Salı, 23 Zilhicce 1447 | 2026/06/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Massad Boulos’un Sözde İnsani Ateşkesine Zemin Hazırlamak Maksadıyla SİHA Saldırıları Yoğunlaştırılıyor!

Geçtiğimiz dönemdeki nispi sakinliğin ardından Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), son günlerde İnsansız Hava Aracı (İHA/SİHA) saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırıların çoğunda Hartum eyaletindeki özellikle Güney Omdurman, Cebel Evliya ve Omdurman’ın kuzeyindeki Vadi Seyyidna askeri üsleri hedef alındı. Son olarak dün (4 Mayıs 2026 Pazartesi) Hartum Havalimanı’na bi saldırı gerçekleştirildi. Beyaz Nil eyaletinde Kenana Şeker Fabrikası, Doğu Cezira bölgesinde ise Sudan Kalkanı Kuvvetleri Komutanı Ebu Akile Keikel’in evi hedef alındı; saldırıda kardeşi ve ailesinden bazı fertler hayatını kaybetti. El-Ubeyd şehrinde ise SİHA’nın düzenlediği saldırıda, televizyon binalarının bazı kısımları yıkıldı ve diğer bölgelerde de hasar meydana geldi.

Özellikle Bakanlar Kurulu’nun merkezi haline gelen ve savaşın yıkıcı, feci etkilerinden kurtulmaya çalışan Hartum eyaletinde artan ve tırmanan bu saldırıları, tam da insani ateşkes söylemlerinin yeniden alevlendiği bir döneme denk gelmektedir. Görünen o ki, artan ve yoğunlaşan bu İHA saldırılarıyla masum insanlar korkutularak, istemeyerek de olsa ateşkese razı edilmeye çalışılmaktadır!

Nitekim ABD Başkanı’nın Orta Doğu ve Afrika Danışmanı Massad Boulos, her fırsatta ve her platformda, Amerika’nın Eylül 2025’te “Dörtlü mekanizma” aracılığıyla tavsiye ettiği insani ateşkes meselesini tekrarlayıp durmaktadır. Görünüşe göre bu ateşkesi uygulamanın zamanı gelmiştir; ABD bu ateşkes ile Sudan’daki mevcut çatışmanın diğer tarafı olan Avrupa/İngiliz tarafının önünü kesmeyi hedeflemektedir. Zira İngiliz tarafı, geçtiğimiz Nisan ayındaki Berlin Konferansı’ndan bu yana bir hareketlilik başlatmış durumdadır ve sadece bir ateşkes değil, Amerika’nın askerleri yerine kendi sivil ajanlarını iktidara getirmek için kapsamlı bir çözüm istemektedir.

Amerika’nın sözünü ettiği “acil ateşkes”, sadece Ordu ile HDK arasında bir ateşkestir ve kapsamlı bir çözüm değildir. “Libya Senaryosu” olarak adlandırdığımız mevcut durumu -yani iki hükümetli bir yapının varlığını- kalıcı hale getirmekten başka bir şey değildir. ABD, savaşsızlık-barışsızlık durumunu mümkün olan en uzun süreye yaymak istemektedir. Amerikan siyasetinin araçlarından biri olan BM’nin devreye girmesi de bunu teyit etmektedir. Nitekim haberlerde, BM’nin Sudan’da artan SİHA saldırılarından derin endişe duyduğu, sivillerin ve altyapının tehlikeye atılmaması için uyarıda bulunduğu yer almıştır. BM ayrıca çatışan tarafların, uluslararası insancıl hukuka saygı göstermesi, sivilleri ve sivil altyapıyı koruması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine kesintisiz ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına izin vermesi gerektiğini yinelemiştir. Buradaki insani yardımların geçişine izin verilmesi söyleminden kasıt, Amerikan tipi ateşkestir!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz; daha önce olduğu gibi şimdi de Amerika’nın sinsi planına karşı halkı uyarmaya devam ediyoruz. ABD, uzun adımlarla kısık ateşte Darfur’u Sudan’dan koparmak istemektedir. Sudan halkı, Amerika ve ajanlarının komplolarını boşa çıkarmalı; entrikalarını uygulamalarına engel olmalı ve Nübüvvet Metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmak için ümmetin muhlis evlatlarıyla birlikte çalışmalıdır. Hilafet Sudan’ı diğer İslam beldeleriyle birleştireceği gibi kâfirlerin kökünü de kazıyacaktır.

يَاأَيُّهَاالَّذِينَآمَنُوااسْتَجِيبُواللهِوَلِلرَّسُولِإِذَادَعَاكُمْلِمَايُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART), Bangladeş’i Sömürgeci Amerika’ya Tabi Bir Devlete Dönüştürmeyi Hedeflemektedir ve Gerçek Siyasi İrade Bu Aşağılayıcı Anlaşmadan Kurtulmanın Sigortasıdır

Trump’ın tek taraflı gümrük tarifesi politikalarına bir yanıt olarak Amerika ile imzalanan Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART), sıradan bir ticaret anlaşması değildir, aksine eşi benzeri görülmemiş bir boyunduruk altına alma ve boyun eğdirme aracıdır. Bu anlaşmanın temel amacı; Amerika’nın Bangladeş’in sanayi, ticaret, tarım, siber güvenlik, iç güvenlik ve hatta silahlı kuvvetler gibi hayati sektörleri üzerindeki sömürgeci hegemonyasını perçinlemektir. Bu anlaşma aslında, 25 Kasım 2013’te devrik Hasina rejimi döneminde imzalanan kötü şöhretli Ticaret ve Yatırım İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın (TICFA) güncellenmiş bir versiyonudur. Bu çerçevede bu anlaşma; Askeri Bilgilerin Genel Güvenliği Anlaşması (GSOMIA) ve Karşılıklı Edinim ve Hizmet Anlaşması (ACSA) gibi egemenliği zedeleyen savunma anlaşmalarının hızla geçirilmesinin yolunu açacaktır. Eğer GSOMIA imzalanırsa, Bangladeş’teki askeri tesisler dış denetime açılacak; ACSA uygulanırsa da ülke fiilen ilan edilmemiş bir Amerikan askeri üssüne dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu anlaşma, Amerikan silahlarına olan bağımlılığı artıracak ve Bangladeş’i uzun vadeli bir stratejik tuzağa sürükleyecektir. Gerçekte Amerika, Karşılıklı Ticaret Anlaşması kisvesi altında, Bangladeş’i başta Çin’in yükselişini kontrol altına almak ve İslam Ümmetinin Hilafet kurma özlemini akamete uğratmak olmak üzere kendi jeopolitik hırslarına hizmet edecek bir tabi devlete dönüştürmeye çalışmaktadır. Aklı başında hiç kimse böyle bir anlaşmayı kabul edemez. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلّاً وَلَا ذِمَّةً“Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahit gözetirlerdi.” [Tevbe 8]

Toplumun farklı kesimlerinden bilinçli Müslümanlar, Ümmetin maslahatına aykırı olan bu ticaret anlaşmasıyla ilgili derin endişelerini dile getirdikleri halde hem iktidar partisi hem de muhalefet partilerinin bu hayati mesele karşısında sessiz ve etkisiz kalmaları gerçekten dikkat çekicidir. Bu da insanlarda ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır: Bu siyasi güçler iktidarda kalmak için halkın desteğine ve yetkisine mi yoksa Amerika’nın desteğine mi güvenmektedirler? Tarihten ibret almalıdırlar, zira tarih, Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden rejimlerin bile daha sonra bizzat onun hedefi haline geldiğini kanıtlamıştır. İran’daki rejim, geçmişteki bazı kesişmelere rağmen Amerika’nın düşmanlığından kurtulamamıştır. Dijital altyapı gibi hayati sektörlerin, özellikle Starlink gibi dış merkezli platformların etkisi altına girmesi, üst düzey yetkililerin, askeri liderlerin ve bilim adamlarının hedef alınıp suikasta uğramasına yol açmıştır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ“Böylece Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; keşke bilselerdi!” [Zümer 26]

Sadece kararlı bir siyasi iradenin varlığı, bu bağımlılık (tabiyet) anlaşmasından çekilmek için yeterlidir. Gurbetçilerin yılda 30 milyar dolardan fazla döviz gönderdiği bir ülkede, 7.2 milyar dolarlık dış ticaret açığı nedeniyle ABD’nin tehditlerine ve zorbalığına boyun eğmesi mantıklı ve stratejik bir davranış değildir. Aksine, bu dik duruş uzun vadede Amerika’nın kendisine de zarar verecektir. Bangladeş, konfeksiyon sektörüne olan aşırı bağımlılığı azaltarak, göçmen işçilerin uygun şekilde eğitilmesini sağlayarak ve deri sektörü gibi yerli ham maddeye dayalı ihracat sanayilerini güçlendirerek kendi kendine yeten bir ekonomi inşa etmeye yönelmelidir. İhracatı çeşitlendirmek ve yerel üretim kapasitesini artırmak için somut adımlar atılmalıdır. Buna ek olarak, petrol ve gaz sektöründe Chevron ve Excelerate Energy gibi şirketlerin sömürücü hegemonyasına son verilerek enerji kaynaklarının kontrolü yeniden ele alınmalı ve bu hayati kaynaklar yerel idareye devredilmelidir. Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti’nin daha önce, nasıl “kendi kendine yeten bir ekonomi” inşa edileceğine dair sunduğu vizyon, bilinçli çevrelerde büyük takdir toplamıştır. Bu nedenle, samimi siyasi liderler halkın yanında net bir tavır almalı ve bu anlaşmayı iptal etmek için kararlı bir şekilde harekete geçmelidir.

Ey Bangladeş halkı! Sizi sömürgeciliğin pençesinden kurtaracak yegâne siyasi liderliğin Hizb-ut Tahrir olduğunu biliyorsunuz. Hizb-ut Tahrir, Hilafeti kurarak İslam Ümmetini sömürgeciliğin pençesinden kurtarmak için fikri ve siyasi mücadele yürüten tek güçtür. Bu nedenle, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaat ettiği Raşidi Hilafet’i kurma çalışmasına ivme kazandırmak için onun samimi liderliğinin etrafında kenetlenmelisiniz. Yakında kurulacak olan Hilafet devleti, İslam ümmetini birleştirecek, ABD ve zalim kapitalist sistemle yüzleşerek Allah’ın izniyle İslam’a dayalı adil bir dünya düzeni kuracaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Evimizdeki Yılan!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Evimizdeki Yılan!

 

Müslüman ülkeler, ABD ve Yahudi varlığı tarafından arka arkaya saldırılara maruz kalmaktadır. ABD'yi Müslüman ülkelerden ayıran engin okyanuslar varken bu nasıl mümkün olabilir?!

Amerika, ülkemizde bulunan üsleri, büyükelçilik kılığında gizlenmiş gözetleme merkezleri, onun emirleri doğrultusunda gece gündüz çalışan Müslümanların başındaki yöneticilerden oluşan ajanları ve ülkemizdeki ileri karakolu olan Yahudi varlığı sayesinde bize saldırabilmektedir.

Amerikan altyapısı, bizleri defalarca sokacak olan evimizde bir yılandır. Amerika ülkemizde olduğu sürece güvenliği, huzuru ve refahı asla bilemeyeceğiz; öyleyse neden onu parçalamıyoruz?

Gazze halkı, Yahudi varlığının yenilmez bir güç olduğu iddiasının sahteliğini ortaya çıkardığı gibi İran da, Amerika’nın benzer iddiasının sahteliğini ortaya çıkarmış olup, tüm İslam ümmeti ise Amerikan sömürgeciliğini ve despotizmini reddetmektedir.

Artık İslam ümmetinin, evimize sızmış bir yılan olan Amerikan altyapısını söküp atacak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmasının zamanı gelmiştir.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Ümmetin Paralarının, Ona Karşı Komplo Kurmak İçin Çarçur Edildiği Görüşmeler!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ümmetin Paralarının, Ona Karşı Komplo Kurmak İçin Çarçur Edildiği Görüşmeler!

 

Haber:

Dışişleri Bakanı Dr. Bedir Abdulati, bugün Kahire’deki Dışişleri Bakanlığı binasında, Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad eş-Şeybani ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi; bu, Suriyeli bir yetkilinin bu düzeyde Mısır’ın başkentine yaptığı ilk resmi ziyaret olmuştur. Görüşmelerde, çeşitli alanlarda ikili ilişkilerin güçlendirilmesinin yolları ele alınmış, Suriye’deki istikrarı destekleme ve yeniden inşa çabalarına yardımcı olma mekanizmaları görüşülmüş; bununla birlikte Suriye’nin kurumlarının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemi vurgulanmış ve ülkenin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahale reddedilmiştir; ayrıca ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meseleler konusunda yakın koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi konusunda da mutabık kalınmıştır. (SANA Haber Ajansı)

Yorum:

İnsan, Müslümanların başındaki yöneticilerin görüşmelerinin ardındaki dürtüler konusunda adeta şaşkına dönüyor; zira bu görüşmeler, ümmetin gerçek meselelerinden çok ama çok uzaktır; dahası sadece ümmetin parasının çarçur edildiği törenler, geziler ve ziyaretlerden ibaret olan ve tadı ve kokusu olmayan marjinal konulara odaklanmaktadır; tabi bu görüşmeler, bu yöneticilerin halklarının önünde açıklamaya cesaret edemedikleri bir komplo değilse.

Bu görüşmeler, savaşlar ve çatışmalar, jeopolitikte değişim ve ümmetin farklı ülkelerinde hedef alınması gibi bölgenin zorlu bir dönemden geçtiği bir zamanda gerçekleşmektedir. Ama bu konular hakkında hiç konuşulmadığı gibi bu konudaki görüşmelerin sonuçları da hiç zikredilmemiştir; ancak bu görüşmeler, onların şu sözleri gibi, medyanın basmakalıp bir girizgâhından ibarettir: “…Ayrıca ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meseleler konusunda yakın koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi konusunda da mutabık kalınmıştır!”

Mısır politikasındaki, açık düşmanlıktan ya da temkinli bekleyişten kurumsal kucaklamaya doğru yaşanan dönüşüm, uluslararası sistemin, ajanlık, karşıt devrim ve korku duvarını yeniden inşa etme konusunda uzun bir deneyime sahip olan bölgesel vekil bulma arzusunu yansıtmaktadır. Bu alanda, ruhunu dar çıkarların eşiklerinde bırakmayı seçen yeni iktidarın trajedisi öne çıkmaktadır; zira fedakârlıkların rahminden doğan iktidar, zamanla değerler açısından hareketsiz bir siyasi bedene dönüşmüş olup, egemenlikten vazgeçmeyi ve tıpkı kesildikten sonra derisinin yüzülmesi kendisine zarar vermeyen bir koyun gibi derisinin yüzülmesini tam bir soğukkanlılıkla kabul etmiştir. Nitekim ayakları çarpık bir koltukta kalmak karşılığında ilk akidevi çıkış noktalarından (Bu Allah içindir, Bu Allah içindir) tavizler verince, ruh bedenden ayrılmış; böylece mevcut Suriye rejimi, direnişin acısını göstermeksizin, finansörlerin ve egemenlerin arzularına göre şekillendirilen siyasi bir bedene dönüşmüştür.

Ancak buna karşılık, bedelini kanıyla ve onuruyla ödeyen ve devrimin ruhu hâlâ damarlarında dolaşan canlı bir halk desteği devam etmektedir. Kahire ve Şam’daki siyaset mimarları için en büyük meydan okumayı temsil eden bu halktır; bu yüzden bu canlı halkın doğrudan derisinin yüzülmesi yeni bir çığlık ve patlamaya yol açacağından dolayı, siyasi uyuşturucuya başvurmak kaçınılmaz olmuştur. Bu uyuşturma, insanları, uluslararası düzenin şartlarına boyun eğmenin siyasi zeka ve bölgesel devletlere bağımlı olmanın ise stratejik işbirliği olduğuna inandırmayı hedeflemektedir; oysa gerçek şu ki bu dozlar, devrimin üyelerini çalmayı ve devrimcilerin nefislerinden hâlâ canlı olan sabitelerini parçalamayı hedeflemektedir. Zira onlar, derinin yüzülmesi işlemi tamamlanmadan hastanın uyanmasından korkuyorlar, bu yüzden Nübüvvet Minhacını hatırlatan ya da Raşidi Hilafeti talep eden her sesi boğmak için bu üşüşmeleri görmekteyiz; zira çıkış noktaları, onların yapay sınırlarını ve iğrenç bağımlılıklarını tanımayan yeni bir şafağın doğmasından korkan sömürgeci dünya düzeni varlığını, özellikle de Amerika ve onun ajanlarını sarsmıştır.

Resmi olarak formüle edilen bu haber, kapalı kapılar ardında yürütülen sistemli evcilleştirme sürecinin buzlu yüzüdür; çünkü istikrarı destekleme ve devlet kurumlarını koruma söylemlerinin ardında, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet arzusunu, siyasi çıkarların enkazı altında gömme çabası yatmaktadır. Açıklamada bahsedilen dış müdahaleyi reddetmek ise, bağımlılığı dayatma ve Suriye’deki yeni liderliği, ihanet sanatları ve ümmetin iradesini baypas etme konusunda eğitmek üzere ajan uzmanlar gönderme bağlamında, bayat bir şakadan başka bir şey değildir.

Şam Devrimi, başlangıç noktalarında o kadar netti ki tüm dünyayı dehşete düşürmüştü; bu görüşmeler ise, ümmetin pusulasını, sürekli uyuşturma girişimlerine rağmen ümmetin vicdanında hâlâ sakladığı asıl hedefinden saptırmaya yönelik umutsuz bir girişimden başka bir şey değildir. Acı çeken ve direnen canlı devrim ile, derisinin yüzülmesini kabullenmiş ölü iktidar arasındaki fark, ümmetin tarihinde belirleyici unsur olmaya devam edecek ve Obama’nın saçlarını ağartmış olan hak, Kahire’deki ya da Şam’daki uyuşturucu uzmanları tarafından kesinlikle yok edilemeyecektir; çünkü Allah için çıkmış olan bir ruh, bir bildirinin imzalanması ya da bir ajanın tokalaşmasıyla elinden alınamaz!!

أَفَمَن يَمْشِي مُكِبّاً عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيّاً عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ “Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?” [Mülk 22]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Fazıl – Mısır

Devamını oku...

Erdoğan’ın Kardeşlerine Destek İllüzyonu!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Erdoğan’ın Kardeşlerine Destek İllüzyonu!

 

Haber:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada “Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim ki bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen, hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına ve kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren bir Türkiye vardır.” dedi. (04.05.2026 Milliyet)

 

Yorum:

Kuşkusuz Erdoğan’ın “Türkiye’nin en zor zamanlarında kardeşlerine destek verdiği” iddiası, büyük bir yalan ve illüzyondur. O halde soruyoruz Erdoğan’a: Filistin’de bağrı yanmış annelerin feryatlarına, Gazze’de enkaz altında parçalanan yavruların çığlık ve ağıtlarına ümmetin karşısına geçerek boş kınama mesajları göndermek mi kardeşlerine destek olmak? Bugün Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da Müslümanlar ucube Yahudi varlığı tarafından hunharca katledilirken, bölgenin en güçlü ordusuna sahip olmakla övünen Erdoğan’ın, kışlalarına hapsettiği güçlü Türk ordusunu harekete geçirip Yahudi varlığının başını ezmek yerine kürsüden kınama açıklamaları yapması mı kardeşlerine destek olmak? Kardeşinin evini yakan ateşi söndürmek için komutası altındaki orduları yola çıkarmak, kâfirlerle olan tüm diplomatik ve ticari bağları kesip atmak yerine; sömürgecilerin çizdiği Sykes-Picot sınırlarının ardına saklanarak kınama mesajları yayımlamak, Gazze ve Lübnan’daki enkazın üzerine üç beş koli erzak, ilaç, kefen bezi ve yardım tırları göndermek mi kardeşlerine destek olmak? Kardeşlik, bunları göndermek, kürsülerden kınama mesajları yayımlamak ve tel örgüler arkasından ABD’den merhamet dilenmek değildir; kardeşlik, Mutasım gibi orduların başında tekbirlerle mazlumun imdadına koşmaktır! Birkaç koli erzak ve ilaçla yapılan kardeşlik edebiyatı, ancak efendisi ABD’nin Erdoğan’a çizdiği kontrollü merhamet sınırları içerisinde oynanan bir tiyatrodan ibarettir.

Siyasetini Washington’un siyasi koridorlarına, ekonomisini Batının finans merkezlerine ve kapitalizmin kan emici faiz bataklığına bağlayan, kanun ve sistemlerini Batı’nın seküler mahzenlerinden kopyalayan, ordusu NATO’nun emri altında olan ve sömürgeci Sykes-Picot zihniyetinin çizdiği sınırları namus belleyen Erdoğan’ın, efendisi Amerika’nın talimatı olmadan sözde kardeşlerinin imdadına koşamayacağını, ama destek ve yardım edebiyatıyla ümmeti kandırmaya çalıştığını ümmet çok iyi biliyor. Zira İslam’a göre yardım, mazlumu zalimin elinden çekip almaktır; onun katledilmesini izleyip ardından cenaze levazımatçılığı yapmak değildir! Yardım, Müslümanları diri diri toprağa gömenlere karşı orduları kışlalarda tutup, toprağın üzerine atılacak kürekleri hediye etmek değildir. Mazlumun karnını doyurup onu zalimin insafına terk etmek yardım değil, celladına mühlet tanımaktır.

Ey Erdoğan! Ümmet sizden insani yardım adı altında vicdanınızı rahatlatacak paketler değil, Mübarek Toprak Filistin’i gasp eden, Mescidi Aksa’yı postallarıyla kirleten, Gazze’nin tamamını, Lübnan’ın bir kısmını enkaza çeviren işgalci Yahudi varlığını Filistin’den söküp atacak siyasi ve askeri bir irade beklemektedir. Ancak o zaman kardeşlerinize yardım ettiğiniz sözünüz gerçek olacaktır. Yahudi varlığı, Gazze ve Lübnan’a bombalar yağdırırken, sizin o bombaların açtığı yaralara pansuman malzemesi taşımanız kardeşlerinize yardım ve destek değildir. Kardeşlerinize yardım ve destek, o yaraları açan neşteri ve ümmetin kalbine saplanan zehirli hançeri ortadan kaldırmaktır.

Erdoğan gibi Sykes-Picot zihniyetine sahip biri, kardeşlerine asla yardım edemez. Ancak kaynağını vahiyden alan Nübüvvet Metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet, kardeşlerine ve hatta hükmü altındaki tüm insanlara yardım edebilir. Tarih, bunun en iyi tanığıdır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş

Devamını oku...

Müslümanlar Saldırıya Uğrarken, Müslüman Orduları Sadece Eğitim ve Konuşmak İçin Mi Varlar?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanlar Saldırıya Uğrarken, Müslüman Orduları Sadece Eğitim ve Konuşmak İçin Mi Varlar?!

 

Haber:

Mısır Savunma ve Savaş Üretimi Bakanı ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı Korgeneral Eşref Salim Zahir, Üçüncü Saha Ordusu'na bağlı bir birimin gerçek mühimmat kullanarak yürüttüğü “Bedir 2026” askerlerinin taktiksel projesinin ana aşamasını tanıklık etti. (Kuveyt El Enba Gazetesi)

Yorum:

Müslüman ordularının, Allah Celle Celaluhu'nun, O'nun Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve müminlerin düşmanlarıyla savaşmadıktan sonra ne faydası var ki? Bu ordular, Müslümanlar saldırıya uğrarken, sadece açıklamalar ve tatbikatlar için mi varlar?! Yoksa bu ordular, sadece “terörle mücadele” bayrağı altında Müslümanlarla savaşmak için mi varlar? Müslüman orduları, Yahudi varlığı da dahil olmak üzere tüm Amerikan askeri gücünü bir bileklik gibi kuşatmış olmalarına rağmen, günahkâr bir şekilde yüzüstü bırakmaya devam ediyorlar; eğer bu güçlü ordulardan biri, Müslümanların yurtlarında cirit atan bu yılana karşı harekete geçmiş olsaydı bu, tüm ümmetin birliğini ateşleyen bir kıvılcım olur ve Amerikalıları kendi yurtlarına geri dönmeye zorlardı.

Ey Müslüman orduları:

Yöneticiler sizi düşmanla savaşmaktan alıkoyuyorlar dediğinizde sizin göreviniz, yöneticileri ortadan kaldırıp size yardım etmesi için Allah’a itaat etmeniz değil midir? Gelin Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir 'e nusret verin; zira sizleri, kâfirleri ve münafıkları geri çekilmeye zorlayacak kesin bir zafere doğru yönlendirecek olan Hilafettir. Peki neyi ve neden bekliyorsunuz?

Ahiretlerini ucuz bir bedel karşılığında satan, sizleri dünyanın izzetine ve ahiretin nimetlerine nail olma gibi büyük fırsatından mahrum bırakanlara kanmayın; ister zafer, ister şehitlik olsun, bu fırsatı bir an bile olsa kaçırmayın. Zira Müslim Sahihi’nde Mesruk’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah’a şu ayet hakkında sorduk: وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.” [Al-i İmran 169] O da şöyle dedi: Bunun hakkında Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e sorduk ve o da şöyle buyurdu: أَرْوَاحُهُمْ فِي جَوْفِ طَيْرٍ خُضْرٍ، لَهَا قَنَادِيلُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ، تَسْرَحُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ شَاءَتْ، ثُمَّ تَأْوِي إِلَى تِلْكَ الْقَنَادِيلِ، فَاطَّلَعَ إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ اطِّلَاعَةً، فَقَالَ: هَلْ تَشْتَهُونَ شَيْئاً؟ قَالُوا: أَيَّ شَيْءٍ نَشْتَهِي وَنَحْنُ نَسْرَحُ مِنْ الْجَنَّةِ حَيْثُ شِئْنَا؟ فَفَعَلَ ذَلِكَ بِهِمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ. فَلَمَّا رَأَوْا أَنَّهُمْ لَنْ يُتْرَكُوا مِنْ أَنْ يُسْأَلُوا قَالُوا: يَا رَبِّ، نُرِيدُ أَنْ تَرُدَّ أَرْوَاحَنَا فِي أَجْسَادِنَا حَتَّى نُقْتَلَ فِي سَبِيلِكَ مَرَّةً أُخْرَى. فَلَمَّا رَأَى أَنْ لَيْسَ لَهُمْ حَاجَةٌ تُرِكُوا Onların ruhları yeşil bir takım kuşların karnındadır. Onların arşa asılı kandilleri vardır. Cennette istedikleri yerde dolaşır; sonra bu kandillere inerler. Rableri onlardan öyle bir haberdar olur ki!.. Ve kendilerine: Bir şey arzu eder misiniz? diye sorar. (Onlar): (Daha) ne isteyelim, işte cennette dilediğimiz yerde dolaşıyoruz! Derler. Bunu kendilerine üç defa tekrarlar. Sorulmaktan bırakılmayacaklarını görünce: Ya Rabbi! Ruhlarımızı bedenlerimize iade buyurmanı dileriz! Ta ki senin yolunda bir kez daha öldürülelim! derler. Ve bir hacetleri olmadığını görünce bırakılırlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Pakistan: Evimizdeki Yılan!

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir/ Pakistan Vilayeti:

Evimizdeki Yılan!

Müslüman ülkeler, ABD ve Yahudi varlığı tarafından arka arkaya saldırılara maruz kalmaktadır. ABD'yi Müslüman ülkelerden ayıran engin okyanuslar varken bu nasıl mümkün olabilir?!

Amerika, ülkemizde bulunan üsleri, büyükelçilik kılığında gizlenmiş gözetleme merkezleri, onun emirleri doğrultusunda gece gündüz çalışan Müslümanların başındaki yöneticilerden oluşan ajanları ve ülkemizdeki ileri karakolu olan Yahudi varlığı sayesinde bize saldırabilmektedir.

Amerikan altyapısı, bizleri defalarca sokacak olan evimizde bir yılandır. Amerika ülkemizde olduğu sürece güvenliği, huzuru ve refahı asla bilemeyeceğiz; öyleyse neden onu parçalamıyoruz?

Gazze halkı, Yahudi varlığının yenilmez bir güç olduğu iddiasının sahteliğini ortaya çıkardığı gibi İran da, Amerika’nın benzer iddiasının sahteliğini ortaya çıkarmış olup, tüm İslam ümmeti ise Amerikan sömürgeciliğini ve despotizmini reddetmektedir.

Artık İslam ümmetinin, evimize sızmış bir yılan olan Amerikan altyapısını söküp atacak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmasının zamanı gelmiştir.

#لنجعل_أمريكا_تتراجع_مجدداً
#Make_America_Retreat_Again

Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti Medya Bürosu

Perşembe, 17 Şaban 1447 H. - 5 Şubat 2026 M.

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...

Beyda ve Ras El-Nebaa Katliamının Yıl Dönümünde Suçluları Affetmek Yok ve Fedakârlıkların Meyvesini Sömürgecilerin Toplamasına İzin Vermek De Yok

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Beyda ve Ras El-Nebaa Katliamının Yıl Dönümünde
Suçluları Affetmek Yok ve Fedakârlıkların Meyvesini Sömürgecilerin Toplamasına İzin Vermek De Yok

 

Haber:

Halkın ve kurtulanların, gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve 2 ve 3 Mayıs 2013 tarihinde Suriye'nin tanık olduğu ve yıllar geçmesine rağmen katliamın ayrıntılarının hâlâ hafızalarda tazelediğini koruduğu en kanlı katliamlardan birine dahi karışanların yargılanmasına yönelik taleplerini yenilediği bir ortamda, Suriye’nin batısındaki Tartus kırsalında yer alan Banyas kentindeki Beyda köyü ve Ras el-Nebaa mahallesinde gerçekleşen katliamın on üçüncü yıldönümü anılmaktadır. Kurbanlara ilişkin tahminler farklılık göstermektedir; ancak insan hakları belgeleri 350 ila 450 sivilin öldürüldüğüne işaret ederken, Suriye İnsan Hakları Ağı ise Beyda ve Ras el-Nebaa katliamlarında en az 495 sivilin öldürüldüğünü ve bunların 264’nün Beyda köyünden, 195’inin de Ras el-Nebaa mahallesinden olup bunların çoğunluğunun savunmasız siviller olduğunu belgelemiştir. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayımlanan raporlar, kurbanlar arasında, bebeklerin de olduğu onlarca kadın ve çocuğun bulunduğunu; geniş çaplı baskın operasyonları sırasında evlerinin içinde veya sokaklarda öldürüldüklerini, bu baskınlara sahada infazlar ile evlerin ve cesetlerin devrik rejime bağlı milisler tarafından yakılmasının da eşlik ettiğini belirtmişlerdir. (El Arabi El Cedid)

Yorum:

Bu katliamların başlıca sorumluluğu, “Ulusal Savunma Güçleri” olarak bilinen güçlerin komutanı ve Beşar'a destek veren İskenderun Kurtuluş Halk Cephesi milislerinin komutanı Mihraç Ural (Ali Kayalı)'ya atfediliyor; zira Kayalı, destekçileri arasında yaptığı bir konuşmanın kayıtlarında da ortaya çıktığı üzere, bu katliamları kışkırtma ve bunlara katılma rolünden dolayı en meşhur lakabı olan Banyas Kasabı lakabını almıştır. Nitekim suçlu Beşar rejiminin güçleri, 2/5/2013 tarihinde Banyas kırsalındaki Beyda köyünü bombalayarak operasyonuna başlamış, bombardıman saatlerce sürmüş, ardından öğlen saat 1 civarında köy, Ulusal Savunma Güçleri ile Mihraç Ural komutasındaki İskenderun Kurtuluş Halk Cephesi milislerinin yanı sıra komşu Alevi köylerinden gelen silahlı kişiler ile İran Partisi mensuplarının da katıldığı geniş çaplı bir baskına açılmış ve köyün dar sokakları kaçışın imkansız olduğu kapalı geçitlere dönüşmüştü; ertesi gün topçu ve roket bombardımanı yaklaşık sabah saat on sularında köyü yeniden vurmaya başlamış, onlarca köylü, kaçmak için bile artık güvenli olmayan yolların ortasında, kurtulmaya çalışmak için bahçelere doğru yönelmişti. Ardından köy, çeşitli eksenlerden bir kez daha baskına uğramış ve önceki gün başlayan olayların doğrudan devamı niteliğinde sahada infazlar ve bıçakla boğaz kesmeler dahil olmak üzere öldürme operasyonları öğle saatlerine kadar devam etmişti. Nitekim 3 Mayıs 2013'te, Banyas şehrinin Ras el-Nebaa mahallesinde, Beyda köyünde yaşanan ve halen devam eden olaylar tekrarlanmış; ateş açma, bıçakla boğaz kesme ve yakma gibi aynı cinayet yöntemleri tekrarlanmıştı. (El Cezire Net, 3/5/2026).

Bu iki katliamda Beşar Esad’ın güçleri ve ona destek veren milisler tarafından işlenen korkunç sahneler ve iğrenç suçlar, hala Şam halkının zihninde tazeliğini korumaktadır; zira bu katliamlardan kurtulanlar, yaşadıklarına dair dehşet verici tanıklıklarını anlatmaktadır. Görgü tanıklarının aktardıklarına göre evler sakinlerinden boşaltılmış, erkekler, kadınlar ve bebekler de dahil olmak üzere çocuklar ayrı gruplar halinde toplanmış ve ardından, saha infazları, bıçaklar ve satırlarla boğazlama, cesetlerinin parçalanıp şeklinin bozulması, taşlayarak öldürme, daha sonra cesetlerin yığılıp farklı yerlerde yakılması ve canlı canlı yakılma hikâyelerinin de anlatıldığı çeşitli vahşi yöntemlerle ardı ardına öldürme sahneleri yaşanmıştır. Erkekleri, kadınları ve çocuklarıyla birlikte tüm aileler bulundukları yerde katledilmiş; bazı evlerde ise erkekleri kadınlardan ayırarak, idam edilmeden önce işkence gördükleri geçici gözaltı yerlerine götürülmüşlerdir. Nitekim birden fazla noktada, yakılmış ya da bir araya getirilip ardından ateşe verilmiş ceset yığınları ortaya çıkmıştır. Sonra katliamlara evlerin yağmalanması ve içlerindeki eşyaların çalınması eşlik etmiş, bölgedeki birkaç ev de daha sonra yakılmıştır; yani burada anlatmaya yer verilemeyecek kadar çok hikâyeler ve tanıklıklar vardır.

Şam halkının hafızasından, hatta tüm Müslümanların hafızasından silinemeyecek korkunç hikâyeler, sahneler ve katliamlardan dolayı Şam halkı, tüm bu korkunç katliamlar, dökülen kanlar ve gösterilen fedakârlıklardan sonra mübarek devrimlerinin meyvesinin, sadece yüzlerin değişmesi ve bir ajanın başka bir ajanınla değiştirilmesi şeklinde olmasını asla kabul etmeyeceği gibi devrimin meyvesinin de, küfür yönetiminin devamı, insan yapımı kanunlara ve uluslararası kanunlara boyun eğme ve sömürgeci devletlere ipotek olma şeklinde olmasını da asla kabul etmeyecektir. Yine Şam halkı, bu katliamları işleyenlere “Gidin, serbestsiniz” denilip affedilmesini de asla kabul etmeyecektir. Zira Şam halkının, devrim için çıktıkları andaki sloganları, “Bu Allah içindir”, “Liderimiz sonsuza dek Efendimiz Muhammed'dir” ve “Sadece Allah'ın önünde eğiliriz” olmuştur; bu nedenle onlar, devrimlerinin çalınmasına, etrafından dolanılmasına ve meyvelerinin başta Amerika olmak üzere sömürgeciler tarafından toplanmasına izin vermemelidirler. Çünkü Şam, müminlerin yurdunun merkezidir; tıpkı Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu gibi: أَلَا إِنَّ عُقْرَ دَارِ الْمُؤْمِنِينَ الشَّامُ “Dikkat edin! Müminlerin yurdunun merkezi Şam’dır.” Yine Şam, Allah'ın arzının en seçkini, O’nun kullarının en seçkinlerine tahsis ettiği yerdir: عَلَيْكُمْ بِالشَّامِ، فَإِنَّهَا صَفْوَةُ بِلَادِ اللَّهِ يَسْكُنُهَا خِيرَتُهُ مِنْ خَلْقِهِ، فَمَنْ أَبَى فَلْيَلْحَقْ بِيَمَنِهِ، وَلْيَسْقِ مِنْ غُدُرِهِ، فَإِنَّ اللَّهَ تَكَفَّلَ لِي بِالشَّامِ وَأَهْلِهِ “ Size Şam’ı tavsiye ederim! Çünkü orası, Allah’ın, arzında seçkin kıldığı yerdir. Allah kulları arasında seçkin olanları oraya tahsis eder. Ancak (oraya gitmekten) imtina ederseniz, size Yemen’inizi tavsiye eder, (oradaki) havuzlarınızdan için derim. Zira Allah, Şam ve halkına (fitnelerden koruma hususunda) bana garanti verdi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Münasıra

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER