Pazar, 13 Muharrem 1448 | 2026/06/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hükümetin Açıkladığı Yol Haritası da, Dörtlü Grubun Yayınladığı Bildiri de, Bu Savaşın Sürmesi de Hepsi Amerika’nın Darfur’u Koparma Planına Hizmet Ediyor

Sudan’ın Washington Büyükelçisi Muhammed Abdullah İdris, 8 Kasım 2025 Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında, hükümetin belirlediği yol haritasına bağlı olduğunu duyurdu. İdris, bu yol haritasının sonunda uluslararası denetim altında özgür seçimlerin yapılacağını ve halkın bu seçimlerle kendi yöneticilerini belirleyeceğini vurguladı. 14 Eylül 2025 tarihinde Şarku’l Avsat gazetesi, Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim’in bir demecini yayınladı. Haberde Bakan’ın “Hükümetin hazırladığı ve daha önce Birleşmiş Milletler’e sunduğu yol haritasının, ülkede barışın sağlanması yolunda ilerlemenin temel dayanağını temsil ettiğini söylediği belirtildi. Ayrıca Bakanın, yol haritasının Sudan halkının beklenti ve özlemlerini yansıttığını da vurguladığı kaydedildi.”

Peki, Birleşmiş Milletler Genel Sekteri’ne gizlice sunulan bu belge nedir? Ve neden medyaya sızana kadar bu kadar gizli tutuldu?!

Independent Arabia’nın 3 Nisan 2025’te yani belgenin BM Genel Sekreteri’ne 10 Mart 2025’te sunulmasından yaklaşık bir ay sonra yayınladığı bu yol haritasında yer alan en tehlikeli nokta şudur: “Sudan Hükümeti, bu haritayı onaylamakta ve bir ateşkesi mümkün görmektedir. Ancak bu ateşkes, Milis güçlerinin Hartum Eyaleti, Kordofan ve El-Faşir bölgelerinden derhal ve eksiksiz bir şekilde çekilmesini, çekilen bu güçlerin en fazla on gün içinde, milislerin varlığını kabul edebilecek Darfur eyaletlerinde toplanmasını içermelidir.” Bu açıklama hükümetin, Hızlı Destek Güçleri’nin (HDS) Darfur Bölgesi’nde bulunmasına herhangi bir itirazının olmadığı anlamına gelmektedir. Nitekim eski Dışişleri Bakanı Ali Yusuf, daha önce gizli olan bir gerçeği ifşa ettiği gerekçesiyle görevden alınmıştır. Bakan, o dönem basına verdiği demeçlerde şunları söylemişti: HDG’nin geri çekilmesi, aslında önceden mutabakata varılmış bir anlaşmanın neticesidir. Ya savaşa devam edilerek askeri bir sonuca ulaşılacak ve mağlup taraf teslim olacaktı; ya da HDG’ye sunulan girişim hayata geçirilecekti. Bu girişim HDG’yi memnuniyetle kabul edecek olan belirli bölgelere, özellikle de kabile tabanının bulunduğu alanlara geri çekilmesiyle başlayacaktı. (18.04.2025 Arapça Sky News] Hiç şüphe yok ki, hem bu yol haritasında yer alan maddeler hem de eski Dışişleri Bakanı’nın itiraf niteliğindeki ifadeleri, Darfur’u Hızlı Destek Güçleri’nin kabile havzası olarak kabul etmesi ve Darfur üzerinde hak sahibi olduklarını tanıması nedeniyle ülkenin birlik ve bütünlüğünü tehdit etmektedir. Bu tanıma, Darfur’u Sudan’dan koparmaya yönelik son derece ciddi ve pratik bir adımın yasallaştırılması anlamına gelmektedir!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, sömürgeci kafir Batı’nın’ komploları ve özellikle de tıpkı şu an yaşananlara çok benzer bir planla Güney Sudan’ı ayıran Amerika’nın planları ile uyum içinde hareket edilmesi konusunda uyarılarda bulunduk ve bulunmaya da devam edeceğiz. Amerika öncülüğündeki Dörtlü Grubun Sudan ordusu ile Hızlı Destek Güçleri’ni eşit düzeyde tutmasının amacının, iki tarafı iki ayrı varlık arasında uzlaşmacı bir çözüm temelinde müzakerelere yönlendirmek ve nihayetinde Darfur’un ayrılmasıyla sonuçlanacak şekilde her iki taraftan da tavizler koparmak olduğunu açıkladık. Ayrıca mevcut temelde sürdürülen savaş, savaşı sona erdirmek yerine yalnızca çatışmanın süresini uzatmakta, Hızlı Destek Güçleri’nin genişlemesine, ek ikmal hatları açmasına ve kontrolü ele geçirmesine yol açmaktadır. Askeri komuta kademesi hem muharebe operasyonlarını yürütmekte hem de müzakere perspektifini gözetmekte olup, bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri’nin özel elçisi Mosaad Boulos’un girişimlerine sürekli olumlu yaklaşmaktadır.

Sonuç olarak, hükümetin yol haritası, Dörtlü Grubu’un bildirisi ve savaşın mevcut esaslarda sürdürülmesi, nihai olarak Amerika’nın Darfur’u Sudan’dan koparma hedefiyle örtüşmektedir; Biz bu delikten daha önce de ısırıldık! Bu tuzağı daha önce güneyde gördük: önce yıpratma savaşı, gelgitli çatışmalar ve sonra da müzakereler. Bunlar, sömürgeci kafirin ülkemizi bölme hedeflerini hayata geçirdiği üsluplardır. Savaş ile müzakereler arasındaki süreçte de eli uzun dili uzun herkes iç işlerimize karışmaktadır!

Bu durumdan çıkış yolu, hayatımızdan ve ihtilaflarımızın çözümünden dışladığımız Yüce İslam ideolojisinde yatmaktadır. İslam ideolojisini hayatımızdan uzaklaştırınca sömürgeci kâfirin ekmeğine yağ süren sahte bir ikileme mahkûm olduk!

Ey Sudan halkı! Ey askerler! Ey siviller! Hayatınızın gidişatını düzeltmekle işe başlayın ve hayatınızı Nübüvvet metodu üzere Hilâfet esası üzerine yeniden oturtun. İslam’ı anlaşmazlıklarınızın ve çekişmelerinizin çözümünün tek temeli yapın. İslam hukukuna göre devlete silah çekenlerden, şikayetlerinin dinlenmesi için silahlarını bırakması istenir. Eğer bırakmazlarsa, bırakana kadar onlarla savaşılır. Uzlaşmacı bir orta yol temelinde devlet ile tebaası arasına bir aracının girmesine asla izin verilmez. Hele ki bu arabuluculuk taslayan, bizzat bu savaşı yakan, Güney Sudan’da olduğu gibi arabuluculuğunun ne kadar zehirli olduğunu bildiğimiz sömürgeci kâfir düşmanın ta kendisiyse, bu asla kabul edilemez!

İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu? Mümin, bir delikten iki defa ısırılmaz. Hal böyleyken, siz Amerika’nın sizi aynı delikten bir kez daha ısırmasına izin mi vereceksiniz?

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Kıbrıs Meselesinin Çözümüne İlişkin Amerikan Perspektifi

Soru Cevap

Kıbrıs Meselesinin Çözümüne İlişkin Amerikan Perspektifi

Soru:

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın 13 Kasım 2025 Perşembe günü Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu... Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhaneddin Duran, Erhürman’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya geleceğini belirtti. Duran, ayrıca bu ziyaretin Erhürman’ın ilk yurt dışı ziyareti olacağını ifade etti... KKTC Yüksek Seçim Kurulu, 19 Ekim’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman’ın kazandığını duyurmuştu... (10.11.2025 Anadolu Ajansı) Peki, bu yakınlaşmanın sebebi nedir? Oysa bilindiği gibi Erhürman seçim kampanyası boyunca adanın birleşmesini (federasyonu) savunurken, Erdoğan iki devletli çözüm tezini destekliyordu. Yoksa bu yakınlaşmanın arkasında Amerika mı var? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın...

Cevap:

Yukarıdaki soruların cevabını açıklığa kavuşturmak amacıyla aşağıdaki noktaları ele almamız gerekiyor:

Birincisi: Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçimlerde muhalefetin adayı Tufan Erhürman, oyların yüzde 62’sinden fazlasını alarak seçimleri ilk turda kazandı; mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise yüzde 36’nın altında kalarak ciddi bir yenilgi yaşadı. (19.10.2025 Russia Today) Bu seçimlerdeki en yeni ve dikkat çekici gelişme, seçim kampanyasını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile adanın birleşmesi temeli üzerine kuran muhalefet adayının, ilk turda ve büyük bir farkla kazanması oldu. Türkiye’nin onlarca yıldır savunduğu iki devletli çözüm tezini destekleyen mevcut Cumhurbaşkanı ise sandıkta ağır bir darbe aldı. Bu sonuçların Ada içinde ve uluslararası arenadaki etkilerini analiz etmek amacıyla, aşağıdaki hususlara bir göz atmamız gerekiyor:

1- Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki varlığı açısından bakıldığında; Türkiye, İngiliz yanlısı olduğu dönemde, ABD’nin Rumlu piyonları üzerinden adaya nüfuz etmesini engellemek amacıyla Rumların adadaki Müslüman Türkleri marjinalleştirmesini bahane ederek 1974’te adaya asker çıkardı. Nitekim o dönemde bunda başarılı da oldu. Ancak Erdoğan’ın iktidarı döneminde Türkiye, İngilizlerin safından Amerika’nın safına kaydı. Haliyle, adanın kuzeyindeki Türk varlığı da Amerika’nın adadaki sopası haline geldi... Yerel açıdan bakıldığında ise, adanın kuzeyinde üstünlük hep seküleristlerin elinde olmaya devam etti, asıl borusu ötenler hep laikçiler oldu. Hükümet yetkilileri, kız öğrencilerin okullarda başörtüsü takmasını bile yasaklamaya devam ettiler. Hatta Nisan 2025’te Başbakan’ın okullarda başörtüsü takılmasını serbest kılan kararı, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından Eylül 2025’te iptal edildi. (25.09.2025 Haberler) Bu da aşırı laikliğin Kuzey Kıbrıs’ta ne kadar kök saldığını göstermektedir.

2- Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a dişe dokunur hiçbir ekonomik başarı modeli aktaramamış olması, bölgenin ekonomik açıdan periferal ve kırılgan bir yapı içinde kalmasına yol açtı. Hatta zamanla yasa dışı paranın sığınağı haline geldi; her tarafta mantar gibi kumar salonları ve kumarhaneler türedi... Öte yandan 2004 yılında Avrupa Birliği (AB) üyesi olan ve 2008 yılında Avro Bölgesi’ne katılan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) elde ettiği bu statü, özellikle de Türkiye’nin on yıllardır AB kapısını çalmasına rağmen içeri alınmadığı bir dönemde adanın GKRY ile yeniden birleşmesini savunan güçlerin iştahını kabarttı!

İkincisi: İşte gerek bu yerel siyasal iklim gerek Türkiye ile olan bağlantıları gerekse adadaki bu baskın seküler eğilimler, seçim sonuçlarının şekillenmesinde rol oynadı; muhalefet adayı Tufan Erhürman’ın ezici bir farkla ve daha ilk turda kazanmasını sağladı. Ancak, bu yerel koşullar, bu zaferi yaratan temel itici güç değildir. Zira asıl itici güç, uluslararası sahnede yaşanan büyük dalgalanmalar ve Doğu Akdeniz’de devasa doğal gaz keşiflerinin yarattığı jeopolitik baskılardır. Bu durumun açıklaması şöyledir:

1- Rusya-Ukrayna Savaşı: Amerika, Rusya-Ukrayna savaşının alabileceği her türlü seyre ve bilhassa Rusya’nın Karadeniz’i tamamen ele geçirme ihtimaline karşı kendini sağlama almak amacıyla Yunanistan’daki üslerine askeri yığınak yapmaya ve varlığını güçlendirmeye başlamıştır. Bu kapsamda kara unsurlarının bir kısmının konuşlandırılması bile söz konusudur. İşte bu Rus tehditleriyle başa çıkmak amacıyla Amerika’nın, Kıbrıs’ı Amerika için bölgedeki batırılamaz bir uçak gemisi olarak gören o geleneksel Kıbrıs algısını yeniden tozlu raflardan indirmesine neden olmuştur. Bu yüzden Amerika’nın, adada kendi askeri üslerini kurma yönündeki o eski hayallerini yeniden canlandırdığı görülmektedir. Rusya-Ukrayna savaşı da Kıbrıs’ta bir askeri üs kurma ihtiyacını gündeme almasının tuzu biberi olmuştur. Ortadoğu’daki savaşlar ve istikrarsızlık açısından bakıldığında ise Amerika, Kıbrıs’taki askeri varlığını, Arap dünyasındaki varlığından çok daha kalıcı veya garanti olarak görüyor. Arap dünyasındaki siyasi dalgalanmaların ve artış gösteren İslami hareketliliğin, Amerikan nüfuzunu bölgeden tamamen silip atmasından korkuyor.

2- Doğal gaz keşifleri: Son yirmi yılda Doğu Akdeniz’de keşfedilen büyük doğal gaz rezervleri, halihazırda bu bölgedeki gaz sahalarının işletilmesinde aktif rol alan Amerikan enerji şirketlerinin iştahını kabartmış ve ABD’yi bölge üzerindeki nüfuzunu daha da genişletmeye itmiştir. İşte bu çerçevede Kıbrıs, hem üretim hem de potansiyel boru hattı güzergâhları açısından stratejik bir düğüm noktası ve kilit bir halka olarak görülmektedir. Bu nedenle ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi, 2018’den beri düzenli olarak Kıbrıs Cumhurbaşkanı ile görüşmekte ve Doğu Akdeniz’deki petrol ve gaz keşifleri konularını ele almaktadır. ABD Kongre üyelerinin Lefkoşa’ya yaptıkları ziyaretler de bu konunun bir yansımasıdır. İşte bu gaz kaynaklarının varlığı, bölge devletleri arasında deniz yetki alanları veya deniz ekonomik sınırları ekseninde yeni çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur... Trump yönetiminin yıl başında yeniden iş başına gelmesiyle birlikte Amerikan enerji şirketlerinin bölgesel etkinliği de yeniden canlanmıştır. Bu bağlamda Rus gazından mahrum bırakılan Avrupa’yı, yeni gaz kaynakları aracılığıyla tamamen kendine bağımlı kılacak bir araç daha oluşturmak amacıyla Doğu Akdeniz’deki doğal gaz üretimini hızla ele geçirmeye çalışmıştır.

3- Brexit sonrası İngiltere’nin güç kaybı: Brexit sonrasında zayıflığı iyice belirginleşen İngiltere’ye karşı ABD’nin bakışı değişmiştir. ABD’nin, 2020’de Avrupa Birliği’nden ayrılırken İngiltere’ye verdiği ancak gerçekleşmeyen büyük bir ticaret anlaşması bir yana, Trump yönetimi İngiltere’ye hâlâ İngiliz fabrikalarının kapanmasındaki etkileri görülen gümrük vergileri uygulamıştır. Yeni Amerikan perspektifi, İngiltere’nin eski nüfuzuna vâris olmayı ve başta Kıbrıs olmak üzere onun elindeki araçlarını kullanmayı gerektiriyor. Bu bağlamda muhafazakâr eğilimli ve Trump grubunu destekleyen The National Interest dergisinde 8 Kasım 2024 tarihinde yayımlanan bir makalede, ABD sağının önde gelen isimlerinden Michael Rubin, Amerika’nın İngiltere’yi Kıbrıs’tan uzaklaştırması ve adanın %3’ünü teşkil eden Akrotiri ve Dikelya askeri üslerini devralması çağrısında bulunmuştur!

4- Ağır basan görüş odur ki, tüm bu uluslararası dalgalanmalar ve bölgedeki hidrokarbon keşifleri, ABD’de Kıbrıs adasının birleştirilmesine yönelik yeni bir eğiliminin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bunun ilk adımı olarak Trump yönetimi, kendisinin ilk başkanlık dönemi sırasında, 1987’den beri Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunu kaldırmıştır. “ABD Salı günü yaptığı açıklamada, Kıbrıs’a 30 yılı aşkın süredir uyguladığı askeri malzeme satışı ambargosunu bir yıllığına ve kısmen kaldırdığını duyurdu... ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Bakan Mike Pompeo’nun, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos’a (Anastasiadis) “öldürücü olmayan savunma materyalleri ve savunma hizmetlerinin ihracat ve yeniden transferine uygulanan kısıtlamaları kaldırma kararını ilettiği” belirtildi. (02.09.2020 Swiss info) Bu kısıtlamaların kaldırılması işlemi her yıl düzenli olarak yenilenmektedir. Ardından Biden yönetimi, Kıbrıs ile önemli bir savunma anlaşması imzalayarak Trump’ın başlattığı bu politikayı bir adım ileri taşıdı. “Kıbrıs ve ABD, bölgesel insani krizlere ve güvenlik endişelerine karşı iki ülkenin ortak müdahale kapasitesini artırma yöntemlerini belirleyen bir Savunma İşbirliği Çerçeve Sözleşmesi imzaladı.” (10.09.2024 www.youm7)

Üçüncüsü: Diplomaside eşi benzeri görülmemiş ve sadece 1970 ile 1996 yıllarında yaşanmış son derece nadir bir hamle olarak ABD Başkanı Biden, Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanını Washington’da ağırladı. Bu ziyaret, Biden yönetiminin topal ördek olduğu son günlerinde ve Trump’ın seçim zaferinin ilan edilmesinin hemen ardından gerçekleşti. Amerika bu ziyaretle tutumunu netleştirdi: “Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’i ağırlayan ABD Başkanı, toplantı öncesi yaptığı açıklamada “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda, tüm Kıbrıslılar için siyasi eşitlik içeren iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümünü desteklediğini yineledi. Biden “Amerika Birleşik Devletleri’nin, bu hedefe ulaşılması için elinden gelen her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu vurguladı.” Cumhurbaşkanı Nikos da, Kıbrıs meselesi konusunda Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğine tamamen güvendiğini belirtti...” (30.10.2024 Kıbrıs Haber Ajansı) Bundan önce de “Kıbrıs Yönetimi Savunma Bakanı Palmas, Larnaka yakınlarında bir helikopter üssünün inşaatının devam ettiğini açıkladı. Kıbrıs Rum Yönetimi medyası, bu üssün Amerika Birleşik Devletleri’ne tahsis edileceğini bildirdi.” (29.07.2024 Türkiye Today)

Dördüncüsü: Türkiye ise, Kıbrıs Rum Yönetimi ile Amerika arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasına karşı olduğunu duyurdu. (11.09.2024 Türkiye dışişleri Bakanlığı internet sitesi) Ne var ki, ABD uydusu olan bir ülke konumunda olduğundan, Amerika’nın artık kesin kararını verdiği bir meseleye karşı çıkması mümkün değildi. Bu nedenle Türkiye, Yunan yetkililerle üst düzey görüşmeler yapmaya başladı; Dahası, Kuzey Kıbrıs sorunu nedeniyle resmen tanımadığı Kıbrıs Rum Yönetimi yetkilileriyle bile temas kurdu:

1- “Kıbrıslı yetkililer, Türkiye Cumhurbaşkanı ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nın, bugün Perşembe günü Macaristan’daki bir zirve marjında nadir bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Yannis, X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı bir paylaşımda, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da görüşmede hazır bulunduğunu söyledi.” (07.11.2024 https://www.aletihad.ae) Bu nadir görüşme, Türkiye’yi Kıbrıs’ta öngördüğü çözümü kabullenmeye ve bu çözüme zemin hazırlamaya sevk etmek amacıyla ancak Amerika’nın talebiyle gerçekleşmiş olabilir.

2- Örneğin, Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri gerginleştirmesi, büyük ölçüde Trump yönetiminin ilk dönemindeki istekleri doğrultusunda gerçekleşmiştir. Biden yönetimi iş başına gelip Avrupalı müttefiklerine liderlik etme stratejisine geri döndüğünde ise, Erdoğan’ın Türkiye’si, önceki yönetimin eğilimiyle çelişen bu yeni Amerikan yönelimine hızla ayak uydurmuş ve adapte olmuştur.

3- Türkiye’nin 2024’teki ABD-GKRY savunma işbirliğine karşı çıkmasının realitede hiçbir gerçekliği ve karşılığı yoktur. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rum mevkidaşıyla Macaristan’da yaptığı görüşme söz konusu itirazın hemen ardından gerçekleşmiştir! Bu durum, Erdoğan-Türkiye’sinin, politik rotasını tamamen Amerikan çizgisine göre değiştirdiğinin veya belirlediğinin bir kanıtıdır.

Beşincisi: Kuzey Kıbrıs’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın şu açıklamasına gelince: “Erhürman, zaferini ‘farklı siyasi görüşlere sahip tüm Kıbrıslı Türklerin zaferi’ olarak nitelendirdi ve safların ve duruşun birliğini korumak amacıyla dış politikayı ‘Türkiye ile yakın koordinasyon içinde’ yürüteceğini vurguladı.” (20.10.2025 El Cezire.net) Erhürman’ın bu açıklaması, ABD’nin Kıbrıs’ta öngördüğü federasyon planını hayata geçirmek için taraflar (Erhürman ile Türkiye) arasındaki yakınlaşmanın ortamını hazırlamaya veya havayı yumuşatmaya yöneliktir... Bu nedenle, Erdoğan’ın müttefiki ve Türk milliyetçilerinin Ankara’daki lideri Devlet Bahçeli, büyük bir öfkeye kapılarak Kuzey Kıbrıs’taki seçim sonuçlarını reddettiğini açıkladı. Bahçeli, Kuzey Kıbrıs Parlamentosu’nu acilen toplanmaya, seçim sonuçlarını reddetmeye ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almaya çağırdı. (19.10.2025 Russia Today) Buna karşılık “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, Pazar günü, KKTC Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Tufan Erhürman’ı seçim zaferinden dolayı tebrik etti.” (19.10.2025 Anadolu Ajansı) Hatta Erdoğan tebrik etmekle kalmadı, Kuzey Kıbrıs’taki demokrasinin olgunluğuyla övündü. Diğer bir deyişle Türkiye’de iktidar dışındaki çevrelerden sert tavır gelirken, Amerika’ya göbeğinden bağlanmış ve bağımlılığa tamamen batmış olan Erdoğan çevresinin tamamen Amerikan yönelimine göre pozisyon belirlediği görülmüştür. İşte bu nedenle Erdoğan, Kıbrıs’ı ilhak etme fikrini veya iki devletli çözüm tezini bir kenara bırakarak federasyon modeline eğilim göstermeye başladı!

Altıncısı: Buna göre, Kıbrıs Adası’nın birleştirilmesi müzakerelerine ABD’nin çözümüne uygun olarak, iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir birlik temelinde ivme kazandırılması kuvvetle muhtemeldir. Bu çözüm modelinde siyasi ağırlık ve üstünlük Rumların elinde olacak, Kıbrıslı Müslüman Türkler ise daha az siyasi haklara sahip olacaktır. Üstelik bu model, hem Amerika’nın İslam’a karşı savaşıyla hem de bölgede Amerika yanlısı Helen (Rum) karakterli bir Kıbrıs’a daha büyük bir rol biçme vizyonuyla da birebir uyumludur. Kaldı ki kendini tamamen Amerika’nın yörüngesine hapsettiği için Türkiye’nin, Amerika’nın bu planına karşı çıkma şansı da yoktur... Şayet hem yerel hem Türkiye hem de uluslararası konjonktür, bugün olduğu gibi aynı minval üzere devam ederse, ABD vizyonu doğrultusunda yürütülecek federal birlik müzakerelerinin bu defa başarıya ulaşmasının önünde hiçbir engel kalmayacaktır... Tufan Erhürman’ın 13 Kasım 2025 tarihindeki Türkiye ziyareti, ABD’nin iki bölgeli, iki toplumlu federal birlik modelini hayata geçirme planının ilk fazı olarak değerlendirilebilir. Bu federal yapıda, iç işleri her bölgenin kendi denetiminde olacak, ancak savunma ve dış politika gibi kritik alanlar ağırlıklı olarak federal hükümetin, yani Kıbrıslı Rumların kontrolünde olacaktır. Eğer süreç ABD’nin beklentileri doğrultusunda ilerlerse, ABD planı, Kıbrıs’ı yabancı güçlerden (adadaki iki İngiliz üssünden ve Türk askerlerinden) arındırmayı de içerecek, sonuçta da kuzeyde yalnızca Amerikan üslerinin kalması sağlanacaktır!

Yedincisi: Sömürgeci kâfirlerin Müslüman toprakları üzerindeki hakimiyetinin, Müslümanların yöneticilerinin gözleri önünde birbiri ardına artması gerçekten çok acı verici. Bu yöneticiler, bırakın bu hegemonyaya onu geldiği yere geri gönderecek, hatta peşlerine düşecek bir tepki vermeyi, kınamıyorlar bile! Oysa Raşidi Hilafet döneminde İslam dünyanın dört bir yanına yayılana dek düşmanların peşine düşülmüştür... Ancak, sömürgeci kafir yanlısı yöneticilerin, onlara karşı çıkması nasıl beklenebilir ki? İşte Kıbrıs bunun canlı şahididir; Oysa Kıbrıs, Raşit Halife Osman döneminde, Hicrî 28 yılında fethedilmiş bir İslam adasıdır ve bu fetih, Müslümanların gerçekleştirdiği ilk deniz gazvelerinden biridir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ebû Zer, Ubâde bin Sâmit, eşi Ümmü Harâm, Ebû’d-Derdâ ve Şeddâd bin Evs RadıyAllahu Anhum gibi güzide sahabeleri bu fetihte yer almışlardır. Nitekim büyük sahabi Ümmü Haram’ın kabri, bugün bile hala Kıbrıs’taki en önemli ziyaret yerlerinden biri olma özelliğini korumaktadır... İşte Kıbrıs’ın İslam tarihinde bu denli önemli bir yeri vardır. Bu nedenle, Avrupalı Haçlılar, İslam topraklarına karşı başlattıkları ilk Haçlı Seferleri sırasında adayı işgal ettiklerinde, Müslümanlar orayı kurtarıp onu ait olduğu İslam toprağına iade edene kadar asla rahat etmemişlerdir. Daha sonra Halifeliğin Osmanlı’ya geçmesiyle birlikte Kıbrıs da diğer İslam toprakları gibi devletin bir parçası olmuştur... Hilafet kaldırılınca, İngilizler Kıbrıs’ı sömürgeleri arasına katmışlardır... Ama tarih tekerrür edecek; Müslümanlar nasıl o adayı Haçlıların elinden alıp İslam yurdu yapmışlarsa, Aziz ve Hamid olan Allah’ın izniyle orayı yine alacaklar ve onu yeniden İslam yurdu yapacaklardır... Kıbrıs için tek doğru çözüm budur, Osmanlı Hilafeti döneminde olduğu gibi aslı olan İslam ülkesine geri dönmeli ve Hilafet yeniden kurulana dek Türkiye’nin bir parçası olmalıdır. İslam sancağı, hem Kıbrıs hem de Türkiye ile birlikte tüm Müslüman ülkelerinin semalarında dalgalanmalıdır... Allah’ın izniyle bu mutlaka gerçekleşecektir. İşte en büyük kurtuluş budur... Çözüm de, hak da budur.

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ “Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır?” [Yunus 32]

Çözüm, ne Amerika’nın planladığı ne de geçmişte İngiltere’nin planlamış olduğu şey değildir. Diğer bir ifadeyle, Kıbrıs için çözüm iki devletli bir yapı değildir; bu devletlerden biri Türkiye’ye, diğeri Yunanistan’a bağlansa da bağlanmasa da fark etmez. Aynı şekilde çözüm, ne Rumların hâkim olduğu federal bir devlet ne de Rumların yöneteceği tek bir devlet de değildir. Çünkü herhangi bir İslam toprağının, kâfirlerin egemenliği altına terk edilmesi doğru değildir.

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141] Allah’ın izniyle Kıbrıs, bir zamanlar olduğu gibi, yeniden bir İslam ülkesi olacaktır. Zira tarih tekerrürden ibarettir. Kıbrıs pek çok defa el değiştirmiştir, ancak akıbet her zaman takva sahiplerine ait olacaktır.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

H.21 Cumâde’l Ûlâ 1447
M.12 Kasım 2025

 

Devamını oku...

Büyük Mısır Müzesi, Firavunların Yüceltilmesi ve Kamu Malının Heder Edilmesi Demektir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Büyük Mısır Müzesi, Firavunların Yüceltilmesi ve Kamu Malının Heder Edilmesi Demektir!

Haber:

Bazı tahminler ve resmi açıklamalar, yeni Mısır Müzesi'nin toplam maliyetinin 1,2 trilyon ile 1,5 trilyon ABD Doları arasında olduğuna işaret ediyor; bu arada 2023 yılı istatistikleri, Mısır'daki yoksulluk oranının nüfusun %36'sını aştığını, 2025 yılı istatistikleri ise nüfusun %60'ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığını göstermektedir.

Yorum:

Büyük Mısır Müzesi'nin açılışı, maddi ve akidevi olarak Mısır devleti tarafından benimsenen en başarısız projelerden biri olarak kabul edilmektedir; zira bu proje maddi açıdan son derece maliyetli olup devlet, bu çok maliyetli olan projeyi tamamlamak için yabancı ve yerli bankalardan aldığı kredilerin faizini geri ödemek zorunda kalacak ve tüm bu geri ödemeler Mısır halkının, onların emeklerinin ve terlerinin pahasına olacaktır.

Bu başarısız proje için heder edilen devasa paralar, yoksulluk sınırının altında yaşayan ve gıda, barınma, sağlık hizmetleri, eğitim ve altyapıya ihtiyaç duyan Mısırlıların üçte ikisine hizmet etmek amacıyla insanların çok ihtiyaç duyduğu hayati projeler için harcanmış olsaydı daha iyi olurdu.

Fikri ve hadari açıdan olana gelince; bu müze insanların zihinlerinde tağut ve küfür fikrini pekiştirmekte ve Mısırlıları, firavunların torunları olduklarına inandırarak Firavunluğun tarihsel döneminin Mısır tarihinin en görkemli dönemi olduğunu, bu medeniyetin tarihsel olarak Yunan, Pers ve Çin medeniyetlerinden önce geldiğini ve tüm Mısırlılar için gurur ve onur kaynağı olmaya devam edeceğini söyleyerek Mısırlıları aldatmaktadır. Sanki Mısırlılar Müslüman değilmiş gibi, sanki İslam hadaratı onlara ait değilmiş gibi, sanki Kur'an okumuyorlarmış gibi, sanki Firavun ve askerleri küfürleri, zorbalıkları, inatları, insanlara zulmetmeleri, Allah'ın peygamberi Musa Aleyhisselam'a karşı çıkmaları, kibirlenmeleri ve Firavun'u en yüce Rableri ilan etmeleri nedeniyle boğuldukları kıssasını bilmiyorlarmış gibi.

Mısır'da iyiliği emredip kötülükten nehyeden bazı müminler, Firavun'u yüceltme fikrini kınadıklarından dolayı tutuklandılar, eziyet gördüler, imajları medya önünde çarpıtıldı, hükümetin elektronik sinekleri onlara zarar vermek için görevlendirildi, onları en çirkin sıfatlarla tanımlayarak fitne çıkardıklarını iddia ettiler!

Dini kurumlar arasında aşağılık bazı kişiler de kiralık borazanlar olarak görevlendirildiler ve tiran Sisi rejiminin insanları sindirmek ve susturmak için kullandığı bu uyumsuz seslerden biri de Mısır Darü'l-İftası'nda çalışan ve kurumun fetva sekreteri olarak nitelendirilen Hişam Rabi'dir; nitekim Firavun ve askerlerine karşı çıkan Firavun ailesinden bir mümin hakkında Kur'an ayetleri okuyan müze ziyaretçilerinden biri eleştirilmiş ve onlara karşı çıkması nedeniyle o mümin kişiyi öldürmüşlerdi; o ise, onlara karşı sözle cihat etmesinden dolayı cennete girmişti.Hişam Rabi bu Ku'ran okuyan kişi hakkında şu yorumda bulunmuştu: “Firavun'un kıssası gibi belirli ayetlerin özellikle Büyük Mısır Müzesi'nde seçilip okunması, ümmetin tarihini ve medeniyetini barındıran bu yerin şirk evi olması gibi tehlikeli bir ima taşımakta olup bu yaklaşım, büyük bir münker ve Kuran'a karşı saygısızlıktır.” Mısır Darü'l-İftası'nda çalışan ve İslam'ı savunması gereken bu Hişam, pagan Firavun uygarlığıyla gurur duyuyor ve onun şirk olarak nitelendirilmesini reddediyor; sonra rejimin diğer bazı kuyrukları o kadar küstahlaşmışlar ki Firavun'u savunuyorlar ve onu belki de bir mümin olarak nitelendiriyorlar!

İnsanlığın bildiği en büyük tiranı çaresizce savunan rejimin korosunun takındığı bu utanç verici tutumlar, ikiyüzlü medya figürleri ve kendilerini yalan ve iftirayla “din alimleri” olarak adlandıran kişilerden oluşan bu koronun ulaştığı fikri ve ahlaki çöküşün düzeyini ifade etmektedir.

İyiliği emredip kötülükten sakındıran Mısırlı müminler için, böylesine (büyük) bir Mısır müzesinin kurulması, ümmetin enerjilerini devrim ve değişim yolunda patlatacak yeni bir öfke dozundan başka bir şey olmayacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Hutvânî

Devamını oku...

27. Anayasa Değişikliği, Trump'ın Pakistan Üzerindeki Kontrolünü Pekiştirmek İçindir, Yabancı Müdahaleye Karşı Kapıyı Kalıcı Olarak Kapatmanın Tek Garantisi Şeriatın Egemenliğidir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

27. Anayasa Değişikliği, Trump'ın Pakistan Üzerindeki Kontrolünü Pekiştirmek İçindir, Yabancı Müdahaleye Karşı Kapıyı Kalıcı Olarak Kapatmanın Tek Garantisi Şeriatın Egemenliğidir

Haber:

243. maddeyi değiştirmek ve Pakistan'ın askeri komuta zincirini yeniden yapılandırmak amacıyla önerilen 27. anayasa değişikliği, son on yılların en iddialı yeniden yapılandırma çabası ve belki de en çok tartışmalı olanıdır; çünkü köklü kurumsal kültürlere ve sivil ve askeri otorite arasındaki kırılgan dengeye aykırıdır...Nitekim bu projenin özünde, zahiri olarak basit bir ilke yatmaktadır ki o da; Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı pozisyonunu oluşturmak ve Genelkurmay Başkanlığı pozisyonunu kaldırmak yoluyla savunma koordinasyonunu modernize etmektir.Ancak pratik olarak bu reform, ordu komutanını anayasal olarak en üst otorite konumuna yükseltecek ve operasyonel komuta ile tüm askeri kurumların kapsamlı kontrolünün arasını birleştirecektir.(Down Gazetesi)

Yorum:

Genelkurmay başkanlığı, askeri gerçekliğin aksine, egemen siyasi bir pozisyonmuş gibi ele alınmaktadır; oysa bu pozisyon, ister Batılı bir sivil devlet olsun, isterse İslam Devleti'nin gölgesindeki şerî bir devlet olsun, devletin oluşumundan bağımsız olmaması gerekir. Dolayısıyla bu, Pakistan devletinde yönetimin doğrudan uyguladığı askeri liderliğin gerçeğini yansıtmakta ve aynı zamanda sivil devletlerin üzerine dayandığını iddia ettikleri sivil yönetimden de bir sapmadır. Bu nedenle Pakistan devletinin gerçekliğine yönelik gerçek tanım, iddia edildiği gibi onun siyasi veya sivil bir devlet değil, bir polis devleti olmasıdır.

İslam'a gelince; İslam Devleti’nin ordularına liderlik eden askeri komutan olan cihad emirinin pozisyonu, Halife tarafından atanmakta ve Halifenin uygun gördüğü zaman da görevden azledilmektedir. Örneğin Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Halifesi Ebu Bekir Sıddık, Halid bin Velid'i ordu komutanı olarak atamış, sonra Ömer onu Ebu Ubeyde ile değiştirmiştir.Ordu komutanı, bölgedeki veya Müslüman ülkelerindeki kafirlerin çıkarlarına hizmet etmek ve Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında seyahat ederek Yahudiler adına Filistin halkına baskı uygulamak için paralı güçler göndermek için değil, İslam'ın ve Müslümanların düşmanlarına karşı galibiyetin gerçekleşmesinin yanı sıra Allah yolunda cihad etme maksadının gerçekleşmesi için Halifenin görüşüne göre atanan ve azledilen bir askerdir!

Anayasa değişikliği açısından olana gelince; 27. değişikliğin en yıkıcı yönü, belirli bir kişi, askeri hegemonya veya yargı denetimi ile ilgili değildir, aksine Pakistan'da karar alma yetkisini daha çok Amerika Birleşik Devletleri'ne tabi kılmakla ilgilidir.

Asim Munir, Trump'ın Pakistan'daki ana ajanı ve “en sevdiği askeri komutanıdır.” Zira Munir, Yahudi varlığı, Pakistan'ın nükleer silahları, Afganistan, Çin, Orta Asya ve Pakistan'ın muazzam enerji ve minerallerle ilgili konuda Trump'ın Pakistan için belirlemiş olduğu vizyonuyla tamamen uyumludur.

27. değişiklik, Asim Munir'in yetkisinin genişletilmesinin temelini oluşturmaktadır. Bu, Pakistan'da Müşerref gibi daha önceki generallere verilen yetkiye veya Mısır'daki mevcut General Sisi'nin yetkisine benzer bir durumdur.

Anayasa değişikliğine karşı protesto hareketi, kısmi değişikliklere değil, kapsamlı değişikliklere odaklanmalıdır; çünkü herhangi bir kısmi değişiklik, Munir, Müşerref ve Sisi gibi daha fazla figürün ortaya çıkmasına kapı açacaktır. Yozlaşmış generaller, politikacılar ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Pakistan'ın kaderini daha fazla manipüle etmesinin önündeki kapıyı kapatmak için Müslümanların, İslam şeriatının egemenliğini talep etmeleri gerekir.

Şeriat, karar alma yetkisinin ilahi vahiyle tutarlı olmasını gerekli kılmaktadır. Zira Kur'an-ı Kerim ve Nebevi sünnetten elde edilen delile, sahabenin icmasına ve şerî kıyasa dayanmayan herhangi bir kanunun çıkarılması caiz değildir.

Hilafet Devleti'nde ne Halifenin, ne cihat emirinin, ne de Kadı'l Kudâ'nın şerî hükümlerin dışında davranışta bulunma hakkı yoktur; dahası Halife, kesin şerî hükümlere aleni olarak muhalefet ederse görevinden azledilir.

Ey Pakistan’daki Müslümanlar: Siyasi direnişinizi, Amerikan diktelerinin, kaprislerinin ve arzularının sizin işleriniz üzerindeki hakimiyetine son vermeye yönlendirin. Tertemiz bir belde olan Pakistan'da Allahu Teala'nın şeriatının egemenliğini tesis edene kadar direnişinizi durdurmayın.

وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَAralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et.” [Maide 49]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Ahlaksızlık, Aşağılık İnsanların Ortak Bir Özelliğidir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ahlaksızlık, Aşağılık İnsanların Ortak Bir Özelliğidir!

Haber:

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları tarafından yapılan açıklamada, Gazze'deki savaşı sona erdirmek, tutukluları serbest bırakmak ve müzakereleri başlatmak için Trump'ın önerisini uygulamaya yönelik çabaları destekledikleri vurgulandı ve Hamas'ın attığı adımları memnuniyetle karşılayan bakanlar, ABD'nin girişiminin maddelerini uygulamaya yönelik çabaları destekleme konusundaki ortak taahhütlerini vurguladılar. (El Arabiya)

Yorum:

Trump, bazı Müslüman liderleri bir araya getirerek, 7 Ekim 2023 olaylarının başlangıcında açıkladığı ve iki yıl süren acımasız katliamlar, cinayetler ve yıkımlarla bile başaramadığı Yahudi varlığının hedeflerini gerçekleştirmeyi içeren girişimini onlara dayattığından beri bu varlık, küresel terörizmin destekçisi Amerika, kafir Batı ve aşağılık Müslüman yöneticilerden aldığı tüm destekle, suçlarının, cinayetlerinin ve yıkımının sonuçlarını taşımadan zaferle çıktı. O zamandan beri, bu hainler ve ruveybida liderleri, bu girişime sevinç ve mutluluklarını göstermek için yarışıyor, sanki bu girişim Yahudilerin katliamlarına ve kan şelalesinin sona ermesine çözümmüş gibi sunmak için çaba sarf ediyor ve Yahudileri kurtarmak ve efendileri Trump'ın emirlerini yerine getirmek için Hamas ve halk tabanını bu uğursuz girişime boyun eğmeye zorluyorlar. Belki bu onu tatmin eder ve düşmek üzere olan koltuklarında kalmalarını sağlar, çünkü Trump'ın planını uygulamak, İslam ümmetinin, Allah'ın düşmanları olan Yahudiler ve kafir Batı ile Gazze'deki kardeşlerine karşı kurdukları komployu kendi gözleriyle gördükten sonra Müslüman halkların öfkelerini hafifletebileceklerini zannediyorlar.

Bu aşağılık insanların ulaştığı nasıl bir ihanet Allah aşkına?! Gazze'yi kurtarmak için Yahudilerin Gazze'ye yönelik vahşi saldırganlığının ana destekçisi olan Trump'a boyun eğerek ulaştıkları nasıl bir zillet Allah aşkına?!

Ey Müslümanlar, ey Müslüman orduları: İslam ümmeti, enerjilere, yeteneklere ve cihadı arzulayan ordulara sahiptir; bunların sadece küçük bir kısmı bile harekete geçse, Yahudileri ve onların destekçilerini kökünden söküp atabilirler ancak kafir Batı'ya hizmet etmek üzere yönetici olarak atanan adam kılıklılar, onların bunu yapmasını engelliyorlar; peki bu insanlar nasıl anlayıp da rehberlik edecekler: قَاتَلَهُمُ اللهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَAllah onları kahretsin. Nasıl da döndürülüyorlar.” [Münafikun 4]

Ey Müslümanlar, ey Müslüman orduları: Bizler, Allah'ın yardımı, İslam'ın izzeti, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin geri dönmesi, Yahudilerle savaşıp onların öldürülmesi ve Roma'nın fethi konusunda mutmainiz;o halde Hilafeti kurmak için ona yardım eden askerler olun; Allah'a yemin olsun dünyanın ve ahiretin izzeti işte budur.

İşte sizi bu hayra davet ediyoruz ey Müslüman askerler; çünkü tüm dünyanın, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tutum ve siyasetini örnek alan, Sahabe-i Kiram'ın (Allah onlardan razı olsun) çalıştığı gibi çalışan, Roma'nın köpeğine, cevap işittiğiniz değil gördüğünüz olacaktır şeklinde hitap eden ve adaletsizlik ve zulümle dolmasının ardından dünyanın dört bir tarafına adalet ve huzuru yayacak olan bir yöneticiye ihtiyacı vardır.

İşte sizi bu hayra davet ediyoruz ey genişliği yer ve gök kadar olup muttakiler için hazırlanmış cenneti arzulayan Müslüman orduları. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Sevinç Gözyaşları İstiyorum!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sevinç Gözyaşları İstiyorum!

Gözlerimdeki şiddetli iltihabı tedavi etmek için Pakistanlı bir göz doktoruna gittiğim o günü asla unutmayacağım; doktor, durumu doğru bir şekilde teşhis edebilmek için incelemek üzere benden bir gözyaşı numunesi istemişti.

Balkonda oturmuş ve içimi bir korku kaplamıştı ve elleri kesilmiş bir kişinin gözüne kaçan düz bir kıl gibi endişeliydim ve kendime defalarca sordum! Test sonucu hüznümü ortaya çıkaracak mı? Test sonuçları benim acımı ortaya çıkaracak mı? Peki testin sonucunda, kıvırcık saçlı Filistinli bir çocuğu mu, yanmış çadırların üzerine dağılmış çocuğun vücut parçalarının sahnesini mi, yoksa yanında bombardıman, yangın ve aşağılanma altında yarası kanayan erkek kardeşi tarafından temin edilen kumla karıştırılmış unu yiyen, altı çocuğuyla birlikte dul bir kızı olan, açlıktan kemiklerinin iskeleti çıkmış acı içinde inleyen o hacıyı mı görecekti? Peki ya kısıtlayan, hatta bu ablukaya ortak olan komşu ülkelere yönelik öfkem ortaya çıkarsa ne olacak?

Kaçınılmaz olarak benim korktuğum şu iki şeyi görecektir; çocuğunu öldürmek ve namusunu kirletmek isteyen canavarların gölgeleriyle çevrili bir şekilde çocuğunu kucaklayan Sudanlı bir kadının görüntüsünü ve baştan ayağa canlı canlı ezilen Sudanlı bir erkeğin sahnesini.

Peki sizce gözyaşı türlerini sınıflandırabilecek mi? Şayet gözyaşı türlerini, öfkeden akan gözyaşlarından, umut gözyaşlarına kadar sıralarsa; işte o zaman Suriye'nin başına gelenlere duyduğum öfkeyi görecek ve Uygur özgür kadınlarının durumu ve Hindistan'daki Müslümanların yaralarını öğrenecektir. Belki de Allah için teheccüde kalkıp Dinine yardım etmesini talep ederek dökülen umut gözyaşları, o doktorun tanık olduğu şeyin yükünü hafifletebilir.

Sonunda onunla görüşüp sonucu öğrenmek için hastaneye gittim. Sanki Müslümanlara karşı işlenmiş birçok suçun skandal bir geçmişiymişim gibi uzun uzun bana baktı.

Onu, şu soruyla şaşırttım: Pakistan, sayı ve hazırlık bakımından dünyanın en büyük ordularından birine sahip değil mi? Kendisine heybet ve caydırıcılık sağlayan nükleer silahlara sahip değil mi? Kendisine siyasi ve ekonomik olarak güç sağlayan Orta Asya'ya açılan bir kapı olarak Çin, Hindistan ve İran arasında stratejik konumunun yanı sıra savunma sanayinde nispeten kendi kendine yeterliliğinin olmasına ne demeli? Müslümanlara düşman olan rejimlere baskı yapmak için bile kullanılmayan ekonomik ve askeri güç kozları; peki neden olduğunu biliyor musunuz ey doktor? Çünkü diğer rejimlerimizin durumu gibi Pakistan rejimi de, özellikle Amerika olmak üzere uluslararası baskılara maruz kalmaktadır; peki şu anda yaptığımız gibi sadece başımızı sallamakla mı yetineceğiz?!

Yıllarca süren şaşkınlığın ardından, Allah Subhanehu'nun Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetine göre hükmedecek adil bir Halifenin gölgesinde azametli ve dünyanın egemenliğine sahip olduğumuz zamandaki Müslümanlar olarak pusulamızı yeniden ayarlamamızın zamanı gelmedi mi? Bizler, Allah'ın İslam ile izzetli kıldığı bir topluluğuz; o halde neden bugün bu aşağılanmayı ve dine ve Müslümanlara karşı ilen edilen savaşı kabul ediyoruz? Bakın işte namuslar ihlal edilmekte, kanlar dökülmekte, yeni bir “İbrahimi” din için planlar ilan edilmekte, tapınaklar inşa edilmekte ve putlar bizi şirk ve küfür çağlarına geri götürmektedir! 

Affedersiniz ey doktor; ben bir ilaç istemiyorum; zira benim acımı, üretilmiş haplarla veya uyuşturucu iğnelerle tedavi edemezsiniz, aksine ancak gözyaşlarına bir yer bırakmayan köklü bir çözümle tedavi edebilirsiniz.

Bizler, ümmete onurunu yeniden kazandıracak, ümmetin düşmanlarından intikam alacak, onun mazlumlarına yardım edecek ve ümmetin fertleri arasında adaleti sağlayacak Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in metodu üzere Raşidi Hilafeti istiyoruz. Bizler, heybetiyle asrımızın firavunlarının temellerini ve tahtlarını sarsacak Hilafeti istiyoruz. Evet ben, sevinç gözyaşları istiyorum.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER