve nüfuz için şiddetli bir rekabet” olduğunu belirtmiştir. Kadri, Al-Hurra kanalına yaptığı açıklamada şu eklemede bulunmuştur: “Teorik olarak Mücteba Hamaney, İslam Cumhuriyeti’ndeki karar alma sürecinde öne çıkan bir isim olarak kabul edilmekte ancak pratikte, babasının üstlendiği gibi tek başına belirleyici bir rol oynamamaktadır. Bu da fiili güç merkezlerinin, birden fazla nüfuz odağının kendi içinde hem rekabet ettiği hem de aynı anda iş birliği yaptığı bir güvenlik ve askeri ağa kaymasına yol açmıştır; zira Devrim Muhafızları, devletin tüm kritik mekanizmaları üzerindeki kontrolünü pekiştirmeye çalışmaktadır.”

İran’ın “İslam Cumhuriyeti” adlı günlük gazetesi, geçmiş zamanda on yıllardır bir tabu sayılan şu soruyu gündeme getirmiştir: “Devlet, iki ordunun, yani düzenli ordu (Arteş) ve Devrim Muhafızları'nın maliyetini taşımaya hâlâ muktedir midir?”

Gazete; Devrim Muhafızları'nın ekonomi, siyaset, diplomasi ve medyaya kadar yayılmasının onu, içeride tartışma konusu olan klikleşmiş bir kuruma, dışarıda ise uluslararası baskı için sürekli bir gerekçeye dönüştürdüğüne işaret etmiştir. İki ordunun varlığı hiçbir zaman askeri yeterlilik meselesi olmamış, aksine rejimin bekası için açık bir strateji olmuştur: Yani sınırları savunan geleneksel bir ordu ve bu orduyu denetleyen, toplumu kontrol eden ve siyasi gruplar arasındaki güç dengesini sağlayan paralel akidevi bir güç olmuştur. Her ne kadar Humeyni tarihsel olarak bu iki gücün gelecekte entegre olması fikrini kabul etmiş ve eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani de her iki bakanlığı tek bir Savunma Bakanlığı altında birleştirmeye çalışmış olsa da, ancak sahada bu güçlerin fiili olarak birleştirilmesi engellenmiş ve askıya alınmıştır.

Devrim Muhafızları, “devlet içinde devlet” olarak nitelendirilmekte ancak daha derinlemesine analitik okumalar onu, tek bir üniforma giyen üç çelişkili gruba ayırmıştır:

1- İdeolojik ve akidevi kurum: Doğrudan Velayet-i Fakih'e tabi olup (iç siyasi değişimlerle birlikte nispeten zayıflamıştır).

2- Profesyonel askeri cihaz: Akidevi olarak şehitlik ve çatışma felsefesine dayanmaktadır.

3- Finansal oligarşi: Çıkar ağlarına, beka ve manevra kültürüne dayanmaktadır.

Bu yapı, yapısal bir çelişki doğurmaktadır; zira askerî akide, sonuna kadar çatışmaya ve savaşmaya sevk ederken; finansal oligarşi ise, ekonomik çıkar ağını koruyabilmek için müzakereyi, uyumu ve taviz vermeyi kabul eden bekayı sürdürme kültürüne eğilim göstermektedir.

Bu ikilem, açıkça mevcut duruma yansımaktadır; zira İran International gibi medya raporları, Mesud Pezeşkiyan başkanlığındaki yürütme kanadı ile Devrim Muhafızları içindeki etkili askeri ve güvenlik liderleri ile (Ahmed Vahidi ve üst düzey askeri liderler gibi) müttefikleri arasındaki şiddetli anlaşmazlıkların varlığına işaret etmektedir. Ama anlaşmazlık; Yahudi varlığı ve ABD ile devam eden bölgesel tırmanışın doğurduğu ekonomik ve toplumsal sonuçlar etrafında şekillenmektedir.

Pezeşkiyan’ın sivil kanadı, yaşanan geçim krizlerinin şiddetini hafifletmek adına idari ve yürütme yetkilerinin hükümete iade edilmesi çağrısında bulunurken; Devrim Muhafızlarının güvenlik liderleri ise tırmanış ekseniyle bağlantılı stratejik ve finansal dosyaların yönetimini korumakta ısrar etmektedir.

Karar ve komuta merkezlerindeki bu çok başlılık, özellikle Batı istihbarat kanadı ile Yahudi varlığının, Devrim Muhafızları’nın birinci kademe liderlerine yönelik arka arkaya düzenlediği suikastlar silsilesiyle somutlaşan geniş çaplı güvenlik ihlallerini uygulamada başarılı olmasıyla birlikte İran rejiminin yapısında temel bir gedik oluşturmuştur; bu da net bir güvenlik açığının ortaya çıkmasına ve katı bir akidevi akım ile rejimin bekasını ve devamlılığını garanti altına alacak uzlaşmalar arayan vakıacı bir akım arasındaki iç bölünmenin pekişmesine neden olmaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hasan Hamdan

Devamını oku...

Amerika’yı Korkutan Şey Nedir?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika’yı Korkutan Şey Nedir?

Haber:

1- İran, El-Fas (Kazma) Dağı'nda binlerce santrifüjü gizledi... Yahudi varlığı endişeli. (Arabi 21)

2- Trump: İran’daki Kazma Dağı bölgesini çok yakında bombalayacağız. (Sky News)

Yorum:

Trump'ın anlaşmaları bozmasına iten şey neydi? İran'dan korkmamasına neden olan şey nedir? İslam ve Müslümanların düşmanı olan Batı'yı korkutan şey nedir?

Bu ve benzeri sorular, Amerika ve Yahudi varlığının Müslüman ülkelere karşı cüretkâr olmasının sırrıdır; zira bu sır, Batı’nın fikirlerini Müslüman ülkelere başarıyla ihraç etmesinde ve dinin yönetimden ayrılması fikrini icat edip pekiştirmedeki başarısında yatmaktadır.

İran’ın bugünkü gerçekliğine gelince: İran, Amerika'nın karşısında durmuş, ona meydan okumuş ve onu ağır kayıplara uğratmıştır; bu da Trump’ın kafasını kaşımasına, bu kayıplar yüzünden bir şaşkınlığın ve skandalın içine düşmesine neden olmuştur; ancak yine de bu kayıpları umursamayıp yeniden tehditler savurup saldırılara devam etmektedir; çünkü İran’daki yönetim sisteminin gerçekte İslami olmadığını bilmektedir.

Bu hastalığın sebebi, İslam’ın yönetimden uzaklaştırılmasıdır; bu da politikacıların İran’ın çıkarları doğrultusunda çaba göstermelerine ve müzakerelerin en iyi bir seçenek olarak görülmesine neden olmuştur. İran’ın ve İslam ümmetinin maslahatı, siyasetçiler tarafından değil, şeriat tarafından belirlenmelidir; eğer siyasetçiler İslam’ın hükümlerine tabi olsalardı, Allah onları muhafaza eder, onları korur ve düşmanlarına karşı onlara yardım ederdi.

Gerçek zafer, Allah’ın şeriatının tatbik edilmesinde ve cihad edilmesinde yatmaktadır; düşmanı korkutan şey işte budur; zira İslam’ın onayladığı maslahat olup yöneticiler değildir. Evet, İslam ve onun sahada tatbik edilmesi, Amerika’yı ve dünyayı korkutmaktadır; işte o zaman zulmedenler, nasıl bir inkılapla devrileceklerini göreceklerdir.

إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ

Rabbin bir taraftan da meleklere şunları vahyediyordu: “Ben elbette sizinle beraberim; siz de müminlerin sarsılmamalarını sağlayın! Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım, siz de onların boyunlarının üzerine vurun; onların (yay ve kılıç tutan) bütün parmak uçlarını doğrayın.” [Enfal 12]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER