Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ahlaksızlık, Aşağılık Grubun Sahip Olduğu Bir Özelliktir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ahlaksızlık, Aşağılık Grubun Sahip Olduğu Bir Özelliktir!

Haber:

Suudi Arabistan, Ürdün, BAE, Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları, Trump'ın Gazze'deki savaşı durdurma, esirleri bırakma ve müzakereleri başlatma önerisini uygulama çabalarına desteklerini teyit ettiler, Hamas'ın attığı adımları memnuniyetle karşıladılar ve Amerikan girişim maddelerinin uygulanması çabalarını destekleme konusundaki ortak kararlılıklarını vurguladılar. (El Arabiya)

Yorum:

Trump, Müslüman ülkelerin başındaki bazı Ruveybidaların toplanmalarını emredip 7 Ekim 2023 olaylarının başında ilan ettikleri Yahudilerin hedeflerini gerçekleştirmeyi de içeren kendi girişimi dayatmasından ve  iki yıldan fazla süren vahşi katliamlar, öldürmeler ve yıkımlar boyunca kayda değer hiçbir şey gerçekleştirememesinden bu yana,  küresel terörizmin sponsoru Amerika'dan, kâfir Batı'dan ve Müslümanların başındaki aşağılık yöneticilerden aldığı tüm desteklere rağmen, suç işleme, öldürme ve yıkım gibi işlediği suçların sonuçlarını üstlenmeden zaferle çıkması için, o zamandan beri bu Ruveybidalar ve onların kokuşmuş çevreleri bu girişimden dolayı sevinç ve mutluluk gösterme yarışına girerek sanki Yahudi katliamlarının çözümü kan şelalesinin durdurulmasıymış gibi bu girişimin propagandasını yapmak için tüm güçleriyle çalışıyorlar ve Yahudileri kurtarmak ve efendileri Trump'ın emrini yerine getirmek amacıyla bu meşum girişime boyun eğmesi için Hamas'a baskı uyguluyorlar. Belki de bu, Trump’ın onlara duyduğu memnuniyeti artıracak, o da onların çökmekte olan tahtlarında kalmalarını sağlayacak ve onlar da kendilerine dikte edilenleri yerine getirmenin, Gazze'deki kardeşlerine karşı Allah düşmanları Yahudiler ve kâfir Batı ile birlikte kurdukları komployu kendi gözleriyle gören Müslüman halkların öfkesini hafifleteceğini zannetmektedirler.

Ey Müslümanlar: Hizb-ut Tahrir sizlere, sizin felaketinizin yöneticileriniz olduğunu, belanın başının ve hastalığın kökünün bu yöneticiler olduğunu, Yahudilerin onların gölgesi olduğunu ve onların ortadan kalkmasıyla gölgenin de gideceğini söylemiş ve söylemeye de devam etmektedir. Ayrıca size, Hilafetin yaklaşık yüz yıl önce kaldırıldığından beri kendisiyle korunulacak ve arkasında savaşılacak bir Halife’nin olmadığını da vurgulamıştır.

Bu aşağılık kişilerden oluşan grubun ulaştığı nasıl bir ihanet Allah aşkına?! Gazze'ye yönelik vahşi Yahudi saldırganlığının baş destekçisi Trump olduğu halde Gazze'yi kurtarmak için ona güvenerek ulaştıkları nasıl bir zillet Allah aşkına?!

İslam ümmeti, cihadı arzulayan enerjilere, yeteneklere ve ordulara sahip olup bunların küçük bir kısmı bile harekete geçse, Yahudi varlığını kökünden söküp atardı ama onları engelleyen, kafir Batı’ya hizmet etmek için başımıza dikilen adam kılıklı yöneticilerdir; bu insanlar nasıl anlayıp da doğru yolu bulacaklar?!  قَاتَلَهُمُ اللهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَAllah onların canlarını alsın. Nasıl da döndürülüyorlar?” [Munafikun 4]

Ey Müslüman orduları: Bizler, Allah’ın yardımından, İslam’ın izzetinden, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin geri döneceğinden, Yahudilerle savaşılacağından ve onların öldürüleceğinden ve Roma’nın fethedileceğinden eminiz; o halde Hilafetin kurulmasına yardım eden askerler olun. Allah’a Yemin olsun dünya ve ahiretin izzeti işte budur.   

Sizleri davet ettiğimiz işte bu hayırdır ey Müslümanların askerleri; tüm dünyanın, tutum ve siyasetinde Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i örnek alacak, Sahabe-i Kiram Rıdvanullahi Aleyhim ve onlara güzellikle tabi olanların amel ettiği gibi amel edecek bir yöneticiye ihtiyacı vardır. İşte bu yönetici, Rum köpeği diye hitap eden ve cevap işittiklerin değil gördüklerin olacaktır diyen Harun Reşid gibi bir yönetici olacağı gibi zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra dünyanın dört bir tarafına adaleti ve huzuru yayacak bir yönetici olacaktır.

Sizi davet ettiğimiz hayır işte budur, ey genişliği yer ve gök kadar olup muttakiler için hazırlanmış cenneti arzulayan Müslümanların orduları.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Müzik ve Sanat Lehine İslami Eğitim Derslerinin Azaltılması! Suriye'de Devleti ve Toplumu Laikleştirmek İçin Tasarlanmış Politikanın Bir Parçasıdır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Müzik ve Sanat Lehine İslami Eğitim Derslerinin Azaltılması! Suriye'de Devleti ve Toplumu Laikleştirmek İçin Tasarlanmış Politikanın Bir Parçasıdır

Haber:

Suriye Eğitim Bakanı'nın, okullarda haftada dört olan din dersini ikiye indirmeye, Kur'an-ı Kerim ve adabları dersini iptal etmeye ve onun yerine müzik ve sanat dersleri koymaya karar vermesinin ardından eğitim ve dini çevrelerde geniş kapsamlı bir tartışma başladı;bu adım, birçok kişinin sonuçlarını öngöremediği bir eğitim riski olarak değerlendiriliyor.Gözlemciler, bu kararın ardından Bakanın, muhafazakar dini akımla doğrudan karşı karşıya geldiğini ve bunun uzun süredir okul müfredatında din eğitimine önemli bir yer veren bir ülkede şok edici olarak değerlendirildiğini düşünüyor. (Arabi24, 5/10/2025)

Yorum:

Suriye halkı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın din dersi ve İslam kültürü dersini haftada dört saatten ikiye düşürmesi kararıyla yeni bir şok yaşamıştır. Peki ne için? Müzik ve sanat dersleri için! Eğitim yönünün de, yeni Şam otoritesinin izlediği laikleşme politikasından kurtulmadığı açıktır.İslam kültürüne ayrılan dört ders, aslında İslami eğitime ayrılması gereken miktardan çok daha azdır; çünkü günde bir dersten daha azdır ve yine de yarısı kaldırılmıştır!Bu kararın, dinlerini seven ve suçlu, ahlaksız ve yozlaşmış rejimin düşüşünün, marjinalleşmeye değil de Suriye'nin İslami kimliğinin ortaya çıkmasına yol açacağını bekleyen dinini seven dindar Suriye halkını kışkırtması gayet doğaldır.

Bu sahnenin en tehlikeli yönü, protestoların dört dersin azaltılmadan korunması talebine odaklanmış olmasıdır; zira böylece otorite, şayet onların taleplerini kabul ederse, protestocular saldırgan bakana karşı zafer kazanmanın mutluluğu ve memnuniyetiyle ayrılacaklardır!Oysa devletin eğitim müfredatı alanındaki görevi, bu dört dersin çok ötesindedir. Zira sorun, din eğitimine ayrılan derslerin azaltılması değildir, aksine kültürel nitelikteki diğer derslerin dinle hiçbir ilgisinin olmamasıdır.

Sistematik eğitim politikasında asıl olan, birinci gayenin İslami şahsiyeti oluşturmak, daha sonraki önemli gayenin ise öğrencilere üniversite düzeyinde akademik uzmanlık alanlarını veya iş piyasasında mesleğini veya işini seçmelerini sağlayacak beceri ve yetkinlikleri kazandırmak olmalıdır. Bundan dolayı vacip olan, müfredatın en az yarısının İslami kültüre ve İslami ilimlere ayrılmasıdır.Mesele sadece Kur'an'dan sureler ezberletmek, namaz ve oruç öğretmek değildir. Aksine vacip olan, öğrencilere genel olarak İslam ilimlerinin özetleri ve temellerinin öğretilmesidir;böylece okullar ve üniversiteler bizi, toplum, siyaset, ekonomi, medeniyet, felsefe ve hukuk alanlarında Batı kültürünü taşıyan ve sadece bireysel ve ailevi davranışlarda dindarlık sergileyen insanlar olarak mezun etmek yerine, İslam akidesi temelinde ve İslam mefhumları ve kanunlarına göre hayatın tamamıyla muamele eden İslami şahsiyetler olarak mezun edecektir.Birçok muhlis kişinin, dine ve gelecek nesillere duydukları kıskançlığı ifade ederek şu anda iki dersten dolayı girdiği bu mücadele, oldukça sınırlıdır.Zira bunun çok ötesine geçilmesi gerekir; şöyle ki, İslam akidesine dayalı sistematik bir eğitimin kurulmasını talep edilmeli ve İslam'ın tüm ilimleriyle donatılmış İslam şahsiyetleri yetiştirme politikası ve gayesini benimsenmelidir.

Tüm bunlardan daha önemlisi, Suriye halkının, Milli Eğitim Bakanı’nın günahının, yeni Suriye yöneticilerinin işlediği büyük günahın bir uzantısı olduğunu anlaması gerekir; bu büyük günah ise, devleti ve ülkeyi laikleştirme ve küfrün hükmünü pekiştirme politikasıdır. Bu da masum Suriye halkının devriminin başarısını, ülkeyi yarım yüzyıldır demir yumrukla yöneten suçlu kliğin devrilmesiyle sınırla kalmasının yanı sıra Suriye’nin, işlevsel laik bir devlet ve asrın Firavunu Amerika’nın liderlik ettiği uluslararası sisteme bağlı bölgesel sistemin bir üyesi olarak kalmaya devam etmesi içindir. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Kasas

Devamını oku...

Avrupa, Gazze'deki Soykırıma Destek Vermeye Devam Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Avrupa, Gazze'deki Soykırıma Destek Vermeye Devam Ediyor!

Haber:

Soykırım iki yıldır devam ediyor. Buna rağmen Avrupa Birliği, toplam 42 trilyon Avroluk ikili ticaret hacmiyle Yahudi varlığının en büyük ticaret ortağı olmaya devam ediyor.Filistin devletini tanımaya yönelik içi boş sloganlara rağmen Avrupa, Yahudilere silah ihraç etmeye de devam ediyor.Danimarka'nın Information gazetesinin sızdırdığı bilgilere göre, Danimarka hükümeti geçen ağustos ayında Gazze'de çocukları öldürmek için kullanılan insansız hava araçlarına ait silah parçaları gönderdi. Ayrıca Hollanda Yüksek Mahkemesi, Hollanda hükümetinin Yahudilere F-35 savaş uçağı yedek parçaları göndermesine müdahale edilmemesi gerektiğine karar verdi.

Yorum:

Batı'nın dünyayı sömürgeleştirmek için kullandığı maske, -yani sözde insan hakları maskesi ve kendilerinin iyi ve medeni olduğu, başkalarının ise kötü olduğu düşüncesi- tamamen açığa çıkmıştır. Batı, Filistin'deki modern yerleşimci sömürgesini korumak için yoğun çaba sarf etmektedir; çünkü onun çöküşünün İslam toprakları üzerindeki hegemonyasının sonu anlamına geleceğini bilmektedir. Yahudi varlığı, Batı'nın İslam’a karşı zaferinin bir sembolüdür ve bu gaspçı varlığın düşmesi, İslam ülkelerinin kalkınma yolunda olduğunun bir işareti olacaktır.

Bu, İslam ümmetine tarifsiz bir güven verecek ve onu sömürgeci Batı’ya karşı nihai zafere doğru ilerlemeye sevk edecektir.

Bu nedenle Batı’nın, Yahudi varlığının bekası için ödemeyeceği hiçbir bedel yoktur. Bu yüzden paralarını ve ellerinde geriye kalan azıcık itibarlarını bile Yahudi varlığını korumak için feda etmiştir. 

Ancak bu durum uzun sürmeyecektir. Zira tüm dünya Batı'nın bir canavardan başka bir şey olmadığını anladığı gibi Müslümanlar da hain ve zalim rejimlere karşı gerçek anlamda harekete geçmeye başlamıştır.

Ümmet canlıdır ve dünyanın saygısını yeniden kazanması ve liderliğinin de barbarlık, kan dökme veya sömürü olmadan, aksine fikir ve İslam değerleriyle mümkün olduğunu kanıtlaması sadece an meselesidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Teym Ebu Leben

Devamını oku...

Mısır Pazarında Yerleşim Yerlerine Destek Veren Şirketler Muharib Düşmana Doğrudan Destek Vermekte ve İslam'ın Hükümlerine Muhalefet Etmektedirler

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Mısır Pazarında Yerleşim Yerlerine Destek Veren Şirketler Muharib Düşmana Doğrudan Destek Vermekte ve İslam'ın Hükümlerine Muhalefet Etmektedirler

Haber:

4 Ekim 2025 Cumartesi günü Nafeza Mısır web sitesi, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin 2025 Eylül ayının sonlarında, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te Filistin halkından gasp edilen topraklar üzerinde kurulan yasadışı yerleşim yerlerinde ekonomik faaliyetlerde bulunan şirketlere ilişkin veri tabanında güncelleme yaptığını söyledi. Güncelleme, Mısır pazarında belirgin bir ticari varlığa sahip altı büyük şirket de dahil olmak üzere 158 şirketi içeriyor ki bu altı şirket şunlardır: Airbnb, Booking.com, Expedia, TripAdvisor, Motorola Solutions ve JCB.

Yorum:

Nafeza Mısır'ın bahsettiği şirketler, gerek yerleşim yerlerindeki yerleşimcilere ve turistlere gayrimenkuller sunmak ve kiralamak yoluyla, gerekse Filistinlileri izlemek ve yerleşim yerleri inşa etmek için kullanılan ekipman ve teknolojik cihazlar tedarik etmek yoluyla yerleşim yerlerinde ekonomik faaliyeti kolaylaştıran hizmetler sundukları gerekçesiyle suçlanmaktadırlar.Bu şirketlerin Mısır pazarındaki varlığı ve onlarla ilişkilerin normal bir şekilde devam etmesi, devlet politikasındaki normalleşmenin boyutunu ortaya koymakta ve muharib işgalci varlığa yönelik boykot ve siyasi ve ekonomik düşmanlık gibi en temel standartlara bağlılığının boyutuna ilişkin önemli soruları gündeme getirmektedir.

Birleşmiş Milletler veri tabanına göre, Airbnb, Booking, Expedia ve TripAdvisor gibi büyük turizm rezervasyon şirketleri, yerleşim yerlerindeki gayrimenkuller için pazarlama ve kiralama hizmetleri sunarak, bu yerleşim yerlerinin ekonomik varlığının güçlenmesine katkıda bulunmakta ve olağan turizm destinasyonları arasına dahil ederek onlara meşruiyet görünümü kazandırmaktadırlar.Bu ise başlı başına siyasi ve ahlaki bir suçtur; çünkü bu, gasp edilen toprakların üzerine inşa edilmiş bölgelere teşvik etmekte, yerleşimcilerin para kazanmalarına yardım etmekte ve onların bekalarını finanse etmektedir.

Motorola Solutions, yerleşim yerlerine ve karakollara, Filistinlileri izlemek ve işgal altındaki bölgelerde güvenlik kontrolünü sağlamak için kullanılan gelişmiş gözetleme sistemleri tedarik etmektedir.JCB ise, yerleşim yerlerinin genişletilmesi ve Filistinlilerinin evlerin yıkılması da dahil olmak üzere İşgal altındaki Filistin topraklarında inşaat ve yıkım çalışmalarında ürünleri kullanılan ağır iş makineleri şirketidir.

İster bölgesel ofisler, ister dağıtımcılar, isterse platformlarının yaygın kullanımı yoluyla olsun bu şirketlerin Mısır pazarındaki varlığı, Mısır ekonomisinin, mübarek Filistin topraklarının işgalini fiili olarak destekleyen ve yerleşimlerin vakıasını normalleştiren varlıklara pratik olarak açık olduğu anlamına gelmektedir.

Bu sorun özel şirketlerle sınırlı değil, bilakis ciddi resmi politikalara kadar uzanmakta olup bu politikaların en önemlisi ise birkaç yıl önce imzalanan ve mevcut rejim altında geliştirilip genişletilen Mısır gazının Yahudi varlığına ihraç edilmesi anlaşmasıdır.

İhraç edilen bu gazın bir kısmı, işgal tarafından Gazze'nin açık deniz sahalarından ele geçirilen ve sınır belirleme anlaşmasının ardından vazgeçilen gasp edilen gazdır ve bu gaz, bölgesel ağlar ve Mısır, işgal ve Avrupalı tarafların da dahil olduğu üçlü anlaşmalar yoluyla aktarılmaktadır.Diğer bir deyişle Mısır, ümmetin çalınan gazını pratik olarak sıvılaştırıp tesisleri aracılığıyla ihraç ederken, Gazze halkı doğal kaynaklarını kullanma konusundaki en basit haklarından mahrum bırakılmakta ve elektrik, su ve yakıttan da yoksun bırakılmaktadır!

Ayrıca bu anlaşma Yahudi varlığına önemli bir ekonomik ve stratejik kaynak sağlamakta ve Mısır'daki sıvılaştırma tesisleri aracılığıyla çalınan gazın Avrupa'ya ihraç edilmesine imkan vermektedir; bu da Avrupa'nın ekonomisinin canlanmasına ve Gazze'deki halkımızı öldüren askeri makinesine finansman sağlamasına neden olmaktadır.

Tüm bunlar, Yahudi varlığının Filistin halkına karşı devam eden bir suç savaşı yürüttüğü, Gazze'nin neredeyse yirmi yıldır boğucu bir kuşatma altında olduğu, Gazze’ye gıda, ilaç ve yakıt erişiminin engellendiği ve Mısır devletinin, "taahhütler" ve "ekonomik işbirliği" bahanesiyle sınır geçişleri ve ticaret anlaşmaları aracılığıyla Yahudi varlığına enerji, mal ve gıda tedarikine katkıda bulunduğu bir zamanda meydana gelmektedir.

Bu davranışlar sadece “siyasi hatalar” veya “takdirde farklılık” sınırında olan bir şey değildir, aksine ciddi bir şerî muhalefettir.

Birincisi:Yahudi varlığı Müslümanların topraklarını işgal edip gasp etmekte, Müslümanları öldürmekte, Filistin'deki halkımıza savaş açmakta olup fiili muharip olan bir düşmandır; bu yüzden onun kapasitesini güçlendiren veya işgalini meşrulaştıran herhangi bir ekonomik, siyasi veya güvenlik işbirliğine girmek caiz değildir.

İkincisi: Muharib olan bir düşmana herhangi bir satış yapmak, menfaat sunmak veya destek vermek haramdır, dahası zalime yardım etme ve ona boyun eğme kapsamına girmektedir. İbn Kudâme el-Muğni’de şöyle demiştir: “Savaş halindeki savaş ehline, savaş için silah satmak veya ona yardımcı olmak caiz değildir; çünkü bu, Müslümanlara karşı savaşında onlara yardım etmek anlamına gelmektedir.”

Üçüncüsü: Düşmanı güçlendiren veya işgalinin devamını kolaylaştıran gıda, enerji veya hizmetlerin nakli haram olan hükmün kapsamına girmekte, dahası muharip olan kafirleri dost edinmek kapsamına girmektedir. Allah, şu kavliyle bu konuda uyarıda bulunmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِين Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” [Maide 51]

Devletin görevi, şayet İslam'ın hükümlerine bağlıysa, yerleşimleri destekleyen şirketlerin Mısır pazarına girmesini engellemek ve Yahudi varlığıyla tüm ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerini koparmak olup Müslümanların topraklarını gasp eden muharip bir varlık olması itibariyle onunla herhangi şekilde ilişki kurmak veya normalleşmek caiz değildir.

Gaz anlaşmasının derhal iptal edilmesi gerekir; çünkü bu anlaşma, asıl olarak batıl olan bir anlaşmadır; zira bu anlaşma ümmetin servetinin gasp edilmesine dayanmakta ve muharib olan bir düşmana enerji ve gelir kaynağı sağlamaktadır ki bu, en büyük günah ve düşmanlık şekillerinden biridir.Ümmetin görevlerinden biri, bu politikalarından dolayı yöneticileri muhasebe etmesi ve halkımız Gazze'de katledilirken ve Filistin herkesin gözü önünde gasp edilirken muharib düşmanın desteklenmesine sessiz kalmamasıdır.

Görev, sadece ekonomik boykotlar veya anlaşmaların iptal edilmesi talepleriyle sınırlı kalmamalı, aksine ümmet, İsra ve Mirac topraklarına karşı tüm görevini de yerine getirmelidir ki bu da; Allah Subhnaehu'nun emrettiği ve İslam'ın kendisiyle yöneten ve ümmete liderlik eden bir devleti olduğu tarih boyunca Müslümanların yaptığı gibi Filistin'i kurtarmak ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için orduları harekete geçirmektir.

Düşmana yönelik ekonomik, siyasi veya güvenlik desteğinin tamamı, iğrenç bir bağımlılık şekli ve Müslümanlara karşı yürütülen savaşa fiili olarak ortak olmaktır; bu nedenle ümmetin görevi, bu bağımlılığı kökünden koparacak ve düşmanlarına hizmet etmek yerine onlarla savaşmak için enerjilerini birleştirecek olan İslam'ın yönetimini ikamet etmek için çalışmaktır.

Mısır pazarındaki yerleşim yerlerini destekleyen şirketlerin varlığı, Yahudi varlığıyla yapılan gaz anlaşmaları ve bu varlığa gıda ve enerji tedarik edilmesi, evet bu uygulamaların tamamı, muharip olan düşmana doğrudan destek vermeyi ve açıkça şeriatın hükümlerine muhalefet etmeyi temsil etmektedir. Bu ise siyasi ve ekonomik bağımlılığın gerçekliğini ortaya koymakta olup köklü bir değişimin olması gerekir.

Ümmetin görevi, bu gerçekliği kesin olarak reddetmek ve bu gaspçı varlığa yönelik her türlü destek ve işbirliğini sona erdirmek için çalışmaktır ki bu sadece bireysel boykotlarla değil, aksine ciddi olarak muhasebe etmekle, Yahudi varlığını destekleyen ve ona güvence veren sistemi değiştirmekle ve ümmeti bağımlılıktan kurtaracak ve Filistin'deki kardeşlerimize fiili olarak yardım edecek İslami yönetimi kurmakla gerçekleşebilir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Fazıl - Mısır

Devamını oku...

Onları Haklı Çıkarmayın! Referans Olarak Şeriata Geri Dönmeye Çağırın

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Onları Haklı Çıkarmayın!
Referans Olarak Şeriata Geri Dönmeye Çağırın

Suriye hükümetinin adamları, artık eylemlerine (ruhsat, şeriatın maksatları, zaruret, zayıflık ven benzerleri) gibi ıstılahları gerekçe gösteriyorlar; peki size ne oluyor da aynı ıstılahları kullanarak uzun gerekçelerle onlara zemin hazırlıyorsunuz?

Bu, birçok şeyh ve İslam sahasına bağlı olan kişiler tarafından Allah'ın şeriatına yardım etmek için Suriye'nin yeni hükümetinin yaptığı her şeye yönelik devam eden bir gerekçe değildir. Aksine farkına varsalar da varmasalar da bu, şeriatın boyunduruk altına alınması ve usulünün yok edilmesidir. Zira Allah'ın şeriatına yardım etmek, onu tüm konularda hüküm veren bir referans ve kendisiyle Suriye gerçekliğinin okunduğu bir mercek haline getirmekle olur, aksi değil.

Suriye'nin gerçekliğini, arzuya tabi olmadan ve ister açık ister gizli onu etkileyen herhangi bir şeyi görmezden gelmeden gerek Suriye'deki gerekse iç ve dış faktörlerle ilgili her şeyi derin ve aydın bir şekilde anlamak gerekir.

Sonra suçlu Beşar'ın düşmesinin ve Şam halkının bu uğurda yaptığı büyük fedakarlıkların ardından külliyatı ve cüziyatıyla bu gerçeklik hakkında, modern İslam ümmetinin tarihindeki bu belirleyici tutum konusunda Allah Subhanehu'yu razı etmek dürtüsüyle şerî içtihat kaidelerine göre hüküm vermek için şerî nâsslardan yola çıkmak gerekir.

Ama yeni Suriye hükümetinin adamlarının, hem kendi tutumlarını haklı çıkarmak, hem de dahili ve harici düzeyde insanlara açıklama yapmak için, şerî ıstılahları tamamen modern laik terimlerle değiştirdiklerini görüyoruz; bu ise şerî bir tutumla ele alınması gereken ciddi bir sapmadır ve bunu haklı çıkarmak caiz değildir. Zira bugün Suriye'yi saran büyük kötülüklerin kaynağı şeriatı, onun ıstılahlarını, mefhumlarını ve hükümlerini terk etmektir. Tıpkı Amerika ve Yahudi varlığına askeri ve fikri işgal yoluyla Suriye'yi ihlal etmesine imkân tanınması, mezhepçilik fitnesinin yayılması, yoksulluğu pekiştiren, yolsuzluğu yaygınlaştıran ve İslam'a ve Müslümanlara karşı komplo kuran küresel kapitalist sistemle bağlantı kurulması ve Allah'a, Rasulü'ne ve müminlere karşı çıkan Arap ve bölgesel normalleşme sistemine girilmesi şeklinde sahada gördüğümüz gibi.

İdlib'deki Heyet Tahrir el-Şam'ın liderlerinin Türkiye'nin Erdoğan'ını akıl hocası olarak kabul edip onların da Suriye, bölge ve dünya düzeyinde Amerikan projesinin planlarına göre hareket etmesi şeklinde tanık olduğumuz şey, geçmişte birçok kişinin Erdoğan tarafından aldatıldığı gibi bizi aldatmaması gereken büyük bir münkerdir. Zira Erdoğan’ın rejiminin, çok sayıda mücahit ve silahlı grupları kontrol altına alıp onların uzun süre Beşar rejimiyle doğrudan çatışmalarını engelleyerek Şam devrimine karşı kaç kez suç işlediği gibi Yahudilerle normalleşip vacip olduğu halde askeri destek vermeyerek Gazze'yi tek başına bıraktığı, aksine Gazze halkını boş sözler ve sahte feryatlarla doyurduğunda da Filistin halkına karşı kaç kez suç işlediği hiç kimse için bir sır değildir.

Özellikle kafirlere güvenmeyi haklı gösterenler şunu bilsinler ki, düşmanlarımız yeni Suriye hükümetini pekiştirmekle ilgilenmiyorlar, aksine Suriye'deki uluslararası sömürgeci nüfuzlarını pekiştirmekle ilgileniyorlar. Ümmetin kitlelerini etkileyen ve onların endişelerini taşıyan bilinçli ve samimi bir Müslümanın üzerine düşen, Suriye'nin yeni yöneticilerini muhasebe etmeyi ve her durumdaki farzlardan biri olan onlara iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı hatırlamasıdır; çünkü muhasebe etmek, bugün Suriye gerçekliğinde şeriatla hükmedilmesi konusunun ayrılmaz bir parçasıdır ve bunu ihmal etmek caiz değildir. Zira Suriye'deki sahneyi okurken şeriatı göz ardı etmek -ki biz Müslümanlar olarak sadece şeriatın merceğinden bakabiliriz- caiz olmadığı gibi yeni Suriye hükümetinin dış diktelere boyun eğmesinin boyutları ve sonuçları hakkında yüzeysel düşünmek de caiz değildir; çünkü bu dikteler, diğer dış ilişkiler gibi değildir, aksine daha çok Batı'nın İslam toprakları üzerindeki hegemonyasını pekiştirmektir.

Yeni Suriye hükümetini oluşturan adamların şahısları hakkında konuşmadan önce en önemli öncelik, Suriye'deki eski-yeni küfür projesini mağlup edip ona karşı çıkmaktır. Bu ise gerçekliğe aydın bir şekilde bakan fiili bir programın olmadığı sloganlar atmaktan daha çok köklü ve derin bir İslam projesi gerektirmektedir.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَن يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَعِيداً * وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَىٰ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُوداً * فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاءُوكَ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا إِحْسَاناً وَتَوْفِيقاً * أُولَٰئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِي أَنفُسِهِمْ قَوْلاً بَلِيغاً * وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوا أَنفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّاباً رَّحِيماً * فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماًSana ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri gördün mü? Tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa, onları inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye de nasıl Allah'a yemin ederler?İşte bunların kalplerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine zulmettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tövbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.Hayır; Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” [Nisa 60-65]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Saba Ali

Devamını oku...

Batı Liderlerini Dinlerken İdeolojik Bakış Açısı Nasıl Olmalıdır?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Batı Liderlerini Dinlerken İdeolojik Bakış Açısı Nasıl Olmalıdır?

Amerikan Başkanı Trump'ın konuşmasını bekliyorsunuz, Yahudi Başbakan Netanyahu'nun konuşmasını bekliyorsunuz, ne söyleyeceklerini sabırsızlıkla bekliyorsunuz; bazıları da tüm halkların kaderinin bu konuşmadan sonra belirleneceğini kesin olarak bildikleri için bekliyorlar!

Evet, olaylarla dolu çalkantılı bir dünyada, ekranlar liderlerin ve başkanların konuşmalarıyla dolup taşarken, birçok insan heyecanla Trump'ın konuşmasını bekliyor, Netanyahu'nun ne söyleyeceğini gözetliyor ve Batı liderlerinin açıklamalarını dinliyorlar; sanki ümmetin kaderi onların sözlerine bağlıymış ve ümmetin geleceği de onların konuştukları cümlelere veya açıkladıkları planlara bağlıymış gibi!

Soru şudur: Neden aynı kesinlik derecesinde, kıyamet gününe kadar kulpu kopmayacak olan söz sahibi, yani son sözün sahibi olan Allahu Teala'ya yönelmiyoruz?! Ne tuhaf bir şey! Allah’ın hitabından nasıl gafil olabildik?! Oysa o sözler; asla sözünden dönmeyenin, sözünü değiştirmeyenin ve karşısında kelimelerin kifayetsiz kaldığı; hak olan, kesin olan, apaçık nur olan sözler değil midir?!

Geri dönmemiz gereken büyük gerçek şudur: İnsanların kaderi Beyaz Saray tarafından belirlenemez ve gaspçı varlık tarafından çizilemez, aksine insanların kaderi, şu hak olan kavli söyleyen Allah Subhanehu ve Teala'nın elindedir: قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاءُ وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاءُ(Rasulüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın.” [Al-i İmran 26] Dolayısıyla Trump konuştuğunda, tarihin akışını değiştirmek için konuşmuyor, aksine daha çok siyasi ve ahlaki iflastan dolayı tükenmiş sömürgeci bir devletin sahte prestijinden geriye kalanları kurtarmaya çalışıyor; Yahudiler ise konuşmalarını çoğalttıklarında, onlar sadece darbelerin acısı içinde haykırıyorlar; çünkü sonlarının yaklaştığını görüyorlar.

İslam ümmeti olarak bizler, başka bir hitabı, yani şöyle buyuran alemlerin Rabbinin hitabını dikkatle dinlemeliyiz: سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَYakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar.” [Kamer 45] Ve Subhanehu’nun şu kavlini hatırlamalıyız: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِAllah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] Dolayısıyla bunlar sloganlar değildir; aksine bunlar, sözünden asla dönmeyenin Rabbani vaatleridir.

Evet, yol kolay değildir; zira Allah Subhanehu bize şunu haber vermiştir: وَلَنَبْلُوَنَّكُم بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنفُسِ وَالثَّمَرَاتِAndolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz.” [Bakara 155] Ve Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍOnlara vadolunan (helak) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil midir?” [Hûd 81] O halde neden korkuyoruz? Neden krizimizi düşmanımızın çözmesini bekliyoruz?!

Trump bugün güçlü olduğu için değil, boğulduğu için hareket ediyor; çünkü Trump, artık galibiyetin kendisine ait olmadığını ve galibiyeti savaş ve komplo ile elde edemediğini biliyor. Bu yüzden bu galibiyeti, içerisinde ülkemizdeki hain ve ikiyüzlü yöneticilerden oluşan araçlarına uzanan birçok aldatmaca ve iplerin olduğu habis siyasi bir plan yoluyla elde etmeye çalışacaktır.

Ancak bizler, ona ve onun arkasındaki herkese diyoruz ki; Gazze aldatılamayacak, Gazze'ye diz çöktürülemeyecek ve içerisinde Gazze halkı gibi adamların olduğu gibi bu ümmetin vahdetini, otoritesini ve onurunu geri elde edecek Raşidi Hilafeti kurmak için çalışanların olduğu ümmet yaşadığı sürece planlarınız başarıya ulaşamayacaktır.

Gazze'deki halkımıza: Sabredin, sabredin; çünkü zafer bir saatlik sabırdır ve Allah sizin yardımcınızdır; Allah size vaat emiştir ve O'nun vaadi haktır ve güzel akıbet muttakilerindir.

İslam ümmetinin samimi ve bilinçli evlatlarına: Uyanık olun, ümmete politikacıların konuşmalarıyla değil, Allah'ın hitabıyla ilham verin, insanların analizlerin ve manevraların girdabında kaybolmasına izin vermeyin, aksine onları saf olan kaynağa, gerçek vaade ve Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetine yakışan büyük projeye, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet projesine geri döndürün.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdul Mahmud El-Amiri - Yemen

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER