Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kafir Batı ve Onun Sömürgeci Kuruluşlarının Hayatımıza Müdahale Etmesine Ne Zaman Bir Son Vereceğiz? Ve Ne Zaman Yüzümüzü Tek Olan Deyyân’a (hesabını en iyi bilen ve veren) Çevireceğiz?

Sudanlı siyasi partiler, Fransız Promediation örgütünün desteğiyle Port Sudan’da bir çalıştay gerçekleştirdi. Sudan Tribune’ün 5 Ekim 2025 tarihli haberine göre, Demokratik Blok sözcüsü Muhammed Zekeriya, Çalıştayda “Sudanlılar arası diyaloğun nasıl, nerede ve kimler arasında yapılacağı, arabulucuların rolü ve finansman konularının” ele alındığını belirtti. Sözcü, bu çalıştayın bir başlangıç olduğunu ve nihai hedefin, “ülkedeki siyasi gruplar arasında geniş bir mutabakat sağlayarak istikrara ulaşmak, çatışmaları ve olumsuz kutuplaşmayı sona erdirmek” olduğunu ifade etti.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, bu gerçeklik karşısında aşağıdaki gerçekleri kamuoyu ile paylaşıyoruz:

Birincisi: İslam, hayatın sorunlarına çözüm üreten mekanizmanın ne olduğu meselesini kökünden çözmüştür. İslam’a göre egemenlik kayıtsız şartsız Şeriatındır! Bir Müslüman için, hayatın en küçük ya da en büyük sorununa Şeriat dışında bir çözüm aramak haramdır! Hatta bu, imanın ayrılmaz bir parçasıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar” [Nisa 65] Dolayısıyla, çözümlerin kaynağı İslam’dır; koltuk kapmak için birbiriyle yarışan siyasetçilerin keyfi istekleri değil.

İkincisi: İslam, Müslümanlara, aralarında çıkan en küçük bir anlaşmazlıkta bile, hakem olarak sömürgeci devletleri ve onların cinayet şebekesi olan örgütlerini değil, yalnızca Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Kitabı’na ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetine başvurmalarını farz kılmıştır! Çünkü meseleleri İslam’a götürmek, imanın mihenk taşıdır! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasûl’e götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” [Nisa 59]

Üçüncüsü: Fransa, Amerika, İngiltere ve Rusya gibi, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık besleyen sömürgeci ve kafir devletlere bel bağlamak, Promediation, Amerikan Barış Enstitüsü ve Chatham House gibi suç örgütlerinin müdahalelerine güvenmek, siyasi bir intihar ve ümmete ihanettir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” [Ali İmran 118]

Dördüncüsü: İslam hukukuna göre, yabancı devletler ve kuruluşlarla ilişkileri yürütme yetkisi yalnızca devlete aittir. Herhangi bir kişinin veya grubun, yabancı bir devletle veya herhangi bir yabancı kuruluşla doğrudan ilişki kurması kesinlikle yasaktır. Zira bu tür ilişkiler, devletin ve ümmetin varlığı için büyük bir güvenlik riski teşkil eder.

Beşincisi: İslam, hayatın bütün sorunları için zengin hükümlere ve çözümlere sahiptir. Çünkü İslam’a göre siyaset, halkın iç ve dış tüm işlerinin yönetilmesi ve gözetilmesi demektir. Bu siyaseti ise pratik olarak devlet yerine getirir. Siyaset, en yüce eylemlerden biridir ve hatta peygamberlerin amelidir. Nitekim Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu konuda şöyle buyurmuştur:

كَانَتْ بَنُو إسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ، كُلَّما هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وإنَّه لا نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ فَتَكْثُرُ»، قالوا: فَما تَأْمُرُنَا؟ قالَ: «فُوا ببَيْعَةِ الأوَّلِ، فَالأوَّلِ، وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فإنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ “İsrail oğullarını Nebiler yönetiyordu. Bir Nebi öldüğünde onu bir başka Nebi takip ederdi. Benden sonra Nebi yoktur. Fakat benden sonra birçok Halifeler gelecektir.” Dediler ki “Bize ne emredersin?” Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “İlk biate ilkine vefa gösteriniz. Onlara haklarını veriniz. Çünkü Allah, onları güttüklerinden hesaba çekecektir.” buyurdu.” [Müslim]

Sonuç olarak, bugün ümmet Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafete muhtaçtır! Hilafet dini yeniden ayağa kaldıracak, Şeriatı uygulayacak, sömürgeci kafir Batı’nın topraklarımızdan kökünü kazıyacak, Batı’nın elçilikleri ve örgütleriyle iş tutan karanlık mahfillerin peşine düşecek ve hayatı, tek olan Deyyân’a tahsis edecektir. İşte çalışanlar bunun için çalışsın. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hartum’un Doğu Nil Bölgesinde Halka Hitap Konuşması Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Sudan’ı bölme girişimlerine karşı yürüttüğü kampanya kapsamında 4 Ekim 2025 Cumartesi günü Hartum’un Doğu Nil belediyesine bağlı Vahda (Birlik) Pazar 6’da halka hitap konuşması gerçekleştirdi. Halka hitap konuşmasında konuşan Hizb-ut Tahrir üyesi Üstat Ömer Hasan, ümmetin birliğinin varlık yokluk meselesi olduğunu vurguladı. Konuşmasına

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.” [Ali İmran 103] ayetiyle başlayan Hasan, ayetin ne anlama geldiğini açıkladı. Ardından, İslam ümmetinin bir zamanlar bu emre uyarak birlik içinde olduğunu, ancak sömürgeci kafirlerin gelip Hilafet’i yıkmasıyla Müslüman ülkelerin küçük devletlere bölündüğünü anlattı. Hasan bugün dahi hala ümmete tuzak kurulduğunu, ayrışmanın derinleştirildiğini, Güney Sudan’ın ayrıldığını, diğer eyaletlerin ayrılığa hazırlandığını ve ABD’nin halihazırda Darfur’un ayrılması için çalıştığını belirtti. Mevcut kuruluş hükümetinin, aslında Darfur’u ayırarak ülkeyi bölme planının sadece bir parçası olduğunu anlattı.

Ardından, ümmeti sorumluluk almaya, görevini yerine getirmeye ve Darfur’un Güney Sudan gibi, koparılmasını engellemek için ciddi bir çaba göstermeye çağırdı. Dinleyiciler de konuşmayla etkileşim gösterdi, olumlu karşılandı.

Devamını oku...

Allah Düşmanları İçin Sevinç Gözyaşları, Kıbrıs Müslümanları İçin Hüsran ve Yeis!

Geçen nisan ayında, Kuzey Kıbrıs Bakanlar Kurulunun, kanun gücünde çıkardığı kararname ile Milli Eğitim Bakanlığının “Disiplin Tüzüğü” değiştirilmiş ve liselerde başörtülü eğitim serbest bırakılmıştı. Fakat bu kararın ardından, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası başörtülü öğrencilerin derse girdiği liselerde grevlere başlamış, öğrencilerin başörtülü eğitim görmesine karşı çıkarak konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı. Geçtiğimiz hafta Eylül ayının sonunda, Anayasa Mahkemesi, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’nın açtığı dava üzerine Millî Eğitim Bakanlığı’nın geçtiğimiz aylarda yürürlüğe koyduğu ve liselerde sade, tek renk başörtüsüne izin veren düzenlemeyi anayasaya aykırı bularak iptal etti. Kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuran öğretmenler sendikası yöneticileri ise, göz yaşları içinde yasağın geri gelmesini ‘laikliğin zaferi’ olarak nitelendirip sevinç çığlıkları attılar. Bu arada hükümet ise hemen ‘yeni bir yasa üzerinde çalışmaya başlayacaklarını’ duyurdu.”

Ey Kıbrıs Müslümanları! İçkiye övgüler düzen, zinayı ve kumarı yasallaştıran, hatta bunları bir gelir kapısı olarak gören demokratik ve laik bir meclisin, Müslümanların canını, malını ve onurunu korumayı birincil görev sayacağına gerçekten inanıyor musunuz? Şüphesiz Müslüman kadın ve kız çocuğunun tesettürü, üzerinde pazarlık yapılamaz kesin bir hükümdür. Bu, doğrudan doğruya Alemlerin Rabbi olan Allah’ın bir emridir! Anayasa Mahkeme ve siyasetçilerinizin iddia ettiğinin aksine, bu konu bir özgürlük, bir eşitlik ve bir tarafsızlık meselesi değildir. Çünkü Müslümanlar, sadece Allah’ın emirlerine uymakla yükümlüdür.

Bu laik demokratik sistemdeki Anayasa Mahkemesinin, Bakanlar Kurulu’nun başörtüsü yasağını kaldıran kararını nasıl iptal ettiyse, yarın da sudan bahaneler ve kelime oyunlarıyla yeni bir yasak getireceğine şüpheniz olmasın.

Öyleyse, demokratik bir meclisteki bakanlarınızdan kızlarınızın başörtüsüne konan yasağı kaldırmalarını beklemek yerine onlardan Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümlerine göre hükmetmelerini talep etmelisiniz. Bunu yapabilmeleri için, onları İslâm ümmetiyle tam bir birlik sağlamak, İslâm ülkeleriyle tek bir çatı altında birleşmek üzere gerekli çalışmayı yapmaya, İslami olmayan tüm sistemleri ve yasaları reddetmeye çağırmalısınız. Şüphesiz Hilafet Devleti, tüm Müslümanların kalplerini, mallarını ve ordularını Allah’ın Kitabı ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Minhacı üzere birleştirecek; böylece sizi kafirlerden gelecek herhangi bir saldırıdan, zilletten veya zulümden koruyacaktır! Üstelik bunu, eldeki bütün imkanları seferber ederek, derhal, hiçbir koşul veya tereddüt göstermeksizin yapacaktır.

Ey dünya Müslümanları! Kıbrıs’taki Müslüman kardeşlerinizi yalnız bırakmayın! Kafirlerin onlara karşı işledikleri suçları tekrarlamalarına ve Kıbrıs’ın yeni bir Gazze’ye dönüşmesine izin vermeyin. Allah’a sığının ve O’nun rızkına güvenin! Gücünü sömürgeci Batı’dan değil, Allah korkusundan alan ve varlığı sizin varlığınız için hayati önemde olan bir devlete çağrıda bulunun. Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devlete çağırın. Orada sizi önce sizin, sonra da Kıbrıs ve Filistin’in kurtuluşuyla Allah’ın vaadi ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi beklemektedir!

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Devamını oku...

El-Vakiye TV: Anayasa Müzakereleri Programı -Halaka 7- [Şeriatın, İslam Devleti’nin Tabiiyetini Herkese İnfaz Etme Keyfiyeti]

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  
El-Vakiye Televizyonu
Anayasa Müzakereleri Programı
 
-Halaka 7-
[Şeriatın, İslam Devleti’nin Tabiiyetini Herkese İnfaz Etme Keyfiyeti]
İslami Anayasa İle İnsan Yapımı Anayasalar Arasındaki Anayasal Ayrılıklar
 
Müh. Usame Es-Suveynî ile Üstad Ahmed El-Kasas Arasında “Anayasa Mukaddimesi veya Esbab-ı Mucibesi” Kitabı Hakkındaki Diyalog Programı
 

Bu Bölümde Anayasa Mukaddimesi’nin 7. Maddesi Ele Alınmıştır:

Madde-7: Devlet, İslami tabiiyeti taşıyan Müslüman ve gayrimüslim herkese İslami şeriatı aşağıdaki şekilde infaz eder:
a- Hiçbir istisna olmaksızın İslam hükümlerinin tamamını Müslümanlara infaz eder.
b- Gayrimüslimleri inançlarında ve ibadetlerinde genel nizam çerçevesinde serbest bırakır.
c- İslam’dan irtad edenler mürtet iseler onlara mürtet hükmü uygulanır. Fakat mürtetlerin çocukları olup gayrimüslim olarak doğmuş iseler müşrik veya ehl-i kitap olmaları bakımından üzerine oldukları duruma göre gayrimüslim muamelesi görürler.
d- Gayrimüslimlere yiyecek ve giyecek hususunda şer’i hükümlerin izin verdiği çerçevede kendi dinlerine göre muamele edilir.
e- Gayrimüslimler arasındaki evlilik ve boşanma işleri kendi dinlerine göre fasledilirken onlar ile Müslümanlar arasında İslam hükümlerine göre fasledilir.
f- Devlet; muamelat, ukubat, beyyinat, yönetim nizamı, ekonomi ve benzerleri gibi diğer şer’i hükümleri ve İslami şeriatın hususlarını herkese infaz eder. Bunların Müslümanlara ve gayrimüslimlere infazı eşit şekilde olur. Aynı şekilde tebaanın fertlerine infaz ettiği gibi muahidlere, müsteminlere ve İslam’ın sultası altında olan herkese infaz eder. Sefirler, elçiler ve benzerleri bundan müstesna edilirler. Zira onların diplomatik dokunulmazlığı vardır.

H. 04 Rabiu’l Evvel 1441 El-Muvafık M. 01 Kasım 2019

El Vakiye sitesindeki diğer bölümler için TIKLAYINIZ
Websitemizdeki diğer bölümler için TIKLAYINIZ

 

Devamını oku...

Trump'ın Aldatıcı Girişimi: Gazze Bataklığından İran Rejimini Ezerek Çıkmak Hedefleri Korumakla Birlikte Öncelikleri Yeniden Düzenlemek İçindir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Trump'ın Aldatıcı Girişimi: Gazze Bataklığından İran Rejimini Ezerek Çıkmak Hedefleri Korumakla Birlikte Öncelikleri Yeniden Düzenlemek İçindir

ABD Başkanı Trump, Müslümanların başındaki sekiz yöneticiyi, Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi konusunu görüşmek üzere 23 Eylül 2025 tarihinde Birleşmiş Milletler genel merkezindeki özel toplantı odasında bir toplantıya davet etti.Toplantıda yedi maddelik bir sonuç bildirisi yayınlanmış olup bildirinin en önemli maddeleri ateşkes, Yahudi esirlerin serbest bırakılması, yardımların girdirilmesi, imar etme, zorla yerinden edilmenin reddedilmesi, Filistin otoritesine destek verilmesi ve Hamas'ın Gazze'de hiçbir rolünün olmamasıdır.Trump toplantıyı şöyle değerlendirdi: “Gazze konusunda Arap ve Müslüman liderlerle yaptığım toplantı bir harikaydı. Bu, şimdiye kadar yaptığım en önemli toplantıydı; çünkü asla olmaması gereken bir şeyi sona erdireceğiz.”

Böyle bir haber kısa da olsa, ister zihinlerin saptırılması, ister anlayışın hafife alınması, ister nefislerin alçaltılması, isterse zilletin devam etmesi bakımından olsun içerisinde birçok utanç verici yönlerin bulunması nedeniyle sayması zor olan felaketle doludur. Nitekim Trump, Türkiye, Mısır, Pakistan, Endonezya, Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve BAE yöneticilerini seçerek onları bir toplantıya çağırdı ve onlar da bu çağrıya uydular. Peki neden onları çağırdı?  Gazze'deki savaşın durmasını görüşmek için! Sanki gerçekten barış isteyen adil bir yargıçmış gibi.Kendisinin barış adamı olduğunu, savaşları durduran bir adam olduğunu, Gazze'deki savaşı durdurmak istediğini, ancak Hamas'ın bunu reddettiğini ve savaşı sona erdirmek için yaptığı tüm girişimleri önceden reddettiğini övünerek anlatmıştır.Tüm dünya, Trump'ın, yönetiminin ve devletinin Gazze'deki tüm katliamların arkasında durduğunu ve Güvenlik Konseyi ve başka yerlerde savaşı durdurmak için yapılan tüm girişimleri ve projeleri engellediğini bilmesine rağmen bu yöneticiler, itaatkar ve zelil bir şekilde Trump'ı dinlediler.

Gazze'ye yönelik savaşın bir Amerikan savaşı olduğu artık bir sır değildir; çünkü Amerika tüm gücüyle bu savaşı desteklemektedir.Yemen, Lübnan, İran, Suriye ve Katar'a yönelik tüm saldırılarında Yahudi varlığının arkasında duran da Amerika'dır.Bunun aksini iddia ettiğiniz her şey bir yalan ve aldatmacadır.Felaketlerden biri de, Amerika'nın aynı yalanlar ve aynı vaatlerle aldatmacasını tekrarlaması, bu kişilerin ve benzerlerinin de buna icabet etmesi, korku ve açgözlülükten dolayı Trump ve elçilerinin önünde eğilmeleri, Netanyahu'ya baskı yapması ve aşırılıklarını dizginlemesi için ona yalvarmalarıdır.Aslında her iki taraf da yeni Ortadoğu olarak adlandırdıkları şey üzerinde tam bir uyum ve mutabakat içindedirler.

Öte yandan burada şu soru ortaya çıkıyor: Trump neden Gazze'ye yönelik savaşı durdurmak için böyle bir değişime gitti ve savaşın başından bugüne kadarki tüm girişimlerin aksine Hamas'ı ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir madde içermeyen bir girişim sundu?

Bu değişimle ilgili birçok görüş olsa da bu, bir aldatmadan hali değildir. Bu değişimi anlamaya yönelik en yakın yaklaşım, bu toplantının Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun marjlarında gerçekleşmiş olması ve bu toplantıdaki çoğu ülkenin sözlerinin, Yahudi varlığına, onun katliamlarına ve onun Gazze ve bölgedeki destekçilerine, yani Amerika Birleşik Devletleri ve Trump'a karşı gelmiş olmasıdır. Nitekim Avrupa, iki devletli çözümü ve bunun gerekliliğini pekiştirmek amacıyla, Fransa'nın öncülüğünde 22 Eylül 2025 tarihinde Suudi Arabistan ile bu konferansı başlatarak bir yılı aşkın süredir bu yaklaşımı izlemiştir. Dolayısıyla bu konferans ve dünya çapında Yahudilerin katliamlarına karşı ortaya çıkan uluslararası ve halkçı tavırlar, Amerika üzerinde baskı oluşturarak, onun planlarını yeniden gözden geçirmeye zorlamıştır. Ancak bu baskılar, Amerika'nın Gazze'deki politikasını değiştirmesi için yeterli olmuş mudur? Aslında, yeterli olmamıştır. Zira Yahudilere yönelik katliamlara ve Amerika'nın tutumuna yönelik itirazlar ve savaşı durdurma girişimleri yeni bir şey değildir; ancak diğer faktörler olmasaydı bunların hiçbir etkisi olmazdı.

Bu faktörlerden biri, Avrupa'nın sözünün neredeyse bir olması, Yahudi varlığına karşı art arda önlemler almaya başlaması ve tutumlarının Gazze ve Batı Şeria'daki Amerikan politikasına karşı çıkmasıdır. Aynı zamanda bu faktörlerden biri de, Avrupa ülkelerinin desteğiyle Gazze'deki ablukayı kırmak için yola çıkan devasa filodur.

Yine bu faktörler arasında Arap ülkeleri ve bölgedeki diğer ülkelerin hoşnutsuzluğu ve iki devletli çözüm konusunda ciddi olmadığı ve bölgeye yönelik stratejisinin (Yeni Ortadoğu) bu çözümü dikkate almadığı, bunun yerine Amerika'nın emriyle bölgenin polisi ve yöneticisi olsun diye Yahudi varlığının elinin serbest bırakılması, bunun Yahudilerin Doha'ya saldırmasının ardından teyit edilmesi ve bölgedeki tüm yöneticilerin Amerika'dan ve bu ahlaksız varlıktan korkması konusunun ağır basmasının ardından bu ülkelerin Amerikan politikasından duydukları korku da yer almaktadır. Nitekim bu saldırı, 15 Eylül 2025'te Doha'da düzenlenen Arap-İslam zirvesi de dahil olmak üzere, uluslararası alanda geniş çaplı yankı uyandırmış ve zirvede Amerika'ya, politikasının aceleci olduğu ve bunun er ya da geç bölgeyi gizli veya korkuyla da olsa alternatif seçenekler aramaya iteceği uyarısında bulunulmuştur.

Belirleyici olabilecek önemli faktörlerden biri de Amerika'nın ve Yahudi varlığının Gazze'deki başarısızlığıdır.Zira bu saldırının üzerinden iki yıl geçmiş ve hiçbir sonuç alınamamıştır; aksine Yahudi ordusu bu saldırı nedeniyle daha da zayıflamış ve aciz kalmıştır. Yahudi varlığının sahada gerçekleştirdiği tek şey, dünyayı kendi varlıklarına ve Amerika’ya karşı kışkırtan korkunçlukları olmuştur.

İşte bu faktörler, Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejisini yeniden gözden geçirmesine ve bunlardan uygun olmayan hususları düzeltmesine sevk etmek için yeterli olmuştur. Avrupa'nın Gazze'deki ABD politikasına muhalefeti konusunda yükselen tavrının yanı sıra bölgedeki ülkeler ve Müslüman ülkelerinin yaşadığı şok, bu değişime gidilmesini hızlandırdığı söylenebilir.

Bu değişimin ne olduğuna gelince; bu, Amerikalıların 27 tane olduğunu söyledikleri daha önceki Amerikan girişimlerini takip edenler için açığa çıkabilir; zira bu girişimlerin hepsi Hamas'ın ortadan kaldırılmasını belirtmekte olup bu da girişimin daha doğmadan öldüğü anlamına gelmektedir ki Amerika ve Yahudilerin istediği de budur. Ancak şu anda söz konusu girişim, bu maddeyi içermemektedir. Bu ise Amerika'nın ciddi olabileceği anlamına gelir ki bu, onun başarısının garantisi değildir.

Amerika, bunun kendisi ve Yahudi varlığı için yenilgi olduğunu ilan etmek, her ikisinin Gazze planından vazgeçmek ve nihayetinde iki devletli bir çözüme yol açmak anlamına gelse bile, Gazze'deki savaşı gerçekten sona erdirmek istiyor mu? Cevap şudur: Hayır, bu değişim ve yönelim buna delalet etmiyor; zira karar verilen hedefler korunmakla birlikte bir aksilik nedeniyle planlarda bir değişikliğe gitmek istemeniz doğal bir durumdur.

Olası bir alternatif plana işaret eden şeyler, 22 Eylül 2025 tarihinde Sky News'te ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack ile yapılan röportajda ortaya çıkmıştır; youtube.com/watch?v=Yppp_DKa0sw.Zira bu röportajda, Lübnan hükümetinin Hizbullah'ı silahsızlandırmada başarısız olduğunu, artık bu konuyu Yahudi varlığının üstlenmesi gerektiğini, Lübnan ve Gazze'deki durumun karmaşıklaştığını, Arap ve İslam bölgesinde, bölgenin Amerikan hegemonyasına boyun eğmeyi kabul etmemesi veya onun iradesine teslim olmaması nedeniyle güçten başka bir çözüm olmadığını söylemiştir.Başarısızlığı nedeniyle karamsarlığını abartarak, “boyun eğme-teslimiyet” kelimesinin kamuslarında yer almadığını, bu yüzden onlara zorla boyun eğdirmek gerektiğini, bunu da yılanın, yani İran'ın başını kopararak yapacaklarını söylemiştir. Zira şöyle demiştir: “Hizbullah bizim düşmanımızdır, İran bizim düşmanımızdır ve bizim bu yılanların başlarını koparıp para akışını kesmemiz gerekir. Hizbullah'ı durdurmanın tek yolu budur.”Yılanın başını koparmak için İran'a karşı başka bir kararlı saldırı gerekip gerekmediğine ilişkin bir soruya cevap olarak şunları söylemiştir: “Bu rejim işleri geciktirmekte ve bekletmekte çok ustadır; çünkü Obama'nın geri döneceğini düşünüyor... Görünen o ki “İsrail” tüm sorunu çözme yönünde ilerliyor ama sorun Gazze’dir. İran rejimi kontrol edilmediği sürece Gazze'nin, Hizbullah'ın ve Husilerin kontrol edilmesinin bir faydası olmayacağını düşünüyorum.”

Barrack'ın bu sözlerinin, Trump'ın Gazze konusunda sunduğu tavizlerin, imkanları toplamak ve bunları yılanın başına yönlendirmek için geçici tavizler olduğunu açıklamaktadır. Daha sonra anlaşmaları bozup Gazze'de, Lübnan'da, Yemen'de ve diğer yerlerdeki hedeflerini gerçekleştirmek için yeni Ortadoğu projesini dayatmaya geri döneceklerdir. Bu mesele iğne deliğine girmek kadar zor olsa da, rakiplerin yükselişi, çıkmazların çoğalması, başarısızlıkların devam etmesi, çıkışların tıkanması ve her şeyden önce siyasal İslam çıkmazının devam etmesi nedeniyle, Amerika için acil bir ihtiyaç haline gelmiş gibi görünüyor. وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَبَقُوا إِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَO kâfirler kurtulduklarını sanmasınlar.Onlar (bizi) aciz bırakamazlar.” [Enfal 59]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud Abdulhâdî

Devamını oku...

Mısır Firavunu Adil ve Cesur Barıştan Söz Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Mısır Firavunu Adil ve Cesur Barıştan Söz Ediyor!

Haber:

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Ekim savaşının yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, "Mısır ile İsrail arasındaki adil ve cesur barış, intikam döngüsünü sona erdirdi, düşmanlık duvarını yıktı ve tarihte yeni bir sayfa açtı" dedi. (Rassd Haber Ağı, 06/10/2025)

Yorum:

Gerçekten, utanmıyorsan dilediğini yap! Bu Firavun, Yahudi varlığının vahşi hayvanların bile yapmayı reddedip kaçındığı bir pislik ve vahşeti ortaya koyduğu bir zamanda Yahudi varlığıyla adil ve cesur bir barıştan bahsediyor; oysa Yahudi varlığı, Gazze’yi tamamen yıkmış, onu harabeye çevirmiş ve Gazze halkından yüz binlercesinin kanını dökmüştür. O halde nasıl olur da Mısır Firavunu böyle bir varlıkla adil ve cesur bir barış anlaşmasından bahsedebilir?! 

Bu barışın, intikam döngüsünü sona erdirdiğini ve Mısır halkı ile Yahudiler arasındaki düşmanlık duvarını yıktığını söylüyor; peki bu Firavun, Mısırlıların Yahudi varlığından geriye hiçbir iz bırakmayacağını bizzat gözleriyle görsünler diye Mısırlılara Gazze ile olan sınır kapılarını açtı mı?

Sisi yalan söylediği gibi gazaba uğramış Yahudi varlığıyla barış anlaşmasının ardından düşmanlığın ve intikamın sona erdiğini iddia ederken bile yalan söylediğini biliyor; zira Yahudiler, hiçbir ittifaka veya anlaşamaya zerre kadar önem vermiyorlar. Ayrıca onlara her ne zaman bir fırsat verilse, anlaşmaları ve ahitleri bozmaktadırlar. Gerek geçmişte gerekse günümüzde buna dair birçok örnek vardır. Nitekim bundan kısa bir süre önce Allah’ın düşmanı Netanyahu, Suriye, Lübnan, Mısır, Irak ve Türkiye'nin de bazı bölgelerini içine olan "Büyük İsrail’den" bahsedip müjdesini veriyordu. Bu da Yahudiler arasında düşmanlık ve intikam halinin sona ermediğini, bilakis sadece Sisi gibi Siyonistlerin ve tarihe utanç, alçaklık ve komployla dolu yeni bir sayfa yazan aşağılık yönetici bir grubun nezdinde sona erdiğini açıkça göstermektedir. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...

Putin'in Ziyareti Nedeniyle Duşanbe'de Namaza Ara Verildi!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Putin'in Ziyareti Nedeniyle Duşanbe'de Namaza Ara Verildi!

Haber:

7-12 Ekim tarihleri ​​arasında, Duşanbe'deki birçok camide cemaatle namaz kılınması geçici olarak askıya alınacak. Şehrin iç işleri yönetimine göre bu kısıtlamalar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in resmi ziyareti de dahil olmak üzere "şehrin tanık olduğu önemli olaylarla bağlantılı olarak" uygulanmaktadır.

Mevlana Yakub Çerhi, Sarı Osio, Ebu Hanife, Hoci İsmetullah ve İmam Buhari camilerinde8-12 Ekim tarihleri ​​arasında geçici olarak cemaatle namaz kılınmayacak.

Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov'un, Tacikistan'daki Rusya Savunma Bakanlığı askeri tesislerini ziyaret etmek üzere 7 Ekim'de Duşanbe'ye gitmesi dikkat çekicidir. Duşanbe havaalanında onu, Tacikistan Savunma Bakanı Emomali Sobirzoda ve Genelkurmay Başkanı Bobojon Saidzoda karşıladılar.

Yorum:

Resmi verilere göre Tacikistan'da bulunan 201 no'lu askeri üssün, Rusya'nın sınırları dışındaki en büyük askeri tesisi olduğunu ve bunların Duşanbe ile Bokhtar kentlerinde bulunduğunu belirtmekte fayda vardır. Üstte, makineli tüfek, tank, topçu, keşif, hava savunma, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve haberleşme birimleri yer almaktadır. Tacikistan'daki Rus kuvvetlerinin toplam sayısı yaklaşık 10.000 asker iken, Tacikistan Ulusal Ordusu'nun asker sayısı ise yaklaşık 9.000’i geçmemektedir!

Tüm bunların ışığında Putin'in ziyareti, Orta Asya'daki sömürgesini denetlemeye gelen bir Rus efendinin ziyareti olmaktan ziyade, yabancı bir liderin diplomatik bir devlet ziyareti gibi görünmektedir. Rahmanov'un Ruslara olan bağlılığını gizlememesi şaşırtıcı değildir; zira rejiminin güvenliğini koruyan Moskova’dır.

Kayda değerdir ki böylesi durumlarda camilerde cemaatle namaz kılmanın askıya alınması, Rahmanov rejiminin gölgesinde normal bir durum haline gelmiştir.Örneğin Temmuz 2024'te Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in resmi ziyareti nedeniyle Duşanbe'de cuma namazı iptal edilmişti. Rahmanov’un, yabancı destekçilerine Tacikistan'ı, onların istediği gibi İslam'dan yoksun bir ülke olarak göstermeye çalıştığı açıktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Ahlaksızlık, Aşağılık Grubun Sahip Olduğu Bir Özelliktir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ahlaksızlık, Aşağılık Grubun Sahip Olduğu Bir Özelliktir!

Haber:

Suudi Arabistan, Ürdün, BAE, Endonezya, Pakistan, Türkiye, Katar ve Mısır dışişleri bakanları, Trump'ın Gazze'deki savaşı durdurma, esirleri bırakma ve müzakereleri başlatma önerisini uygulama çabalarına desteklerini teyit ettiler, Hamas'ın attığı adımları memnuniyetle karşıladılar ve Amerikan girişim maddelerinin uygulanması çabalarını destekleme konusundaki ortak kararlılıklarını vurguladılar. (El Arabiya)

Yorum:

Trump, Müslüman ülkelerin başındaki bazı Ruveybidaların toplanmalarını emredip 7 Ekim 2023 olaylarının başında ilan ettikleri Yahudilerin hedeflerini gerçekleştirmeyi de içeren kendi girişimi dayatmasından ve  iki yıldan fazla süren vahşi katliamlar, öldürmeler ve yıkımlar boyunca kayda değer hiçbir şey gerçekleştirememesinden bu yana,  küresel terörizmin sponsoru Amerika'dan, kâfir Batı'dan ve Müslümanların başındaki aşağılık yöneticilerden aldığı tüm desteklere rağmen, suç işleme, öldürme ve yıkım gibi işlediği suçların sonuçlarını üstlenmeden zaferle çıkması için, o zamandan beri bu Ruveybidalar ve onların kokuşmuş çevreleri bu girişimden dolayı sevinç ve mutluluk gösterme yarışına girerek sanki Yahudi katliamlarının çözümü kan şelalesinin durdurulmasıymış gibi bu girişimin propagandasını yapmak için tüm güçleriyle çalışıyorlar ve Yahudileri kurtarmak ve efendileri Trump'ın emrini yerine getirmek amacıyla bu meşum girişime boyun eğmesi için Hamas'a baskı uyguluyorlar. Belki de bu, Trump’ın onlara duyduğu memnuniyeti artıracak, o da onların çökmekte olan tahtlarında kalmalarını sağlayacak ve onlar da kendilerine dikte edilenleri yerine getirmenin, Gazze'deki kardeşlerine karşı Allah düşmanları Yahudiler ve kâfir Batı ile birlikte kurdukları komployu kendi gözleriyle gören Müslüman halkların öfkesini hafifleteceğini zannetmektedirler.

Ey Müslümanlar: Hizb-ut Tahrir sizlere, sizin felaketinizin yöneticileriniz olduğunu, belanın başının ve hastalığın kökünün bu yöneticiler olduğunu, Yahudilerin onların gölgesi olduğunu ve onların ortadan kalkmasıyla gölgenin de gideceğini söylemiş ve söylemeye de devam etmektedir. Ayrıca size, Hilafetin yaklaşık yüz yıl önce kaldırıldığından beri kendisiyle korunulacak ve arkasında savaşılacak bir Halife’nin olmadığını da vurgulamıştır.

Bu aşağılık kişilerden oluşan grubun ulaştığı nasıl bir ihanet Allah aşkına?! Gazze'ye yönelik vahşi Yahudi saldırganlığının baş destekçisi Trump olduğu halde Gazze'yi kurtarmak için ona güvenerek ulaştıkları nasıl bir zillet Allah aşkına?!

İslam ümmeti, cihadı arzulayan enerjilere, yeteneklere ve ordulara sahip olup bunların küçük bir kısmı bile harekete geçse, Yahudi varlığını kökünden söküp atardı ama onları engelleyen, kafir Batı’ya hizmet etmek için başımıza dikilen adam kılıklı yöneticilerdir; bu insanlar nasıl anlayıp da doğru yolu bulacaklar?!  قَاتَلَهُمُ اللهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَAllah onların canlarını alsın. Nasıl da döndürülüyorlar?” [Munafikun 4]

Ey Müslüman orduları: Bizler, Allah’ın yardımından, İslam’ın izzetinden, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin geri döneceğinden, Yahudilerle savaşılacağından ve onların öldürüleceğinden ve Roma’nın fethedileceğinden eminiz; o halde Hilafetin kurulmasına yardım eden askerler olun. Allah’a Yemin olsun dünya ve ahiretin izzeti işte budur.   

Sizleri davet ettiğimiz işte bu hayırdır ey Müslümanların askerleri; tüm dünyanın, tutum ve siyasetinde Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i örnek alacak, Sahabe-i Kiram Rıdvanullahi Aleyhim ve onlara güzellikle tabi olanların amel ettiği gibi amel edecek bir yöneticiye ihtiyacı vardır. İşte bu yönetici, Rum köpeği diye hitap eden ve cevap işittiklerin değil gördüklerin olacaktır diyen Harun Reşid gibi bir yönetici olacağı gibi zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra dünyanın dört bir tarafına adaleti ve huzuru yayacak bir yönetici olacaktır.

Sizi davet ettiğimiz hayır işte budur, ey genişliği yer ve gök kadar olup muttakiler için hazırlanmış cenneti arzulayan Müslümanların orduları.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER