Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

﴿وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً﴾ “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141] Ayeti Üzerinde Düşünmek

  • Kategori Makaleler
  •   |  

﴿وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً﴾

“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]

Ayeti Üzerinde Düşünmek

Allah’ın Kitabı’nın tamamı azim olmakla birlikte, azim bir ayet olup kesin şerî bir kaideyi ve İslam’da egemenlik ilkelerinden birini taşımaktadır ki o da şudur: Kafir; yönetim, ekonomi, fikir ve güvenlik bakımından Müslüman üzerinde hegemonya sahibi olamaz. 

Bu, meseleyi kesin olarak çözen bir ayettir. Egemenlik müminlere ait olduğu gibi liderlik de onlara aittir; çünkü müminler, en doğru yola ileten vahyi taşımaktadırlar.  

Evet, bu ayet-i kerime, İslam’ın azim kaidelerinden biri olup kesin ve net bir ilkeye karar vermektedir: Bir kafir Müslümanlar üzerinde otorite sahibi olamayacağı gibi onlar üzerinde velayet sahibi de olamaz ve onun Müslümanların işlerine tahakküm etmesi için bir yol yoktur. Dolayısıyla egemenlik ve liderlik tamamen İslam ümmetinin hakkıdır; çünkü İslam ümmeti, Allah’ın kendisine içerisinde her şeyin açıklandığı Kitabı indirdiği bir ümmettir.

Ancak Müslümanların bugünkü gerçekliği, kendilerine isabet eden inkılabın boyutunu gözler önüne sermektedir; zira kafir, Müslümanlar aleyhine birçok yol bulmuştur. Bunun sebebi Allah’ın vaadinden dönmesi değildir -ki Subhanehu bundan münezzehtir-. Bilakis bunun sebebi, bizim Allah’ın emrine muhalefet etmemiz ve O’nun şeriatını terk etmemizdir. Nitekim İslam beldelerinin başındaki yöneticiler, her yönden kendi aleyhlerine kafirlere yol vermişledir:

- Yöneticilerimiz, kafirin projelerine hizmet etmeye razı olup Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla yönettikleri gün, kafir siyasi olarak bizim üzerimizde otorite sahibi olmuştur.

- Ekonomimizi onların Dolarına bağladığımızda, Uluslararası Para Fonu'na ve Dünya Bankası'na elimizi uzattığımızda ve onların iradeleriyle yoksulluğu kabul ettiğimizde, kafiri ekonomik olarak üzerimizde otorite sahibi kıldık.

- Okullarımızı, üniversitelerimizi ve medyamızı onun kültürüne göre açtığımızda kafiri fikri olarak üzerimizde otorite sahibi kıldık; o da bize kendi değerlerini aşıladı ve İslam’ın mefhumlarını yok etti.

- Ordularımız kafirin elinde, İslam’a ve Müslümanlara yardım etmek için değil, aksine onun nüfuzunu korumak için hareket eden araçlar olduğu ve ülkemiz de onun askeri üslerinin ve donanmalarının merkezi haline geldiği gün, kafiri askeri olarak üzerimizde otorite sahibi kıldık

Peki bu yollar, kaçınılmaz bir kader midir? Kesinlikle hayır, bilakis İslam’ı tatbik eden, sömürgeci kafirin elini koparan ve dünyanın dört bir tarafına hayrı yayan Hilafetin yokluğunun bir sonucudur.

Evet, bu durum, kaçınılmaz bir kader değildir, aksine bu, Müslümanların Allah’ın hükmünden ve İslam’ı içeride tatbik eden ve onu bir nur ve hidayet risaleti olarak dünyaya taşıyan devletini kurmaktan vazgeçmelerinin bir sonucudur. 

Allahu Teala, Kerim Kitabı’nda şuna hükmetmiştir: يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاًAllah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141] Dolayısıyla bu, sadece okuyup kendisinden bereket ve hayır umacağınız bir cümle değildir; aksine bu, bir vaat ve uyarıdır:

Allah’ın dinine yardım edip O’nun şeriatına bağlı kaldığımızda, bizim aleyhimize kafire hiçbir yol verilmeyeceğine dair bir vaattir. 

Allah’ın emrine muhalefet edip O’nun dininden yüz çevirdiğimizde, kafirin bizim üzerimizde otorite sahibi olacağına dair bir uyarıdır.

Bugün gördüğümüz aşağılayıcı gerçeklik; laik sistemler, insan yapımı kanunlar ve düşmanla ittifaklar olup bunlar, Hilafeti terk edip onu Sykes-Picot sistemleriyle değiştirmemizin acı bir meyvesidir.

Ey Müslümanlar:

Kurtuluşun yolu, yama yapmak olmadığı gibi aynı temel üzerine bir yöneticiyi başka bir yöneticiyle değiştirmek de değildir; aksine kurtuluşun yolu, yozlaşmış rejimi kökünden söküp atıp kafirin otoritesini üzerimizden kaldırarak tüm İslam’a, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeye ve Hizb-ut Tahrir’in kendisi için ciddiyet ve samimiyetle çalıştığı Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet projesine geri dönmemizdir. İşte o zaman Allah Subhanehu’nun bize olan vaadi gerçekleşecektir; kafirin yollarını ortadan kaldırmanın, ümmetin izzetini yeniden tesis etmenin ve Allah Subhanehu’nun vaadinin gerçekleşmesinin tek yolu işte budur: وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ Allah (Kendi dinine) yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Müeyyid El-Râcihi – Yemen

Devamını oku...

Pakistan ve Afganistan Arasındaki Çatışmalarda Saatler İçinde Onlarca Ölü!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pakistan ve Afganistan Arasındaki Çatışmalarda Saatler İçinde Onlarca Ölü!

Haber:

Pakistan ve Afganistan, sınırlarının her iki tarafında meydana gelen şiddetli çatışmalarda onlarca askerin öldüğünü açıkladı. Son çatışmalar, 11 Ekim 2025 Cumartesi akşamı Afgan Taliban güçlerinin Pakistan'a karşı düzenlediği sürpriz bir saldırıyla başladı. Afganistan, Pakistan ordusunun Afganistan topraklarında, özellikle de Afganistan'ın doğusundaki halk pazarına yönelik tekrarlanan ihlaller ve hava saldırıları düzenlemesine bir cevap olarak, güçlerinin Pakistan güvenlik güçlerine karşı başarılı bir askeri operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu.

Afganistan hükümet sözcüsü Zabihullah Mucahid, bu operasyonda 58 Pakistanlı askerin öldürüldüğünü ve ülkesinin, halkını ve topraklarını savunacağını söyledi.Bu arada Pakistan ordusu, bombardıman, baskın ve hassas saldırılarla Taliban ve ilgili “terörist gruplardan” 200'den fazla savaşçıyı öldürüp yaraladığını açıklarken Pakistan ise Afganistan'ın kendisine karşı gerçekleştirdiği saldırıya daha güçlü bir yanıt vereceği tehdidinde bulundu. Suudi Arabistan ve Katar'ın arabuluculuğu sayesinde iki ülke arasındaki çatışmalar geçici olarak durdu ve iki ülke arasındaki sınır geçişleri kapatıldı.

Yorum:

Sömürgeci, çıkarlarını savunmak için kurduğu kırılgan ülkeler arasında yapay sınırlar bıraktı ve bu sınırlar, devletler arasındaki çatışmaların patlak vermesinin ana nedenlerinden biri oldu; belki de Pakistan-Afganistan sınırı, sınırların ülkeler arasında, özellikle Pakistan ve Afganistan arasında krizleri nasıl tetikleyebileceğinin en iyi örneğidir. Bu iki ülkenin arasını ayıran hat, “Durand” hattı olarak adlandırılmış ve İngiltere onu, Hint Yarımadası'nı kontrolü altında tutup Afganistan'ı da Hindistan'daki nüfuzu ile bu bölgede emelleri olan Rusya'nın nüfuzu arasındaki tampon bir devlet haline getirmek için koymuştur.Bu yapay sınırlar, sınırın her iki tarafında yaşayan Peştun kabileleri arasındaki iletişimi koparmış ve devlet otoritesinden ayrı olan ve halkın güçlü desteğiyle savaşçılarla beslenen silahlı kabile milislerinin kurulması için verimli bir zemin oluşturmuştur.

ABD daha sonra Pakistan ile Afganistan arasındaki bu karmaşık sınır durumunu istismar ederek, Pakistan’ı Keşmir’in kurtuluşu gibi konularla meşgul etmemek için Pakistan ordusunu terörizmle mücadele bahanesiyle bu milislere karşı saçma ve sonuçsuz bir çatışmaya yönlendirmiştir. 

Taliban'ın Afganistan'da iktidara dönmesi ve Amerikan işgal güçlerinin çekilmesinin ardından, Pakistan ve Afganistan arasındaki sınır gerginlikleri artmış ve özellikle siyasi liderlerin ulusal kimliğe bağlı kalarak aralarında İslam temelindeki birlik ve beraberlik fikrinden uzaklaşmalarıyla, iki ülke arasında kapsamlı bir savaşın patlak vereceği uyarısında bulunan çatışmalara kadar ulaşmıştır.

Bu nedenle Müslüman bir ülke olan Afganistan ile Çin, Rusya ve Hindistan gibi İslam'a düşman ülkeler arasındaki ilişkiler her alanda iyileşip gelişirken, din, dil ve kabile bağları açısından kardeş olan Pakistan ile ilişkilerinin giderek bozulup kopma ve savaş noktasına gelmesi şaşırtıcıdır!

İki devletin sorunlarına ve aralarında devam eden çatışmaya şifa olacak çözüm, sadece İslam'da, onun hükümlerine tutunmakta ve onun akidesine bağlılıkta yatmaktadır; zira İslam'a dönmek, birlik, beraberlik ve güç yönünde ilerlemek anlamına gelirken, İslam'dan uzaklaşmak ise çatışmanın, çekişmenin, bölünmenin ve zayıflığın oluşması anlamına gelmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ahmed El-Hutvânî

Devamını oku...

Afganistan ve Pakistan Arasındaki Fitne!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Afganistan ve Pakistan Arasındaki Fitne!

Haber:

Pakistan ve Afganistan arasında kanlı çatışmalar çıktı ve Kabil'deki hedeflerin bombalanması için Pakistan uçakları kullanıldı. Afgan kara kuvvetleri de Pakistan Peştun Taliban grubunun da katılımıyla Pakistan içindeki çeşitli noktalara sert bir şekilde karşılık verdi; bu da her iki tarafta ağır can ve mal kaybına yol açtı.

Yorum:

Sömürgeci kafir İngiltere'nin oluşturduğu ve Pakistan ve Afganistan'daki siyasetçilerin kültürüne egemen olan aptalca vatancılık mefhumlarını pekiştirdiği sınırlarda Müslümanların kanının dökülmesi ilk kez olmuyor. Zira kötü niyetli İngiltere arkasında, Peştun kabilelerinin bölgelerini Pakistan ve Afganistan arasında bölerek bölge halkları arasında fitne tohumları bırakmış, bu da bu kabileler ile Pakistan rejimi arasında zaman zaman farklı şekillerde ortaya çıkan sürekli çatışmalara yol açmaktadır.

Amerika ve Hindistan gibi sömürgeci güçlerin, Afganistan ve Pakistan'da Müslümanlar arasında savaşın alevlenmesi ve kan dökülmesinden dolayı memnuniyet duyacakları konusunda şüphe yoktur; hatta özellikle Amerika'nın bölgedeki artan hırsları ve buradaki nüfuz ve kontrol projesinden vazgeçmemesinden dolayı bu işte doğrudan elleri bile olabilir.

Pakistan ve Afganistan'daki Müslümanların görevi, ülkeleri arasındaki bu yapay sınırları ortadan kaldırmak, bölgedeki halkları Allah'ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti üzere bir araya getirecek tek bir İslam Devleti altında birleştirmek ve İslam öncesi Arapların durumuna benzeyen durumdan derhal çıkmaktır. Zira düşmanlarının beslendiği ve İslam akidesi, şeriatı ve devleti üzerinde birleşmedikçe asla durmayacak olan kabile savaşları ve çatışmaları Müslümanları parçalamaktadır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِن يُرِيدُوا أَن يَخْدَعُوكَ فَإِنَّ حَسْبَكَ اللَّهُ هُوَ الَّذِي أَيَّدَكَ بِنَصْرِهِ وَبِالْمُؤْمِنِينَ * وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً مَّا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ أَلَّفَ بَيْنَهُم إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌSeni aldatmaya kalkışırlarsa kuşkusuz Allah sana yeter; yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O’dur.Müminlerin kalplerini birleştiren de O’dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların kalplerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını düzeltti. O izzet ve hikmet sahibidir.” [Enfal 62-63]

Allah’tan bunun yakın olmasını diliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Şeyh Adnan Mezyan

Devamını oku...

Laiklik ve İslam, Birbiriyle Bağdaşmayan İki Zıt Mefhumdur!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Laiklik ve İslam, Birbiriyle Bağdaşmayan İki Zıt Mefhumdur!

Haber:

Din adamları: Seçim sürecine geniş katılım, bilinçli olma ve sorumluluk mesajını temsil etmektedir!!(Irak Haber Ajansı (INA), 7 Ekim 2025)

Yorum:

Ülkeyi yöneten laiklik, dini devletten ayırıyor; peki bu ne anlama geliyor?

Dini hayattan ayırmak, dini ülkenin iç ve dış işlerinden ayırmak demektir. Bu, seküler düşüncenin doğası olup bunun gerçekliği konusunda hiçbir tartışma yoktur; çünkü onlar bunu dile getirmekten hiç çekinmiyorlar.

Laikliğin kökleri, antik Yunan felsefesine, yani Epikür (270-311) gibi Yunan filozoflarına dayanmaktadır; ancak laikliğin modern mefhumu, 1685'te başlayan Avrupa aydınlanma çağında ortaya çıkmıştır; bunun sebebi ise Katolikler ve Protestanlar arasında 1618-1648 yılları arasında süren ve 8 milyon kişinin, yani o dönemki Avrupa nüfusunun yaklaşık dörtte biri ya da üçte birinin ölümüne yol açan otuz yıl savaşlarıdır.Bu da bazı düşünürleri, devletin dine karşı tarafsızlığı ve siyasi otoritenin dini kurumlardan ayrılması yoluyla dini ve mezhepsel çatışmaları ve savaşlardan kurtulmanın bir yolunu araştırmaya sevk etmiştir; bu ise John Locke, Denis Diderot, Voltaire, Baruch Spinoza, James Madison, Thomas Jefferson ve Thomas Paine gibi bir dizi “aydın düşünür” tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Garip bir şekilde kendilerini din alimi olarak adlandıran ve dini kurumlara mensup bazı kişiler, insanların yasama organı olan parlamentoya, temsilcilerini aday gösterme sürecine katılmasının kesinlikle dini ve milli bir görev olduğunu düşünmektedirler.

Laikliğin üzerine inşa edildiği akide, yani dinin devletin ayrılması, insanları dinlerinin parlamento yasalarını kontrol etme veya etkilemesinden ayıran bir sürece katılmaya ikna etmek için nasıl da din kullanılıyor?!

İslam ve laiklik birbiriyle bağdaşmayan iki zıt mefhumdur; o halde laiklik, Müslümanları laikliğin kendileri için iyi olduğuna ikna edemediği halde onları ve akidelerini reddeden kişileri nasıl kullanmaya çalışabilir?!Bu nedenle İslam'a mensup olduğunu iddia eden bazı kişilerin bu davranışı büyük bir günah ve açık bir şerî ihlaldir. Laiklik, onun adamları ve kurumlarının, Müslümanların duygularını kullanarak onları bilinçli olmak ve maslahat kisvesi altında katılımcı olmaya teşvik etmesi ise utanç verici ve açık bir aldatmacadır!

İslam bir din olup onun devleti de insanların işlerini gütmeye yönelik mütekamil bir metottur; bu yüzden dinin bir kısmını alıp diğer kısmını bırakanların akıbeti, bu dünyada rüsvaylık, ahirette ise azaptır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ Yoksa siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” [Bakara 85]

Hanif İslam'ın ayrıntılarıyla oynamak, fetva verenlerin sorumluluğunu taşıdığı büyük bir günahtır; Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلَ اللهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً أُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi (ahir zaman Peygamberinin vasıflarını) gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.” [Bakara 174]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Vail Sultan – Irak

Devamını oku...

Gabis Trajedisi: Modern Devlet Seçiminin Bir Kurbanıdır

Tunus’un güneyindeki Gabis’te halk, bir kimya tesisinden yayılan zehirli atıklar nedeniyle protestolar düzenlemeye devam ediyor. Bu tesis, şehri bir bütün olarak hem çevre hem de sağlık açısından bir enkaz yığınına çevirmiş durumda. İnsanların sağlığı, toprağın bereketi bir bir yok oluyor. Kanser bir veba gibi yayılıyor, insanlar nefes alamıyor. Ve en acısı, okul sıralarındaki çocuklarımız, peş peşe boğulma krizleriyle can veriyor... Yıllardır verilen boş sözler ve kasıtlı ihmaller, Gabis’i dışlanmışlığın ve çevre kirliliğinin simgesi haline getirmiştir. Bir zamanlar bölge için büyük bir nimet olan fosfat zenginliği, “modern devlet” politikaları yüzünden tam bir lanete dönüşmüştür. Modern devlet dedikleri lanet, büyük patronların ve anlık karların çıkarlarını, halkın sağlığının ve insanca yaşama hakkının önüne geçirmiş, halkı, şirketlere kurban etmiştir!

Ey güzel Gabis şehri halkı! Unutmayın, sizin bu şehriniz bir zamanlar, İslam Hilafetinin yönetimi altındayken hayat dolu, yaşaması keyifli, yemyeşil bir vahaydı. Şimdiyse köhne kapitalist düzenin gölgesinde bir felaket şehrine, bir ölüm tarlasına dönüşmüş durumdadır. İnsanlar nefes almakta zorlanıyor. Bu yüzden, derdinizin dermanını derdin kendisinden beklemeyin! Rabbinizin yoluna dönerek, düşmanlarınızın size giydirdiği bu kapitalist deli gömleğini yırtıp atarak ve yerine İslam nizamını inşa ederek kendi çözümünüzü kendiniz yaratın! İslam, tüm İslam beldelerini tek bir güçlü devlette birleştirecek, sizi Rabbinizin kanunlarıyla yönetecek, yöneticinin de halkın da sınırlarını çizecek ve yeryüzünde fesat çıkaranları en ağır suçlu ilan edecektir! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ“O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” [Bakara 205] Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem de hem kişinin kendisine hem de başkalarına zarar vermesini yasaklamış ve şöyle buyurmuştur:

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ“Zarar vermek ve zararla mukabele etmek yoktur.”

لا يَبولَنَّ أحَدُكُمْ في الْمَاءِ الدَّائِمِ الذي لا يَجْرِي، ثُمَّ يَغْتَسِلُ فِيه“Sakın sizden biri durgun suya idrarını yapıp sonra da orada yıkanmasın.” İslam hukukunda temel bir kural vardır: “Harama giden yol da haramdır.” Bu kurala göre, sanayileşme, ekonomik kalkınma veya doğal kaynakları işleme sırasında çevreye zarar verilmesi, zararlı bir sonuca yol açılması veya haram bir duruma neden olunması dinen haramdır. Maliyeti ne olursa olsun, çevrenin kirletilmesinden kesinlikle kaçınılması gerekir.

Ey güzel Gabis şehri halkı! Şüphesiz çevre sorunu, her konuya sadece kar ve çıkar gözüyle bakan kapitalist çözümlerle çözülemez. Doğayı ve nesilleri yok eden kapitalist şirketlerin dizginlenmesi ancak Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetle mümkündür. Çünkü Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

فَالْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ“İman çobandır ve güttüklerinden sorumludur.”

İslam Devleti, kirletici sanayiler için yerleşim yerlerinden uzak özel sanayi bölgeleri kurarak, sanayi ve tarım tesisleri ile diğer tüm kirlilik kaynaklarını denetleyerek, bu tesislere, endüstriyel atık arıtma üniteleri gibi temiz üretim yöntemlerini kullanma zorunluluğu getirerek ve kirletici maddelerin çevreye sızmasını kesinlikle engelleyerek bu sorunu kökten çözecektir.

Hilafet devleti ayrıca, sanayi atıklarını azaltmak amacıyla geri dönüşüme de büyük önem verecektir. Bu çerçevede, (dinen) caiz olan sanayi atıklarını yeniden işleyerek yeni hammadde ve enerji kaynaklarına dönüştüren fabrikalar kuracaktır. Yeniden kullanılamayan veya geri dönüştürülemeyen atıklar ise, yerleşim yerlerinden uzak bölgelerde toprağa gömülerek imha edilecektir.

Kahraman Gabis halkının protestoları, vahşi kapitalist sistemi yıkmak ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet yönetimi altında, İslam’a dayalı Raşit bir yönetim kurmak için bir başlangıç ve kıvılcım olmalıdır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Devamını oku...

Gazze’deki Çocuk Katliamı ve Açlık, Soykırımdan Sorumlu Yetkililerin Planlarıyla Değil Yalnızca Müslüman Ordularının Harekete Geçmesiyle Son Bulacaktır

Son iki yıl boyunca, Gazze halkı, katil Yahudi varlığının aralıksız bombardımanına, vahşi kuşatmasına ve en iğrenç suçlarına maruz kalmıştır. Bu suçların ana kurbanları kadınlar ve çocuklar olmuştur. Bu süreçte, 20 binden fazlası çocuk olmak üzere toplam 65 bin kişi şehit edilmiştir. Bu rakam, her gün 30 çocuğun hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Çocuklar ya sokaklarda ya Yahudi keskin nişancıların kurşunlarıyla ya da SİHA’ların ateşiyle, hatta aç insanlar için birer “ölüm tuzağına” dönüşen yardım merkezlerinde bile kasten öldürülmüşlerdir. Uluslararası “Save the Children” örgütünün raporuna göre, insani yardım faaliyetlerinin başlamasından sonraki dört haftalık bir dönemde bile gıda dağıtım noktalarına düzenlenen saldırıların yarısından fazlasında çocuklar hedef alınmış, birçoğu ya ölmüş ya da yaralanmıştır. Yahudi güçlerinin aralıksız saldırıları sonucunda 21 binden fazla çocuk sakat kalmış, Gazze dünyada en fazla kolu veya bacağı kesilmiş çocuğun yaşadığı bir yer haline gelmiştir. UNICEF’in verilerine göre, Gazze’deki beslenme krizi tam bir felakete dönüşmüş durumdadır. Yıl başından bu yana ağır beslenme yetersizliği çeken çocukların sayısında %500’lük gibi şok edici bir artış yaşanmıştır. Beş yaşın altındaki 320 binden fazla çocuğun tamamı, ağır beslenme yetersizliği riskiyle karşı karşıya kalmıştır ve 150’den fazla çocuk açlıktan hayatını kaybetmiştir. Ama ikiyüzlülüğe bakın ki, Yahudi varlığına para ve silah sağlayarak bu soykırımın suç ortakları olan sömürgeci Batılı devletler, şimdi de utanmadan “barış havarisi” rolüne bürünerek Gazze için gelecek planları çiziyorlar. Üstelik, kendi çiftlikleriymiş gibi Filistinlilere topraklarını nasıl yöneteceklerini emrediyorlar! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ * أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ“Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.” [Bakara 11-12]

İster Gazze’de yeni bir tür işgal kurup bölgeyi Amerika’ya teslim etmeyi hedefleyen “Trump Planı” olsun, isterse de İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkelerin “iki devletli çözüm” adı altında tanıdığı o hayali ve anlamsız Filistin devleti olsun; bütün bu planların Yahudi varlığını koruyup kollamak ve ona can simidi olmak dışında bir amacı yoktur. Yahudi varlığını kuranların, onu besleyip büyütenlerin ve suçlarına kalkan olanların Filistinlilere ne gibi bir hayrı dokunabilir ki? Onların planları, katliam ve kan gölü yeniden başlayana dek sahte bir rahatlama hissi vermekten başka ne işe yarıyor ki? Kaldı ki Yahudi varlığının, “Büyük İsrail”i kurma nihai hedefine ulaşana kadar Filistinlilere yönelik soykırım savaşını durdurmayacağı da apaçık ortadadır. Dolayısıyla, işgal Filistin’in her karış toprağından tamamen sökülüp atılıncaya kadar bu soykırım ve bitmek bilmeyen felaket asla sona ermeyecektir. Allah’ın, Müslümanları savunmak ve topraklarımızı kurtarmakla yükümlü kıldığı Müslüman orduları harekete geçmedikçe bu felaketin sona ermesi mümkün değildir.

Bu yüzden, Müslüman ordularındaki kardeşlerimize soruyoruz: Rabbinizin, ümmetinizi koruma ve bu kanser gibi yayılan işgalden ümmeti nihai olarak kurtarma emrine uymak için daha neyi bekliyorsunuz? Müslümanları, Mescid-i Aksa’yı ve Mübarek Toprağı savunma konusunda sergilediğiniz ihmalkarlık nedeniyle Rabbinize ne cevap vereceksiniz? Yahudi varlığıyla yüzleşmek, İsra ve Miraç topraklarını kurtarmak zorundasınız. O halde haydi işgalin ön savunma hattı gibi davranan ve Trump’ın sinsi planına sevinen hain yöneticileri devirmek için harekete geçin. Ve onların enkazı üzerine Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti derhal kurun. Çünkü sadece Hilafet ümmetinize karşı yürütülen bu soykırımı sonsuza dek bitirebilir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” [Nisa 75]

Devamını oku...

Ey Müslümanlar! İnisiyatifin Dizginlerini Elinize Alın, Sakın ha Meselelerinizi Düşmanlarınızın Eline Bırakmayın

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki savaşı bitirme planının ilk tur müzakereleri Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde başladı. Toplantıya, ABD’nin özel elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’in yanı sıra Katar Başbakanı ile Türkiye ve Mısır’ın istihbarat başkanları da katıldı.

Bu planın, Amerikan Başkanı’nın kişisel çıkarlarına hizmet ettiği gün gibi açık. Trump, bu planı ile Gazze’de savaşı durdurma ‘başarısını’ Nobel Barış Ödülü adaylığına taşıma ve ABD’nin siyasî/ekonomik çıkarlarını ilerletme derdinde. Çünkü plan, Gazze Şeridi’nin yönetimini, Trump’ın başında olacağı ve arkasında da eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in bulunacağı uluslararası bir komiteye bırakıyor. Halbuki söz konusu komitenin liderliğini üstlenecek olan Amerika ve İngiltere’nin, İslam ve Müslümanların en büyük iki düşmanı ve Yahudi varlığının bir numaralı destekçisi olduğu çok iyi biliniyor! Trump planının Yahudi varlığının çıkarlarını gözettiği, onu Mübarek Toprak Filistin’de daha da güçlendirmeyi ve onu tehdit edebilecek her türlü tehlikeyi bertaraf etmek istediği de aşikâr.

Trump, planını açıklamadan önce, 23 Eylül 2025 Salı günü BM Genel Kurul toplantıları marjında Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Ürdün, Türkiye, Endonezya ve Pakistan’ın katıldığı bir toplantıya başkanlık etmiş ve bu toplantıyı ‘en önemli toplantı’ olarak tanımlamıştı. Toplantıya katılan ülkelere ‘21 maddelik bir plan’ sunmuştu. Planın en belirgin maddeleri arasında şunlar yer almaktaydı: “Hamas’ın elindeki tüm Yahudi esirlerin serbest bırakılması, kalıcı ateşkes sağlanması ve Yahudi ordusunun kademeli olarak geri çekilmesi.” Trump, onları toplama amacının Yahudi esirleri kurtarmak olduğunu açıkça söylemişti: “Yönetimim Gazze’den 20 canlı rehine ve 38 cansız bedeni geri almak istiyor” dedi ve ardından, çekilmenin kademeli olacağını belirtti. Kademeli söylemi, çekilme sürecini sonlandırmak için kullanılan mayınlı bir ifadedir. Böylelikle ateşkesin ipini ve devamlılığını kontrol etme gücü yine Yahudi varlığında kalacaktır!” Dolayısıyla Müslümanların Ruveybida yöneticilerinin Trump’ın planını memnuniyetle karşıladığını duymak şaşırtıcı değildir. Keza onların her birinin bu ihanet planındaki rolünü oynamak için sırasını beklediğini görmek de şaşırtıcı değildir. Nitekim ihanetin ilk perdesinin başladığına, Katar Başbakanı, Türk ve Mısır istihbarat şeflerinin sahnedeki yerlerini aldığına, diğerlerinin ise sıralarına beklediğine tanık olduk. Yaptıkları şey ne kötü! Yaptıkları ne kadar da alçakça!

Ey Müslümanlar! Başınızdaki bu teslimiyetçi yöneticiler, sallantıdaki o çarpık koltuklarını koruyabilmek için sizi en değersiz paralara satmışlar ve davalarınızı düşmanlarınıza peşkeş çekmişlerdir. Sizin onların bu ihanet ve vurdumduymazlıklarına sessiz kalmanız, onların bu aldatmaca ve ihanetlerinde daha da ileri gitmelerine neden olmaktadır. Onlar ne Allah’tan ne Rasûlü’nden ne de sizden utanmamaktadırlar. Filistin’e karşı komplo kurup Yahudilerin orayı ele geçirmesine olanak sağlamışlardır. Gazze’de on binlerce insan katledilirken, evleri başlarına yıkılırken gıklarını bile çıkarmadılar. Gazzelilerin yurtlarından sürülmesini sadece seyretmekle yetinmişlerdir. Bütün bu alçaklıklar yaşanırken, dillerinden barışı düşürmemişler, Yahudi varlığının çıkarlarına hizmet eden Amerika’nın iki devletli çözüme çağrıda bulunmaktan bir nebze olsun geri kalmamışlardır!

Artık bu Ruveybida yöneticilerin ihanetlerine bir son vermenin ve onları bir kenara atmanın ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için halkına asla yalan söylemeyen öncü Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmanın zamanı gelmiştir. Ancak bu şekilde onurunuzu geri kazanabilir, inisiyatifin dizginlerini elinize alabilir, meselelerinize yardımda etkili bir rol oynayabilir ve düşmanlarınızın işlerinizi yönetmesine asla izin vermeyebilirsiniz.

إِن يَنْصُرْكُمُ اللهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ“Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” [Ali İmran 160]

Devamını oku...

Sömürgeci Batı’nın Müslüman Ülkelere Yönelik Açık ve Gizli Tuzağı!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sömürgeci Batı’nın Müslüman Ülkelere Yönelik Açık ve Gizli Tuzağı!

Sömürgeci sadece kendi çıkarları için gelir, ardından kendi zehirli kalıntılarını geride bırakıp İslam ümmetini kendisinden bağımsız olduğuna inandırdıktan sonra da gider; sömürgeci Batı’nın bu zararlı kalıntıları nasıl gerçekleştiğinin açıklaması aşağıdaki şekildedir:

Birincisi: Sömürgecinin, eserini bırakmak için kullandığı mekanizmalar

Hilafet Devletinin parçalanması: Sömürgeci, 1924 yılında, ümmetin siyasi birliğini temsil eden Osmanlı Hilafetini devirmek için çalışmış ve bunun yerine yapay ulusal varlıklar dayatmıştır ki en önemli zehirli kalıntılarından bazıları şunlardır:

Laik sistemlerin dayatılması: İslami yönetim sistemleri, siyasi ve ekonomik olarak Batı’ya olan bağımlılıkları sürdürmekle birlikte insan yapımı kanunlara dayalı sistemlerle değiştirilmiştir.

Ajan bir iktidar kliği oluşturmak: Kendi çıkarlarını destekleyen, ülkenin işlerini kendi gündemine göre idare eden Batılılaşmış insanlardan oluşan bir iktidar kliği oluşturmuştur. 

Ekonomik kontrol: Müslüman ülkelerde ekonomi üzerindeki kontrolünü aşağıdakiler aracılığıyla sıkılaştırmıştır:

- Uluslararası borçlar

- Çokuluslu şirketler

- Doğal kaynakların kontrol edilmesi

Fikri ve kültürel hegemonya: Müslümanların zihnini aşağıdaki yollarla işgal etmiştir:

- Laik ve liberal fikirlerin yayılması

- Eğitim müfredatına darbe

- Medya ve sosyal medya platformlarının kontrol edilmesi

İç çatışmaların körüklenmesi

Aşağıdakiler gibi eğilimlere teşvik etmek, bunları pazarlamak ve propagandasını yapmak için çalışmak:

- Milliyetçilik

- Mezhepçilik

- Bölgeselcilik

İkincisi: Ümmet bağımsızlığa nasıl inandırılmıştır?

Şekli bağımsızlığın verilmesi yoluyla: Sömürgeci, haksız antlaşmalar ve sözleşmeler, askeri üsler ve etkili diplomatik misyonlar aracılığıyla fiili kontrolünü korumakla birlikte İslam ülkelerine şekli siyasi bir bağımsızlık vermiştir.

Aynı şekilde halkların egemenlikle aldatılması: Zira bu bağımsız varlıklar, halkların iradesini temsil ettiklerinin propagandasını yaparken gerçekte bunlar sadece kendi politikalarını uygulamak için kullanılan araçlardan ibarettir.

Uluslararası örgütleri kullanarak, uluslararası meşruiyet kisvesi altında kendi politikalarını dayatmak için Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kuruluşlara boyun eğdirmiştir.

Üçüncüsü: Ümmete nasıl tahakküm etmiştir?

- Siyasi kararları kontrol etmek yoluyla: İslam ülkelerindeki hayati kararlar, Batı'nın direktifleri doğrultusunda alınmaktadır.

- Uluslararası Para Fon, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla ekonominin kontrol edilmesi.

- Askeri hegemonya: Batılı güçler, aşağıdakiler aracılıyla bölgede askeri varlıklarını dayatmaktadır:

- Silah anlaşmaları ve güvenlik ittifakları yoluyla kurulan askeri üsler.

- Medya ve fikri kontrol: Batı medyası Müslüman ülkelerde hâlâ kamuoyunu kontrol etmekte ve onu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir.

Dördüncüsü: İslam ümmeti için köklü çözüm:

- “Bağımsızlığın” büyük bir yanılsama olduğunu ve gerçek hegemonyanın hâlâ Batı’da olduğunu açıklamak yoluyla sömürgecilik ve onun araçları hakkındaki gerçeği ifşa etmek.

- Hilafetin kurulması için çalışmak:

Hilafet Devleti’nin kurulması aşağıdaki yollarla gerçekleşebilir:

- Ümmetin Batı hegemonyasından kurtulması

- Saflarının birleşmesi.

- Hayatın her alanında İslam şeriatının tatbik edilmesi.

- Siyasi, ekonomik, fikri ve askeri olarak Batı'ya olan tüm bağımlılık şekillerini boykot ederek tüm bağımlılık şekillerini reddetmek…

Sömürgecinin, Müslüman ülkelerdeki aldatma ve tuzak yöntemlerine yönelik örnekler

Sömürgecinin Müslümanlara yönelik aldatmasının en belirgin örneklerinden biri, Napolyon Bonapart önderliğindeki Fransa Seferi (1798-1801) sırasında Mısır'da yaşananlardır; zira bu Fransa Seferi, kurtuluş ve ilerleme sloganlarını kullanarak sömürü ve yıkımı uygulayan sömürgeciye yönelik açık bir örnekliği temsil etmektedir. İslam ümmetinin, daha önce kaç delikten ısırıldığını bilmesi gerekir ki bunu aşağıdaki şekilde açıklayacağız:

Birincisi: Fransa’nın Mısır’a yönelik seferinin arkasındaki yalan iddialar:

- Napolyon, seferin hedefinin Mısır’ı Memlüklerin zulmünden kurtarmak olduğunu iddia etmişti! Ama ironik olan Fransa, başka ülkeleri de sömürgeleştirmiştir.

- Bilim ve kültürün, Batı matbaaları ve bilimleri aracılığıyla yayılması.

- İslam'a Saygı: Napolyon’un, İslam'a hayranlık duyduğunu ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e saygı duyduğunu iddia etmesi!

Napolyon'un kullandığı sömürgeci aldatma mekanizmaları

Sahte dini sloganların kullanılması: Kendisinin "İslam dostu" olduğunu ve dine saygı göstermeye çalıştığını ilan ederken vergiler toplamış ve İslami vakıflara el koymuştur.

İslam'ı öven Arapça neşriyatlar yayınlarken (!) askerleri camileri yağmalamışlar ve namusları ihlal etmişlerdir.

Seçkinleri ve kitleleri aldatmak: Kendisini Mısır'a "medeniyet" taşıyan modern bir reformcu olarak sunarken İngiliz nüfuzuna darbe indirmek amacıyla Fransız ticari çıkarları için Hindistan'a giden yolu kontrol etmeyi hedeflemiştir.

Mısırlıları yönetimde söz sahibi olduklarına inandırmak için bazı şeyhlerden ve alimlerden oluşan bir Divan (danışma meclisi) kurmuştur!

Hukuk sloganı altında baskı yapmak: Koruma ve güvenlik adı altında Fransız yasalarını dayatırken (İkinci Kahire Devrimi gibi) direnişçilere işkence etmiştir. 

Kaynakların sömürülmesi: Mısır'ın (pamuk, tahıl, antikalar) gibi zenginliklerini yağmalayarak Fransa'ya göndermiştir.

Mısır’daki Müslümanları aldattığı nasıl ortaya çıkmıştır?

Halk Devrimleri: Napolyon'un sloganlarının yalan olduğu, Fransa'nın ülkenin zenginliklerini sömürdüğü ve İslami kimliği yok etmeye çalıştığı ortaya çıktıktan sonra Ömer Makram gibi alimler, Kahire'de iki halkçı devrime (1798 ve 1800) öncülük etmişlerdir.

Seferin başarısızlığı: Fransa sadece üç yıl sonra geri çekildi ancak arkasında ekonomik borçlar, Müslümanlar arasında nifak tohumları ve fikri Batılılaşmanın başlangıcını bırakmıştır.

Ümmetin uyanık ve dikkatli olup olması gereken dersler ki bunlardan bazıları şunlardır:

- Sömürgecilik sadece kendi çıkarları için gelmekte olup "özgürlük" ve "ilerleme" gibi sloganlarının hepsi yağma ve işgali meşrulaştırmak için kullanılan yalanlardır.

- Elitleri aldatmak: Sömürgeci, elitleri yönetimde “ortak olduklarına” ikna etmek yoluyla sadakatler satın almıştır!

Sömürgecinin gerçek yüzü: Sloganların sahte olduğu ortaya çıkınca, (Kahire katliamında olduğu gibi) kanlı yüzü de ortaya çıkmıştır.

Çözüm, Müslümanların birleşmesidir: Sadece Hilafet Devleti yoluyla sömürgeciye ve onun aldatmacasına kaşı konulabilir.

Çağdaş gerçekliğin uygulanması

Napolyon'un yöntemleri bugün de kullanılmaktadır: Zira Amerika, Irak ve Afganistan'da "demokrasiyi yaydığını" iddia etmişti ama sonuçları yıkım olmuştur! Fransa, Afrika Sahel’de "terörle mücadele ettiğini" iddia etmiş ama uranyumu çalmıştır!

Fransa'nın Mısır ve diğer ülkelere yönelik seferi, sömürgecinin aldatmasına dair apaçık tarihi bir örnek olup aynı yaklaşım bugün daha gelişmiş yöntemlerle takip edilmektedir; çözüm ise ümmetin uyanmasında, sahte sloganların reddedilmesinde ve Müslümanların İslami Hilafetin sancağı altında birleşmeye geri dönmesindedir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; sömürgeci Batı’nın İslam ümmetini sahte bağımsızlık sloganlarıyla aldatmayı başardığı, arkasında kirli kalıntılarını bıraktığı ve ümmetin hâlâ onun tam hakimiyeti ve pislikleri altında inlemeye devam ettiği konusunda hiçbir şüphe yoktur. Tek çözüm, ümmetin uyanıp dinine geri dönmesi ve bağımlılığın tüm şekillerinden kurtaracak olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmak için var gücüyle çalışmasıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Fadi Es-Sülemi – Yemen

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER