Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yahudilerle Antlaşmalar Yapılmaz... Müzakereler İhanettir, Eylemsizlik İse Teslimiyettir!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Yahudilerle Antlaşmalar Yapılmaz... Müzakereler İhanettir, Eylemsizlik İse Teslimiyettir!

İhanetin "barış" olarak pazarlandığı, teslimiyetin "siyasi çözümler" olarak adlandırıldığı, düşmana boyun eğmenin "ulusal çıkarlar" olarak sunulduğu bir dönemde, ümmetimize, kan dökülmesini durduracağı ve çatışmaları sona erdireceği iddia edilen anlaşmalar ve ittifaklar teklif ediliyor. Gerçekte bunlar, aldatma iplerinden başka bir şey olmadığı gibi gaspçı Yahudilere tamamen teslim olmanın bir kapısıdır.

Müslümanlar olarak bizim, Batı konferanslarına değil vahye başvurmamız ve durumları BM sözleşmelerine göre değil İslam'a göre değerlendirmemiz gerekir; zira İslam Devleti (Hilafet) kurmak için çalışan davet taşıyıcıları olarak bizler, ümmeti ve ümmet içindeki güç ve nüfuz kuvvet ehlini, ümmeti ihanet etmeye, Yahudilerin mübarek Filistin topraklarındaki varlığını güvence altına almaya ve tüm Müslüman ülkeler üzerinde Batı hegemonyasını pekiştirmeye yönelik araçlardan ibaret olan bu sahte sözleşmelerin tuzağına düşmemeleri konusunda uyarıyoruz.

Evet, bugün İslam beldeleri, özellikle de Yemen, Filistin, Suriye, Lübnan ve Irak, Amerika, İngiltere ve onların üvey çocukları Yahudi varlığı ile onların kuyrukları olan hain yöneticilerden oluşan ümmetin düşmanları tarafından siyasi, askeri, fikri ve ekonomik olarak kapsamlı bir şekilde hedef alınmaktadır.

Bakın işte bugün de onlar, savaşı durdurmak, kan dökülmesini önlemek ve acıları hafifletmek bahanesiyle, direniş grupları ile Yahudi varlığı arasında, daha doğrusu ümmetin grupları ile mevcut rejimler arasında, “barış anlaşmaları”, “sükûnet anlaşmaları” veya “Trump'ın planı” olarak adlandırdıkları şeyi yeniden gündeme getiriyorlar.

İslam ve onun fikirlerine yönelik bilincimiz ve siyasi uyanıklığımızın yanı sıra halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir içindeki davet taşıyıcıları olarak bizler, açık ve net bir şekilde diyoruz ki: Yahudilerle imzalanan veya kafir Batı'nın kontrolünde yürütülen her türlü anlaşma, Allah'a, Rasulü'ne, şehitlerin kanına ve ümmetin fedakarlıklarına bir ihanet olup siyaset kağıdıyla ambalajlanmış yumuşak bir teslimiyet ipidir.

Evet, tarih ve gerçeklik, Yahudilerle yapılan her anlaşmanın bozulduğunu, her uluslararası belgenin işgali meşrulaştırmak için bir araç olduğunu ve önerilen her siyasi çözümün işgali pekiştirmek ve davayı sulandırmak için kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Nitekim Yahudiler, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile yaptıkları antlaşmaları bozmuşlar, ona karşı tuzaklar kurmuşlar ve Müslümanlar arasında fitne çıkarmışlar ve bugün de hala bu yaklaşımı sürdürmektedirler; dahası Yahudiler, Müslümanlar bugün dağınık ve paramparça bir durumda olmaları nedeniyle eskisinden daha da hain, aldatıcı ve ihanetkar davranmaktadırlar.

Bugün onlarla anlaşma imzalayan, onun anlaşmalarına güvenen veya Amerikan arabuluculuğuna ve Güvenlik Konseyi kararlarına güvenen bir kimse, kendisini celladına teslim ettiği gibi toprağını ve onurunu da gaspçılara teslim eden kimse gibidir.

En büyük musibet, bu anlaşmaların cihada alternatif olarak sunulması ve “geçiş aşaması” olarak propagandasının yapılmasıdır; oysa bunlar mücahitler için bir mezar, işgali meşrulaştırmak ve kurtuluşa yönelik her türlü hareketi öldürmek ve düşmanın savaşla elde edemediğini, hainler ve ajanlarla işbirliği yaparak hile ve tuzak yoluyla elde etmesidir.

Dahası bundan daha tehlikeli olanı ise, bu anlaşmaların, ümmete bu aşağılayıcı gerçekliği kabul etmeye ikna etmek için bir araç haline getirilmesi ve ümmetin, toprakları kurtaracak, ümmeti birleştirecek, İslam ile hükmedecek ve Filistin'deki Yahudilerin kökünü kazıyacak Raşidi Hilafetin kurulması için hazırlık yapma farzından uzaklaştırılmasıdır.

Gazze Haşim'deki kararlı kardeşlerimize, zulme karşı direnen erkeklere, kaya gibi güçlü adamlar doğuran kadınlara, bombardıman altında doğup da yılmayan çocuklara, cephelerde murabıtlık yapan mücahitlere, yanıp tutuşan ve Allah Azze ve Celle'nin vaadine inanan kalplerimizden diyoruz ki: Kararlı olun ve sebat edin; zira galibiyet sizin olacak ve Allah sizinle beraberdir; sizler şehitlerin kokusunu görüp kokluyorsunuz ve onların kanlarının boşuna akmadığını, aksine misk kokusu yaydığını ve yaklaşan zaferin müjdecisi olduğunu kendi ellerinizle hissediyorsunuz. O halde sabredin, boyun eğmeyin ve şunu çok iyi bilin ki, komşu ülkelerin başındaki yöneticiler, Amerika ve Yahudi varlığının projelerini uygulamak için kullanılan araçlardan başka bir şey değillerdir ve onlar, savaş makinesinin kökünden sökemediği şeyleri sizden almak istiyorlar, cihadınızın nurunu söndürmek istiyorlar ve sizleri batıl antlaşmaların ve sahte vaatlerin peşinden gitmeye sevk ediyorlar. Sakın size sunulan müzakere belgelerine aldanmayın; çünkü bunlar, kararlılığınızı zayıflatmaktan ve azminizi ve gücünüzü kırmak için tasarlanmış kısıtlamalardan başka bir şey değillerdir. Çünkü onların tüm antlaşmaları ve vaatleri yalan ve aldatmadır; zira tarih ve Kuran bize, Yahudilerin antlaşmalarına uymadıklarını, sözlerini yerine getirmediklerini ve sözleri üzerinde sebat etmediklerini öğretmiştir.

Onlara güvenen kişi, dinini satmış, kanını zayi etmiş ve sancağını düşmana teslim etmiş olur. O halde gevşekliğe ve ihmale meyletmeyin; zira bunda, yavaş yavaş bir teslimiyet vardır; oysa düşmanınız uyumamakta, bilakis gece gündüz size karşı en şiddetli tuzaklar kurmakta ve sizi kökünden söküp atmak, mücadele ateşinizi söndürmek ve başarılarınızı yok etmek için planlar yapmaktadır. Bu yüzden yalan sözlere veya arabulucuların varlığına aldanmayın, sizi taviz vermeye çağıranlara kulak asmayın ve katillerinize de el uzatmayın; zira domuz Netanyahu'da ve domuz Trump'ta bir hayır olmadığı gibi küfür ordularını ülkenize sokan, sizi yok etme savaşını finanse eden, kanlarınızın dökülmesine sessiz kalan, hatta kanınızın daha fazla dökülmesini körükleyen kimsede de bir hayır yoktur.

Evet, bu savaş hepimize, düşmanın bir gün olsun barış istemediğini, aksine teslimiyet istediğini ve etrafınızdaki rejimlerin asla sizin müttefikiniz olmadığını, aksine kurbana karşı katilin müttefiki olduğunu göstermiştir.

İslam Devleti’ni kurmak için çalışma konusunda tüm eylemsizlik veya sessizliğin, yumuşak bir teslimiyet, sessiz bir yenilgi ve Allah'ın bu ümmete yüklediği azim bir emirde ihmalkârlık olduğunu vurguluyoruz.

Ey Müslümanlar: Bugün önünüzde iki yol vardır ve bir üçüncüsü yoktur: Ya küfür antlaşmalarını reddederek, saflarınızı birleştirerek ve cihat ve kurtuluş için ümmete liderlik edecek Hilafeti kurmak için çalışarak Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yolunu izleyeceksiniz, ya da ajan yöneticilerin ve itaatkâr rejimlerin yolunu izleyerek daha fazla boyun eğmeyi, daha fazla kanamayı ve daha fazla aşağılanma ve utancı bekleyeceksiniz.

Yahudilerle anlaşma yoktur, işgalle çözüm yoktur, Allah'ın şeriatının dışında meşruiyet yoktur ve Hilafet ve cihad dışında da kurtuluşa giden bir yol yoktur; işte sadece o zaman Filistin geri dönecek, rejimler kökünden sökülüp atılacak, Mescid-i Aksa temizlenecek ve “لا إله إلا الله محمد رسول الله” sancağı dalgalanacaktır. وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْDinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.” [Bakara 120] Duamızın sonu, alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Husam El-İdrisi – Yemen

Devamını oku...

İman Edenlerin Tağutların Kanununu İnkar Etmelerinin ve Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Projesine Sımsıkı Sarılmalarının Zamanı Gelmedi Mi?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İman Edenlerin Tağutların Kanununu İnkar Etmelerinin ve Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Projesine Sımsıkı Sarılmalarının Zamanı Gelmedi Mi?

Haber:

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Salı günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasının sağlanması konusunda büyük bir iyimserlik dile getirerek, odak noktasının artık Başkan Donald Trump'ın direktifleri doğrultusunda Şeridin geleceği olduğunu vurguladı.Vance, tutukluların cesetlerini kurtarma görevini “zor” ve sabır gerektiren bir iş olarak nitelendirirken, Hamas'a iki seçenek sundu: Ya işbirliği yapıp silahlarını teslim edecekler ya da “ortadan kaldırılma” ile karşı karşıya kalacaklar.

Yorum:

Şarm El Şeyh'te imzalanan ateşkes anlaşması, Yahudilerin Gazze ve halkına, hatta Batı Şeria'ya karşı akla gelebilecek her türlü zulmü işledikleri ve suçlarını yaşayan ve ölen esirleri de kapsayacak şekilde genişlettikleri iki yılın ardından imzalandı.İki yıl boyunca dünya bu katliamları durdurmak için harekete geçmemiş ve Trump, Müslüman yöneticilerden oluşan çocuklarıyla birlikte harekete geçince, zehir damlayan ve ümmetin zilletini ve düşmanına boyun eğmesini pekiştiren bu anlaşma yapılmıştır.

Bu anlaşma yoluyla gerçekleştirilmek istenen şey, Yahudi varlığını bölgeye entegre etmek, Müslüman ülkelerdeki mevcut devletlere normalleşmeyi dayatmak, dahasınormalleşmeyi bir zorunluluk haline getiren ve yöneticilerin halklarına yönelik ihanetlerini meşrulaştıran siyasi ve ekonomik bir gerçeklik oluşturmaktır.

Vance, Trump'ın taraflardan birine herhangi bir şey dayatmak istemediğini, aksine her birinin kendi rolünü oynamasını istediğini söylerken bu, bölgenin Trump’ın vizyonuyla uyumlu hale getirmek için çizdiği yeni bir gerçeklikle karşı karşıya olduğu anlamına gelmektedir ki bu da, silahsız bir Gazze ve İslam ülkelerinin Yahudi varlığıyla normalleşmeye “zorlanması”; çünkü bölgedeki zenginliklerin ve ticaret yollarının dizginlerini tutacak olan Yahudi varlığı olduğu için, genç nesillerin çatışmanın özünden uzak durması gerekiyor ki müfredat değişiklikleri de bunu kanıtlıyor; böylece cihat zamanı sona erecektir. İşte bu yüzden Trump ve tüm dünya Gazze'deki mücahitleri silahsızlandırmak için çalışıyor ve onlara, ya yok olma ya da zillete ve silahların teslim edilmesine daldırılmış bir af şeklinde tercih sunuyorlar.

Öte yandan, Gazze hükümetinin medya sözcüsü, işgal güçleri tarafından teslim edilen şehitlerin cesetlerinde işkence izleri bulunduğunu açıklayarak, bunun uluslararası sistemin işgalcileri sorumlu tutması gereken bir suç olduğunu söylemiştir.

Ey akıl sahipleri, ey Gazzeli kardeşlerimiz, ey cihad eden, sabreden ve metanetli kalanlar; bütün bu cihatta sonra zalimlere boyun eğmemiz bize yakışır mı? Bu uluslararası sistemin hâlâ bizim için yeni katliamlar hazırladığını ve bizim için hiçbir hayır istemediğini artık anlamamızın zamanı gelmedi mi? Elbette onun, sizi yok etmek için Yahudi varlığına elindeki her türlü öldürme aracını sağladığını öğrenmediniz mi?  O halde hangi uluslararası kuruluşlardan adalet bekliyorsunuz?

Batı'nın, ülkeleri, sistemleri, örgütleri ve anayasalarıyla, inkar edilmesi ve güvenilmemesi gereken bir düşman olduğu sizin için apaçık ortada değil midir?Onlara yönelip adalet ve biraz merhamet için aşağılanmak yerine çözüm, ümmetten ve ordularından yardım istemek ve bütün izzet ve kuvvetle şunu ilan etmektir: Ey ümmetimiz, bizim sizden başka kimsemiz yoktur; ey ordularımız, ey âlimlerimiz, ey siyasetçiler ve şura ve ehl-i hal ve’l akd sahipleri: Onlar bizi Gazze'de katletmek istiyorlar ve tüm Filistin'in bu anlaşmayla boğulmasını istiyorlar; geriye kalan tek çözüm, samimi bir şekilde harekete geçmeniz ve bize karşı onlarla birlikte komplo kuran yöneticilerinizi ortadan kaldırmanızdır.

İşte o zaman, mücahitlerin çağrıları ve yardım talepleri, uluslararası sistemi inkar etmeleri ve ondan beri olmalarıyla birleştiğinde, Allah'ın yardımı kaçınılmaz olarak inecek ve güç ve azimet ehlinin içindeki muhlisleri harekete geçirecektir. Ümmetin içindeki muktedir olanların geride kalma özrüne gelince; Müslümanların her bir taraftan gözetlendiği bir dünyada, katillerin ve avenelerinin eşiklerinde alçalmak mubah değildir. 

كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لاَ يَرْقُبُواْ فِيكُمْ إِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً يُرْضُونَكُم بِأَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ

Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.”  [Tevbe 8]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beyan Cemal

Devamını oku...

Bin Selman, ABD İle Ortak Savunma Anlaşmasını Görüşmek Üzere Beyaz Saray'ı Ziyaret Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Bin Selman, ABD İle Ortak Savunma Anlaşmasını Görüşmek Üzere Beyaz Saray'ı Ziyaret Ediyor

Haber:

CBS ağına konuşan kaynaklar, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, Riyad'ın Washington ile karşılıklı savunma anlaşması sağlama çabaları kapsamında 18 Kasım'da Beyaz Saray'da Başkan Donald Trump ile görüşeceğini söyledi.Bilgi sahibi kaynaklar, Suudi Veliaht Prensi'nin Trump'ın ikinci başkanlık döneminde, Krallığın ABD ile ortak savunma anlaşması imzalamaya çalıştığı bir dönemde Washington'a yapacağı ilk ziyaretin bu olacağını bildirdi.İki taraf, muhtemelen geçen Mayıs ayında varılan anlaşmaların yanı sıra iki ülke arasındaki askeri ve istihbarat bilgilerinin paylaşımını da ele alacaklar.

Yorum:

İslam beldelerinin başındaki yöneticiler, bu ümmet hakkında hiçbir ahit veya anlaşma gözetmiyorlar; oysa Yahudi varlığı, Filistin'den Suriye'ye, Irak'tan İran'a, Katar'dan Yemen'e ve Lübnan'a kadar İslam beldelerine acımasızca saldırıyor…

Bu anlaşmalar, ordularımıza sızarak onların büyük güçlerin pençesine girmesi için sömürgeci bir araç olup Amerika ise, Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı arasında normalleşmeyi ilan etmeyi amaçlamaktadır; dolayısıyla mesele, Trump'ın son Suudi Arabistan ziyaretinde yaptığı gibi Müslüman ülkeler üzerinde hakimiyet ve denetim kurma ve bu ülkelerin kaynaklarını yağmalama ve yatırım bahanesiyle ele geçirdiği büyük meblağlar meselesidir.

Şerî hükme gelince; Rasul Sallalahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın.”Dolayısıyla Müslümanların bu tür anlaşmalar yapmaları haramdır.Bu nedenle Suudi Arabistan halkına diyoruz ki; bu yöneticilerin ordunuzu Amerika'nın pençesine düşürmesine izin vermeyin; zira bu şekilde sizi helake sürüklemekte ve zenginliklerinizi ve servetlerinizi yağmalamaktadırlar; o halde ülkenizin vahyin beşiği olduğunu, insanlığın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in doğduğu yer olduğunu ve İslam ordularının Romalılar ve Perslerle savaşmak için sizin toprağınızdan yola çıktığını, ülkenizin tüm dünyanın ilgi odağı olduğunu ve  içerisinde Kâbe’yi, yani Beytullahil Haram’ı barındırdığını sakın unutmayın.

Ey Suudi ordusunun subayları ve askerleri, sakın kendinizi Müslüman ülkelerin gerçek sömürgecisi olan Amerika'nın kollarına atmayın; zira zalimlerin karşısında sessiz kalmak haramdır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!” [Hud 113]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Pakistan’ın Amerika İle İttifak Kurması Caiz Olmadığı Gibi Afganistan’ın Da Hindistan İle İttifak Kurması Caiz Değildir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Pakistan’ın Amerika İle İttifak Kurması Caiz Olmadığı Gibi Afganistan’ın Da Hindistan İle İttifak Kurması Caiz Değildir

Haber:

Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Asif, 20 Ekim 2025 Pazartesi günü, İslamabad'ın Kabil'de rejim değişikliği için ABD adına çalıştığı yönündeki Afganistan’ın iddialarını reddederek, bu iddiayı "tamamen saçmalık" olarak nitelendirdi. İslamabad, uzun zamandır baş düşmanı Hindistan'ın, Pakistan Talibanı olarak da bilinen Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) ve diğer Pakistan karşıtı militan grupları desteklemek için Afganistan ile birlikte çalıştığını iddia ediyor. (Arab News)

Yorum:

Savunma Bakanı'nın açıklamalarına bakmaksızın Afganistan’ın yöneticilerinin, Pakistan yöneticilerini, Amerika ile ekonomik ve askeri ittifakları nedeniyle Amerika adına çalışmakla suçladıkları açıktır.Öte yandan Pakistan yöneticilerinin, Afgan yöneticilerini, Hindistan ile ittifakları nedeniyle Hindistan adına çalışmakla suçladıkları da açıktır.

Pakistan ile Afganistan arasındaki kanlı çatışmalar, Müslümanlar arasında sadece Allah'a ve Rasulü’ne başvurularak çözülebilecek ciddi bir anlaşmazlığı teşkil etmektedir; nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاًEğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasul’e götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” [Nisa 59] Peki Allah ve Rasulü’ne başvurduğumuzda ne görüyoruz?

Birincisi: Muharip ülkelerle ittifak kurmak caiz değildir. Dolayısıyla Amerika, Müslümanlara karşı sürekli savaş açan ve Filistin'i işgal eden ve Gazze'de soykırım suçları işleyen Yahudi varlığını destekleyen bir ülkedir. Hindistan’a gelince; Keşmir'i işgal etmiş olup Hindistan'ın her yerinde İslam’a karşı savaşmaktadır. Bu yüzden fiilen muharib olan ülkeleri, savaş halinde olan ülkeler olarak ele almamız gerekmektedir. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا يَنْهَاكُمْ اللَّهُ عَنْ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَAllah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” [Mümtehine 9]

İkincisi: Fiilen muharip olan bu ülkelerle kalıcı barış yapmak, yani onlarla sürekli savaşmayı durdurmak veya kalıcı bir ateşkes yapmak caiz değildir; çünkü bu, kıyamet gününe kadar geçerli olan cihadı devre dışı bırakmak demektir. Ayrıca kalıcı bir ateşkes, Allah Subhanehu ve Teala İslam'ı diğer tüm dinlere üstün kılıncaya kadar İslam'ın yayılmasını engelleyecektir. Oysa Allah Subhnehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِFitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” [Enfal 39] Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur: وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِي اللَّهُ إِلَى أَنْ يُقَاتِلَ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالَCihat, Allah beni gönderdiği günden, ümmetimin sonuncusu Deccal ile savaşasıya kadar yürürlüktedir.” [Ebu Davud, Enes Radıyallahu Anh kanalıyla tahriç etti.]

Üçüncüsü: Müslümanların devletinin diğer devletlerle karşılıklı savunma anlaşmaları, karşılıklı güvenlik anlaşmaları yapması ve bunlara bağlı askeri tesisler veya üsler, havaalanı veya limanlar kiralaması caiz değildir.Ayrıca kafir ülkelerden yardım istemek veya onlardan kredi veya yardımlar almak da caiz değildir.Bu tür anlaşmaları İslam haram kıldığı gibi Müslümanların diğer küfür ülkelerle bu tür anlaşmalar yapmasını da haram kılmıştır.Çünkü bir Müslümanın küfür bayrağı altında, küfür yolunda ve küfür devleti adına savaşması veya bir kafiri, Müslümanlar ve onların ülkeleri aleyhine otorite sahibi kılması haramdır.Aynı şekilde Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara, kafir ülkelerden yardım istemeyi yasakladığı gibi müşriklerin ateşiyle aydınlanmayı da yasaklamıştır; zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لاَ تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَMüşriklerin ateşiyle aydınlanmayın.” [Ahmed rivayet etti] Ateş, savaştan kinayedir; zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: فَإِنَّا لاَ نَسْتَعِينُ بِمُشْرِكٍBiz, bir müşrikten yardım almayız.” [Sahih İbn Hibban]

Ey Pakistan ve Afganistan’daki Müslümanları!

Şunu biliniz ki, Hindistan ve Pakistan'daki iki rejimin efendisi de Amerika olduğu gibi onlara kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde emreden ve yasaklayan da odur. Bunlardan herhangi birinin yanında durmak veya ittifak kurmak, Amerika'nın tuzağına düşmek anlamına gelir.Ayrıca bizler, Kabil'deki rejimin Amerika ile ilişkilerini sürdürmesini de kabul etmiyoruz; eğer bunu yaparsa bu, Trump'ın talep ettiği Bagram Hava Üssü'nün teslim edilmesine boyun eğmek gibi ümmete ve onun çıkarlara karşı bir komplo olacaktır.

Ey genelde Pakistan ve Afganistan'daki Müslümanlar, özelde de onların alimleri:

Hepimiz Afganistan yöneticilerinin Hindistan'la, Pakistan yöneticilerinin de Amerika'yla tüm bağlarını kesmesini talep etmeliyiz.Hepimiz tüm işlerimizde İslam'ın uygulanmasını talep etmeliyiz. Zira devasa kaynaklarıyla tüm İslam ümmetini tek bir güçlü devlet olarak birleştirecek, işgal altındaki topraklarımızı kurtaracak ve düşmanlarımızı geri çekilmeye zorlayacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafettir.

Ey Pakistan ordusu içindeki subay ve askerler ile Afganistan mücahitleri:

Diğer bir Müslümana karşı kaldırılan her kılıcı kırın. Bütün kılıçlarınızı Hindu devletine, Yahudi varlığına ve Haçlıların başı Amerika'ya doğrultun.Kendinizi gözden geçirin, kabilecelik ve milliyetçilik putlarından kurtulun; çünkü bunlar sizi cehennem ateşinin yakıtı yapmaktadır. Herhangi bir şerî hükmün askıya alınması gerekçesi olmaksızın tam bir teslimiyetle İslam dinine boyun eğin. Hepinizi, düşmanları korkutacak ve müminlerin kalplerine şifa olacak tek bir askeri güç olarak birleştirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin kurulmasına yardım edin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir ve Mütekamil Hadari Bir Alternatif Olan Raşid Hilafet Projesi!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Hizb-ut Tahrir ve Mütekamil Hadari Bir Alternatif Olan Raşid Hilafet Projesi!

Dünyayı kasıp kavuran ardışık krizlerin ve insan yapımı sistemlerin insanın sorunlarını gerçek anlamda çözmekten aciz kalmasının gölgesinde, insanlığın dengesini ve İslam ümmetinin konumunu yeniden tesis edecek ve dünyaya yönetim, gözetim ve adalet konusunda doğru bir örneklik sunacak kapsamlı bir hadari projeye acil ihtiyacın olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir, İslam’ı kapsamlı bir şekilde uygulayan ve İslam risaletini dünyaya taşıyan bir devlet olması vasfıyla Nübüvvet Minhacı üzere Raşid Hilafeti kurmayı hedefleyen kapsamlı bir siyasi proje sunmuştur.

Bu proje, sadece genel sloganlardan veya kapalı duygusal çağrılardan ibaret değildir; aksine bu proje, İslam akidesine dayalı olmasının yanı sıra partinin 191 maddelik ayrıntılı bir anayasa ve hayatın tüm yönleri kapsayan fer’i sistemler şeklinde formüle etmiş olduğu yasama, siyasi, ekonomik, idari ve eğitim olarak kapsamlı bir sisteme dayalı olan fikri bir yapıdır; bu da projeyi, fiili bir liderlik ve gerçek bir alternatif sunmak için uygun bir hale getirmektedir.

Birincisi: Projenin fikri temeli:

Hizb-ut Tahrir, devletin, toplumun ve hadaratın üzerine inşa edildiği bir temel olması itibariyle İslam akidesine göre hareket etmektedir. Zira İslam akidesi, sadece dinî bir duygu veya bireysel bir ibadet değildir, aksine İslam akidesi, hayat mefhumlarının üzerine inşa edildiği ve kendisinden insanların tüm işlerini düzenleyen şerî hükümlerin fışkırıp türediği fikri bir kaidedir. Bu nedenle parti, dini hayattan ayırma veya İslam ile kapitalizm veya sosyalizm gibi insan yapımı sistemlerin arasını uzlaştırma girişimlerini reddetmekte olup İslam hadaratının, fikri bir temel, insana bakışı ve içtimai ve siyasi sistemin doğası bakımından Batı medeniyetinden farklı olduğuna inanmaktadır.

İkincisi: Devletin ve yönetim sisteminin şekli:

Hizb-ut Tahrir, İslam Devleti modelini, Müslümanları İslam sancağı altında birleştirecek ve Batı'nın ülkelerinin arasına koyduğu suni sınırları ortadan kaldıracak olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin olduğu tek bir devlet şekli sunmaktadır. Bu devletin şekli, krallıktan, cumhuriyetten ve demokrasiden tamamen farklıdır; zira verasete, partiler yönetimine veya otoriteler ayrılığına değil, şerî nâssların belirlediği Hilafet sistemine dayanmaktadır. Zira İslam’da egemenlik, bir bireye, partiye ve aileye ait değildir; aksine İslam’da egemenlik, otoriteyi ümmete veren ve ümmete de kendi adına İslam’ın tatbik edecek birini, yani Halifeyi atama hakkı veren şeriata aittir.

Devlet başkanı, şeriatı tatbik etme konusunda ümmetten işitmek ve itaat etmek üzere biat alan Halifedir ve onun otoritesi, insanların veya çoğunluğunun arzularına göre değil, şerî hükümlerle sınırlıdır. Yasamaya gelince; yasamanın tek kaynağı, Kur’an, sünnet ve bu ikisinin irşad ettiği sahabenin icması ve şerî kıyastır. Dolayısıyla insan yapımı kanunlara ve kendi aralarında hükümler koyan yasama meclislerine bir yer yoktur. Yürütme organı, Halife, yardımcıları, valiler ve kâdılardan oluşmakla birlikte yöneticileri şeriata göre muhasebe etmek için ümmet meclisi de bulunmaktadır.

Üçüncüsü: Yargı ve adalet:

Hilafet Devleti'nde yargı sistemi, yönetici ve yönetilen arasında herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bütün anlaşmazlıklarda şerî hükümlerin uygulanması esasına dayanmaktadır. Hizb-ut Tahrir projesinde, yöneticileri denetleyen ve herhangi bir zulüm veya insanların haklarının ihlali durumunda onları muhasebe eden mezalim mahkemesini de içeren dakik bir yargı sistemi ortaya koymuştur.Hiç kimsenin yargı önünde dokunulmazlığı yoktur ve yöneticiyi koruyan, onu kanunların üstünde tutan, dahası ona kendi arzu ve heveslerine göre kanunları formüle etme imkânı veren ve yöneticiyi, kararlarını ve zamanımızın yöneticilerinden dolayı acısını çektiğimiz insanların mallarını batıl yolla çalan ve yağmalayan biri de olsa istediğini koruyan mevcut rejimlerin aksine bizzat Halife bile muhasebe edilir.

Dördüncüsü: İslami ekonomik sistem:

Hizb-ut Tahrir’in projesinin en belirgin özelliklerinden biri, reform hareketlerinin yaptığı gibi kısmi reformlar ya da iktidar rejimlerinin yaptığı gibi kapitalist sisteme dahil olmak yerine, kapsamlı bir ekonomik sistem sunmasıdır. Zira İslami ekonomik sistem, kapitalizmin yaptığı gibi sadece üretim yoluyla değil de, servetin dağıtımı ve tüm insanların bu servetten yararlanma hakkına sahip olmasını sağlamak yoluyla ekonomik sorunu, şerî çözümle tedavi etmeye dayanmaktadır.

İslam mülkiyetleri, özel mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti olmak üzere üçe ayırmıştır. Petrol, doğalgaz ve büyük madenler gibi büyük zenginlik kaynakları kamun mülkiyeti olup bunları bireylerin, özel veya yabancı şirketlerin mülk edinmesi caiz değildir ve ümmetin maslahatı için bunların idaresini devlet üstlenir. Ayrıca faiz kesinlikle haram kılınmış olup haksız vergiler kaldırılmıştır ve Beytu'l Mâl'i finanse etmek için zekat, harac, ganimet, öşür ve diğer şerî kaynaklara güvenilmektedir.İşte bu sistem sayesinde uluslararası finans kurumlarına olan ekonomik bağımlılık ortadan kaldırılır ve ümmetin ekonomileri şeriatın hükümlerine dayanan temeller üzerine inşa edilir.

Bunun yanı sıra Hizb-ut Tahrir, zekat, mihir, diyet ve muamelatlar bakımında parayı altın ve gümüşe bağlayan şeriatın hükümlerini uygulamak için para biriminin temeli olarak altın ve gümüşe dayalı ayırt edici bir para sistemi sunmuştur.Dolayısıyla Hilafet Devleti'nde para birimi, tamamen altına dayalı gerçek bir para birimi olacak ve bu da ona, gerçek değere dayalı olmayan ve zamanla satın alma gücünü kaybeden çağdaş kağıt para birimlerinin aksine enflasyon ve manipülasyondan koruyan zati bir güç verecektir.

Altın ve gümüş standardına geri dönmek, para biriminin değerinin sınırsız olarak basılamayacağı veya ihraç edilemeyeceği, aksine devletin sahip olduğu reel rezervler tarafından kontrol edileceği anlamına gelmektedir; bu da enflasyonu sınırlayacak, insanların birikimlerinin erimesini önleyecek ve ekonomiyi, ekonomik felaketlere ve afetlere karşı daha istikrarlı ve dayanıklı bir hale getirecektir. Ayrıca bu para kaidesi, devlete uluslararası ticaret ve finans ilişkilerinde daha güçlü bir müzakere gücü sağlayacak ve ümmetin ekonomisinin Doların hegemonyasına ve sömürgeci güçler tarafından kontrol edilen küresel finans sistemine bağımlılığını ortadan kaldıracaktır.

Beşincisi: Eğitim ve kültür:

Hizb-ut Tahrir'in projesinde eğitime, sadece mesleki eğitim veya çalışanların mezuniyeti olarak değil, bilakis zihniyeti ve nefsiyetiyle İslami şahsiyetleri oluşturmanın bir aracı olarak bakılmaktadır.Eğitim, İslam akidesini aşılamanın ve sistematik şerî düşünceyi inşa etmenin yanı sıra ümmetin kalkınması için ihtiyaç duyduğu tecrübi bilimleri de hedeflemektedir.Ayrıca proje, tüm ümmeti kültür ve fikri olarak birbirine bağlayan ve toplumda, akideden kaynaklanan bilinçli bir kamuoyu oluşturmak için İslami kültürü yayan birleştirici müfredatlara dayanmaktadır.

Altıncısı: İç ve dış siyaset:

İç siyasette, Hizb-ut Tahrir'in sunduğu Hilafet Devleti, milliyetçilik ve vatancılık fikrinin ortadan kaldırılmasına, Müslümanlar arasındaki suni farklılıkların eritilmesine ve onların İslam akidesi temelinde birleştirilmesine dayanmaktadır. Dış siyasete gelince; temel hedef, uluslararası güçlere tabi olmak veya Batı'nın nüfuzunu korumak için formüle ettiği uluslararası hukuk sistemine bağlı kalmak değil, İslam'ı davet ve cihat yoluyla dünyaya yaymaktır.Bu tasavvura göre İslam Devleti, izolasyonist bir devlet değil, aksine ilk dönemlerinde olduğu gibi liderlik ve öncülük eden bir devlet olacaktır.

Beşincisi: Projenin uygulamaya hazır olması:

Hizb-ut Tahrir'i diğer İslami gruplardan ayıran en temel özellik, sadece teorik veya genel davetle yetinmeyip, pratik ve uygulanabilir bir proje sunmasıdır:

  • Şerî delillerden istinbat edilmiş 191 maddeli ayrıntılı bir anayasa.
  • Yönetim, ekonomi, eğitim, idare ve yargı sistemleri.
  • Parçalanmışlık ve bölgeselci devletler gerçekliğinden tek bir Hilafete nasıl geçileceğine dair dakik bir tasavvur.
  • Devleti kurmak için, gelişigüzel silahlı eylemlerden uzak bir şekilde ümmete ve ordularına dayanan siyasi bir plan.

Hizb-ut Tahrir’in, Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmaya yönelik projesi, sırf teorik bir vizyon değil, aksine vahye dayalı mütekamil hadari bir proje olup insanlığa, mutluluk ve istikrarın gerçekleşmesi konusunda başarısız olduğu kanıtlanmış olan Batılı materyalist medeniyetine bir alternatif sunmaktadır. Aynı zamanda siyasi iradenin ümmetin elinde olması ve ümmetin enerjisinin ve ordularının onu kurmak için harekete geçmesi durumunda uygulamaya hazır pratik bir projedir.

Hizb-ut Tahrir'in sunduğu şey, sadece geçmişe duyulan bir özlem değil, aksine İslami hayatı pratik olarak yeniden başlatan ve çağın zorluklarıyla mücadele edebilecek olan ve İnsanlığın sorunlarına Rabbani bir yaklaşımla çözümler sunan hadari bir örneklik sunan seçkin bir devlet inşa etmektir. İnsan yapımı sistemlerin çöktüğü ve kapitalizmin cazibesini yitirdiği bir dönemde gelecek olan Hilafet Devleti, ümmetin birliğini ve onurunu ve dünyaya yönelik adalet ve merhametini yeniden kazandıracak gerçek bir kalkınma projesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu azim proje, ancak orduların içindeki muhlis evlatlarının önderliğinde tüm ümmetin ortak çabalarıyla gerçekleşecektir. Siz ey komutanlar ve askerler, sizler sömürgeciye bağlı rejimlerin elindeki birer araçlar değilsiniz; aksine sizler, eti, kemiği ve kanıyla bu ümmetin evlatlarısınız ve Allah sizlere büyük bir emanet ve ağır bir sorumluluk yüklemiştir.

Bugün ümmet sizlere çağrıda bulunuyor ve sizlere haykırıyor; o halde Ensarın Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yardım ettiği gibi sizler de, İslami hayatı yeniden başlatma projesinin destekçisi ve koruyucu kalkanı olun, zulümleri engelleyin ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için muhlis bir şekilde çalışanlara yardım edin ki dünyada büyük bir şerefe ve ahirette de yüce bir makama nail olasınız.

Tarihi an yaklaşıyor, mevcut sistemler çöküyor ve ümmet de hayati bir dönüşümün eşiğindedir. Bugün ümmetinizin ve dininizin yanında yer almanız, uzun süren bir aşağılanma ile izzetin geri dönmesi ve acı gerçeklik ile İslam'ın nurunun yeniden parladığı aydınlık bir gelecek arasındaki farktır.

Allah’ım bizlere, İslam Devleti’ni, otoritesini ve şeriatını yeniden nasip et ki, yeniden Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin gölgesinde gölgelenelim.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ
Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Fazıl - Mısır

Devamını oku...

Amerika’nın Çöküşü Sadece Bir Zaman Meselesidir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika’nın Çöküşü Sadece Bir Zaman Meselesidir!

Haber:

News24 - Son Dakika | Reuters, bilgi sahibi bir kaynağa dayanarak şunları söyledi: Trump, Zelenski'nin Rusya'ya herhangi bir toprak vermeyi reddetmesinin ardından mevcut cephelerde ateşkes önerdi.

Reuters, konuya ilişkin bilgi sahibi bir kaynağa dayanarak şunları aktardı: Zelenski ile görüşme çok kötü geçti ve Trump birkaç kez küfürlü ifadelere başvurdu.

Son Dakika | ABD Başkan Yardımcısı JD Vance: Trump, Ukrayna'ya Tomahawk füzesi gönderme konusunda henüz bir karar vermedi.

Yorum:

ABD Başkanı Trump'ın Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili açıklamalarındaki acziyeti ve kafa karışıklığı bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır; zira birkaç gün önce, Trump'ın bu diplomasi ikilemi çözmede aciz kalmasının ardından, Rusya'nın taleplerine boyun eğmesini sağlamak için ABD'nin Tomahawk füzeleriyle Rusya'nın iç kesimlerini vurmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Trump, Rusya-Ukrayna savaşını yirmi dört saat içinde çözebileceğini söyleyip sonra da bunu inkar ederek, böyle bir şey söylediğine şaşırmış gibi davranmaya devam etmektedir!

Bu, Amerika'daki fikri ve siyasi düzeyin düşüşünün bir göstergesidir; Amerika, küçümsenemeyecek kadar büyük bir güç olsa da, ancak ülkelerin çöküşü, fikri kampanyanı düşüşü ve ehil olmayan kişilerin iktidarı ele geçirmesi ile gerçekleşmekte olup bu da, zirveden dibe doğru hızlı düşüşün başlangıcının bir ilanı sayılır.

Amerikan toplumu gerginlik ve kutuplaşma durumu yaşarken, ırkçılık da onu kemirmeye başlamıştır. Bu da kaçınılmaz olarak iç çatışmalara yol açmakta ve çöküşünü müjdelemektedir.

Ayrıca Amerikan kibri ve küstahlığı, dünya çapında halkların ve halkların maruz kaldığı zulüm, baskı ve aşağılanma, Amerika'nın gürültülü çöküşüne, kaçınılmaz olarak beklediğimizden daha erken bir zamanda katkıda bulunacaktır.

Amerika gibi bir ülke, insan fıtratına aykırı ve tüm iffete, dine ve doğruluğa karşı savaştığı gibi hayatın tüm alanlarında Allahu Teala ile de savaşan habis bir ırkçı olan kapitalist sisteme dayalı olup Allahu Teala'nın sünneti kaçınılmaz olarak gerçekleşecek ve ondan hiçbir iz kalmayacaktır. Dolayısıyla bu sistemin çöküşü sadece zaman meselesidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Et-Tamîzî

Devamını oku...

Burhan'ın Hemedti ile Oturmayı Kabul Etmesi, Amerika'nın Savaş Dosyasını Kendi Gündemini Gerçekleştirmek İçin Yönettiğini Teyit Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Burhan'ın Hemedti ile Oturmayı Kabul Etmesi, Amerika'nın Savaş Dosyasını Kendi Gündemini Gerçekleştirmek İçin Yönettiğini Teyit Ediyor

Haber:

Sudan Tribune internet sitesinin 18/10/2025 tarihli haberine göre, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Korgeneral Abdülfettah El-Burhan, El Faşir'de hayatını kaybeden bir subayın ailesini ziyareti sırasında Atbara kentinde yaptığı konuşmada, uluslararası arabuluculara çift taraflı bir mesaj gibi görünen açıklamalarda bulundu. Başlangıçta sert tutumunu vurgularken, “verdiğimiz sözden geri adım atmayacağız, hiçbir tarafla müzakere yapmayacağız” dedi ve uluslararası girişimlere ilişkin şartlarını sıraladı.

El-Burhan şöyle dedi: “Sudan ve Sudanlılar için en iyi olanın ne olduğu konusunda bizimle müzakere etmek isteyen, bu savaşı Sudan'ın onurunu ve birliğini yeniden sağlayacak ve başka bir isyan olasılığını önleyecek şekilde sonlandırmak isteyen herhangi bir taraf ister Dörtlü ister başkaları olsun, onunla işbirliği yapmaya hazırız.”

Yorum:

El-Burhan'ın bu açıklamaları, Cidde platformunu kuran ve şimdi Suudi Arabistan, Amerika, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de aralarında bulunduğu sözde Dörtlü ülkeleriyle hazırladığı sözde yol haritası üzerinden yeni müzakereler planlayan Amerika'nın talimatına tabi olduğunu teyit ediyor; zira Amerika, insani bir ateşkesle başlayıp kapsamlı bir siyasi sürecin önünü açan bir yol haritası önerdi ve bu öneri, Hızlı Destek Güçleri tarafından memnuniyetle karşılansa da, başlangıçta ordu liderlerinin çekinceleriyle karşılaştı. Dahası Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Eylül 2025'te Washington'da yapılan Dörtlünün toplantısına saldırdı.

Ajanı Hemedti aracılığıyla ve üst düzey askeri liderlerin de işbirliğiyle Sudan'daki savaşı alevlendiren ve İngiliz nüfuzunu baltalama politikasını hayata geçirmek için de çerçeve anlaşmasını iptal eden bizzat Amerika'dır.Aynı şekilde güneyi ayırdığı gibi Sudan'ı parçalayıp servetini de yağmaladı, şimdi de Allah korusun ordunun tüm Darfur vilayetlerinden çekilmesinden sonra, erkekleri ve kadınlarıyla halkının kararlılığı ve Hızlı Destek Güçleri'nin tekrarlanan saldırılarına direnmeleri sayesinde sadece El Faşir'i bırakarak Darfur'u da ayırmayı planlamaktadır.

Sakti Haber sitesi, 25 Eylül 2025'te, "ABD desteğiyle... Sudan krizinde doğrudan görüşmeler ufukta görünüyor" başlığı altında, (... ABD Başkanı'nın Afrika ve Ortadoğu konularındaki danışmanı Massad Boulos, Sudan'daki iki savaşan taraf olan ordu ve Hızlı Destek Güçleri'nin "dünyanın en kötü insani krizlerinden birini sona erdirmek için doğrudan görüşmelere yaklaştığını" vurguladı.Boulos, New York'taki BM Genel Kurulu sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD'nin müzakereler için genel prensipler üzerinde anlaşmak amacıyla ordu ve Hızlı Destek Güçleri ile görüşmeler yürüttüğünü söyledi.Toplantının ardından Boulos, X hesabından şu tweeti attı: "Bu savaş yeterince uzadı ve ABD başkanı barış istiyor."

İşte Amerika, kötülüğün başı olan, kaos yaratmaktan zevk alan ve bundan haz duyan kapitalist bir devlet olup ajanları aracılığıyla savaşları alevlendirmekte ve fitneyi körüklemektedir; Sudan’da olduğu gibi kirli planlarını gerçekleştirmek için hem kendisi hem de ajanları kan dökülmesini veya can kaybını umursamıyorlar.

Bugün ümmetin, kan şelalesinin ne müzakerelerle ne de siyasi kotalarla durdurulamayacağını anlaması gerekir; zira Amerika’nın şerrini durduracak olan sadece İslam'ı ikame edecek, ümmeti birleştirecek, Allahu Teala’nın şeriatını tatbik edecek ve İslam’ı dünyaya bir nur ve hidayet risaleti olarak taşıyacak güçlü ve ideolojik bir devlettir; dikkat edin bu devlet, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’dir. Zira acı gerçeklikten kurtulmak için kendisi için çalışılması gereken sadece Hilafettir. Dahası Hilafet, namaz ve orucun farz olduğu gibi farz olan bir emirdir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Cami (Ebu Eymen) - Sudan

Devamını oku...

Dünyadaki En Büyük Demokrasinin, Müslüman Kadınların Hakları Konusundaki Başarısızlığından Çıkarılan Dersler

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Dünyadaki En Büyük Demokrasinin, Müslüman Kadınların Hakları Konusundaki Başarısızlığından Çıkarılan Dersler

Haber:

Indian Express gazetesi, şu başlık altında bir makale yayınladı: “Yok Olan Var Olandan Daha Anlamlı Olduğunda: Müslüman Kadınlar ve Hindistan Parlamentosu.” Makale, Müslüman kadınların parlamentoda önemli ölçüde yetersiz temsil edilmesini ele almaktadır.1952'deki ilk Lok Sabha (Hindistan demokratik parlamentosu) oturumundan bu yana, konseylerde aktif olarak görev alan Müslüman kadınların sayısı sadece on sekizdir.Bu yetersiz temsil, gazeteci Asheed Kidwai ve siyaset bilimci Ambar Kumar Ghosh tarafından yazılan ve Jagran (2025) tarafından yayınlanan "Konseyde Eksik Olanlar: Lok Sabha'daki Müslüman Kadınlar" adlı yeni kitapta belgelenmiştir.Yazarlar, bu temsilin çoğu zaman sembolik boyutunun farkında olduklarını vurgulamaktadırlar. Birçok siyasi parti için Müslüman bir kadını aday göstermek, gerçek bir etki ve nüfuz olmaktan daha çok sembolik bir jest mesabesindedir.Kitapta ele alınan en önemli temalardan biri, görünürlük ve otorite arasındaki gergin ilişkidir.Müslüman bir kadın milletvekili medya organlarının ilgisini çekebilir; ancak gerçek karar alma, aday seçme, politika önceliklerini belirleme ve bakanlık pozisyonları söz konusu olduğunda, Müslüman kadınlar genellikle açıkça marjinalleştirilmektedir. Yazarlar, “demokratik temsilin” illa ki güçlendirme anlamına gelmediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yorum:

Biz Müslüman kadınlar, liberal siyasi teorinin zehirli olduğunun kanıtlanması gereken bir dönemin sonuna tanık olduğumuzda şaşırmamalıyız.Demokrasinin karanlık uçurumunda uzun zamandır kayıp olan güçlendirmenin çaresi artık bulunamıyor."Kapsayıcılık" yanılsamasının, aslında sahte vaatlerden ve yanıltıcı İslami söylemden oluşan bir serap olduğunu gördük.İktidara ulaşmak, her zaman laik efendilerinize hizmet etmek ve Allah Subhanehu ve Teala ile olan ilişkinizden feragat etmek anlamına gelmektedir.

Feministler, kimliklerini ve Allah Subhanehu ve Teala'ya olan bağlılıklarını ifade etmekten korkarak yaşayan Müslüman kadınların küresel ve yerel düzeyde maruz kaldıkları istismar ve cinayetler konusunda sessiz kalmaya devam ediyorlar.

Biz Müslüman kadınlar, gerçek güçlenmemizi sadece Allah Subhanehu ve Teala'dan aldığımızı ve sesimizin, güvenliğimizin ve onurumuzun her zaman Hilafetin gölgesinde korunduğunu asla unutmamalıyız.Bizim kadın hakları hareketine hiçbir zaman ihtiyacımız olmadı ve gayrimüslim kadınları asil değerlerimizle koruduk.Ekonomik ve sosyal haklar kutsaldır ve bu, Nisa suresinde açıkça belirtilmiştir:وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌYapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, ana-babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelale şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, halîmdir.” [Nisa 12]

Eğer sadece İslam'ı siyasi hayata geri getirmeye odaklanırsak, gerçek Müslüman kadını görünmez ve güçsüz kılmayı hedefleyen laik bir gündemin labirentleri tarafından artık dikkatimiz dağılmayacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İmrane Muhammed

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER