Perşembe, 16 Safer 1448 | 2026/07/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ümmetin Artık Kendi Servetini Kendi Menfaatleri ve Gücünü İnşa Etmek İçin Harcaması Gerektiğini Anlamasının Zamanı Gelmedi Mi?!

Ümmetin servetleri ve zenginlikleri Batı’yı ihya etmek uğruna çarçur edilmeye hala devam ediyor; içeride ise bu kaynaklar, Müslümanları oyalamak ve onları İslami hayattan uzaklaştırmak için harcanıyor. Örneğin Suudi Arabistan Eğlence Kurumu, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü, bölgedeki büyük etkinlikler için entegre bir sistem kurmayı hedefleyen yeni bir Suudi-Mısır ittifakını duyurdu. Bu proje, iki ülkeyi tek bir güzergâh içinde birleştirerek sanatçıları ve dünya çapındaki yıldızları çekmeyi amaçlıyor! Buna karşılık Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile Britanya, 20 Mayıs Çarşamba günü yaklaşık 5 milyar dolar değerinde tarihî ve büyük bir serbest ticaret anlaşması imzaladıklarını açıkladılar. Böylece Britanya, G7 ülkeleri arasında Körfez bloğuyla bu tür bir anlaşma imzalayan ilk ülke oldu.

Müslümanların başındaki yöneticiler işte böyle İslam ümmetinin servetlerini israf etmeye devam ediyorlar. Daha dün, piyasa değerlerinden daha yüksek rakamlarla Batılı şirketlerden yüz milyarlarca dolarlık alım anlaşmaları yaptıklarına şahit olduk. Ayrıca iflasın eşiğindeki Batılı şirketleri kurtarmak için egemen varlık fonlarının paralarını nasıl bu şirketlere harcadıklarına da tanık olduk. Tüm bu hamlelerin tek bir gayesi vardır: Ümmetin parasını, bu kez öncekilerden katbekat daha şiddetli olması beklenen mutlak bir çöküşün eşiğindeki Batı ekonomisine pompalamak!

Oysa bu paralar, Müslüman beldelerin ekonomik ve askerî kapasitesini geliştirmek için harcanması gerekir. Eğer böyle yapılsaydı Batı’nın kontrol ettiği teknolojiye bağımlılığın sona ermesi, ekonomik sıkıntılar ve kamusal hayatın kuşatılması nedeniyle yaşanan beyin göçü durdurulması, insanlara iş olanakları sağlanabilmesi mümkün olabilirdi.

Burada tekrar soruyoruz: Ümmetin artık kendi servetini kendi menfaatleri ve gücünü inşa etmek için harcaması gerektiğini anlamasının vakti gelmedi mi?!

Evet, vallahi zamanı gelmiştir; hatta Allah’ın izniyle bunun yakın olduğuna inanıyoruz. Batı ve uşakları; ümmetin enerjisini tüketen politikalarıyla, eğlenceyle ümmeti ne kadar oyalamaya devam ederse etsin ve pespayeliği yayarak Ümmeti ne kadar meşgul etmeye çalışırsa çalışsın; İslam’ın iffeti, nezaheti ve şanlı tarihi bu Ümmetin kalbinin derinliklerinde yaşamaya devam edecektir. Batı ve uşaklarının bunu sökmeye gücü yetmeyecektir.

وَاللَّهُ متِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ“Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacaktır.” [Saff 8]

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Bozuk Sistem, Bozuk Çözümler Doğurur

Bozuk Sistem, Bozuk Çözümler Doğurur
Yoksullaştırma Politikası, Yöneticilerin Yemen Halkına Kurban Bayramı Hediyesidir!

Şayi ez-Zendani hükümeti, 19 Mayıs 2026 Salı günü yeni bir ekonomik zam paketi uyguladı. Bu doğrultuda gümrük dolarının kurunu yüzde 100’den fazla artırarak 750 riyalden 1550 riyale çıkardı. Ayrıca 20 litrelik dizel bidonunun fiyatını yüzde 24,5 artırarak 29.500 riyalden 36.000 riyale yükseltti. Ardından Yemen halkının gözünü boyamak için kamu çalışanlarına yüzde 20 hayat pahalılığı tazminatı verilmesini, 2021-2024 yılları arasındaki yıllık zamların ödenmesini ve 13 yıldan uzun süredir durdurulan görev düzenlemelerinin yapılmasını kararlaştırdı!

Bunlar, 2026 yılı başında Güney Yemen’i sarsan askeri olayların ardından kurulan Şayi’ ez-Zendânî kabinesinin, Ocak 2026’da Abu Dabi’ye kaçan Ayderus ez-Zubeydi sonrası yaptığı ilk icraatlarıdır. Mübarek Kurban Bayramı yaklaşırken Yemen halkına layık görülen hediye bu mudur?!

Bu ne biçim bir rezalettir?! Bu nasıl bir saçmalıktır?! İnsanların çektiği acılarla nasıl bu kadar alay edilebilir?! Fiyatları kat be kat artırıyorlar, sonra da günlerce bir ailenin açlığını bile gidermeyecek kırıntıları halka sunup sanki lütufta bulunuyormuş gibi davranıyorlar! Açlık, yoksulluk ve mahrumiyet altında ezilen bir halka karşı takınılan bu tavır nasıl bir tavırdır?!

Bu, gümrük doları kuruna yapılan üçüncü zamdır; İlk olarak Temmuz 2021’de 250 riyalden 500 riyale, ardından Ocak 2023’te 500 riyalden 750 riyale çıkarılmıştı. Peki bu uygulamalar halkın yaşamında olumlu bir değişim sağladı mı? Yoksa tam tersine, bugün 1550 riyale ulaşan dolar kuru ve geçen ay artırılan dizel ile benzin fiyatlarının etkisiyle temel mal ve hizmet fiyatlarının daha da yükselmesine mi yol açtı?! Yüzde 20’lik maaş artışı temel ihtiyaç maddelerindeki devasa fiyat artışlarını karşılayabilir mi? Kaldı ki; devlet memuru olmayan ve bu cüzi artıştan dahi faydalanamayacak olan milyonlarca insana kim bakacak, onların haklarını kim gözetecek? Bu sözde çözümler, Merkez Bankası’nın kamu çalışanlarının, ordunun ve güvenlik birimlerinin maaşlarını ödemek ve halkın çobanı olarak sorumluluklarını yerine getirmek için gereken likiditeyi bulamaması üzerine alınmıştır.

Yeni yüzyılın başından beri uygulanan, ekin ve nesli mahveden kapitalist ekonomik çözümlerde neden hâlâ ısrar edildiğini anlamıyoruz. Bu politikalar insanların yaşam koşullarını iyileştirmediği gibi ekonomiyi de her geçen gün daha kötü hâle getirmiştir. “Meşruiyet hükümeti” adı verilen yönetimlerin ardı ardına uyguladığı bu reçeteler, Güney Yemen ekonomisini düzeltmek için değil, onu öldürmek ve ülkenin zenginliklerini kontrol altına almak için yeniden sahneye çıkan Uluslararası Para Fonu’nun eseridir. Bu çözümler; ülke ve halk üzerindeki hâkimiyeti artırmayı amaçlayan kötü niyetli kapitalist reçetelerdir.

İnsanların yaşam koşullarının giderek kötüleşmesine karşı eşi benzeri görülmemiş bir kayıtsızlık örneği olarak; Sekizli Konsey (Başkanlık Liderlik Konseyi) Başkanı, doların ve dizelin artırılmasından üç gün sonra, iman ehlinin (Yemen halkının) Yemen Birlik Günü’nü kutlamıştır! Oysa halk açlıktan kıvranmakta, pahalılık altında ezilmekte, krizlerin pençesinde boğulmakta ve gözlerinin önünde hizmetler çökmektedir; diğer tarafta ise nüfuz sahiplerinin nimetler ve imtiyazlar içinde yüzdüğünü görmektedirler! Hatta çoğu, aileleriyle birlikte halkın acıları pahasına yurtdışında yaşamaktadır.

Ey Yemen halkı, özellikle de Zendani hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanlar! Bu yöneticiler sizin acılarınızı yaşamıyor, dertlerinizi hissetmiyorlar. Onlar fildişi kulelerde kalıyorlar ve onların yaşımı sizinki gibi değildir. Onlar döviz cinsinden maaş almaktadırlar ve aldıkları maaşlar, elinize geçer geçmez uçup giden sizin maaşlarınızdan katbekat fazladır! Sizler, kapitalist ekonomik sistem ile İslam’ın ekonomik sistemi arasındaki farkı anlayana kadar bu durum değişmeyecektir. Kapitalist sistem sizi mahvetmiştir; İslam’ın ekonomik sistemi ise yöneticiyi halkından sorumlu bir çoban olarak görür, onları soyup daha da fakirleştiren bir vergi tahsildarı olarak değil.

Diğer taraftan, Husilerin kontrolü altında yaşayan Yemen halkının durumu da bundan daha iyi değildir; bilakis her iki hükümet de kötülükte birbiriyle yarışmaktadır. Yalnızca yoksullaştırma ve aç bırakma politikalarıyla yetinmemişler; hayatın tüm alanlarını bozmuşlardır. İnsanları korkutmuşlar, hapislere atmışlar, hizmetleri yok etmişlerdir. Bunlardan daha da önemlisi; Allah’ın şeriatini dışlamış ve Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyi terk etmişlerdir. Bu durum, gözü ve basireti olan herkes için apaçık ortadadır. Ne kötü işler yapıyorlar! Böylesi kimseler hakkında Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَا مِنْ وَالٍ يَلِي رَعِيَّةً مِنْ الْمُسْلِمِينَ فَيَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لَهُمْ إِلَّا حَرَّمَ اللهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ“Allah bir halkın başına getirip de, öldüğü gün tebaasını aldatmış olarak ölen hiç bir kul yoktur ki, Allah ona cenneti haram etmesin.”

Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olarak Hizb-ut Tahrir sizi, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidî Hilafeti kurmak için kendisiyle birlikte çalışmaya çağırıyor. Hilafetin yöneticileri, halk doymadan kendileri doymayacak yöneticilerdir.

اللَّهُمَّ مَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئاً فَشَقَّ عَلَيْهِمْ فَاشْقُقْ عَلَيْهِ، وَمَنْ وَلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئاً فَرَفَقَ بِهِمْ فَارْفُقْ بِهِ“Allahım! Kim ümmetimin işinden bir şey üstlenir, sonra da onlara sıkıntı verirse, sen de ona sıkıntı ver. Kim de ümmetimin işinden bir şey üstlenir, sonra da onlara nazik ve iyi davranırsa, sen de ona iyi davran.” Hilafet, ümmeti kurtaracak, hayrı yayacak, halkının temel ihtiyaçlarını karşılayacak ve onların refah içinde yaşamalarını sağlayacak tek sistemdir. Bugün ise bu zalim yöneticiler altında durum her geçen gün daha da kötüleşmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124]

Devamını oku...

Ramisa’dan Epstein Mağdurlarına: Dünya Hilafet Nizamına Muhtaçtır

Sekiz yaşındaki Ramisa Akter, okulu seven ve kimsenin asla bilemeyeceği hayalleri olan bir çocuktu. Bir komşusunun odasına girdi, orada tecavüze uğradı ve başı kesilerek katledildi! O, sadece bir “etiketten” (hashtag) çok daha fazlasını hak ediyor.

Bangladeş müthiş öfkeli, siyasetçiler idam cezası talep ediyor, bazıları şeriatın uygulanması çağrısında bulunuyor; ancak şeriatı uygulayacak bir sistemin kurulmasını istemiyorlar. Gösteriler ve hastagler hiçbir şeyi çözmez ve hiçbiri başka bir Ramisa’nın katledilmesini engelleyemez. Döngü sürekli tekrarlanıyor: Bir çocuk ölüyor, kamuoyu galeyana geliyor, liderler öfkelenmiş gibi yapıyorlar, yasalar kâğıt üzerinde değiştiriliyor ve sonra da yeniden sessizliğe gömünülüyor... Ta ki bir başka çocuk kurban edilene kadar.

Bedeni kâr için bir meta haline getiren kapitalist bir kültürde yaşıyoruz. Porno endüstrisi milyarlarca dolar değerinde. Kapitalizm, “hazcılığı” (hedonizmi) teşvik ediyor; yani zevki, hayatın en yüce amacı haline getiriyor. Araştırmalar, pornografinin bakış açılarını bozmakla, saldırganlığı artırmakla ve çocukları kullanılabilecek “eşyalar” olarak görmeyi normalleştirmekle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bir kültür bu tür bir içerikle beslendiğinde ise canavarlar ortaya çıkıyor.

Ramisa’nın ölümüne zemin hazırlayan bu yırtıcı kültür, seçkin çevrelerde yüceltilen o kapitalist-hazcı kültürün ta kendisidir. Jeffrey Epstein münferit bir canavar değildir; onlarca yıl boyunca bir çocuk cinsel ticareti ağını yönetmiştir. Kurumlar bunu biliyordu, nüfuz sahipleri buna göz yummuştur.

Dünyaya “özgürlük” dersleri veren liberal kapitalizm, bizzat kendi en üst kademelerinde çocuk ticareti yapmaktadır. Ramisa, Ballabi’de dar bir dairenin içinde tecavüze uğrarken Epstein’ın mağdurları ise özel adalarda cinsel ilişkiye maruz kalıyorlardı. Sistematik başarısızlık aynıdır: kapitalist-hazcı bir kültür. Arzu veya kâr için birer araçtan ibaret oldukları için çocukları koruyamamaktadır.

Ramisa gibi bir trajedi her yaşandığında, mevcut sözde demokratik nizam bize “şekli” bir adalet sunmaktadır: Tutuklama ve yargılama gerçekleşmekte, idam edilip sonra da dosya kapatılmaktadır. Ancak toplum korunmamaktadır; çünkü idamı talep eden toplumun kendisi, suçu üreten kültürü tüketmeye devam etmektedir!

Seküler-kapitalist nizam, çocuklar için gerçek bir koruma sağlayamaz, yırtıcı içeriği denetleyemez, toplumsal sorumluluğu dayatamaz ve yargılamaları yıllarca sürer. Kapitalist demokraside tepkisel adalet bir aldatmacadır; kültürün kendisi devam ederken tek bir kişiyi idam etmek adalet değil, bir komedidir.

Ey insanlar! Kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruyamayan bu bozuk seküler nizama gerçek bir alternatif aramanın zamanı gelmedi mi? İslam Hilafeti, 1300 yıl boyunca farklı bir yol sunmuştur; bu bir “ütopya” değildir, (çünkü İslam suçun yok olacağını iddia etmez), ancak suçun kaynaklarını tedavi eden, suç işlendiğinde ise hızlı, kararlı ve onurlu bir adalet uygulayan bir nizamdır. Bir efendi, cariyesini fuhşa zorladığında; Halife Ömer o efendinin kırbaçlanmasını ve sürgün edilmesini emretmiş, zorla fuhşa zorlandığı için mağdur olan kadını cezalandırmayı reddederek İslam’ın sorumluluğu zayıfa değil, doğrudan failine yüklediğini vurgulamıştır.

711 yılında Sind’de tacirlerin yetim kızları Raja Dahir tarafından esir edildiğinde, Haccac, Muhammed bin Kasım komutasında bir ordu göndererek onları kurtarmış ve bölgeyi fethetmiştir. Bir çocuk kaçırılıp din değiştirmeye zorlandığında ise Abbasi Halifesi Mehdi, çocuğun geri getirilmesini ve kaçıranların cezalandırılmasını emretmiştir. Hilafet, oturma eylemleri veya hashtagler düzenlenmesi yerine zayıf düşmüş çocuklar için orduları harekete geçirmiştir. Hilafet; fahişeliğin bir eğlence, kadın ve çocukların birer meta olmadığı, pornografinin zihinleri zehirlemediği ve devletin mazlumları koruduğu bir toplum inşa etmiştir. Tek bir kadının çığlığı, koca bir orduyu harekete geçirmeye yetmiştir. İşte fark budur. Vaat edilen Nübüvvet Metodu Üzere Raşidi Hilafet, sadece bir cezalar sistemi değildir; suçun yeşerdiği ortamı kökünden söküp atan yegâne bir çerçevedir.

Devamını oku...

Irak Vilayeti: Bayram Tebriki

Bayram Tebriki

Sevinç ve Hüznün Birbirine Karıştığı Bir Bayram!

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah. Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Mübarek Kurban Bayramı bu günlerde sevinç ve hüznün bir birine karıştığı bir iklimde gelmektedir. Bir yanda; dünyanın dört bir yanından gelen farklı milletlerden ve renklerden müminlerin, Allah’ın emrine icabet ederek, O’nun rızasını kazanmak için hac ibadetiyle O’nun nidasına cevap vermelerinin verdiği bir sevinç... Diğer yanda; suçlu Mustafa Kemal’in eliyle otoritelerinin yitirilip devletlerinin yıkıldığı günden bu yana yaşadıkları halden dolayı kalplerini sıkan derin bir hüzün...Gazze hâlâ kan ağlarken nasıl bayram olabilir?! Ümmetin düşmanlarının üsleri ve savaş gemileri Müslüman beldelerinin tam kalbine yerleşmişken nasıl bayram olabilir?! Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da ve Hindistan’da Müslüman kadınların onuru çiğnenirken nasıl bayram olabilir?!

Ey Müslümanlar! Nüfusu bir buçuk milyarı aşan, Allah’ın kendisine en yüce akideyi verdiği, büyük zenginlikler ve stratejik konumlarla nimetlendirdiği böylesine büyük bir ümmete, milletlerin en gerisinde olmak yakışır mı?! Bu hususiyetlere sahip olan bu ümmetin, tartışmasız bir şekilde dünyanın birinci devleti olması gerekmez mi?

Ümmetin yürekleri kanatan bu halinin tek, açık ve bariz bir sebebi vardır: ümmetin inandığı devletinin yıkılması ve yaklaşık altmış parçaya bölünmesidir. Bunun tedavisi de gayet açık ve nettir; Ümmetin yeniden otoritesine kavuşması ve Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıdır.

Ey Müslümanlar! Allah Subhânehu ve Teâlâ haccı farz kıldığı gibi, çok büyük bir farzı da farz kılmıştır. Hatta bu farz, farzların tacıdır. Çünkü Allah’ın hükümlerinin uygulanması o farza bağlıdır. Bu farz; Allah’ın şeriatını hâkim kılmak ve Hilafet Devleti’ni kurmak için ciddi şekilde çalışmaktır. Yeniden izzetli ve onurlu bir ümmet olabilmenin, hem kendinizi hem de tüm insanlığı tâğût düzeninden, kapitalizmin bozgunculuğundan ve onun yol açtığı sıkıntı, ekin ve neslin helakinden kurtarabilmenin yolu budur.

Şüphe yok ki, Kapitalizmin kokuşmuşluğunun zeval bulacağı ve Hilafet güneşinin doğacağı şafak vakti artık gelmiştir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şu buyruğuyla bizlere müjdelemektedir:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

Ramazan Bayramı dolayısıyla tüm Müslümanların ve başta Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Atâ İbn Halil Ebu Raşta (Allah onu korusun ve gözetsin) olmak üzere İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışan samimi davet taşıyıcılarının bayramlarını en içten dileklerimizle tebrik ediyoruz. İslam ümmetini huzur, güven ve barış içinde bir sonraki bayrama kavuşturmasını ve bu bayramı hayır, bereket, zafer ve hakimiyet bayramı kılmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.

Her yılınız hayırlı olsun, Allah’a daha yakın ve O’nun itaatinde daim olasınız.

Devamını oku...

Mübarek İydü’l Edha Tebriki

Bizler, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak, mübarek Kurban Bayramı’nın gelişi münasebetiyle tüm İslam ümmetinin ve özellikle Sudan halkının bayramını tebrik ediyoruz. Yüce ve Kadir olan Mevlâ’dan, Ümmetin, birleştirici varlığı olan Nübüvvet Metodu üzere Râşidî Hilafet gölgesinde birleştiği, sömürgeci kâfir Batı’ya kul köle olma prangalarından kurtulduğu ve insanları âlemlerin Rabbine kul etmek için değişim sancağını taşıdığı bir halde gelecekte bu bayramı kavuşmayı bizlere nasip etmesini niyaz ederiz.

Ekini ve nesli helak eden, insanların hayatını dayanılmaz bir cehenneme çeviren bu absürt (abes) savaşın devam etmesine rağmen bayramınızı tebrik ediyoruz!

Dördüncü yılına giren bu savaşın ömrü, Amerika ve ajanları tarafından hâlâ uzatılmaktadır. Nitekim Amerika, Darfur’u Sudan’ın gövdesinden koparıp ayırmaya hazırlık amacıyla Libya senaryosuna benzer bir durum inşa etmiştir. Ajanları vasıtasıyla Darfur’da paralel bir varlık; Sudan’ın geri kalanındaki hükümete mukabil, adeta bir devlet gibi hareket eden bir hükümet var etmiştir. Hızlı Destek Kuvvetleri’nin insansız hava araçları ise hâlâ Hartum, Omdurman ve diğer şehirlerde savunmasız sivilleri bombalayarak halkın kalplerine korku ve dehşet salmaya; böylece Darfur’un ayrılması suçunu tamamlamaya zemin hazırlamaya devam etmektedir.

Yöneticileri ve bazı siyasetçileri sebebiyle felakete sürüklenen bu ülkede hepimizin görevi, bu planın farkına varmak ve onu boşa çıkarmak için samimi ve bilinçli insanlarla; Hizb-ut Tahrir’in gençleriyle el ele vermektir. İslami hayatı yeniden başlatmak ve Nübüvvet Minhacı üzere ikinci Raşidi Hilafet’i kurmak için, samimi ve bilinçli gençler olan Hizb-ut Tahrir gençleriyle el ele vermeliyiz. Hilafet, Amerika’nın ve diğer güçlerin ülkemizdeki oyunlarına son verecektir. Vallahi bu, dünya izzetinin ve ahiret mükâfatının en güzelidir.

Allah itaatlerinizi kabul etsin Rabbimize daha da yaklaşacağınız nice bayramlar diliyoruz. Bayramınız mübarek olsun.

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Önemli Duyuru:

Bayramlaşma programı inşallah Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nin Port Sudan, Hartum ve Gedaref’teki ofislerinde gerçekleştirilecektir. Tarih: Hicrî 12 Zilhicce 1447 Miladî: 30 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 11.00

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Ümmet, Hayati Davası Olan Vahdet Meselesini Neden Göz Ardı Ediyor?!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmet, Hayati Davası Olan Vahdet Meselesini Neden Göz Ardı Ediyor?!

 

İslam ümmeti, yüzyıllar boyunca çeşitli alanlardaki muhteşem başarılar yoluyla gerçekleştirdiği parlak bir tarih yaşamış ve bu başarılar, mevcut asrımızda milletlerin ulaştığı bilimsel ve medeni ilerlemenin aşması mümkün olmayan bir temel olmuştur. Dolayısıyla ümmet, kendisini rakipsiz bir şekilde milletlerin öncüsü kılan bir hadarat yaşamıştır. Bu da ümmetin, dilleri ve renkleri farklı olan halkların hayatlarını aydınlatan ve dünyanın en geniş coğrafi alanlarına sahip tek bir devlet olarak üç kıtaya yayılan halkları tek bir potada eriten Peygamberi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbani metodunu uygulamada O'nun izinden gittiğinden dolayı gerçekleşmiştir. Bu sırada ümmet izzet ve güven içinde yaşamış; böylece bir Müslüman, bu geniş alanlarda Allah’tan başka kimseden korkmadan başı dik bir şekilde dolaşmıştır. Halife tarafından benimsenen devlet kanunları, Müslüman olsun gayrimüslim tüm tebaa için geçerli olmakla birlikte Halife, tebaanın boyunlarındaki biat yönüne bağlı kalarak şeriata göre onların tüm hakları da korumuştur.

İslam ümmetinin bu zamandaki ilgi alanlarına genel olarak bakıldığında, hayati davalarına gereken önemi vermediği açığa çıkmaktadır; aksine İslam ümmeti, yabancılar tarafından oluşturulan siyasi sınırlara ilişkin milliyetçi ve vatancı meselelere, spora, gece eğlencelerine ve ahlaksız partilere katılmaya, yabancı dizileri izlemeye, spor ve sinema dünyasının ünlülerinin, sanatçıların, kadın ve erkek oyuncuların ve mankenlerin haberlerini takip etmeye büyük ilgi göstermektedir; bu durum da onların, her türlü kötülüğü ve ahlaksızlığı işlemekte hiç tereddüt etmeyen bir toplumun içine sürüklenmelerine yol açmıştır.

Nitekim ümmet, uğrunda canını, malını ve vaktini feda etmesi gereken vahdetle ilgili en önemli davalarını kaybetmiş ya da göz ardı etmiştir. Bu ise, şerefli geçmişine geri dönmek amacıyla birlik ve tek bir saf halinde olması gereken olaylarda, bu davadan uzaklaşmasında açığa çıkmaktadır.

Birçok İslam beldesinde Arap Baharı devrimleri gerçekleştiğinde, Müslümanların çoğu devrime, sanki kendilerini hiç ilgilendirmiyormuş gibi ve sanki o ülkelerin bir iç meselesiymiş gibi baktılar; oysa bu devrimler, gerek değişim gerekse onları birleştirecek İslam nizamını yeniden tesis etmek için altın bir fırsattı. Ümmette bu anlayışın yokluğu nedeniyle, bu hareketlilik on beş yıldan fazla sürmesine rağmen sömürgeci kâfirin bu devrimlerin içini boşaltması kolay olmuştur; zira sömürgeci kâfir, kapitalist sistemin olduğu gibi devam etmesi için yöneticileri değiştirme ve yerlerine yenilerini getirme sürecinde hareketliliği kendi sistemine göre yönlendirmiştir; bu ise ümmeti Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in metoduna göre birleştiren bir projenin yokluğundan dolayı olmuştur. Arap Baharı devrimleri sönmüş ama devrimci ülkelerde yönetim koltuklarına oturan yeni ajanlar aracılığıyla Batı nüfuzunu korumasına rağmen son bulmamıştır.

Aksa Tufanı operasyonunun ardından Gazze'de yaşananlara bakıldığında bu, İslam ümmeti arasında bir tür duygusal birliktelik meydana getirmiştir. Ancak diğer milletlerin ilgisi daha büyük ve daha güçlü olmuştur; zira bu milletler, Müslümanların başındaki yöneticilerin Gazze halkına yardım etmekten kaçındığı bir zamanda, Yahudiler tarafından öldürülmeye, işkenceye, açlığa ve kuşatmaya maruz kalan Gazze halkıyla dayanışma içinde, tüm büyük şehirlerindeki yöneticilerinin yüzüne karşı haykırmışlardır. Hatta Müslümanların başındaki yöneticilerden bazıları Yahudilerin safında yer alarak Gazze halkını öldürmesi için sınırsız lojistik ve gıda desteği sağlamıştır!

Düşman bununla yetinmemiş, aksine savaş teçhizatını, Yahudi varlığı için endişe kaynağı haline gelen bir miktar güce sahip olan Müslüman ülke İran’a yöneltmiştir. Nitekim bu, ümmetin ordularıyla İran’a yardım emek adına saf tutması için bir başka fırsattı ancak bunu yapmadı.

Ümmetin içinde bulunduğu bu içler acısı durumun arkasında, şüphesiz gören ve basiret sahibi olan ve ümmetin yeniden milletlere öncülük yapacağı koltuğuna geri dönme keyfiyeti üzerinde düşünen herkes için gizli olmayan sebepler vardır. Bu sebeplerin en önemlileri şunlardır:

1- Ümmetin, çoğunu dünyadaki süper güç olarak geçirdiği on üç asırdan fazla süren Hilafet zamanındaki dönemden uzaklaşması; zira Hilafet döneminde Müslümanlar, en parlak dönemlerini ve ihtişamlarını yaşamış ve Hilafet onlar için adaleti, güvenliği ve izzeti sağlamıştı.

2- Hilafet Devleti'nin yıkılması ve kendi meselesi hakkında hiçbir şeye sahip olmayan, dahası ümmetin servetlerini yağmalayarak onu yoksullaştırmaya, ilerlemesini ve bağımsızlığını engellemeye çalışan sömürgeci Batılı devletlerin nüfuzu altında kalmaya devam ettiği birçok parçaya bölünmesi.

3- Bu küçük devletçiklerin İslam ile hükmetmesinin engellenmesi; bu ise dinler arası diyalog, dini hoşgörü, İbrahimi kardeşlik, ılımlılık ve benzerleri gibi isimler altında düzenlenen ve gerçek niyetlerini gizleyen konferanslar aracılığıyla doğrudan ve yakından takip edilerek gerçekleştirilmiştir.

4- Batı’nın kontrol ettiği medya araçları yoluyla yayılan güçlü medya etkisi sayesinde ümmetin zihinleri üzerinde hâkimiyet kurulması.

5- İslam’a ve onun sistemine aykırı olan, Batı’nın seküler düşüncesini ve çeşitli ideolojilerini taşıyan partilerin, hayır kurumlarının ve insani yardım kuruluşlarının teşvik edilmesi ve desteklenmesi.

6- Müslümanların servetlerini yağmalama ve bu ülkeler üzerindeki nüfuzlarını koruma ihtiyaçlarını karşıladıkları sürece, ajan bir zümrenin iktidar koltuğuna getirilmesi, desteklenmesi ve korunması.

7- İslam’a ve onun hükümlerine karşı olan Batı kültürüyle donatılmış davetçilerin, alimlerin, düşünürler ve siyasetçilerin çıkarılmasının yanı sıra İslam’ın sadece ruhbani ritüellere indirgenmesi ve İslam ümmetinin gidişatının Batılı laik düşünceyle bir uyumlu hale getirilmesi.

8- Samimi davetçilerin bastırılması, onlara hapis, ölüm ve sürgün yoluyla baskı uygulanması, onların ümmetten izole edilmesi ve her türlü medya organları aracılığıyla ümmete hitap etmesinin engellenmesi.

Ey İslam ümmeti! Bu ve benzeri sebepler daha ne zamana kadar sizi vahdetinizden ve dünyada süper bir devlet olacağınız devletinizi ikame etmekten alıkoyacak?! Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.” [Al-i İmran 103]

Ayrıca ümmetin dinleyip itaat etmek üzere biat edeceği tek bir imamın (Halifenin) arkasında birleşmesinin kaçınılmazlığını vurgulayan ve bu meseleyi bir ölüm kalım meselesi, yani hayati bir dava haline getiren birçok hadis varit olmuştur; zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ “İşiniz (yönetiminiz) tek bir adam üzerinde birleşmiş iken her kim gelir de asanızı parçalamak veya cemaatinizi (birliğinizi) bölmek isterse onu öldürün.” O zaman cemaati bölmek isteyen kişi için tek çözüm öldürmektir. Bu da ümmetin vahdetinin hayati bir mesele olduğu ve asla ihmal edilmemesi gerektiği anlamına gelmektedir. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَمَنْ بَايَعَ إِمَاماً فَأَعْطَاهُ صَفْقَةَ يَدِهِ وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ فَلْيُطِعْهُ إِنِ اسْتَطَاعَ فَإِنْ جَاءَ آخَرُ يُنَازِعُهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَ الْآخَرِ “Her kim bir İmama (Halifeye) biat edip elinin ayasını ve kalbinin semeresini verirse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Eğer bir diğeri onunla (yönetimi ele geçirmek üzere) çekişmek için gelirse, o diğerinin boynunu vurun!” [Müslim rivayet etti] Başka bir rivayette de şöyle geçmiştir: كَائِناً مَنْ كَانَ “Kim olursa olsun.” O halde meselede, çekişmeye bir yer olmadığı gibi çekişme ise ölümle çözülür; bu da ümmetin vahdetinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir; dolayısıyla hayati meselelerden olmasından dolayı bu konuda taviz vermek caiz değildir.

Nitekim tablonun tamamlanması için Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanı cahiliye ölümünden koruyacak olan biati onun boynuna bir borç kılmıştır; zira Aleyhissalatu ve’s Selam şöyle buyurmuştur: مَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً “Kim de boynunda Halifeye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.

Sahabeler (Allah onlardan razı olsun), bu konuya önem vermişlerdir; bu ise Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in refik-i ala'ya intikal etmesinin ardından Müslümanların Halifesi Ebu Bekir Sıddık’a biat etmelerinde ve aynı şekilde Ömer, Osman ve Ali’ye (Allah hepsinden razı olsun) biat etmelerinde görülmektedir.

Ümmetin ve onun farklı köşelerinde yaşamakta olduğu bu savaşlar ve olaylar, İslam'ı ve Müslümanları izzetli kılacak olan bu devletin kurulmasının işaretlerinden başka bir şey değildir. Ey Müslümanlar ve ey ordular; bu son savaşlar, sömürgeci kafir devletlerin dıştan önce kendi içlerindeki parçalanmayı ortaya çıkararak onların zayıflığı ve güçsüzlüğü ifşa olduktan sonra dizginleri ele almaktan ve Hilafet Devleti’ni ilan etmekten geri durmayın!

Allahu Allah; Müslümanların kadınlarının, çocuklarının, zayıflarının ve yaşlılarının kutsallığı ihlal edilmektedir. Ey Müslüman orduları, onların yanında siz olmayacaksınız da başka kim olacak?! Yardım ancak Allah katındandır; o halde Allah Azze ve Celle’ye tevekkül edin ve Ensar’ın ecrini kazanın; şüphesiz Allah sizin dostunuzdur, onların ise bir dostu yoktur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Veda’a – El-Abyad, Sudan

Devamını oku...

Kırgızistan, Güvenlik Konseyi Üyeliğinden Ne Elde Edecek?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kırgızistan, Güvenlik Konseyi Üyeliğinden Ne Elde Edecek?

 

Haber:

3 Haziran’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Kırgızistan, 142 oyla iki yıllık bir süre için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi olarak seçildi. Kırgızistan’ın Güvenlik Konseyi’ndeki çalışması, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren başlayacaktır. Bu olayın akabinde Kabar haber ajansıyla yapmış olduğu röportajda Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Kırgızistan'ın Birleşmiş Milletler'e bir dizi öneri sunacağını açıkladı. Ona göre, hangi ülke olursa olsun, Birleşmiş Milletler kararlarını harfiyen uygulaması gerekir. Ayrıca Birleşmiş Milletler bünyesinde altı komitenin olduğu, ancak bunların beşinin kararlarına artık kimsenin önem vermediği ve bu arada Güvenlik Konseyi kararlarının çoğu zaman uygulanmaya devam ettiği eklemesinde de bulundu.

Yorum:

Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, savaştan galip çıkan büyük devletler tarafından kendi çıkarlarını korumak amacıyla kurulmuştur. ABD, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleridir. Bu ülkeler, çıkarlarına aykırı olan herhangi bir karar tasarısına karşı veto hakkına sahiptir. Bu nedenle bu devletlere ya da onların işlediği suçlara karşı herhangi bir karar çıkarılması neredeyse imkânsızdır.

Örneğin gaspçı Yahudi varlığın Gazze’de işlediği suçların soykırım olarak kabul edilmesini öngören bir karar tasarısı sunulduğunda, ABD veto hakkını kullanmış ve karar kabul edilmemiştir. Bu da Yahudi varlığı ne kadar suç işlerse işlesin, Birleşmiş Milletler tarafından kendisine herhangi bir kısıtlama dayatılmayacağı anlamına gelmektedir.

Bu yeni bir durum değildir; zira Birleşmiş Milletler, 2001 yılında milyonlarca insanın hayatına mal olan ABD’nin Afganistan'a yönelik saldırısı sırasında ve ardından 2003 yılında Irak işgali sırasında da acizliğini ortaya koymuştu. Ayrıca Amerika, bu yıl İran'a saldırdığında da Birleşmiş Milletleri hiç umursamamıştır.

Aynı durum Rusya için de geçerlidir; o da aynı şekilde kendisine karşı alınan her türlü kararı engellemektedir. Örneğin Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşla ilgili olarak onu eleştiren veya bazı hareketlerini kısıtlayan bir karar tasarısı sunulursa, veto hakkını kullanabilir. Aynı durum Güvenlik Konseyi'nin diğer daimî üyeleri için de geçerlidir.

Bu da bu örgütün, ruhsuz bir beden olduğunu göstermektedir. Zira büyük sömürgeci ülkeler, Güvenlik Konseyi'nden yararlanmakta ancak çıkarları gerektirdiğinde Konsey'e başvurmayı beklememekte, aksine istedikleri zaman tek taraflı önlemler almaya ve savaşları alevlendirmeye devam etmektedirler.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde geçici bir üyelik, hiçbir karara gerçek anlamda etki edemeyen bir örgütte, Kırgızistan'a kayda değer bir fayda sağlamayacaktır. Buna sevinmek saflıktan başka bir şey değildir; özellikle de bu üyelik, Birleşmiş Milletlerin mesajını yerine getirmekten aciz kaldığı ve aynı şekilde boğucu bir mali krizinin acısını çektiği bir zamanda gerçekleşmişse. Zira Trump, ABD başkanlığına geldiğinden beri Birleşmiş Milletler'e sağlanan finansmanı durdurmakla tehdit etmektedir. Buna ek olarak Çin, örgüte ayrılan fonları geciktirmektedir. Bunun sonucunda Birleşmiş Milletler’e bağlı insani yardım kuruluşları ciddi bir krizden geçmektedir.

Bu durum, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden önceki duruma benzemektedir; zira o dönemde sömürgeci devletlerin sınırları daraldığında, yeni işgal edecek bölgeler aramak için savaşlara girişmişlerdi. Bugün de Amerika liderliğindeki sömürgeci devletler, nüfuzlarını genişletmek ve eski sömürgecileri nüfuz bölgelerinden kovmak için çabalarını yoğunlaştırmaktadırlar. Bununla birlikte Amerika'nın kendisi de iç ve dış politikasında derin bir kriz yaşamaktadır.

Sözün özü şudur: Dünyanın eskisi gibi kalmaya devam etmeyeceği artık açıkça ortadadır. Uluslararası kurallara uymamak ve uluslararası kuruluşların kararlarını tanımamak giderek daha yaygın bir hale gelecektir. Özellikle de dünya tek kutuplu bir sistemden çok kutuplu bir sisteme geçerken, bu gerçeklik gayet doğal gibi görünmektedir.

Bu nedenle Müslümanlar olarak bize düşen, Allah’ın bize vaat ettiği ve tüm ümmeti birleştirecek ve ümmetin onurunu, kanını ve canlarını koruyacak Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışmamızdır. Çünkü dünyada adaleti sağlayacak, mazlumların haklarını koruyacak ve insanlığa onurlu ve refah içinde bir yaşam modeli sunacak olan işte bu devlettir.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nureddin Asanaliyev

 

Devamını oku...

Marib'de Gelişmiş Bir ABD İnsansız Hava Aracının Düşürülmesi ve Kızıldeniz'in Askerileştirilmesinin Devam Etmesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Marib'de Gelişmiş Bir ABD İnsansız Hava Aracının Düşürülmesi ve Kızıldeniz'in Askerileştirilmesinin Devam Etmesi

 

Haber:

1- Husilere bağlı El-Masirah Kanalı, “Grubun hava savunma sistemlerinin, Marib vilayetinde düşmanca görevler yürüttüğü ve ulusal egemenliği açıkça ihlal ettiği sırada, MQ-9 tipi gelişmiş bir Amerikan keşif uçağını düşürmeyi başardığını” bildirdi. (Ek Kuds El Arabi, 29 Mayıs 2026)

2- İngiliz Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu Cuma günü, Yemen'in Sokotra Adası'nın 98 deniz mili kuzeyinde meydana gelen bir olayla ilgili ihbar aldığını söyledi ve kurum, bir tanker gemisinin, içinde 5 kişinin bulunduğu küçük bir teknenin kendisine yaklaştığını doğruladığı eklemesinde de bulundu; kurum, tanker gemisi üzerindeki silahlı güvenlik ekibinin uyarı ateşi açtığını ve bunun üzerine teknenin rotasını değiştirmek zorunda kaldığını bildirdi ve yetkililerin olayı soruşturduğunu belirtti. (El Cezire Web Sitesi, 22/5/2026)

Yorum:

Yemen semalarında ABD insansız hava araçlarının arka arkaya düşmesi ve Kızıldeniz ile Bab el-Mendeb'deki su yollarının çılgınca askerileştirilmesinin devam etmesi, büyük sömürgeci devletlerin ülkemize yönelik açık ve doğrudan müdahalesinin boyutuna bir kez daha ışık tutmakta olup bu olayların, nüfuz, kontrol ve stratejik konum üzerindeki daha derin uluslararası çatışmadan bağımsız olarak okunması mümkün değildir.

Uluslararası barış ve seyri sefer özgürlüğü adına sahte gözyaşları döken sömürgeci Amerika, eylemleri ve casusluk ve savaş uçaklarının uçuşları onun emellerinin gerçeğini ortaya koymaktadır. Zira Amerika, Yemen’i sadece jeopolitik bir nüfuz alanı ve kendi ulusal güvenlik hesaplarına ve bölgeye diz çöktürmeye ve servetlerini yağmalama yönelik projelerine tamamen boyun eğmesi ve kendi egemenliğinden kurtulmaya yönelik her türlü gerçek arzunun kuşatılması gereken stratejik bir konumu olarak görmektedir. Buna karşılık eski İngiltere, diplomatik kanalları ve yerel araçları aracılığıyla elinde geriye kalan tarihi nüfuz bağlarını korumaya çalışmakta olup bu da Yemen topraklarını ve sularını, bizim kanımız ve çocuklarımızın enerjisi üzerinden uluslararası hesaplaşmaları tasfiye etmeye yönelik bir saha haline getirmektedir.

Gerçek trajedi, sadece sömürgeci kafirin kibrinde değil, aksine yerel yöneticilerin ve grup liderlerinin bu uluslararası vekalet savaşlarının yakıtı olmayı kabul etmelerinde yatmaktadır; zira onlar, doğu ve batıdaki dış güçlere kendilerini kabul ettirme kartlarını sunmak için yarışıyorlar ve hiçbir zaman büyük devletlerin çıkarlarını pekiştirmeye ve Müslüman ülkelerin parçalanmasını meşrulaştırmaya yönelik araçtan başka bir şey olmayan Birleşmiş Milletler koridorlarından girişimler ve çözümler dileniyorlar.

Bugün denizlerde ve okyanuslarda toplanan kapitalist askerî güçler, Yemen halkının yaşamına ya da ekonomik ve hizmet alanındaki sıkıntılarına aldırış etmemektedir; aksine bu güçlerin varlık amacı, büyük kapitalist devletin ikmal hatlarını güvence altına almak ve ümmetin petrol, doğalgaz ve limanlar gibi servetlerinin kıtalararası tekelci şirketlerin doğrudan kontrolü altında kalmasını sağlamaktır.

Ey iman ve hikmet sahibi Yemen'deki Müslümanlar: Uçakları düşürmek ve küfür güçlerine karşı askeri gücün gösterilmesi, her ne kadar ümmetin meydan okuma ve dikteleri reddetme gücünü ortaya koysa da bu, ümmetin akidesi ve hadaratından kaynaklanan kapsamlı siyasi ve akidevi bir projeye dönüşmediği sürece eksik ve yetersiz olarak kalmaya devam edecektir. Gerçek zafer, sömürgecinin uluslararası siyasi ve hukuki şemsiyesinin altında kalmakla birlikte onunla sahada yüzleşirken yolun ortasında durmakla gerçekleşmez, aksine onun sisteminden ve şartlarından tamamen kurtulmakla gerçekleşir.

Yemen’deki güç ve kuvvet ehlinden olan muhlislerin şunu anlaması gerekir ki, bu anlamsız çatışmadan ve davamızın kötü niyetli bir şekilde uluslararası arenaya taşınmasından kurtulmanın yolu, bölgesel veya uluslararası aktörlere bağımlı olmak değil; aksine, değersiz anayasaları ve geçici çözümleri bir kenara bırakıp, enerjimizi yüce İslam’ın belirlediği gerçek siyasi yapıya yöneltmektir.

Sizleri, fikri, askeri ve siyasi sömürgeciliğin kökünü kazımak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'ni kurarak işleri şerî konumuna geri döndürmek için samimi ve ciddi bir şekilde çalışmaya davet ediyoruz; çünkü Allah’ın Kitabı ve Rasulü'nün sünnetinden kaynaklanan bağımsız siyasi iradeye sahip olan sadece Hilafet Devleti olduğu gibi ümmetin dağınıklığını bir araya getirip ordularını birleştirecek, sömürgecileri denizlerimizden ve hava sahamızdan kovarak Bab el-Mendeb, Kızıldeniz ve Müslüman ülkelerdeki tüm geçitlerin sadece İslami olmasını sağlayacak, Müslümanların geçitlerini koruyacak ve sadece İslam’ın otoritesine boyun eğdirecek olan da odur.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ “Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” [Enfal 30]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abud El-Fakih – Yemen

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER