Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

El Vakiye TV: Kuşkusuz Gazze’nin, Müslüman Askerlerin Bilek Gücüyle ve Yahudi Varlığının Kökünün Kazınmasıyla Değil de Önce Yerle Bir Edilip, Sonra da Trump’ın Planı ve İslam Coğrafyasındaki Yöneticilerin İhanetiyle Kısmen Özgürlüğüne Kavuşturulması

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  

El-Vakiye TV
Hizb-ut Tahrir Bildirisi:
Kuşkusuz Gazze’nin, Müslüman Askerlerin Bilek Gücüyle ve Yahudi Varlığının Kökünün Kazınmasıyla Değil de Önce Yerle Bir Edilip, Sonra da Trump’ın Planı ve İslam Coğrafyasındaki Yöneticilerin İhanetiyle Kısmen Özgürlüğüne Kavuşturulması En Büyük Felaketlerden Biridir


Sunan: Müh. Selahaddin Adada
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Müdürü

Bildiriyi Okumak İçin Tıklayınız

Pazar, 20 Rabiu'l Âhir 1447 Hicri - 12 Ekim 2025 Miladi

Daha fazlası için TIKLAYINIZ

el vakiye tv

#طوفان_الأقصى
#الجيوش_إلى_الأقصى
#الأقصى_يستصرخ_الجيوش
#AksaTufanı
#OrdularAksaya
#ArmiesToAqsa
#AqsaCallsArmies

el vakiye tv

Devamını oku...

Gabis’te Sadece Çevre Değil, İnsanlık da Katlediliyor, Gelecek Nesiller de Cezalandırılıyor!

Gabis şehri, sanayi kimya tesisinden kaynaklanan emisyonların yol açtığı çevre krizi nedeniyle büyük bir felaketle karşı karşıya. Kimya kompleksinin dumanı, kentin ciğerlerini sarıp nefesini usul usul söndürmektedir.

Halk, hayatlarını karartan o felaketi durduracak bir yönetici beklerken, karşılarında çocukların, kadınların ve yaşlıların barışçıl çığlığını bile bastıran bir güvenlik ordusu buldular! Güvenlik güçleri halkla göz yaşartıcı gazla müdahale etti!

Polis, Cuma gecesi 70’ten fazla kişiyi gözaltına aldı. Şafak sökerken bu sayı daha da arttı ve rejim güçleri bazılarını evlerinden zorla aldı. “Kirliliği Durdurun” kampanyası üyesi Hayreddin Dübeyye’nin anlattığına göre, kardeşlerimizin bir kısmı apar topar mahkemeye çıkarıldı, bir kısmı ise doğrudan hapse atıldı. İşte böylece, göstericilerin talebi, “kirliliği durdurun”dan “tutukluları serbest bırakın”a evirilmiş oldu!

Yaşanan bu son gelişmeler üzerine, Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Medya Bürosu olarak biz, şu noktaların altını çiziyoruz:

1- Kirlilik yayan sanayi tesislerinin kapatılmasını isteyen protestocuların talepleri son derece meşrudur ve yönetimin bu talepleri derhal yerine getirmesi gerekir. Üstelik, bu tesislerin sökülmesine ilişkin bir karar zaten 2017 yılından beri mevcuttur. Dahası Gabis Yerel Meclisi de geçmişte bu tesislerin yaşamı doğrudan tehdit ettiğine dair uyarıda bulunmuştur.

2- Şiddet kullanımı ve gözaltılar, durumu daha da germekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu durum, yöneticilerimizin en temel görevleri olan halkı gözetme konusunda bile ne kadar aciz ve egemenlikten yoksun olduklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Zira onlar, hemen otoritenin sopasını kullanmayı ve halkın onurlu bir yaşam konusundaki meşru haklarını inkâr etmeyi yeğliyorlar.

Ey yeşil Tunus halkı! Etrafımızı saran bu kirlilik, tek derdi kâr etmek ve daha çok üretmek olan açgözlü kapitalist sistemin doğal bir sonucudur. Bugün Gabis’te yaşananlar da bir istisna değil, sadece bir örnektir. Tıpkı Kayravan’daki fosil yakıt kirliliği, Duz’daki nükleer atıklar, Safakes’teki çöp sorunu ve yakın gelecekteki ‘yeşil hidrojen’ projeleri gibi.

Çevre meselesi, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin gölgesi altında esaslı bir şekilde çözülebilir ancak. Karar hürriyetine sahip, tüm faaliyetlerini Şer’i teraziyle tartan bu devlet, ülke ve kullar konusunda Allah’tan korkacak; bağımlılığı kemikleştiren, zenginlikleri talan eden ve kaynakları evlatlarımız ve çevremiz pahasına sömüren uluslararası antlaşmaları feshederek, sömürgeciliğin elini kökünden koparıp atacaktır.

Ebu Zer’den rivayet edildiğine göre Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur:

عُرِضَتْ عَلَيَّ أُمَّتِي بِأَعْمَالِهَا حَسَنِهَا وَسَيِّئِهَا فَرَأَيْتُ فِي مَحَاسِنِ أَعْمَالِهَا الأَذَى يُنَحَّى عَنِ الطَّرِيقِ وَرَأَيْتُ فِي سَيِّئِ أَعْمَالِهَا النُّخَاعَةَ فِي الْمَسْجِدِ لاَ تُدْفَنُ“Ümmetimin iyi kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescitte temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.”

Devamını oku...

Siyaset Salonu Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu, değerli basın mensuplarını, siyasetçileri ve kamusal meseleler ile ilgilenen herkesi, düzenleyeceği Siyaset Salonu toplantısının yeni bölümüne katılmaya davet etmekten memnuniyet duyar. Programın bu haftaki konuğu, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmi Sözcü Yardımcısı Sayın Muhammed Cami (Ebu Eymen) olacaktır. Söyleşinin başlığı ise şöyledir:

“Hükümetin Filistin meselesinin tasfiyesine ilişkin tutumu ve Şeriatın bu konudaki hükmü”

Oturumun moderatörlüğünü Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Bürosu üyesi İbrahim Müşrif yapacak.

Tarih: 03 Cumâde’l Ûlâ 1447 / 25 Ekim 2025 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stadın Doğu Tarafı.

Devamını oku...

Bu Ülkenin İslam’a Gönül Vermiş Halkı, Batı’nın Sahte Laiklik ve Demokrasisini Temel Alan Temmuz Bildirgesi’ni Reddetmiştir, Halk Kendi Tertemiz İslam Akidesine Dayanan Medine Sözleşmesi’ni Talep Etmektedir

17 Ekim 2025’te, ülkenin iktidar sarhoşu siyasi elitleri, ‘Temmuz Bildirgesi’ denilen ihanet belgesini imzaladılar! Bu belge, başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı kafir sömürgecilerin sahte laiklik ve demokratik safsatalarını baz alarak hazırlanmış bir siyasi uzlaşmadır. Bu imzalarıyla onlar İslam’a ve Müslümanlara yönelik iğrenç bir ihanetin ve Batı’ya uşaklığın son örneğini sergilemiş oldular! Oysa bu insan yapımı laik-kapitalist sistem, dünyanın her yerinde iflas etmiş bir modeldir. Bu despotik düzenin, egemen sınıfın, bir avuç kapitalistin ve Batılı sömürgecilerin çıkarlarını koruduğu ve geniş halk kitlelerini sömürdüğü, gün gibi aşikardır. Nitekim, birçok ülkede Z Kuşağı’nın bu kapitalist düzene karşı peş peşe ayaklandığını ve kurulu düzenin yöneticilerini devirdiğini görüyoruz.

Temmuz 2024’teki halk ayaklanmasının ardından, ülkenin iktidar manyağı siyasi zümresi, halkın Şeriata göre yönetilme talebine, İslami inanç ve duygularına kulak vermek yerine halktan uzaklaşmış, onları Amerikalı efendilerinin liderliği altında zoraki bir evliliğe mecbur bırakarak, ‘Temmuz Bildirgesi’ denilen o kirli laik-demokratik ihanet belgesini imzalamışlardır! Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ“Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” [Maide 50] Bu siyasi uzlaşma halkın durumunu düzeltmek bir yana, sadece mevcut baskıcı düzenin devam etmesini sağlayacaktır. Netice itibarıyla halk, bu demokratik siyasi tiyatroya güven duymamakta ve bu meselelere bigâne kalmayı sürdürmektedir.

Ey insanlar! Arap Baharı’nın birçok despot hükümdarı alaşağı eden bir domino etkisi yarattığını siz de gördünüz. Ne var ki, Batı’nın öncülük ettiği “devlet reformları” ve “yeni siyasal anlaşmalar” sayesinde başarısız ve çökmekte olan seküler-kapitalist düzen ayakta kalmayı bilmiştir. Sonuç olarak, bu ülkelerdeki halkın çektiği çile değişmemiş, aksine Batı’nın bölgedeki hakimiyeti daha da artmıştır. Bu ülkede de ABD ve İngiltere’nin, kendi işbirlikçileri (ajanları) aracılığıyla siyaseti, ekonomiyi ve orduyu nasıl kontrol etmeye çalıştığını görüyorsunuz. Hepsinden önemlisi, daha kendi işbirlikçisi olan siyasi sınıfları bile bir araya getiremeyen bu Temmuz Bildirgesi, halkı nasıl birleştirecek?

Ey insanlar! Bilmelisiniz ki, İslami inanca dayalı bir siyasi anlaşma olan ‘Medine Vesikası’, Medine’deki İslam devletinin temellerini atmıştır. Medine Vesikası altında dinine veya ırkına bakılmaksızın herkes adil bir yönetim altında birleşmiş ve refah içinde yaşamıştır. Daha sonra Hilafet, İslam’ın bu adil düzenini bütün dünyaya yaymıştır! Ne var ki, Batı’nın demokratik düzeni, kısa bir süre içinde dünya çapında sömürü, baskı ve harp illetini yaygınlaştırmıştır. İşte bu sebepledir ki, kadim izzet ve itibarımıza kavuşmak için, Medine Vesikası’nı esas alan bir siyasi çözümü talep etmeli ve Hilafetin tesisi için kenetlenmeliyiz.

Ey Bangladeş ordusunun sadık subayları! Ülkenin içinden geçtiği bu kritik siyasi dönemeçte, size İkinci Akabe Biatını hatırlatmak isteriz. O vakit Sad bin Muaz önderliğindeki (Medine’nin) askeri gücü, İslam devletini kurmak için Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e nusret verdiğinde Allah’tan başka hiçbir dünyevi gücü umursamamıştır. İbn İshak dedi ki: Ensar, İkinci Akabe Biatı için toplandığında, Abbas bin Ubade ayağa kalktı ve dedi ki:

لما اجتمع الأنصار لبيعة رسول الله ﷺ في العقبة الثانية، قال لهم العباس بن عبادة بن نضلة الأنصاري "يا معشر الخزرج، هل تدرون على ما تبايعون هذا الرجل؟ إنكم تبايعونه على حرب الأحمر والأسود من الناس. فإن كنتم ترون أنكم إذا نُهكت أموالكم وأشرافكم قتلاً أسلمتموه، فمن الآن، فهو والله خزي الدنيا والآخرة. وإن كنتم ترون أنكم وافون له بما دعوتموه إليه على نهكة الأموال وقتل الأشراف، فخذوه، فهو والله خير الدنيا والآخرة. فقالوا: إنا نأخذه على ذلك. فقالوا للنبي ﷺ: فما لنا على ذلك يا رسول الله إن نحن وفينا “Ey Hazreç topluluğu! Bu adamla niçin bey’atleştiğinizi biliyor musunuz? Siz ona, dünyanın tamamına (Kırmızısına ve Siyahına) karşı savaş açmayı taahhüt ediyorsunuz. Eğer mallarınız tükendiğinde ve liderleriniz öldürüldüğünde onu yarı yolda bırakacaksanız, bunu şimdiden yapın. Çünkü vallahi bu, dünyada da ahirette de bir utançtır. Ama eğer mallarınız tükense de, en değerlileriniz öldürülse de ona sadık kalacağınıza inanıyorsanız, o zaman onu alın (biat edin). Vallahi bu, hem dünyanın hem de ahiretin en büyük iyiliğidir. “Onlar da, “Biz bu şartlar altında onu kabul ediyoruz” dediler. Sonra Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e sordular: “Peki, eğer sözümüzde durursak, bize ne var ya Rasûlullah? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de “Cennet” vardır, dedi. Onlar da ellerini uzattılar ve biat ettiler.”

O halde haydi Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birleşin ve Amerika, İngiltere veya Hindistan’dan korkmadan Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Emin olun ki ajan yöneticiler dışında tüm Müslümanlar Hilafetin doğuşunu beklemekte ve bu sürece destek vermektedir. Ajanların bertaraf edilmesi halinde, bu büyük güçlerin topraklarımıza müdahale olanağı külliyen ortadan kalkacaktır.

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55]

Devamını oku...

Uluslararası Para Fonu, Ekonomik Kaynaklarımıza Çökmek için Yemen Ekonomisini Bilerek Boğmaya Çalışıyor!

Aden Merkez Bankası Başkanı Ahmed El-Maakılı, 15 Ekim 2025 tarihinde ABD’nin başkenti Washington’da IMF Yemen Misyon Şefi Esther Perez Ruiz ve IMF Temsilcisi Muhammed Muit ile bir araya geldi. Görüşmede Maliye Bakan Yardımcısı Hani Vahab ve Maliye Bakanlığı Müsteşarı Abdulkadir Amin de hazır bulundu. Bu görüşmenin ardından, Yemen Planlama Bakanı (ve Dünya Bankası Guvernörü) Waed Bathib, Dünya Bankası’na bağlı Uluslararası Finans Kurumu’nun (IFC) Orta Doğu’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Riccardo Puliti ile bir araya geldi. Görüşmede, Planlama Bakan Yardımcısı Nizar Basuhayb, Maliye Bakan Yardımcısı Hani Wahab ve Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Abdulqadir Amin’in yanı sıra Dünya Bankası’nın üst düzey bölge yöneticileri Stephan Gimbert ve Dina Abu Ghaida da yer aldı.

Bu iki görüşme, 8-9 Ekim 2025’te Amman’da yapılan hazırlık görüşmelerinin ardından geldi. IMF heyeti, Aden Hükümeti Başbakanı Salim Salih bin Bureyki ve Aden Merkez Bankası Başkanı Ahmed el-Maakılı ile ‘Yemen- IMF Dördüncü Madde Görüşmeleri’ kapsamında Amman’da bir araya gelmiş ve bu görüşmelerin ardından bir sonuç bildirisi yayımlanmıştı.

İlk görüşmede, IMF’nin 2014 yılından bu yana askıda olan plan ve programlarına Yemen’de nasıl devam edileceğinin yolları ele alındı. Toplantıda, IMF’nin sözde “teknik ve danışmanlık” rolü de masaya yatırıldı. Yemen’de IMF, döviz kurunun istikrara kavuşturulması, yabancı rezervlerin güçlendirilmesi ve mali/parasal bir reform planı yoluyla ülkede finansal istikrarın sağlanması ve yabancı kredi akışının sağlanması için reformların sürdürülebilirliği rolünü oynamaktadır. IMF Başkanı Esther Perez Ruiz, bu reformları “mali ve idari reforma ciddi bir bağlılık” olarak değerlendirdi.

İkinci ve daha tehlikeli olarak nitelenen toplantı ise, Uluslararası Finans Kurumu’nun (IFC) Yemen’e girişini ve sızmasını kolaylaştırma amacı taşıyordu. Bu sızma, “yabancı özel sektör” ve “yatırım” maskesi adı altında yapılıyor. IFC şu anda gıda ve sağlık sektörüne yaptığı 15,9 milyon dolar gibi komik bir yatırımla göz boyuyor. Ancak asıl hedefi balıkçılık, telekomünikasyon, denizaltı kabloları, elektrik projeleri ve nihayetinde petrol sahalarıdır.

Washington’daki (IMF/IFC) temaslarından önce Yemen hükümeti heyeti, Amman’da Batılı iki kilit aktör olan İngiltere ve Fransa’nın büyükelçileri (Abda Sharif, Catherine Corm-Kammoun) ile ayrı ayrı görüştü. İngiliz ve Fransız büyükelçiler, görüşmede ülkelerinin yardım tekliflerini sundular ve Yemen’in istikrar ve kalkınma çabalarını desteklediklerini söylediler. Görüşmede Yemen heyetinin küçük düşürülmüş ve aşağılanmış bir şekilde talimat alması işbirlikçi yöneticilere hiç yabancı değildir.

Peki insanlar, 2025’in ilk yedi ayında yaşanan bu feci yıkımın, doğrudan IMF programlarının bir eseri olduğunu daha anlamadılar mı? Ona gidip yalvarmadıklarında, sırf onun sömürücü kapitalist ekonomisine bağlanmadıkları için, ekonomilerini yerle bir edeceğini anlamadılar mı? Bu gerçeği kavrayabilmek için John Perkins’in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabını okumalılar. Orada, bu işin nasıl planlandığını ve hangi araçlarla hayata geçirildiğini göreceklerdir.

Yemen ekonomisinin küresel kapitalist sisteme eklemlenmesi, üç kritik aşamada gerçekleşti: Birincisi, Dünya Bankası’nın 1975’te San’a Merkez Bankası’nda gizli bir ofis açması. İkincisi, Dünya Bankası’nın 1995’te mali ve idari reformları dayatması. Üçüncüsü ise 2011’de IMF’nin (Uluslararası Para Fonu) ülkeye girmesi. İşte bu üç aşama, Yemen ekonomisini sömürgeci kapitalist sisteme köle etmiş ve kölelik bağını perçinlemiştir! Böylece bu aşamalar, Yemen’e büyük bir kötülük getirmiştir. Halkın, sonsuza dek sürmesi planlanan bu esaret bağından kurtulması şarttır. Kapitalist sistem Yemen’de ve diğer Müslüman ülkelerde uygulanmaya devam ettiği sürece, bu felaket durumundan asla kurtulamayacağız, her gün yeni bir krizle yüzleşmeye devam edeceğiz.

İman ehlinin mutluluğu ve refahı; siyasi, içtimai ve uluslararası tüm alanlardaki kalkınması, ancak Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet’in gölgesinde İslam ile hükmedildiğinde mümkündür. İşte tek köklü çözüm budur. Ancak üzücü olan şu ki, bu çözüm (Hilafet) henüz ümmetin tüm kesimlerinin ana gündemi haline gelmemiştir. Sadece Hizb-ut Tahrir bu hedef ve çözüm için çalışmaktadır. Biz bıkmadan, yılmadan bu çözümü insanlara anlatmaya devam edeceğiz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

هَذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ“Bu (Kur’an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.” [Ali İmran 138]

Devamını oku...

Washington’un Soykırıma Verdiği Destek, Onun İkiyüzlülüğünü ve Kendi Halkının İradesini Hiçe Saydığını Ortaya Koyuyor

Donald Trump liderliğindeki mevcut ABD yönetimi, kamuoyunun görüşlerini hiçe sayan, mutlak bir diktatörlükle yöneten, ümmetin inanç ve değerlerini görmezden gelen Arap ve Müslüman dünyasındaki ajanı despotik yöneticilerin izinden gidiyor. ABD’de son kamuoyu yoklamaları, Gazze’deki soykırım için Siyonist yapıya silah tedarik edilmesiyle ilgili halk desteğinin hızla düştüğünü ve askeri yardımı kısıtlama çağrılarının arttığını gösteriyor. Buna rağmen Trump, Knesset’te yaptığı konuşmada Amerikan silahlarını övdü ve şunları söyledi: “Biz dünyanın en iyi silahlarını üretiyoruz ve açıkçası bunlardan İsrail’e çok fazla verdik. Bibi (Netanyahu) beni defalarca aradı. Bize bu silahı verebilir misin? Şu silahı, o silahı verir misin? Bazılarının adını bile hiç duymadım Bibi… Ve istediklerini yaptım. Tüm istediklerini buraya (İsrail’e) getirdik. Hem de en iyi silahları. Ama doğrusu sen de onları gayet iyi kullandın.” (El Cezire) Trump, Siyonist yapının bu silahları kullanmadaki becerisini överek, “İsrail bunları iyi kullanmayı öğrendi” dedi.

Halkın bu soykırım politikalarını reddettiğinin en açık kanıtı anketlerdir: Gallup’a göre, Amerikalıların %60’ı ‘İsrail’in’ Gazze’deki askeri operasyonlarına karşı çıkarken, sadece %32’si destekliyor. Pew Araştırma Merkezi’nin bir başka anketi ise, halkın %33’ünün “İsrail”e verilen askeri yardımı ‘aşırı’ bulduğunu, %35’inin ise Filistin’e giden insani yardımı ‘yetersiz’ gördüğünü ortaya koydu. Benzer şekilde, Quinnipiac’in yaptığı anket de, seçmenlerin %60’ının ‘İsrail’e’ ek askeri yardım gönderilmesi fikrine karşı olduğunu teyit etti.

Bu bulgular, yönetimin politikasının Amerikan seçmeninin görüşlerini yansıtmadığını ve resmi politika ile kamuoyu arasında derin bir uçurum bulunduğunu gözler önüne seriyor. Siyonist varlığı verilen destek büyük siyasi partiler arasında bile geriliyor. Demokratların %75’i ek askeri yardım gönderilmesine karşı çıkıyor; Bağımsızların %66’sı da aynı fikirde. Geleneksel olarak güçlü destekçi olan Cumhuriyetçiler arasında bile, yardımı destekleyenlerin oranı sadece %56. Bu rakamlar, Amerikalıların ‘İsrail’e bakışındaki büyük kırılmayı ortaya koyuyor. Tırmanan şiddet ve bu şiddetin Mübarek Toprak Filistin halkı üzerindeki yıkıcı etkilerine dair artan endişe, ABD askeri yardımını durdurma yönündeki talepleri de artırıyor.

Sözde “özgür dünya” olan Batı’nın, Siyonist varlığın Gazze’deki suçlarına ve vahşetine kolektif olarak arka çıkması, ona silah ve para yağdırması, katliamlarını aklamak için siyasi ve medya kalkanı olması, Batı uygarlığının ne kadar ikiyüzlü olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Şarm El-Şeyh’te toplanıp çocukların, kadınların, yaşlıların katledilmesini ve hastanelerin, okulların, camilerin yıkılmasını bir “zafer” olarak kutlamaları, yüzyıllarca sömürü ve baskı üzerine kurulu bir uygarlığın gerçek yüzünü ortaya koydu. Bu uygarlığın, bir yandan özgürlük, insan hakları ve kendi kaderini tayin hakkı nutukları atarken, diğer yandan bu ideallere ihanet ettiği görülüyor.

İşte bu yüzden, başta İslam ümmeti olmak üzere tüm dünya halklarının görevi, sömürücü temelleriyle insanlığa sefalet ve fesat getiren bu laik kapitalist düzeni yıkmak ve yerine Allah’ın rehberliğindeki İslami nizamı getirmektir! Kapitalizm, bir avuç finansal elite hizmet eden bir diktatörlüktür. İslam ise, ilahi rehberlik altında halkın iradesini yansıtan ve onların hakiki çıkarlarını teminat altına alan adil ve ahlaki bir toplumsal düzen sunmaktadır.

Devamını oku...

Asıl Soykırıma Destek Vermek Suçtur, Kurtuluş Çağrısı Yapmak Değil!

Bugün 17 Ekim 2025 Cuma günü Ulusal Mahkeme (Temyiz), Kopenhag Şehir Mahkemesi’nin Haziran 2024’te Filistin’in kurtuluşuna çağrı yapmak suçlamasıyla verdiği mahkûmiyet kararını bozarak beraatime hükmetti.

Kopenhag Şehir Mahkemesi, Haziran 2024’te verdiği bir kararla, Mayıs 2021’de Mısır Büyükelçiliği önünde yaptığım bir konuşmayı ‘suç’ olarak nitelendirmişti. Gerekçe ise, o konuşmada Müslüman ordularına ‘Gazze’deki mazlumların imdadına yetişin’ çağrısı yapmış olmamdı.

Hem Şehir Mahkemesi hem de Yüksek Mahkeme, konuşmamın Yahudileri hedef almadığını, aksine ‘İsrail’ denen yasadışı Siyonist varlığı hedef aldığını, bu varlığın silahla ortadan kaldırılması gerektiğini savunduğunu karara bağlamıştı.

Şehir Mahkemesi, Filistin’in kurtarılması sözünü direkt suç sayarken savcılığın Yahudi düşmanlığı (antisemitizm) gibi köhne suçlamasının yerinde olmadığına hükmetmişti.

Bugün o karar, mantıksızlığı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bozuldu. Aslında bu karar, Filistin’deki Siyonist işgale karşı çıkanları cezalandırmaya yönelik daha büyük bir siyasi eğilimin sadece bir parçasıydı.

Bu karar Danimarka yargı sistemi için tam bir yüz karasıdır! Bu davanın ancak Yüksek Mahkeme’de bozulmuş olması tam bir skandaldır. Yargının, Siyonist soykırımcı varlığı ve Danimarka devletinin ona verdiği körü körüne desteği korumak için bu kadar yozlaştırılması, utanç vericidir!

Yüksek Mahkeme yargıcı, bu davada hükümetin muazzam baskısına boyun eğmeyi reddetti. Zira hükümet, Filistin’in özgürleştirilmesi çağrısında bulunan herkese dava açılması yönünde polise ve savcılığa alenen çağrı yapmıştı.

Ben beraat etmiş olabilirim, ancak bu durum, Siyonist işgale karşı silahlı direnişi savunanlara yönelik siyasi yargılamaların sürdüğü gerçeğini değiştirmez. Bu cadı avı o kadar ileri gitti ki, bir kişi bu yüzden vatandaşlıktan bile atılmıştır!

Danimarka silahlarıyla soykırım yapan bir işgale karşı siyasi duruş sergileyenleri suçlamak ve yargılamak, alçakça bir yıldırma girişimidir! Ama artık bu tehditleriniz sökmüyor! Siyasi davalarınız vız gelir; Filistin’in gerçek kurtuluşu çağrısı asla susturulamaz, susturulamayacak! Askeri işgal, sistematik terör, toplu katliam, işkence, toprak hırsızlığı ve etnik temizlikten oluşan bu Siyonist kanserin, ancak askeri operasyonla kökünden kazınabileceği artık apaçık ortadadır! Bu görüş, dünya çapında tek gerçek çözüm olarak giderek daha fazla kabul görmektedir.

Biz, Hizb-ut Tahrir / Danimarka olarak, vicdanı olan herkesi, Danimarka devletinin Siyonist işgalci varlığa verdiği desteğe ve Filistin halkını yok etmeye yönelik devam eden planlarına karşı çıkmaya çağırıyoruz.

Müslüman kardeşlerimizi de işgalin kökünü kazımak ve Müslüman ordularının Filistin’i kurtarmak için daha da büyük bir azim ve kararlılıkla çalışmaları gerektiği yönünde özel bir çağrıda bulunuyoruz.

Filistin’in kurtuluşu için çağrı yapmak suç değildir; aksine farzdır, bir onurdur. Asıl suç işleyen, soykırımcı bir yerleşimci sömürgeyi destekleyen Danimarka devletinin ta kendisidir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER