Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Filistin Devleti'nin Tanınması Yeni Bir Sykes-Picot’tur!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Filistin Devleti'nin Tanınması Yeni Bir Sykes-Picot’tur!

22/9/2025 Pazartesi akşamı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına başladı ve Filistin devletinin tanınması konusu, toplantıların sekseninci yıllık oturumunun en önemli konusu oldu; zira Suudi Arabistan ve Fransa, Filistin devletinin daha fazla tanınması beklentisinin ortasında bu girişimin arkasında durup ikisi birlikte girişime liderlik etmektedirler. Nitekim Fransa, Filistin devletini resmen tanıyarak bu adımı atan ülkeler grubuna katılan son ülke oldu. Ayrıca iki devletli çözüm konferansı başkanlığı da, Genel Kurul'dan olağanüstü destek gören "New York Deklarasyonunun" önemine vurgu yaparak, bunu şiddetin ve tekrarlayan savaşların sona erdirilmesinde ilkeli ve gerçekçi bir alternatif olarak değerlendirdi. Zira tüm ülkelere, pratik adımlar atarak bunun uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulunularak, Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi, tüm rehinelerin serbest bırakılması ve esir takasının en önemli öncelik olmaya devam etmesi vurgulandı. Fransa ve Suudi Arabistan, mevcut çatışmaya yönelik iki devletli çözüm planlarına odaklanan bir günlük zirveye ev sahipliği yaptı ve G7 ülkeleri arasında yer alan Almanya, İtalya ve ABD ise zirveye katılmadı. Macron, Gazze'de Filistin otoritesinin de dahil olduğu, bir geçiş yönetiminin kurulması ve bu yönetimin en önemli görevinin de Hamas'ın dağıtılmasını denetlemesi olması çağrısında bulundu. İki devletli çözüm konferansında ülkeler, birbiri ardına Filistin devletini tanımaya devam ediyor; zira (Agence France-Presse'in (AFP) verilerine göre) 193 BM üye ülkesinden en az 151'i Filistin devletini tanımıştır.

Şüphesiz Filistin sorununa yönelik iki devletli çözüm, uzun zamandır var olan ve yeni ortaya çıkmayan sömürgeci Amerika’nın bir çözümüdür. Bu ise Birleşmiş Milletlerin Amerika’nın etkisiyle, Filistin'de Yahudiler için bir devlet kurulmasına karar verdiğinde ortaya çıkmıştır. Bu karar ise, Filistin'in iki devlete bölünmesini öngören 29/11/1947 tarihli 181 sayılı karardır. Bu çözüm zaman zaman uluslararasının dikkatini, sömürgeci güçlerin Yahudi varlığını desteklemek ve pekiştirmek için çalıştıkları rolden uzaklaştırmak ve kendilerini ikiyüzlü ve yalan bir şekilde barış elçisi olarak göstermek için ortaya çıkmaktadır ki bu da gerçeklikten tamamen uzaktır. Bu durumda sömürgeci güçlerin Filistin devletinin tanınması yönündeki çağrıları, işgalcilere silah ve askeri teçhizat sağlamak yoluyla Gazze halkına yönelik soykırımda devam eden işbirliklerine ilişkin yerel ve uluslararası öfkenin dikkatini başka yöne çekmeye ve absorbe etmeye yönelik girişimden başka bir şey değildir; bu da bu tanınmayı, sahada hiçbir şeyi değiştirmeyen diplomatik bir tiyatro haline getirmektedir.

Filistin meselesi hakkında mevcut hareketlenme, Lübnan’ın sona ermesinin ardından Yahudilerin gelecekteki stratejisinin en önemli eksenlerine yönelik uluslararası bir hareketlenmedir; bu strateji ise Irak'ı, Şiiler, Sünniler ve Kürtler olmak üzere mezhepsel temelde üç devlete bölmeye odaklanmaktadır. Nitekim Lübnan ve Irak'ın ardından, Yahudi varlığındaki Likud Partisi'nin (İslam dünyasının Lübnanlaştırılması) adı altında birçok stratejisinin beyni sayılan Oded Yinon'un 1982 tarihli planına göre Mısır, Libya, Sudan, Suriye, Fas, İran, Türkiye, Somali ve Pakistan gelmektedir.  Nitekim Parag Khanna, 2014 yılında Zeytune Araştırma ve Danışma Merkezi tarafından yayımlanan Zeytune çevirileri serisinde, Güney Sudan'ın bölünmesinin sadece bir başlangıç ​​olduğunu ve dünyanın yakında 300 bağımsız egemen devlete tanık olabileceğini açıklamıştır. Bu açıklama, 2006 yılı Haziran ayında ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın lisanı üzerinden Yahudi varlığının ilk kez "Büyük Ortadoğu" terimini siyasi sahada kullanmasının bir sonucuydu ki bu da iki temel yönü yansıtıyordu; birincisi, Orta Doğu bölgesine yönelik kapsamlı bir değişim sürecini başlatmanın zamanının gelmiş olması ve bu sürecin, 1916'da bölünmüş olanın yeniden bölünmesini içeren ve yeni bir Sykes-Picot olarak adlandırılan zorlu bir cerrahi operasyon olarak nitelendirilmesi. İkincisi; Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesidir ki bu da, başta petrol olmak üzere Amerika’nın bölgedeki ekonomik çıkarlarını garanti altına aldığı düşünülen siyasi ve sosyal istikrarın sağlanmasının anahtarı olacaktır.

Kâfir Batı'nın Müslüman ülkelerdeki projelerini ve saçmalıklarını durdurmak için, Batı'nın ümmetin toprak ve fikir birliği eksikliğinin garantörü olarak gördüğü Müslüman ülkelerdeki kartondan yöneticilerin tahtlarını devirmek ve dinlerinin ve akidelerinin kendilerine yüklediği şeyi yerine getirmeleri, yani dünya hayatındaki risaleti gerçekleşinceye kadar Rablerinin yolunda cihat etmeleri için kışlalarında konuşlanan orduları harekete geçirmek için çalışmak gerekir. Cihat etmek başlangıçta, bazı Müslümanların yerine getirmesiyle birlikte diğer Müslümanların üzerinden düştüğü farz-ı kifaye olsa da, kafirin bir İslam ülkesini işgal etmesi gibi durumlarda farz-ı ayn olur ve bunun herhangi bir şekilde askıya alınması caiz değildir; yani cihat konusundaki şerî hüküm, ümmetin üzerine farz olmasıdır ve ümmet ise bu konuda gerekli olan güce ve daha fazlasına sahiptir; bu yüzden Gazze’yi tek başına savaşmaya terk etmek, şerî hükmü gerektiği gibi yerine getirmemek ve ihmal etmekten başka bir şey değildir. Dolayısıyla Gazze sorumluluklarını yeri getirdiği halde tüm güçleri tükenirse, o zaman günah tüm Müslümanların boynunda asılı kalır ve ölüm, açlık ve yerinden edilme onların üzerlerin kalkıncaya, dahası Filistin’in tamamı Yahudilerden kurtulup İslam sancağının ve devletinin altında Müslüman ülkelerin ayrılmaz bir parçası haline geri dönünceye kadar bu günah üzerlerinden kalmaz.

Meşum Sykes-Picot Anlaşması ve onun İslam beldelerine yönelik sonuçları hakkında ne söylenirse söylensin kafir Avrupalılar, İslam beldelerinin kalbindeki kontrollerini genişletip nüfuzlarını daha da sıkılaştıracak şekilde mirası bölmeye hazırlanmışlardır. Ayrıca bu anlaşmaya, Müslümanların devletinin ortadan kaybolması trajedisiyle bağlantılı olarak İslam ümmetinin hayatındaki tehlikeli bir dönüm noktası olarak bakılması gerektiği gibi, Hilafetin ortadan kalmasının, yani Müslümanların uluslararası sahadaki yokluğunun gölgesinde Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yeni bir dünya düzeni kurulmasına zemin hazırlayan bir istasyon olarak bakılması gerekir. 

Sonuç olarak diyoruz ki: Sykes-Picot Anlaşması'nı ve onun yansımalarını sonsuza dek gömmenin, dahası Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafetin kurulması dışındaki her türlü alternatifi engellemenin zamanı gelmedi mi?!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah el-Kadi – Yemen

Devamını oku...

Katillerin ve Gaspçı Varlığın Destekçilerinin Gözetimi Altında Gazze’nin İmar Edilmesi Eski Yüzlü Yeni Bir Stratejidir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Katillerin ve Gaspçı Varlığın Destekçilerinin Gözetimi Altında Gazze’nin İmar Edilmesi Eski Yüzlü Yeni Bir Stratejidir!

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Gazze Şeridi'ndeki yaşam koşullarını iyileştirmek için yeni bir plan açıkladı ve ABD'nin "insanların daha iyi koşullarda yaşayabileceği bir yer oluşturmak" için çalıştığını belirtti.Beyaz Saray'daki açıklamaları sırasında Trump, Gazze'deki durumu "korkunç" olarak nitelendirerek, şu anki önceliğin rehineleri kurtarmak ve ardından yeniden inşa aşamasına geçmek olduğunu vurguladı.Trump, Gazze'nin yeniden inşası projelerini finanse etmeye hazır olduklarını ifade eden bir dizi zengin ülkeyle temasları olduğunu açıklayarak şunları söyledi: “Gazze'nin yeniden inşasına katılacak çok zengin ülkeler var ve bunun maliyeti onlar için çok büyük değildir; çünkü onların çok paraları var.” (Cumhuriyet gazetesi web sitesi, 4/10/2025)

Yorum:

Trump, sanki barışçıl bir tarafmış gibi ya da Gazze'de olup bitenlerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi konuşuyor! Allah ve Rasulü’nün düşmanı sanki hiçbir suç ve günah işlememiş gibi konuşuyor ve onun sözlerinde hiçbir pişmanlık görülmüyor ki bu hiç de şaşırtıcı değildir; zira Yahudi varlığının temel destekçisi, ona silah tedarik eden, onu koruyan ve ona destek verip onu kollayan bizzat Trump’dır. Sanki Gazze’de kaybedilen Müslümanların canlarının onlar nezdinde hiçbir kıymeti ve değeri yokmuş ve sanki bundan dolayı muhasebe edilmeyi hak etmiyormuş gibi onu sorgulayacak, muhasebe edecek ve kınayacak hiç kimse olmadığı için tüm bunları konuşuyor; 

İslam Devleti mevcut değilken ve Müslümanlar selin üzerindeki çerçöp gibiyken bu nasıl olmasın ki? La havle vela kuvvete illa billah.

Sorun değil ey Trump! Müslümanların kanlarının sizin yanınızda çok ucuz bir şeymiş gibi seni muhasebe edip disipline edecek kimse olmadığı için böyle konuşuyorsun. Senin ve Batı’nın, artık hiç kimse için gizli olmayan gerçek yüzü işte budur. Artık her şey ortaya çıktı ve bir karışıklık kalmadı. Batı'nın tamamı, özellikle de Amerika ve İngiltere, nehirler gibi Müslümanların kanlarını akıtmalarına rağmen, ancak hala onlar, özgürlük, insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları, sivillerin haklar gibi gece gündüz propagandasını yaptıkları içi boş sloganlara ve gösterişli sözlere sarılıyorlar.

Ancak son Gazze savaşı maskeleri düşürmüş ve gerçeği ayın on dördü gibi apaçık ortaya çıkarmıştır. Tüm bu sahtelikler çöktüğü halde yine de Trump mağrur ve kibirli bir şekilde davranarak, muhasebe eden, disipline eden ve intikam alan birinin yokluğunda son derece rahat açıklamalar yapıyor.Bugün kendini bir barış lideri olarak tanıtan Trump, kana susamış bir kasaptır. Zira Gazze halkına karşı yürüttüğü savaşta Yahudi varlığının en güçlü destekçisi olmuştur.Gazze'deki durumdan dolayı dehşete düşen ve bunu korkunç bulan Trump olduğu gibi kendi gözü, desteği ve gözetimi altında bu gerçekliği yaratan da bizzat odur!

Sonra da İslam beldelerinin sokaklarındaki insanların sevinçten dans ettiklerini söylüyor!Ey Allah'ın, Rasulü’nün ve müminlerin düşmanı! Şunu çok iyi bil ki insanlar, senin kararından dolayı değil, aksine Batı'nın bekçileri ve Yahudilerin koruyucuları olan Ruveybida yöneticilerin gözü ve kulağı önünde mazlum kardeşlerine yönelik ölüm ve soykırımın durmasından dolayı seviniyorlar.

Ey İslam ümmeti: Bakın işte Müslümanları öldüren ve öldürmeye devam eden Trump, hiç hesap vermeden kendi kararları ve anlaşmalarıyla ölümleri durduruyor; peki Rablerinin haklarında şöyle buyurduğu Müslümanları karakteri bu mudur: وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَOnlar ki, kendilerine bir saldırı olduğu vakit birbirleriyle yardımlaşır, öçlerini alırlar.” [Şura 39] Peki bizler, Allah Azze ve Celle’nin şu kavlinin neresindeyiz: وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِEğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misli ile ceza verin.” [Nahl 126]

Ey ümmetin askeri ve kuvvet ehli: Topraklarınızın korunması ve dininizin ortaya çıkması, ancak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla mümkün olacaktır. O halde ellerinizi Hizb-ut Tahrir'in elinin üzerin koyun ve Rabbinizin metoduna ve Peygamberiniz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetine geri dönün ki, Rabbinizin rızasına nail olasınız ve Allah da sizin elinizle İslam’ı ve ehlini izzetli kılsın ve küfür ve ehlini de zelil kılsın.

Ey ümmetin askerleri: Bizler, sizin üzerinize farz olan ve kıyamet gününde Allah’ın huzurunda sorguya çekileceğiniz şerî vacibi sizin önünüze koyduk; eğer yardım etmekten geri durup onların yanında yer almaz ve onların devletlerini kurmak ve otoritelerini yeniden tesis etmek için çalışanlara yardım etmezseniz, Mısır ve mübarek toprakların halkının, dahası tüm ümmetin vebali sizin boynunuzda asılı kalacaktır. O halde haydi inisiyatif alın; zira fırsat sizin elinizde ve hayır size çağrıda bulunuyor; bu yüzden iplerinizi, İslam’ı uygulamak ve onun otoritesini yeniden tesis etmek için çalışan muhlislere uzatın; böylece umulur ki Allah sizin geçmiş günahlarınızı bağışlar, sizin ellerinizle bir hayır yazar ve ümmetin bekleyip durduğu Allah Subhanehu’nun vaadi ve Nebi’si Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti sizin ellerinizle kurdurur.     

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ

Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Abdullah – Mısır

Devamını oku...

Haber-Yorum Filistin’in Özgürleşmesine Yönelik Desteği Susturmak İçin "Antisemitizmin" Silah Olarak Kullanılması!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Filistin’in Özgürleşmesine Yönelik Desteği Susturmak İçin "Antisemitizmin" Silah Olarak Kullanılması!

Haber:

İngiltere'de son günlerde, Filistin yanlısı gösteriler ile ülkede artan antisemitizm ve Yahudilere yönelik saldırılar arasında bir bağlantı olduğuna dikkat çekilen geniş çaplı bir tartışma yaşanıyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te Yahudi varlığına yönelik saldırısının ikinci yıldönümü öncesinde İngiliz Başbakanı Keir Starmer, o gün öğrencilere Filistin yanlısı protestolara katılmama çağrısında bulunmuş ve "sokaklarımızda antisemitizmin yükseliyor" uyarısında bulunmuştu. Starmer, bu yıldönümünde gösteriler düzenlemek yoluyla "başkalarına saygısızlık etmenin İngilizlere yakışmadığını" söyleyerek protestoların bazıları tarafından "İngiliz Yahudilerine saldırmak için iğrenç bir bahane" olarak kullanıldığı eklemesinde bulunmuştur. Onun sözcüsü, protestocuların "insanlıklarını göstermeleri" ve 7 Ekim'de Yahudi varlığına yapılan saldırıyı hatırlamaları gerektiğini açıklarken, Eğitim Bakanı Bridget Phillipson da insanlara bu yıldönümünde protesto yapmamaları çağrısında bulunarak şu yorumu yapmıştır: “7 Ekim'den iki yıl sonra insanlardan sadece şunu talep ediyorum: Ortak insanlığımız ve birbirimize karşı sorumluluğumuz hakkında düşünmeye çalışın.” Ayrıca bazıları da, 2 Ekim'de Manchester'daki bir sinagoga düzenlenen ve iki Yahudinin ölümüne yol açan saldırının sorumlusunun ülkedeki Filistin yanlısı yürüyüşler olduğunu ileri sürmüştür.

Yorum:

İngiliz hükümetinin, bir dizi başka politikacılar ve Yahudi varlığını destekleyen medya yorumcularıyla birlikte, Filistin'in Yahudilerden kurtarılması çağrısını susturmak için antisemitizm kartını kullandığı açıktır. Ayrıca İçişleri Bakanı Şabana Mahmud, Filistin yanlısı çok sayıda gösterinin ardından tekrarlanan protestoları kısıtlamak için polise daha geniş yetkiler vermeyi planladığını açıklarken, Sağlık Bakanı Wesley Streeting ise anti-semitist doktorların ve diğer sağlık çalışanlarının hastaları tedavi etmesini yasaklayan yasayı güncellemeyi planlıyor. Batılı siyaset ve medya çevrelerindeki birçok kişi antisemitizmi, işgalin Filistin'den tamamen kaldırılmasına yönelik bir destek olarak görüyor. Bu nedenle Filistin'in tamamen özgürleşmesine destek veren sağlık çalışanları, antisemitizm bahanesiyle işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Antisemitizmi, vahşi işgale son verilmesi ve Filistinlilerin yerleşimciler tarafından vahşice yağmalanan topraklarını ve evlerini geri alma hakkının desteklenmesi çağrılarıyla ilişkilendiren yaygın anlatı, tıpkı İngiltere’deki Yahudilere saldıran bireylerin eylemlerinin Filistin’i destekleyen protestolarla karıştırılması gibi, tamamen saçmadır.Bu, İngiltere’deki Rus bireylere yönelik saldırılar konusunda Ukrayna’yı destekleyen protestoları suçlamakla aynı şeydir. Ayrıca bu, açıkça bu vahşi işgalin sona ermesini ve Filistin'in tamamen özgürleşmesini talep edenleri korkutup susturmak için kullanılan bir anlatıdır.

Ayrıca işgalin masum Filistinlileri bombalamaya devam ettiği bir zamanda 7 Ekim'in ikinci yıldönümünde Gazze'deki soykırıma yönelik protesto gösterisi yapılmasının, duyarsızlık veya ortak insanlık eksikliğini gösterdiği düşüncesi, Batılı politikacıların, Filistinlilerinin hayatlarının varlığın içinde yaşayan Yahudilerin hayatlarıyla karşılaştırılması konusundaki çifte standartlarını yansıtmaktadır. Batı'daki antisemitizmin arkasındaki itici güç Filistin'in tamamen özgürleştirilmesi çağrısı değildir, aksine siyasetçileri ve güçlerinin Yahudilerin üstünlüğüne ilişkin Siyonist mefhumu benimseyen ve vahşi eylemlerini ve mübarek toprakları işgalini meşrulaştırmak için Yahudiliği istismar eden Yahudi varlığının işlediği bu soykırımdır. Ayrıca sistematik antisemitizmi ve Yahudilere yönelik zulmü tarihsel olarak taşıyan İslam değil, aksine laik Avrupa ülkeleridir. Aslında Yahudi varlığının kurulması, Avrupa'daki Yahudilere yönelik katliamların ve 1905 Yabancılar Yasası yoluyla Avrupa Yahudilerinin ülkeye girişini engellemeye çalışan İngiltere'deki antisemitizm duygusunun bir sonucudur.

Buna karşılık Yahudiler, Hilafet Devleti’nin altında refaha kavuşmuşlardı. Örneğin İngiliz Yahudi tarihçisi Cecil Roth, Osmanlı Hilafeti döneminde Yahudilere gösterilen iyi muamelenin, onları Avrupa'nın her yerinden buraya çektiğini ve İslam topraklarının onlar için ekonomik açıdan refah içinde yaşadıkları bir fırsatlar ülkesi haline geldiğini belirtmektedir. Hilafetin altında Yahudiler kurtarılmış ve diğer ülkelerde zulüm gördüklerinde onlara güvenli bir sığınak sağlanmıştır. Örneğin 1492 yılında Sultan II. Bayezid, İspanya'daki Hıristiyan yöneticiler tarafından zulüm gören 150.000 Avrupalı ​​Yahudi'yi kurtarmak için tüm donanmasını göndererek onları Hilafet topraklarına yerleştirmiştir. Ayrıca Yahudi tarihçi Avi Shlaim ise antisemitizmin Araplara Avrupa'dan intikal ettiğini açıklayarak, yirminci yüzyıl öncesinde Arap bölgesinde asli antisemitizmin neredeyse hiç olmadığını, bölgenin antisemitizmi tanıması için Avrupa'daki antisemitizm edebiyatının Arapçaya çevrilmesi gerektiğini savunmuştur. Aynı zamanda Yahudilerin yüzyıllardır İslami yönetimin altında Arap toplumlarına iyi bir şekilde entegre olduklarını, modern antisemitizmin Ortadoğu'ya da intikal eden bir "Avrupa hastalığı" olduğunu vurgulamıştır.

Bu nedenle Batı'daki Müslümanlar, Filistin'in tamamen özgürleştirilmesi çağrısını susturmayı hedefleyen bu yalan anlatılar ve korku salan hükümet politikaları karşısında güçlü kalmaya devam etmelidirler. Biz de tüm mübarek toprakların katili bu vahşi işgalin kökünden sökülüp atılması çağrısında bulunmaya devam etmeliyiz; zira bu, Allah Subhanehu ve Teala’nın emrettiği bir husus olup oradaki ümmetimize yönelik katliamın ve köleleştirmenin sona ermesinin tek yolu da budur. Bizler de, zulüm karşısında bizim için Müslümanlar olarak imanımızdan kaynaklanan cesaret ve kararlığı ortaya koyan Filistin’deki değerli kardeşlerimizin eylemlerinden ilham almalıyız. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنتُمْ. تُعَدُّونَRabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen cennetle sevinin.” [Fussilet 30] Dolayısıyla bizim çevremizdeki kişilere, tarihte yapmış olduğu gibi Filistin’de ve İslam beldelerinin dört bir tarafında barış, güvenlik, adalet, refah ve yönetimi altındaki tüm dinlerin haklarını güvence altına almaya muktedir olanın sadece Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’nin uyguladığı İslam sistemi olduğunu açıklamamız gerekmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esma Sıddık

Devamını oku...

Sudan'daki Askeri ve Siyasi Liderliğin Seyrine Yönelik Bir Saha Okuması!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sudan'daki Askeri ve Siyasi Liderliğin Seyrine Yönelik Bir Saha Okuması!

Sudan'da krizlerin kol gezdiği, savaş ve yıkımın iplerinin birbirine dolandığı bir dönemde, sanki doğrudan General Abdulfettah el-Burhan'a yöneltiyormuş gibi bir mültecinin haykırışı olarak derin bir Kur'anî soru ortaya çıkıyor: أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئاً إِمْراً(Musa), içindekileri boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen çok kötü bir iş yaptın! dedi.” [Kehf 71]

Allah'ın Nebi'si Musa'nın, masum insanları taşıyan gemideki deliği gördüğünde salih olan adama sorduğu bu soru, bugün de ülkenin gemisini, kurtarmak için değil, aksine onu bölünme, yıkım ve tahribat bataklığında boğmak için delen askeri liderliğe karşı yeniden soruluyor.

Bu ayet, ilahi hikmetin sınaması bağlamında gelmiştir; zira salih adam, gizli bir hikmetten dolayı gemiyi delmiş olup bu hikmet, geminin sahiplerini, her sağlam gemiyi gasp eden zalim bir kraldan korumak içindi.

Ancak Sudan'ın gerçekliğinde, askeri liderliğin gerçekleştirdiği delme, bir hikmetten dolayı değil, aksine boğmaya yol açan açık ve gizli bir eylemdir.Zira Sudan'ın gemisi, zulümden kaçınmak için değil, aksine onu kaos denizinde boğmak ve bölünme ve teslimiyet akımlarına teslim etmek için delinmiştir.

Siyasi ve askeri olarak delme:

Hızlı Destek Güçlerinin pekiştirilmesi

- Silahlı kuvvetlerin zayıflatılması karşılığında Hızlı Destek Güçleri silahlandırılıp etkileri genişletilmiştir ki bu da askeri kurumun sistematik olarak delinmesi anlamına gelmektedir.

Yeterliliklerin tasfiye edilmesi

- Deneyimli ve yetkin askeri komutanlar emekliye ayrılmaya zorlanırken, Hartum'daki Hızlı Destek Güçleri tarafından işlenen suçlar göz ardı edilmektedir ki bu da siyasi ve askeri işbirliğini ortaya çıkarmaktadır.

Medya dezenformasyonu

- 15 Nisan 2023'te başkentte çatışmalar patlak verirken Silahlı Kuvvetleri sözcüsü Albay Nabil Abdullah şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Silahlı kuvvetler durumu tamamen kontrol altında tutuyor ve Hartum'da Hızlı Destek Güçleri bulunmuyor, yayınlananlar tamamen söylentilerden ibarettir.”

Ancak gerçeklik, bu açıklamayı yalanlamaktadır; zira Hızlı Destek Güçleri başkentteki stratejik noktalara konuşlandırılmış, bu da savaşın patlak vermesine yol açmıştı.

Felaket sonuçlar

BM raporlarına göre Eylül 2025'e kadar 5 milyondan fazla insan yerinden edilmiş, Hartum, Bahri ve Omdurman'da altyapı tahrip edilmiş, ordu Darfur'dan çekilmiş ve El Cezire eyaleti Hızlı Destek Güçlerine teslim edilmiştir. Yani ülke, siyasi bilincin yokluğu ve dış müdahalelerin yaygınlaşmasının ortasında bir bölme makinesinin üzerine oturtulmuştur.

Siyasi ve meşru sorumluluk

- Siyasi vizyonun yokluğunun ve yabancı çıkarların ümmetin çıkarlarına galip gelmesinin sonucunda ülkenin geldiği durumun tüm sorumluluğunu egemenlik konseyi üstlenmelidir.

- Ordunun cephelerde tekbir seslerinin işitilmesi rağmen, krizden çıkmak için net bir planın olmaması, askeri zaferin siyasi zafere dönüşmediğini ortaya koymaktadır.

- Sadece Kahhar olan Allah'a karşı niyetin samimi olması ve gücün meşruiyetine göre değil, savaşla ilgili hükümlerin meşruiyetine göre bu çöküşe neden olan herkesin muhasebe edilmesi gerekir.

Köklü bir değişime davet etmek

Sudan kahramanlardan yoksun değildir; zira tarih, büyük bir cesaretle sömürgeciyle savaşan, Beyaz Bayrak Birliği'ni kuran, hayatını buna vakfeden ve halkını tanımadan önce hak olanı tanıyan Ali Abdullatif gibi şahsiyetlerle doludur.Şu anda da Allah'a verdikleri söze sadık olan, sadece Sudan’ı değil, bilakis dünyayı kapitalizmin şerrinden kurtarabilecek kapsamlı bir projeyi taşıyan adamlar vardır.

Bugünkü liderler de, batılın suç ortakları değil, tıpkı Medine'deki Ensarın Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yardım etmesi gibi Allah'ın ensarları olmalıdırlar ki böylece dünya ve ahirette onlar için yardım etti yazılsın ve tarih de onların isimlerini, ihanetin kayıtlarına değil de, nurlu harflerle yazsın!

Köklü çözüm, rejime yama yapmakta değil, aksine Sudan'ın parlak yüzünü geri getirecek ve onu kan ve bağlılık döngüsünden çıkaracak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin kurulmasında yatmaktadır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatem El-Attar – Mısır

Devamını oku...

Trump ve Rezil ve Utanç Verici Yöneticilere Yönelik İkiyüzlülüğü!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Trump ve Rezil ve Utanç Verici Yöneticilere Yönelik İkiyüzlülüğü!

Gazze trajedisinin ortasında, masum canlar bombardıman ve kuşatma altında can verirlerken Trump, Müslümanların evlatlarının kanına karşı gösterdikleri zillet ve sessizliklerinden dolayı Arap yöneticilerin tutumlarını övüyor.

Basiret sahibi herkes için açık olan gerçek şudur: Trump'ın tarif ettiği şey, boyun eğme, ahlaki ihmal ve ümmetin kanına ve onuruna ihanetten başka bir şey değildir. Zira Trump, İslam'a yönelik düşmanlığını ve Müslümanların davalarını hor gördüğünü hiçbir zaman gizlememiş, tüm dünyaya meydan okuyarak ülkesinin büyükelçiliğini Kudüs'e taşımıştır ama buna rağmen hala aramızda, ona kapılarını açan, itaatkar bir şekilde onu dinleyen ve sanki tartışmasız bir şekilde uygulanması gereken emirlermiş gibi onun politikalarını uygulayan yöneticilerimiz bulmaktadır!

Trump, bu yöneticilerin, projesinin en büyük destekçisi ve bölgedeki kendi çıkarlarını ve Yahudilerin çıkarlarını korumak için en sadık birer araçlar olduğunu görünce, nasıl onları övgü ve iltifatlarla pohpohlamasın ki? Zira bu yöneticiler, halklarının onuru için değil, tahtları için olan korku dürtüsüyle hareket ediyorlar ve Washington'a sadakat göstermenin otoritede kalmalarının tek garantisi olduğunu düşünüyorlar. Bu nedenle Gazze savaşı konusundaki tutumları hiçbir zaman gerçek duygulardan ya da insani bir histen kaynaklanmamıştır; aksine dar hesaplardan ve Washington'ı memnun etme yönündeki hastalıklı hırstan kaynaklanmaktadır.

Trump, bu utanç verici tutumların bölge halklarının görüşlerini ifade etmediğini, aksine yöneticilerin ümmetlerinden soyutlanmalarını yansıttığını çok iyi biliyor. Yaralarına rağmen halklar, Filistin için sloganlar atmaya, Gazze'nin şehitleri için ağlamaya ve Filistin davasını onur ve egemenliğin bir ölçüsü olarak görmeye devam ediyorlar.

Trump'ın övgüsü, işgalin suçlarına karşı utanç verici bir şekilde sessiz kalmak, Gazze kuşatmasına katılmak ve sözde normalleşmeyi teşvik etmek gibi ümmete ihanet eden siyasi ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Yani Trump onlara şunu söylemek istiyor: Aferin size, benim projemi desteklediniz ve Washington ile Tel Aviv'in çıkarları için çok iyi temsilciler oldunuz.

Bu, ümmetin tarihinin bu aşamasının bölümleri yazıldığında hatırlanacak olan tarihi utanç verici bir lekedir; ama Trump, bu kişileri övgüleriyle ne kadar meşrulaştırmaya çalışırsa çalışsın, gerçek meşruiyet, Amerikan başkanının sözlerinde veya askeri anlaşmalarda değil, ümmetin vicdanında yatmaktadır; çünkü Müslüman halklar zilleti ve utanç duygusunu reddetmeye ve bu yöneticileri iktidar koltuklarında geçici olarak görmeye devam ederlerken, Filistin davası ise silinemeyecek veya satılamayacak kadar köklü bir dava olarak kalmaya devam edecektir.

Bugün ümmetimiz büyük bir seçim anıyla karşı karşıyadır: Yani ümmetimiz, Trump'ın sevgisini kazanmak için düşmana doğru koşan yöneticiler ile onurun satın alınamayacağını ve satılamayacağını idrak eden halklar arasındadır. Ama ihanetin gecesi ne kadar uzun olursa olsun, Allah'ın izniyle bilincin güneşi doğacak ve Filistin, ümmetin pusulası ve gerçek sınavı olmaya devam edecektir.

Trump'ın bu utanç verici yöneticilere yönelik övgüsü, onların ihanetlerini meşrulaştırma ve onlara Amerikan memnuniyet belgesi verme girişiminden başka bir şey değildir. Ancak bu belge, tarih mahkemesi ve ümmetin canlı vicdanı önünde geçersiz kalmaya devam edecektir. Zira Gazze'nin çocuklarının kanı, aşağılık yöneticilerin tahtlarından daha kutsaldır ve onların annelerinin gözyaşları, bu hain yöneticilerin konuşmalarından daha samimidir.

Ümmetin artık uyanmasının, savaşının sadece işgalle değil, aynı zamanda işgalin suçlarını ve kibrini koruyan bir duvar ve örtü haline gelen rejimlerle de olduğunu idrak etmesinin zamanı gelmiştir. Selahaddin'i yetiştiren bu ümmetin içinde, onun şerefini ve onurunu geri kazandıracak kişiler eksik olmayacaktır.

İhanetin gecesi ne kadar uzun olursa olsun, Allah'ın izniyle şafak vakti gelecek ve bünyesinde davasından ödün vermeyen ve onu satmayan bir nesil taşıyacaktır. Şimdilik Trump övgülerinin tadını çıkarsın, yöneticiler de onun sahte belgesinden dolayı sevinç duysunlar bakalım ama son sözün sahibi halklar olacağı gibi Filistin'in haklarını, ümmetin onurunu ve tarihin parlak sayfalarını koruyacak olan da halklar olacaktır. “Şüphesiz yarın, bekleyeni için çok yakındır.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Yöneticiler Tahtlarını Korumakla Meşgul Olurlarken, Mübarek Filistin Toprakları Kaybediliyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yöneticiler Tahtlarını Korumakla Meşgul Olurlarken, Mübarek Filistin Toprakları Kaybediliyor!

Haber:

Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile ABD Başkanı Donald Trump arasında 23 Eylül'de birtakım görüşmeler gerçekleşti.Görüşmeler, BM Genel Kurulu'nun 80. oturumu kapsamında BM Genel Merkezi'nde gerçekleştirildi.(Özbekistan Cumhurbaşkanlığı web sitesi, 25/09/2025)

Yorum:

Mirziyoyev'in ABD ziyareti ve Trump'la görüşmesi, Özbekistan'da ve yurt dışında bugüne kadar hala devam eden büyük tartışmalara yol açmıştır. Gerçek şu ki bu ziyaret, sadece son zamanlardaki en önemli olaylardan biri değildir, bilakis aynı zamanda Orta Asya'daki siyasi durumda köklü bir dönüşüm noktası olabilir. Çünkü ziyaret sırasında, birçok önemli olaylar yaşanmıştır. Örneğin iki ülke arasında rekor düzeyde 105 milyar Dolar değerinde anlaşmalar imzalanmıştır. Bu anlaşmalar arasında, Boeing'den 8 milyar Dolar değerinde uçak alımı dikkat çekici olduğu gibi ayrıntıları henüz açıklanmayan önemli maden kaynaklarına ilişkin anlaşmalar da vardır. Ayrıca Trump Mirziyoyev'i överek, onu "sözünün adamı ve büyük bir lider" olarak nitelendirmiştir. ABD Başkanı'nın Güney ve Orta Asya Özel Temsilcisi Sergio Gore, Şevket Mirziyoyev'e artık Beyaz Saray'a doğrudan erişim yetkisi verildiğini bildirmiştir.

Bu ve benzeri ayrıntılar göz önüne alındığında, Mirziyoyev'in ve onun siyasi elitinin ziyaretinin temel hedefinin, Amerikan havzasına katılmak ve kendi iktidarını pekiştirmek olduğu anlaşılıyor. Bu maksatla Özbekistan’daki Müslüman halkımızın mülkü olan maden zenginlikleri, kafir Trump’ın ayakları altına serilmekte ve Amerikan şirketlerinin ülkemizin ekonomisine, enerjisine ve diğer sektörlerine sızması için kapılar ardına kadar açılmaktadır. Ülkemizdeki bazı siyasi analistler ve medya kuruluşları, Mirziyoyev'in dünyanın en güçlü ülkesi Amerika'nın dikkatini ve desteğini çekmedeki başarısını, onun siyasi becerisi ve dehasının bir göstergesi olarak değerlendirdiler!

Ancak onlar, şu acı gerçeği unuttular ya da bilerek gizlediler ki o da şudur: 7 Ekim 2025 günü Aksa Tufanının gaspçı Yahudi varlığına karşı operasyonunun üzerinden tam iki yıl, yani 730 gün geçmesidir.Bu 730 korkunç gün boyunca Gazze ve Batı Şeria'daki Müslüman kardeşlerimizin yaşadıkları ve çektikleri acıları kelimelerle anlatmak mümkün değildir. 

Aksa Tufanı operasyonu, mübarek Filistin topraklarındaki cesur ve murabıt kardeşlerimiz tarafından başlatılmış olsa da, aslında anlamı çok daha geniştir ve tüm ümmete yönelik bir çağrıdır! Bu çağrıyı şöyle dile getirmek mümkündür ey İslam ümmeti! Biz işgale karşı direnişe Allah'a güvenerek başladık ve Mescid-i Aksa'yı ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sı olan mübarek Filistin topraklarını kurtarmak için canımızı feda etmeye de hazırız! Peki sizin aranızda, bu şerefli görevi üstlenecek, suçlu Yahudi varlığını sonsuza dek ortadan kaldıracak ve onu yeryüzünden silip süpürecek gerçek adamlar yok mu?! Evet, bu operasyonun arkasında, İslam ümmetine, özellikle de ordularına yönelik böyle bir çağrı vardır! Biraz olsun düşünebilen her aklı başında insan, bunu mutlaka anlayacaktır.

Peki bizi yöneten rejimler bu çağrıya nasıl bir tepki verdiler?Gördüğümüz gibi, boş sözlerle, yalandan kınamalarla, yüzüstü bırakmalarla ve sayısız içi boş konferans ve toplantılarla karşılık verdiler. Aynı zamanda Müslümanların Gazze'deki kardeşlerine yardım etmelerini engellemekle, sesleri susturmakla ve Yahudi varlığını savunmakla meşgul oldular.Daha da acısı onlar, üvey çocuğu Yahudi varlığını tüm yollarla destekleyen Amerika'yı memnun etmeye ve başkanı Trump'ın gözüne girmeye çalıştılar. Özellikle Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, bu ziyaretinde Yahudi varlığının ana destekçisi olan Amerika'ya olan bağlılığını ortaya koymuştur.

Müslümanların bomba varillerinin altında öldüğü, açlık ve hastalıkların acısını çektikleri bir zamanda kendilerini Müslüman olarak gören yöneticiler, sadece tahtlarını nasıl koruyacaklarını düşündüler. O halde Müslümanların bir iki gün değil, tam 730 gün çektiği acıları hissetmeyen bu kişilerden hiçbir hayır gelmez!

Bugün her zamankinden daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır Hilafet, biz Müslümanların tek sığınağı olup bizim koruyucumuz ve kalkanımız olacaktır!Bu nedenle mübarek devletimizin kurulması, İslam ümmeti için hayati mesele ve farzların tacıdır! Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Aldatıcı Yıllardan Sakının Ey Müslümanlar!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Aldatıcı Yıllardan Sakının Ey Müslümanlar!

Haber:

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, 8 Ekim 2025 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi "bizim için bir fırsat" dedi.

Barzani, Şafak Haber Ajansı'nın da katıldığı Erbil'de düzenlenen Ortadoğu Forumu (MERI) kapsamındaki diyalog oturumunda şunları söyledi: “ABD ile iyi ilişkilerimiz olduğuna inanıyoruz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın bölgede fırsat ve istikrara yönelik politikalarını ve Gazze'deki istikrarı destekliyoruz.”

Ve şöyle ekledi: “ABD birçok zor zamanımızda bize yardım etti ve bizler ABD'nin yardımıyla IŞİD'le mücadele ettik ve ABD’nin rolü Peşmerge güçlerine destek olmaktı.” Şunu da açıkladı: “Trump yönetimini bizim için bir fırsat olarak görüyoruz.” (Şafak News)

Yorum:

Ümmetin otoritesini kaybetmesinden, devletinin parçalanmasından ve kâfir efendilerine hizmette hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan hain ajanların ümmetin başına musallat olmasından bu yana Müslümanların durumu daha da kötüye gitmiştir. Aleyhisselatu ve’s Selam’ın onlar hakkındaki şu kavli ne kadar da doğrudur: سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِİnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki, o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlü olanlar da yalanlanacaklardır. O zaman hainlere itimat edilecek, emin olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman Ruvaybida konuşacaktır.” Denildi ki Ruveybida da nedir? Buyurdu ki: “Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) müptezel adamdır.

Bu müptezel kişilerin durumu, daha önce Müslümanların evlatları arasındaki cahillere aktardıkları ve onların da ümmetin vahdetini engelleyen kafirlerin zehirlerinden biri olduğunu anlamadan ayaklandıkları vatancılık, milliyetçilik ve diğer sloganlar kisvesi altında bu ajanlığı gizlemeye çalışırken şimdi ise efendilerini alenen övüp yüceltmeye kadar ulaşmıştır.

Bugün izzetli Gazze halkının, tüm maskeleri düşürmesinin, kafir Amerika ve Batı’nın gerçek yüzünü ifşa etmesinin, adalet ve insan haklarını içeren tüm sloganlarını deşifre etmesinin, başta ABD Başkanı Trump olmak üzere kâfir Batı'nın, özellikle gururlu Gazze'deki Müslümanlara karşı işlediği suçları uzak yakın herkese öğretmesinin ardından, evet tüm bunların ardından bu müptezel kişilerin, Müslümanların kanlarını döken ve savaşları körükleyen suçlu Trump'ı, bölgede istikrar isteyen bir barış adamı olarak nitelendiklerini görüyoruz! 

Bu nasıl bir aşağılanma Allah aşkına? Ruveybidaların konuştuğu bu aldatıcı yıllarda yaşayan ümmetin ulaştığı nasıl bir kayıp Allah aşkına?!

Ey Müslümanlar: Artık Rabbinizin emrine icabet etmenizin, boyunlarınızdan bu zilleti kaldırmanızın, söz ve fiillerinde hayayı kaybetmiş olan bu hainleri kaldırıp atmanızın, onların ajanlıklarını açığa çıkarmanızın, onların enkazı üzerine Rabbinizin şeriatını ikame etmenizin, hakkı konuşup adaletle hükmedecek ve Allah için hakkıyla cihat edecek kendi nefisinizden olan bir İmama biat etmenizin ve iyiliği emredip kötülükten nehyeden ve Allah’a iman eden insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olmaya geri dönmenizin zamanı gelmiştir. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Et-Tâi – Irak

Devamını oku...

Küfrün Başı ABD Başkanı Trump’dan Övgü Almak Bir Utanç ve Bir Zillet Vesikasıdır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Küfrün Başı ABD Başkanı Trump’dan Övgü Almak Bir Utanç ve Bir Zillet Vesikasıdır!

Haber:

Amerikan Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Gazze'de anlaşma için yoğun çaba harcadığını belirterek; "Kendisi şahane biri. Çok güçlü bir lider. Hamas ona büyük saygı duyuyor." İfadelerini kullandı.

Yorum:

Küfrün mızrak başı Trump, ihanet içeren yirmi maddelik ateşkes anlaşmasını kamuoyuna ilan etmesinin, Arap ve Müslüman ülkelerinin tamamının anlaşmayı desteklediğini, dünyanın da bu yönde bir irade ortaya koyduğuna işaret etmesinin hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalıcı barışın sağlanması için bu anlaşmanın önemli bir adım olduğunu söyledi.  Yine aynı şekilde MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı, Katar’a Hamas’ı ikna etmek için gönderen Erdoğan, Hamas’ın olumlu yanıt vermesinin ardından X hesabından paylaştığı mesajında, Hamas’ın Gazze’de ateşkesin tesisine yönelik plana verdiği yanıtın, kalıcı barışın sağlanması noktasında yapıcı ve önemli bir adım olduğunu ifade etti. Devamla şimdi yapılması gerekenin “İsrail’in” tüm saldırılarını derhâl durdurması ve ateşkes planına uymasının, Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması ve kalıcı barışın sağlanması adına tüm adımların vakit kaybedilmeden atılmasının, küresel vicdanı derinden yaralayan bu soykırım, bu utanç tablosunun artık son bulmasını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca Amerikan menşeli yüzde 80’i işgal edilmiş ve geri kalan küçük bir bölgede sembolik Filistin devletini öngören “İki Devletli Çözüm” planının hayata geçirilmesi için tüm imkânların kullanılarak mücadele edilmesinin sözünü verdi.

Erdoğan’ın bu söylemleri Amerika’nın siyasi yörüngesinde döndüğünün, onun çıkarlarına hizmet ettiğinin, Filistin davasına ve Hamas’a ihanet ettiğinin açık bir belgesidir. Erdoğan’ın tüm gayreti, kıble edindiği Amerika’yı razı ve memnun etmek içindir. İşte Amerika ve batıyla hareket eden bu tür yöneticiler sayesinde işgalci Yahudi varlığı 1948’den günümüze kadar işgal ve katliamlarına devam ediyor. Canlı cansız ne varsa her şeyi yakıp yıktı. Tabiri caizse taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı. İşte bu yöneticiler bu barbarlığı ve vahşeti sadece seyrediyor. Öyleyse sessiz kalan, seyreden, ümmetin izzet ve şerefini diplomasi masalarında meze yapan ve Yahudi varlığına demir kubbelik yapan bu yöneticiler bu işgali ve zulmü durdurabilir mi?

İşte “İsrail”, kendisini durduracak bir güç görmediği için durmuyor, işgal ve katliamlarına devam ediyor. İslam beldelerinin bölünmüşlüğü, tüm teknolojik gelişmiş silahlara sahip olan orduların pasifliği, yöneticilerin korkaklığı ve acziyeti bu işgalin en büyük dayanağıdır. Bu yüzden Yahudi varlığı şunu çok iyi biliyor: Müslümanlar birleşmedikçe, tek bir siyasi otorite etrafında toplanmadıkça, dilediğini yapabilir. Öldürebilir, katledebilir. İşte bu yüzden bu aşağılık varlık durmuyor.

Yine aynı şekilde bugün her ümmet parçası ayrı bir başın peşinde koşarken, düşman tek bir plan etrafında hareket ediyor. “İsrail” saldırıyor, katlediyor, öldürüyor, soykırıma tabi tutuyor fakat ümmetin başı yok! Amerika ve sömürgeci batılı devletler ümmetin beldelerini işgal ediyor, servet ve zenginliklerini yağmalıyor sömürüyor, ümmetin ordusu yok! Zalimler kan döküyor, bunun hesabını soran güçlü, siyasi bir lideri yok!

Bununla birlikte Gazzeli Müslümanları yalnız ve çaresiz bırakan, ümmetin meşru taleplerini görmezden gelen, fakat Amerika’nın taleplerini anında yerine getiren, Gazze’deki zulmü ve işgali sonlandırmak için somut hiçbir adım atmayan Erdoğan’ın, hizmetkârı olduğu kâfir Trump’tan, övgü dolu sözler alması bir utanç ve bir zillet vesikasıdır. Fakat bu tür yöneticiler zilleti, itibar, izzet ve şeref saymaktadırlar. Nitekim geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio "Türkiye’nin de aralarında bulunduğu diğer bütün ülkeler, bizden bu işlere dâhil olmamızı adeta yalvararak istiyor. Bu insanlar istediklerini söyleyebilir ancak günün sonunda bir şeyin halledilmesini istediklerinde Beyaz Saray’a geliyorlar. Hepsi Trump'la konuşmak, onun sorunu çözmesini istiyor. Gerçek şu ki, bugün bile devam eden toplantılarımız var ve liderler bu toplantıların bir parçası olmak için adeta yalvarıyor. 'Bizi de dâhil edin, beş dakika el sıkışma imkânı sağlayın diye arıyorlar” dedi.

اَلَّذٖينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَۜ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًاۜ
“Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir.”
(Nisâ 139)

Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerekse de diğer İslam ümmetinin yöneticileri olsun bu kâfirler tarafından devamlı olarak aşağılanmaya alışkındırlar. Bu hal onlarda bir karakter haline gelmiştir. Bu yöneticiler alçaldıkça alçalmışlardır. Artık bunlar için bir sınır dahi kalmamıştır.

Dolayısıyla ümmetin artık bu tür ikiyüzlü yöneticilerden kurtulmasının zamanı gelmiştir.

Vakit ümmetin yeniden izzet ve şeref kazanacağı Hilâfet’in kurulması vaktidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yılmaz Çelik

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER