Salı, 11 Zilkâde 1447 | 2026/04/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Amerika'nın İran'a Saldırısı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika'nın İran'a Saldırısı

Haber:

Ramazan'ın onuncu günü, yani 28 Şubat 2026 akşamı ABD Başkanı Trump, Amerika ve Yahudi varlığının İran'a karşı yürüttüğü savaşın ilk saldırılarında İran'ın Yüksek Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürüldüğünü ve bu durumun İran'ı ve tüm bölgeyi muazzam sonuçlar doğuracak kritik bir dönüm noktasıyla karşı karşıya getirdiğini açıkladı. (El Cezire Net)

Yorum:

İran'a yönelik saldırıyla ilgili dikkate alınması gereken bazı noktalar şunlardır:

1- Görünen o ki Amerika, İran rejimini belirli bir şekilde değiştirmek istiyor. İran ise onlarca yıldır Amerika'nın yörüngesinde dönmeye devam etmiştir ki bu da onun dış politikasının Amerika'nın politikasıyla bağlantılı olduğu anlamına gelmektedir.Dolayısıyla İran liderliği içindeki Amerikan yanlısı gruplar, ister 2001'de Afganistan'ın işgalinde olsun, ister 2003'te Irak'ın işgalinde olsun, ister 2011'den beri Suriye devriminin bastırılması veya 2023'ten beri Müslüman orduların Gazze'ye yardım etmesinin engellenmesi olsun önemli bölgesel girişimlerde en üst düzey dini liderliğin önderliğinde her zaman Amerika'nın yanında yer almıştır.

2- Ancak yeni bir Ortadoğu inşa etmek için Amerika, mevcut destekçilerinin bile kabul edemeyeceği talepler dayatmıştır.ABD politikasının destekçileri açık olan ajanlar değildir ve onların ajanların bağlı kalmadığı kırmızı çizgileri vardır. Ayrıca İran'ın durumunda olduğu gibi pozisyonlarında farklılıklar da vardır.Nitekim Trump, Yahudi varlığının rolünü genişletme politikası çerçevesinde bölgesel güç dengesini Yahudi varlığının lehine değiştirmek amacıyla İran ile aşağılayıcı bir anlaşma imzalamaya çalışmıştır. Ama Trump, İran'ın askeri ve nükleer kapasitesini önemli ölçüde azaltacak her türlü önlemi şiddetle reddeden Yüksek dini Lider grubunun direnişiyle karşı karşıya kalmıştır. Süleymani'nin grubunun uzun süredir Trump'ın başının belası olduğu ve bu grubun, İran'ın Lübnan'daki partisini de içeren direniş ekseninin dağıtılmasına öfkelendiği bilinmektedir.Trump'ın rejim değişikliği konusunda dikkate aldığı diğer hususlardan biri, İbrahim Anlaşmalarının İran'ı da kapsayacak şekilde genişletilmesidir.Bu bağlamda Netanyahu, Yüksek dini Liderin önderliğindeki İran ile herhangi bir anlaşmaya karşı çıkmış ve daha fazla taviz veren alternatif bir sistem üzerinde ısrar etmiştir.

3- Bu bağlamda Amerika, Devrim Muhafızları içindeki daha uzlaşmacı ve gerçekçi bir grubun İran'da dizginleri ele geçirmesini tercih etmektedir.Cevad Zarif ve Abbas Arakçi'nin çevresindeki ekip ve mevcut dışişleri bakanı, İran için yeni bir rota çizebilecek iki kişi oldukları için ortaya atılan seçeneklerden biridir.Dolayısıyla Amerika, isyan sorununa bir çözüm bulana kadar askeri seçenekler de dahil olmak üzere baskı uygulamaya devam edebilir.Bu, Trump'ın uzun süreli bir savaşın stratejik, mali, siyasi ve askeri maliyetlerini taşıma kapasitesinin kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu fark etmesine rağmen böyledir.Ancak top şu anda Devrim Muhafızları'nın sahasında ve Amerika, İran'ın güçlü Müslüman ülkelerinden biri ve Amerika için önemli bir ülke olması nedeniyle, Devrim Muhafızları'nın aşağılayıcı şartlarına uygun yeni bir siyasi sistem kurmak için yeni bir yol izleyeceğini ummaktadır.Amerika'nın Devrim Muhafızları'nı tamamen yerinden etmesi ise, elindeki sınırlı seçenekler göz önüne alındığında pek olası görünmemektedir.Ayrıca İran'ı uydu bir devletten, ABD'nin Mısır ve Pakistan'da yaptığı gibi takipçiler olarak değil açıkça ajanların liderlik ettiği tabi devlete dönüştürmek de pek olası bir durum değildir.

4- Amerika ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırısı, İslam ümmetinin bir kalkanının yokluğunun aşağılayıcı bir hatırlatması sayılır.Zira İslam yönetimi, Pakistan, Türkiye, İran ve Mısır gibi en güçlü ülkeler ve diğerlerinin kaynaklarını birleştirerek bölgedeki Amerikan askeri varlığını etkili ve kalıcı bir şekilde ortadan kaldırmaya muktedirdir.Bu nedenle saldırının Amerika'nın gücü değil, İslam ümmetinin liderliğinin zayıflığının bir sonucu olduğu söylenebilir.Gerçekte ABD ordusu İran ile uzun ve kırılgan bir iletişim hattına sahiptir.Birleşmiş İslam ümmeti, Atlantik ve Pasifik okyanuslarından gelen Amerikan uçak gemilerine tüm deniz limanlarını kapatabilir, Amerikan kuvvetlerinin saldırı için seferber olmasını temelden engelleyebilir, saldırı gücü oluşturmaya yönelik hareketlerini dondurabilir ve bunun saatler değil günler ve haftalar almasını sağlayabilir.

5- ABD yönetiminin İran'a karşı operasyonun başlamasından 24 saat geçmeden hedeflerine ulaşmasının ardındaki sebep İslam liderliğinin yokluğudur.Zira İslam ümmeti, başka bir İslam beldesine yapılacak saldırıyı beklememesi, aksine hak ettiği gibi İslam ile hükmedecek bir devlet kurmak için ciddiyetle çalışması gerekir; zira bu hayati bir mesele olduğu gibi aynı zamanda ölüm kalım meselesidir.Nitekim Aksa Tufanı operasyonu, milliyetçi ve mezhepçi liderlerin gerçek İslami liderlik olan Raşidi Hilafetin yerini tutamayacağını teyit etmiştir.O halde samimi olanlar, ister Arap ister Acem, ister Sünni ister Şii olsunlar, İslami yönetimi kurmak için çalışsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Hilafet Sadece Bir Tercih Değil Şer’i ve Siyasi Bir Zorunluluktur

Müslümanlar bir taraftan mübarek Ramazan’ı Şerif’in hayır ve bereket dolu günlerini ibadet ve itaat ile doldururken diğer taraftan İslam ümmetinin kara günü olan 3 Mart’ı Hilafet’in yıkılışını hatırlıyorlar. 3 Mart Müslümanların koruyucu kalkanının kırıldığı, birliğinin dağıldığı, İslam’ın siyasal ve sosyal hayattan tamamen uzaklaştırıldığı, ümmetin izzetini kaybettiği, zilleti iliklerine kadar hissettiği gündür. 3 Mart, İslam ümmetinin farklı milletlere, İslam topraklarının ulus devletlere bölündüğü gündür.

Hilafet’in yıkılmasının üzerinden 102 yıl geçti. O’nun yokluğu ile geçen bu asırda, gasıp Yahudiler mübarek belde Filistin’i işgal ettiler. Fransızlar, Cezayir’de 20 yıl boyunca soykırım yapıp bir milyondan fazla Müslüman’ı katlettiler. Ruslar, Orta Asya’da Müslüman Özbekleri, Kırgızları, Türkmenleri, Tatarları, Kırımlıları sürgüne ve tehcire zorladılar. Kâfir Amerika ise Irak ve Afganistan’da tecavüzler, zulümler, katliamlar yaptı, milyonlarca çocuğu öksüz ve yetim bıraktı. Şimdi bugün işgalci “İsrail” ile İran’a saldırıyor. Komünist Çin, Doğu Türkistan’da on yıllardır Uygur halkını ağır işkencelerle öldürüyor. Budistler, Keşmir ve Arakan’ı yakıp yıktılar. Batılı sömürgeci devletler, İslam topraklarının tüm zenginliğini yağmaladılar. İslam beldelerindeki kukla ve işbirlikçi yönetimler ise kendileri lüks ve şatafat içinde yaşarken Müslümanları açlığa, yokluğa, sefalete ve zulme mahkûm ettiler. Bir asır boyunca yaşanan bütün bu hadiseler; topraklarımız üzerindeki işgal ve katliamlara dur diyecek, bölünme ve parçalanmayı bitirecek, ümmeti yeniden tek çatı altında toplayacak, Müslümanların canını, malını ve namusunu koruyacak yegâne gücün Raşidi Hilâfet Devleti olduğunu göstermiştir.

Bu sebeple Hizb-ut Tahrir Türkiye olarak; 3 Mart tarihini unutturmamak ve Hilafet’i hatırlatmak için Türkiye’nin 50 farklı yerinde “Hilafet Tercih Değil Şer’i Bir Zorunluluktur” başlıklı panel ve programlar gerçekleştirdik. Doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her bölgede Müslümanlar bu panellere iştirak ettiler. Programlarda Raşidi Hilafet’in yeniden kurulmasının sadece bir tercih olmadığı, tüm Müslümanlar için şer’i ve siyasi bir zorunluluk olduğu vurgulandı. Hilafet’in şer’i hüküm olduğu, ikamesinin farz olduğu ve birçok farzın onun varlığına bağlı bulunduğu ifade edildi. Panel ve programlara katılan tüm Müslümanlardan Allah razı olsun, Rabbimiz bu çalışmaları Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasına vesile kılsın.

Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek ancak bir devlet ile olur. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslam Devleti ile hükümleri uyguladı, O’nun vefatından sonra gelen yöneticiler Hilafet ile İslam üzere hükmettiler. Maalesef bugün, Batı kültüründen beslenmiş ve kendi dinine yabancılaşmış bazı zihinler, Kur’an ya da İslam’da Hilafet’in olmadığını, İslam’ın bir devlet talebinin bulunmadığını söyleyebiliyorlar. Oysaki Kur’an ve Sünnette Hilafet’in farziyetine dair onlarca delil bulunmaktadır.

Allah Subhanehu ve Teâla şöyle buyurmaktadır: فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ  “…Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet ve Sana gelen haktan (sapıp da) sakın onların hevâlarına tâbi olma!” (Maide 48)

Hilafet hem şer’i hem siyasi hem ekonomik hem de askeri bir zorunluluktur. Hilafet Müslümanlar için olmazsa olmaz, İslam ümmeti için varlık yokluk meselesidir. Hilafet Müslümanların öncelikli meselesidir. Onun yeniden kurulması muhakkak gerçekleşecektir. Çünkü Hilafet Allah Subhanehu ve Teâla’nın vaadi ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER