Pazartesi, 29 Zilhicce 1447 | 2026/06/15
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Trump, Venezuela'yı Kendisinin Yöneteceğini Söylüyor ve İran, Küba ve Kolombiya'yı Tehdit Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump, Venezuela'yı Kendisinin Yöneteceğini Söylüyor ve İran, Küba ve Kolombiya'yı Tehdit Ediyor!

Haber:

ABD Başkanı Trump, Maduro'nun tutuklanmasının ardından, Venezuela'da “işleri yönetenin” ABD olduğunu vurguladı, Kolombiya cumhurbaşkanına karşı sert tehditlerde bulundu, Küba'daki yönetimin çöküşünün yakın olduğunu söyledi ve İran'a, protestocuları öldürmesi halinde saldırılar düzenleyeceği uyarısında bulundu. (El Arabiya, 4/1/2026)

Yorum:

Amerika Birleşik Devletleri, herhangi bir caydırıcı olmadan uluslararası arenada açıkça zorbalık yapıyor, Venezuela gibi Amerikan şirketlerinin kaynaklarını sömürmesine karşı çıkan devlet başkanlarını tutuklama hakkına sahip olduğuna inanıyor, diğerlerini tutuklamakla tehdit ediyor, Meksika'nın Amerikan güçleriyle birlikte Meksika içindeki uyuşturucuyla mücadeleye katılmasını talep ediyor, Küba ile İran'ı da tehdit ediyor...

Venezuela Devlet Başkanı'nın tutuklanmasının ardından Çin, şok olduğunu ve dünyanın polisi rolünü reddettiğini dile getirirken, Rusya ise üzüntüsünü ve kınamasını ifade etti; doğal olarak her iki ülke de Amerika'ya karşı söylemlerden başka herhangi bir somut eylemde bulunmaya cesaret edemedi. Zira Çin, Amerika ile ticaretinden elde ettiği ekonomik getirileri düşünüyor ve bunları kaybetmek istemiyor. Rusya'nın ise Trump'ın Ukrayna konusunda önerdiği çözümden dolayı ağzı sulanıyor ve Avrupa ülkeleri de Maduro'nun Venezuela'daki siyasi sahneden çekilmesinden duydukları memnuniyeti dile getiriyorlar.

En güçlü tepkinin, silah üretimini iki katına çıkaracağını açıklayan Kuzey Kore'den geldiğini söyleyebiliriz; ama bu veya diğer tepkilerin hiçbirisi Amerika’yı korkutmuyor ve onu azgınlığından vazgeçirmiyor; zira dünyada yükselme peşinde olan bir devlet yok ki Amerika’ya meydan okusun, kendi çıkarları konusunda Amerika’yı taciz etme yolunu izlesin ve zorbalığı durdurmanın, onun çıkarlarına yönelik sıcak takibi durdurmanın bir şartı olduğunu açıklasın. Tabi böyle bir devletin, savaşmaya hazır olması gerekir.

ABD Dışişleri Bakanı, Monroe Doktrini uyarınca herhangi bir yabancı ülkenin Latin Amerika'da büyük çıkarlar oluşturmak için yaklaşmasının yasak olduğunu açıkladı; çünkü Batı Yarımküre Amerika'ya ait olup hiçbir ülke buna tepki göstermiyor ve Amerika'nın Doğu Yarımküredeki, yani Afrika, Asya ve Avrupa'daki önemli çıkarlarından mahrum bırakılacağını ilan etmiyor ve bu ülkelerdeki kendi çıkarlarını takip etmeye başlamıyor.Bazıları mevcut durumun normal olduğunu ve Amerika'nın ezici gücünü dayattığını söyleyebilir; her ne kadar bizler Amerika'nın gücünü kabul etsek de ama uluslararası değişimin, ancak savaşlar sırasında meydana geldiğini, dolayısıyla büyük güçlerin çöktüğünü, bir başkasının ortaya çıktığını ve çatışmalara girmekten kaçınan ülkelerin yükselmesinin imkansız olduğunu vurgularız. Örneğin Çin, Amerika'nın Çin topraklarına (Tayvan) yönelik tehditlerini kabul ederken nasıl yükselebilecek ki?Eğer ülkeler, güçlerini kendi topraklarında veya çevrelerinde kullanamayacaklarsa, güçlerini neden inşa ediyorlar ki?Bazıları, Amerika'nın gücü nedeniyle birçok savaşa girmeye hazır olduğu şeklinde hatalı düşünüyor; bu hatadır; zira Amerika, Irak ve Afganistan bataklıklarından zar zor kurtulmuş ve Trump, Amerika'yı Irak ve Afganistan savaşlarına sürükleyen önceki başkanların stratejik hatalarından bahsetmiştir; ama Amerika, Venezuela'da meydana geldiği gibi ülkeleri tehdit etmeye ve zorbalık yapmaya devam ediyor; zira Amerika, bu ülkelerin korkak olduklarından ve bir tepki veremeyeceklerinden emindir. Bu yüzden milletinin statüsünü yükseltmek isteyen bir ülke sürekli olarak gücünü inşa etmeli, korkaklıktan sıyrılmalı ve savaşlara girmelidir. Aksi takdirde rakipsiz süper bir devlet konumunda olan Amerika'nın, herhangi bir ülkeye kendisiyle aynı uluslararası bir statü vermesi için bir alan olmayacaktır.İşte bu yüzden Amerika, tüm uluslararası politikayı tek başına belirlemeyi sürdürmekte ve dünya ülkelerini korkutmak için haydutluk biçiminde olsa bile, savaş dışı tüm araçları benimsemektedir.

Amerika'ya meydan okuyacak olan sadece Hilafet Devleti'dir; çünkü İslam ümmeti, savaşçı ve mücahit bir ümmettir; bu yüzden savaşa girmekten çekinmez ve Amerika'nın sözünü değil, Allah'ın sözünü yüceltmek için çalışır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Et-Temimi

Devamını oku...

Pompalanan Paralar ve Aşındırılan Egemenlik!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pompalanan Paralar ve Aşındırılan Egemenlik!
Uluslararası Para Fonu'nun Vesayetinin Gölgesinde Kuzey Sahili Anlaşması Hakkında Bir Okuma

Haber:

Reuters, 30/12/2025 Salı günü, Mısır'ın, Akdeniz'in kuzey sahilindeki bir bölgenin geliştirilmesi için Katar destekli büyük bir yatırım anlaşması kapsamında ilk nakit ödeme olarak 3,5 milyar Dolar aldığını bildirdi; haber, döviz rezervlerine destek olacağı ve yatırımları çekeceği şeklinde olumlu bir bağlamda sunuldu.

Yorum:

Bu haber ve Uluslararası Para Fonu ile kredi kuruluşlarının diktelerine sürekli boyun eğmenin ortaya çıktığı hususların ışığında, Mısır'ın bugün yaşadığı krizin sadece rakamlar, likidite veya kötü yönetim krizi değil, aynı zamanda metot, egemenlik ve referans krizi olduğu ortaya çıkmaktadır.Ekonomik kararı yabancı iradeye bağlamak ve insanların geçim kaynaklarını ve güvenliğini etkileyen tefecilik şartlarını kabul etmek, ümmetin işlerine yönelik gerçek bir gözetimin kaybolmasının ve devletin insanların çıkarlarının koruyucusu olmaktan çıkıp, dışarıdan kendisine dikte edilen şeyleri uygulayan bir ajana dönüşmesinin tezahüründen başka bir şey değildir.

Bu sahne, Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümünü yaşarken, daha derin bir tarihsel bağlamına yerleştirildiğinde daha da net ve acı verici bir hale gelmektedir; zira bu olay, sadece siyasi bir varlığın devrilmesi değil, aynı zamanda ümmetin Rabbinin hükümlerinin otoritesinden insan yapımı yasaların otoritesine, siyasi ve ekonomik bağımsızlıktan boyun eğmeye ve ipotek altında kalmaya dönüştüğü çok önemli bir an olmuştur. İşte o günden beri, borç kapıları açılmış, Müslüman ülkelerin kalbine tefecilik kurumları yerleştirilmiş ve servetler, şerî hükümlere ve tebaanın çıkarlarına göre değil, büyük güçlerin çıkarlarına göre yönetilmeye başlanmıştır.

Mısır'da bugün yaşananlar, kredilere olan bağımlılığın derinleşmesinin ve iç politikaların Uluslararası Para Fonu'nun rızasına bağlanmasının ve Hilafetin yıkılmasından sonra başlayan sürecin doğrudan bir uzantısıdır; zira ümmet, faizin haram olmasına, paranın korunmasına, yeterliliğin garanti altına alınmasına ve ekonomi politikasının bağışçıların emirlerine değil de akideye bağlı olmasına dayalı İslami ekonomik sistemden mahrum bırakılmıştır.Bu nedenle bu çerçeve içindeki çözümlerden söz etmek, yüzler veya başlıklar ne kadar değişirse değişsin, kısır bir döngüden başka bir şey olmayacaktır.

Bu olay, daha kapsamlı ekonomik ve siyasi bağlamıyla ilişkilendirerek dikkatlice okunduğunda, farklı bir gerçek ortaya çıkmaktadır: zira bizler, Mısır'ın, başta Uluslararası Para Fonu olmak üzere uluslararası finans kurumlarının vesayetine boyun eğmesi ve bağlı olması konusundaki silsilenin yeni bir halkasıyla karşı karşıyayız.

Şekli yönden, yabancı fonların bir ülkeye girmesi, haddi zatında kınanması gereken bir şey değildir; ancak asıl sorunlar, bu fonların niteliği ve şartları ile bunların enjekte edildiği siyasi ortamda yatmaktadır.Ayrıntıları açıklandığı üzre anlaşma, sanayi veya tarımın altyapısını yeniden inşa eden verimli bir proje olmadığı gibi ümmetin temel ihtiyaçlarını karşılayan stratejik bir yatırım da değildir; aksine bunlar, kamusal arazilerin ümmetin mülkiyetinden çıkarılmasına dayanan sınırlı bir grubu hedefleyen lüks bir gayrimenkul ve turizm projesidir.

İşte burada şerî boyut devreye girmektedir; arazi, ümmetin maslahatı için yönetilen kamu mülkü veya devlet malıdır ve onu, hatalı tefecilik politikaları nedeniyle ortaya çıkan mali açıkları kapatmak için bir araca dönüştürmek caiz değildir.Şeriat, yöneticinin kamu malı hakkında tasarrufta bulunurken, acil ihtiyaçlar veya alacaklıların dikteleri ile değil, şerî maslahat ile sınırlandırıldığına karar vermiştir.

Anlaşma, Uluslararası Para Fonu programıyla ilişkilendirildiğinde, resim daha net bir hale gelmektedir.Mısır, yıllardır IMF'nin Genişletilmiş Fon Tesisi programına boyun eğmektedir; bu program, döviz kurunun serbestleştirilmesi, devletin rolünün azaltılması, özelleştirmenin genişletilmesi ve gerekli her türlü önlemle döviz girişinin en üst düzeye çıkarılması gibi belirli önlemlerin alınmasını şart koşmaktadır.Bu bağlamda, Kuzey Sahili anlaşması bağımsız bir egemenlik kararı olarak değil, IMF'nin likidite göstergelerini iyileştiren, periyodik incelemelerin geçmesini kolaylaştıran ve böylece yeni kredi dilimlerinin serbest bırakılmasını sağlayan hızla yabancı yatırımları çekme talebine doğrudan bir yanıt olarak okunmalıdır.

Burada “yatırım” olarak adlandırılan şey, doğrudan borçlanmanın alternatifinden başka bir şey değildir; ancak bu, krizin yapısal nedenlerine çözüm getirmeden mevcut yükümlülükleri yerine getirmek ve şişirilmiş borcu ödemek için acil dolar sağlamak gibi aynı görevi yerine getirmektedir.Dolayısıyla faizle yönetilen bir ekonomi, her zaman daha fazla faize veya ona mukabil bir şeye ihtiyaç duyacaktır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِAllah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir.” [Bakara 276]Burada tüketmek, sadece parayla sınırlı değildir, aksine bereketi, egemenliği ve istikrarı da içermektedir.

Bu anlaşmaların en tehlikeli yönlerinden biri, gerçekte ülkenin varlıkları kademeli olarak satılırken, bunun bir “başarı” olarak pazarlanmasıdır.Devlet, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya dayalı bir ekonomi inşa etmek yerine, varlıklar konusunda ifrata kaçarak ve ülkeyi hızlı kâr için çalışan, koşullar değiştiğinde ayrılan ve toplumu daha kırılgan bir şekilde bırakan yabancı sermaye için açık bir arena haline getirerek kronik bir krizi yönetmektedir.

Hastalığın kökü, finansman eksikliğinde değil, aksine Hilafetin yıkılmasından bu yana ümmete dayatılan, tefeciliğe dayalı olan, Müslüman ülkeleri küresel finans merkezlerine bağlayan ve onların bağımsız karar vermelerini ellerinden alan yozlaşmış ekonomik sistemdir.Bu nedenle ister kredi ister şartlı yatırımlar şeklinde olsun bu çerçeve içinde “çözümlerden” bahsetmek, krizin sona ermesinden ziyade, kriz yönetiminin dışına çıkmayacaktır.

İslam, açık bir ekonomik model sunmuştur: Yani faizin kesin olarak haram kılındığı, servetlerin mülkiyete göre yönetildiği ve ülkenin kaynaklarının alacaklıları memnun etmek veya uluslararası kuruluşların raporlarını iyileştirmek için değil, tebaanın ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıldığı bir ekonomik model sunmuştur.Bu sistemin gölgesinde, devlet yatırım için yalvarmaz, aksine insanların işlerinin gözeticisi olarak hareket eder; zira dışarıya bağımlılıktan kurtulacak kadar servetlere sahiptir.

Bugünkü mesaj, tüm Mısır halkına yöneliktir:Sizin acılarınız kaçınılmaz bir kader olmadığı gibi tembellik veya kaynakların yetersizliğinin bir sonucu da değildir; aksine İslam'ı ve onun hükümlerine muhalefet etmeye, ülkeyi ve insanları borç tablolarına yazılmış rakamlardan ibaret gören kurumlara bağlamaya dayalı temelinde yozlaşmış bir sistemin meyvesidir.Bu ise ancak samimi bir siyasi bilinçle ve onurun parayla satın alınamayacağını ve egemenliğin borç veya arazi satışıyla geri kazanılmayacağını idrak etmekle giderilebilir.Dahası ümmetin karar verme gücünü ve otoritesini geri kazandırarak ve ümmetin Rabbinin kendisinden razı olduğu şeriatını uygulayarak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin olduğu İslam Devleti'ni kurarak giderilebilir.

Ey Kinane askerleri ve ey güç ve kuvvete sahip olanlar: Sizlerin Allah katındaki sorumluluğunuz büyük olup sizin göreviniz, bağımlı olan bir sitemi korumak ya da bağımlılık yollarını güvence altına almak değildir; aksine sizler, ümmetin kalkanı ve kılıcısınız; zira siz o gün, sömürgecinin çizmiş olduğu sınırları korumaktan sorguya çekilmeyeceksiniz, aksine ümmetin dinini, topraklarını ve servetlerini koruma konusunda sorguya çekileceksiniz.Bugün Mısır'a yönelik en büyük yardım, onu bağımlılıktan kurtaracak, karar verme gücünü geri kazandıracak ve Raşid bir yönetimi kuracak bir projenin yanında yer almanızdır; bu proje ise ülkeyi ve insanları koruyacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafettir. Tarih asla affetmez ve ümmet de gerek yanında duranları gerekse kurtuluşunun karşısında duranları asla unutmaz.

Nitekim Hilafetin yıkılmasından bu yana geçen 105 yıl, gerçek bağımsızlığın, kredilerin şemsiyesi altında veya zalim küresel ekonomik sisteme entegre olmakla gerçekleşmeyeceğini, aksine samimi bir şekilde Allah'ın şeriatı ile hükmetmeye geri dönmekle ve insanların işlerini İslam ile gözeten bir devletin altında İslami hayatı kamil bir şekilde yeniden başlatmakla, yabancı hegemonyanın elini kesmekle ve siyasi ve ekonomik kararı kâfirlerin ve onların kurumlarının pençesinden kurtarmak gerçekleşeceğini kanıtlamıştır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur: وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌAllah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 06/01/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 06/01/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Üyesi Sayın Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

⬛️ Maduro'nun ABD Tarafından Kaçırılması
⬛️ 2026 Yılı İşçi, Memur ve Emekli Maaş Zamları
⬛️ Suriye'de Hizb-ut Tahrir Gençlerine Verilen Cezalar

H. 17 Receb 1447 - M. 6 Ocak 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

 

2026 Yılı Bütçe Kanunu
⬛️Türkiye’deki Uyuşturucu Operasyonları
⬛️SDG’nin Suriye Ordusuna Entegrasyonu

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Tanıtılmaya İhtiyaç Duymayacak Kadar Malumdur; Hilafeti Kurma Davasına Savaş Açan ve Kendini Buna Adayan Güruh (Çete) da Öyle!

Suudi Arabistan’ın El-Vatan gazetesi 29 Aralık 2025 tarihinde “Takipçileri Kontrol Altında Tutmak İçin Günlük Yapılması Gereken Meşguliyetler” başlıklı bir makale yayınladı. Ardından El-Arabiya Haber Kanalı, bu makaleyi 31 Aralık 2025 tarihinde internet sitesinde tekrar paylaştı. Makalede, Hindistan’da bir Müslüman davetçinin bir ateistle yaptığı münazaranın videosunun Müslümanlar arasında yayılmasından duyulan memnuniyet abartılı bulundu! Makale, bu olay üzerinden “Siyasal İslam” gruplarını neşter altına yatırmaya çalıştı. Tabii ki makale, Hizb-ut Tahrir ve gençlerinin çabalarına değinmeyi ve gayretlerini küçümsemeyi ihmal etmedi.

Hizb-ut Tahrir’in Hilâfet’i kurma çağrısı artık tanıtıma ihtiyaç duymayacak kadar meşhurdur. Artık iftiracılardan hiçbiri onu Müslümanların gözünde karalayamaz. Aynı şekilde, İslam ile yönetilmeye savaş açan ve kendini buna adayan güruh da tanıtılmaya ihtiyaç duymayacak kadar meşhurdur. Bu güruh artık İslam ümmeti içinde yöneticilerin borazanları olarak tanınmakta ve temel uğraşları İslami hayatla mücadele etmek olarak bilinmektedir. Daha önce, adı geçen gazetenin eski bir genel yayın yönetmeninin, ülkesinin yöneticilerini memnun etmek için bir televizyon röportajında Hilafeti ve Hizb-ut Tahrir’in davasını küçümsemeye çalıştığı da biliniyor. Sonra kaderin cilvesi o ki o kişi efendileri tarafından acı bir şekilde ihanete uğrayıp tarih sahnesinden silinirken, Hizb-ut Tahrir’in Hilafet davası Allah’ın lütfu ve yardımıyla büyümeye devam etti ve bugün Müslümanlar arasında köklü bir kamuoyu haline gelmiştir. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

İçerisinde çok sayıda Müslüman’ın çalıştığı söz konusu gazete ve kanal gibi kurumların; İslam ümmetinin onca parasını, onca çabasını ve onca aklını Hilâfet gibi İslam’ın temel bir hükmüne saldırmak için kullanıldığını görmek gerçekten son derece üzücüdür! Oysa Hilafet, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği, ardından Raşit Sahabelerin, Efendilerimiz Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin (Allah hepsinden razı olsun) kurduğu ve İslam Ümmetinin 1300 yıl boyunca kanlarıyla savunduğu bir kurumdur. Peki, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yaşadığı ve defnedildiği topraklarda, onun diyarında yaşayan ve çalışan bir kimse, böylesi bir günahı oradan işlemeyi nasıl kendine yakıştırabilir?! Bu kimselerin böylesi bir günahı işlemeye cüret etmeleri ne kadar da hazindir!

Bu kimseler iş işten geçmeden önce ibret almalı, Şeytan-ı Racim’den Allah’a sığınmalı ve İslam ile Müslümanlara eziyet etmekten vazgeçmelidirler. Aksi halde Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu kavli onlar için de geçerli olacaktır:

سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا بِهَا وَإِن يَرَوْا سَبِيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً وَإِن يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar; rüşt yolunu görseler onu yol edinmezler ama azgınlık yolunu görseler hemen onu yol edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları sebebiyledir.” [Araf 146]

Devamını oku...

Şeytanın Kuklaları: Batı Destekli Yöneticiler ve Yükselişe Hazırlanan Hilafet!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Şeytanın Kuklaları: Batı Destekli Yöneticiler ve Yükselişe Hazırlanan Hilafet!

Uzun bir gecenin gölgesinde, kendi başlarına hareket edemeyen ve ancak görünmeyen gizli bir elin işaretiyle hareket eden kuklalar siyaset sahnesinde sallanıyor; zira onlar, liderler değillerdir, aksine büyük şeytan alkışladığında dans eden ve itaat etmelerini istediğinde ise sessiz kalan Batı başkentlerinden bağlanmış iplerde asılı duran birer kuklalardır. Hikmet iddiasında bulunup egemenlik gösterirler ancak gerçekte kiralanmış, karar sahibi olmayan ve özgürlük adına halkları ezip servetleri yağmayan büyük Şeytan Amerika'nın rehinesidirler.

Amerika artık ordular göndermiyor, aksine şartlar, krediler, tavsiyeler ve emirler gönderiyor. Müslümanların başındaki yöneticilere gelince; onlar uygulayıcılardan başka bir şey değillerdir, yani kendi sınırlarından daha büyük bir planı uygulayan araçlardır. Ancak daha acı olanı, Amerika sadece yöneticileri kontrol etmemekte, aksine onlar aracılığıyla halkların da boğazlarını sıkmaktadır; zira yönetici, Amerika'nın (Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Güvenlik Konseyi gibi) uluslararası kurumlar üzerinde en büyük etkiye sahip olmasından dolayı sadece uluslararası meşruiyeti tarafından kontrol edilen bir görevlidir. Bu yüzden Amerika, ne zaman isterse yöneticiye karşı karalama kampanyaları başlatmakta, onu diktatör, baskıcı ve yozlaşmış olarak yaftalamakta, böylece yavaş yavaş meşruiyetini elinden almakta ve onu uluslararasından izole etmektedir.

Yaptırım tehditleri, varlıkların dondurulması veya uluslararası desteğin durdurulması bir yana ekonomi, ülkelerimizdeki rejimlerin zayıf noktasıdır. Bu yüzden Amerika, medya, elitler, örgütler ve hatta güvenlik cihazları üzerinde nüfuzu olmasından dolayı kaos yaratmak için en kirli araçlarını kullanmaktadır. Dolayısıyla Amerika, ne zaman bir iç kriz veya gösteriler başlatmak ya da askeri darbeye teşvik etmek istese, önce bir alternatifi parlatıp desteklemeye başlar, sonra da belki ordudan, muhalefetten veya iktidar ailesinden başka bir kişiye destek vereceğine dair imada bulunur. Bunun üzerine yönetici varlığının tehdit altında olduğunu hissettiğinde hızla itaat eder, tavizler verir ya da bu üslubu benimseyen Amerika'ya devasa paralar pompalar. Zira Amerika, bir yönetici tehdit edildiğinde, koltuğunu korumak için her devlete boyun eğeceğini, halka baskı yapacağını, fiyatları yükselteceğini, medyayı Batı’nın borazanı haline getireceğini, işgalle normalleşeceğini ve kendisine karşı çıkan herkesi şeytanlaştıracağını bilmektedir. Böylece halklar, dış şantajların rehineleri ve rejimi koruyan araçlar haline gelmektedir, aksi değil.

Mısır'da darbeyle iktidara gelen Sisi, Batı'nın desteğiyle yaşamaktadır. Bu yüzden işgal karşısında tam bir sessizlik içinde olup işgalle fiilen normalleşmiş durumdadır… Suudi Arabistan'daki bin Selman'a gelince, Yahudi varlığını gölgeden açığa çıkarmış ve dönüşüm ve açılım gerekçesi altında Yahudi varlığıyla normalleşmenin en coşkulu kişilerinden olmuştur... Aynı durum karşıt devrimlerin vaftiz babası, darbelerin destekçisi ve tüm özgür düşünceyi çarpıtma kampanyalarının finansörü olan Birleşik Arap Emirlikleri yöneticisi bin Zayid için de geçerlidir... En büyük felaketimiz, işgalin gizli ve açık güvenlik müttefiki olan ve güvenlik koordinasyonu asla durmayan Ürdün Kralı II. Abdullah'tır... Son değil, aksine onların en yenisi olan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’dır; zira o da, egemenliği olmayan, Washington tarafından idare edilen ve Yahudilerin güvenliğini sağladığı sürece yönetimde kalmasını sağlayan ve Amerika'nın istediği gibi emirleri yerine getirmek ve statükoyu pekiştirmek dışında hiçbir kararı ve projesi olmayan bir cumhurbaşkanıdır.

Okuyucu şunu sorabilir: Amerika krizlerine rağmen neden çökmüyor?

Cevabı, kendi eliyle kalbine bir ok saplayıp sonra da onu, parazit bir vampirin beslenmesi için kanar bir şekilde bırakan bir sorudur. Daha geniş manada: Amerika, ekonomik krizlerin, siyasi bölünmenin ve sosyal parçalanmanın acısını çekmesine rağmen çökmüyor; çünkü Amerika bizim üzerimizden besleniyor. Zira Dolar cinsinden fiyatlandırılan petrolümüz, Amerika'nın parasının hakimiyetini sağlamakta, nakit rezervlerimiz Amerika'nın borçlarını finanse etmekte, silah anlaşmalarımız Amerika'nın fabrikalarını canlandırmakta ve yöneticilerimizin bağımlılığı, Amerika'ya her platformda meşruiyet vermektedir.

Kısacası, büyük Şeytan'ın hayatta kalmasını, bizi kontrol etmesini, bizi öldürmesini, bizim ölümlerimizin bedelini bizden almasını sağlayan bizleriz; zira o, herhangi bir ülkenin yıkımına neden olursa, biz onu yeniden inşa etmek zorundayız. Peki bizim başımızdaki, tek gözlü aciz bir şeytanın elindeki bir kukla olan bir avuç tiran için ne kadar aptal ve aşağılanmış bir duruma düştüğümüzün farkında mısınız?

Kurtuluş, sistemlerin içinden değil, aksine bunların dışından, yani egemenliği yeniden tesis eden, ümmeti birleştiren ve Batı hegemonyasının karşısında duran rakip bir projeden gelecektir. Dikkat edin bu, tarihi bir slogan değil, adil küresel bir sistem olan Hilafet projesidir; zira bu şeytana son vermeye, onu besleyen tüm kaynakları kesmeye, onu herhangi bir devlet gibi doğal haline geri döndürmeye ve tüm hegemonyacı araçlardan arındırmaya muktedir olan sadece bu projedir.

Bugün bizim en önemli vacibimiz, yöneticilerimizi ifşa ederek onları devirmek, Batı'ya değil ümmete dostluğunu ilan eden ve sömürgecinin kanunlarıyla değil, Allah'ın şeriatıyla yöneten gerçek İslami bir yönetimi tesis etmek amacıyla Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışmaktır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ آمَنُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاًİman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise tağutların (şeytanın dostları) yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” [Nisa 76] Dolayısıyla bu, dünyayı, bir üçüncüsü olmayan ikiye bölen bir yol haritasıdır; Allah yolunda savaşanlar ve tağutların yolunda savaşanlar. Bu yüzden İslam'la savaşan, daveti kuşatma altına alan veya işgalle normalleşen her rejim, milliyetçilik veya modernlik maskesi taksa bile, şeytanın dostlarıdırlar.

Ayet, müminlerin şeytanın zayıf tuzağına karşı güçlü olduklarına dair kesin iman aşılayan bir ifadeyle sona eriliyor; çünkü müminler, sağlam ve sarsılmaz bir imana sahiptirler.

Bize gelince; önümüzde kalkınmaya hazırlanan büyük bir proje vardır; bu proje, ümmeti birleştirecek, zincirleri kıracak, mezalimlere karşı çıkacak, İslam'ı dünyaya bir nur ve adalet olarak taşıyacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet projesidir. Her kim onun yanında değilse, ona karşıdır demektir.

وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Muhakkak ki Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Hilafetin Yokluğunda Amerika Dünyada İstediği Gibi At Koşturmakta, Dilediğini Öldürmekte, Dilediğini Kaçırmaktadır

Haber - Yorum

Hilafetin Yokluğunda Amerika Dünyada İstediği Gibi At Koşturmakta, Dilediğini Öldürmekte, Dilediğini Kaçırmaktadır

Haber:

ABD, Venezuela’da geniş çaplı operasyon düzenledi. ABD Başkanı Trump, Venezuela lideri Maduro ve eşinin yakalandığını duyurdu. Trump, “Maduro operasyonu dünyaya mesajdı” dedi. (2026.01.03 Ajanslar)

Yorum:

Kovboy ve küstah Amerika, kendi koyduğu ve belirlediği uluslararası hukuk putunu yiyerek, kovboy kültürü gereği egemen bir ülkenin devlet başkanını gece yatağından kaçırdı. 190 küsur ülkenin hiçbiri, kovboy Amerika’ya “Sen nasıl olursun da egemen bir ülkenin egemenliğini ihlal edip devlet başkanını kaçırabilirsin” diyemedi, diyemez de. Zira kovboy Trump’ın ne yapacağı belli olmadığı için sıranın kendilerine gelmesinden korktular. Cılız ülkelere karşı ya da kamuoyunu kandırmak için retorik olarak Yahudi varlığına ahkam kesen Erdoğan, “Bana da operasyon çekip beni de gece külliyemden alır” korkusuyla efendisi Trump’ı kızdırmamak amacıyla gıkını bile çıkarmadı. İslam dünyasındaki hain yöneticiler de keza manyak Trump’ın gece operasyonuna maruz kalmamak için seslerini çıkarmadılar, çıkaramadılar, her zamanki gibi söz konusu Amerika olunca sessizliğe gömülmeyi ve bürünmeyi yeğlediler.

Bir zamanlar dünyanın süper gücü ve devi olan Hilafetin yokluğunda Amerika, büyük devletler dahil hiçbir gücün kendisini durduramayacağını düşündüğü için, sadece Batı Yarımküresi’ni değil dünyanın her tarafını kendi çiftliği olarak görüp istediği gibi at koşturabileceğine inanıyor. Ona meydan okuyacak, hatta kendi yurdunda bile peşine düşecek bir güç şu an yok. Hilafet kurulduğunda ona meydan okuyacak hatta kendi yurdunda bile peşine düşecektir.

5 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan ABD Ulusal Strateji Belgesi gereğince Trump, Çin’le mücadele stratejisi gereği Batı Yarımküresi’ni öncelikleri arasına koydu. Bu strateji belgesinde Trump, Batı Yarımküresi’nde Çin’in ekonomik olarak varlık göstermesine ve kendi güdümünde olmayan bir liderin iktidarda olmasına müsaade etmeyeceğini ilan etti. İç hukuku ve kurumları bypass etmek ve hegemonyasına bahane oluşturmak için de “narkoterör” gibi bir kavram uydurdu.

Venezuela’daki askerlerle anlaşarak gece yarısı ülkenin liderini yatağından alarak güç gösterisinde bulundu. Bu operasyonuyla tüm dünyaya özellikle de Ortadoğu’daki ajanlarına “Emrimden dışarı çıkmanız veya talimatımı yerine getirmemeniz durumunda sizin sonunuzun da böyle olur” mesajı verdi. İstediğim kişiyi istediğim zaman ve yerden alabilirim algısı yarattı. Böylelikle Irak ve Afganistan’da kaybettiği imaj ve itibarını tazelemeye çalıştı.

O yüzden tüm dünyanın özellikle de İslam dünyasındaki hain ve uşak liderlerin, H.1342 yılı Recep ayının son günlerinde yıkılan ve bugün 105.yıldönümünü andığımız Hilafet kurulmadıkça Amerika’nın kötülüğünden güven ve emniyette olmayacaklarını anlamalarının zamanı gelmiştir. Zira ABD, Cezayir’deki esirlerini serbest bırakması, Akdeniz ve Atlantik Okyanusu’nda Hilafet donanmasının saldırısına uğramaması için Hilafet’in Cezayir valisine yıllık 642 bin altın dolar ve 12 bin Osmanlı altın lirası vergi ödemek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla Amerika’nın küstahlığına ve kovboyluğuna ancak Raşidi Hilafet son verebilir. Tarih bunun en güzel ve en canlı tanığıdır.

Bu nedenle bırakın sadece Müslümanları bugün tüm dünya özellikle de bundan 105 yıl önce Arap ve Türk işbirlikçilerin eliyle Hilafeti yıkan İngiltere başta olmak üzere Amerika’nın küstahlığından ve kendilerini aşağılamasından bıkan Avrupalılar, Hilafete oldukça muhtaçtırlar. Çünkü Raşidi Hilafet, sığınmak isteyenlere sığınak, yardım isteyenlerin yardımcısı, güven ve emniyet arayanların limanı olmuştur. Bugün Hilafet olsa, yine aynısı olacaktır. Bu sebeple Müslümanlar, eski izzet ve şereflerine yeniden kavuşmak hem Avrupalılar hem de Amerikalıları cizyeye bağlamak istiyorlarsa, Raşidi Hilafet kurmak için çalışmalıdırlar. Amerika ve yaramaz çocuğu Yahudi varlığının şerrinden korunmanın ve kurtulmanın yegâne yoludur Hilafet.

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

“İyi bilinmelidir ki imam (ümmet için) bir kalkandır. Onun komutasında harp edilir, onunla düşmandan korunulur.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş

Devamını oku...

Uluslararası Güçler, Nüfuz ve Serveti Kontrol Etmek İçin Yemen Halkının Kanları ve Güvenliği ile Oynuyorlar!

Haber - Yorum

Uluslararası Güçler, Nüfuz ve Serveti Kontrol Etmek İçin Yemen Halkının Kanları ve Güvenliği ile Oynuyorlar!

Haber:

Hadramut'ta yerel askerler kullanılarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında bir savaş yürütülüyor. (Ajanslar, 4 Ocak 2025)

Yorum:

Geçen hafta Aydarus Zübeydi'nin güçleri, petrol zengini Hadramut ve el-Mehra vilayetleri üzerinde Birleşik Arap Emirlikleri'nin nüfuzunu dayatmak amacıyla Aden'den Hadramut'a girdi ve bu yolla, Suudi Arabistan destekli Hadramut Kabile İttifakı güçlerini ezip geçti ve Reşad el-Alimi hükümetine bağlı güçler bile Birleşik Arap Emirlikleri destekli Zübeydi güçlerinden  kurtulamadı; zira onlar kamplarından çekilmelerine rağmen onlarla yüzleştiler ve onları yerlerinden ettiler. Böylece sahne, sanki Aydarus Zübeydi'nin, güney illerini ayırıp Yemen'in eski güney sınırında bir devlet ilan etme projesi uygulanmak üzereymiş gibi başladı. Ancak Suudi Arabistan başka bir görüşe sahipti ve BAE'nin Hadramut ve el-Mehra illerinden gerek kendi güçlerini gerekse Geçiş Konseyi'nin güçlerini çekmesini açıkça talep ederek bunu yerine getirmesi için onlara 72 saat süre verdi.

Böylece iki ülkenin medyası birbirlerini suçladı; zira BAE, büyük kardeşinin yani Suudi Arabistan'ın Husilerle savaşmak için Yemen'e girdiği savaşından saparak güneydeki halkla savaşmaya başladığını söylerken,Suudi Arabistan ise BAE'ni, ülke halkının arzusu dışında zorla güney Yemen'in ayrılmasını dayatmakla suçladı.Suudi Kabinesi, krallığın sınırlarını ve güvenliğini koruma başlıklı acil bir toplantı düzenledi ve Suudi uçakları, BAE güçlerine karşı hava gücü kullanma niyetlerini duyuran uyarı fişekleri attı.Ancak BAE, kuvvetlerini Yemen'den çekeceğini ve Suudi Arabistan ile koalisyondan çıkacağını açıkladı; ama Zübeydi'nin kuvvetleri ise geri çekilmeyeceklerini ve ayrılık projesi için savaşacaklarını duyurdu. Ayrıca Zübeydi, iki yıllık bir geçiş döneminin ardından güneydeki devletini ilan ederek anayasa bildirisini yayınladı ve yeni devleti için bir hükümet sistemi ve bazı genel hatları şekillendirdi.Belirtilen süre geçtikten sonra, Suudi Arabistan hava kuvvetleri Geçiş Konseyi'nin kamplarını bombaladı ve birkaç saat içinde bu güçlerin geri çekildiği ve Suudi Arabistan tarafından finanse edilen yerel güçlerin (Vatan Kalkanı) kontrolü ele geçirdiği duyuruldu.

Böylece daha fazla kan döküldü, ülkenin altyapısından geriye kalanlar yok edildi, insanlar evlerinde paniğe kapıldı ve iki taraf arasında kaos ve yan çatışmalar egemen oldu. Bütün bunlar ise, Güney'in evlatları, hatta Hadramut'un kendi evlatları olan yerel ellerle yapıldı; peki neden?Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'ın ülkedeki topraklar ve zenginlikler üzerindeki nüfuzlarını genişletmelerine yardımcı olmak ve Suudi Arabistan'ın Yemen'de açıkça temsil ettiği Amerikan yayılmacılığına karşı bile olsa Aden’deki sömürgesinden vazgeçme niyetinde olmayan BAE'nin temsil ettiği İngiliz rekabetine hizmet etmek içindir.

Ey Yemen halkı: Bugün ülkeler, ülkenizi yağmalamak ve onu kontrol altına almak için yarışıyorlar, sizler ise evlatlarınızla birlikte birkaç dirhem veya riyal için bu konuda onlara yardımcı oluyorsunuz!

Ne Birleşik Arap Emirlikleri ne de Geçiş Konseyi, serveti koruyan ve çıkarlarınızı güvence altına alan bir devlet kurmak için çalışıyorlar; zira onlar, on yıldır Aden'de yönetimde oldukları halde, Aden'e elektrik hizmeti vermek, şehre içme suyu temin etmek veya atıkları Aden'in ana caddelerine taşan kanalizasyon sistemini onarmak için tek bir çivi dahi çakmadılar!

Suudi Arabistan da sizin çıkarınız için çalışmıyor; zira o, kendi topraklarındaki servetleri üzerinde bile egemenliğe sahip değildir; o halde sizin servetinizi, Trump'ın bitmek bilmeyen açgözlülüğünden nasıl koruyacak ki?! Zira Amerika açıkça, (servetin Amerika'ya akışını güvence altına almak için) şayet Amerikan korumasa olmasa Suudi Arabistan yöneticilerinin iki hafta bile iktidarda kalamayacaklarını açıklamıştır!

Ey İslam ehli: Artık Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmanın zamanı gelmiştir; zira ülkeyi koruyacak, serveti muhafaza edecek, Müslümanların kanlarının dökülmesini engelleyecek, yaratıcının şeriatını ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in risaletini uygulayarak onları güçlendirecek ve böylece Allahu Teala’nın rızasına nail olacak olan sadece Hilafettir; işte Hizb-ut Tahrir sizin aranızda ve ortamlarınızda olup sizleri, alemlerin Rabbinin projesine, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafete davet etmektedir.  

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz El-Hamid – Yemen

Devamını oku...

Asrın Firavunu Trump!

Haber - Yorum

Asrın Firavunu Trump!

Haber:

ABD Başkanı Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun USS Iwo Jima savaş gemisinde tutuklu bulunduğu bir fotoğrafı paylaştı ve bir basın toplantısında yaptığı konuşmada, "gerekirse daha büyük bir saldırı daha başlatacağı" tehdidinde bulundu. Daha önce bugün şafak vakti Venezuela'da gerçekleştirilen yaygın saldırıların ardından Maduro ve eşinin tutuklandığını ve hava yoluyla ülke dışına tahliye edildiklerini vurgulamış ve onun yönetiminin kaçınılmaz alternatifini aradığını belirtmişti. (El Cezire Net)

Cuma günü, İran'da yerel para biriminin değer kaybı ve kötü ekonomik koşullar nedeniyle düzenlenen protestoların ardından Tahran'ın göstericilere karşı güç kullanması halinde Washington'un müdahale edeceği uyarısında bulundu.Amerika Birleşik Devletleri'nin protestocuları her türlü şiddet eyleminden koruyacağını söyleyerek onları destekleyeceğine dair söz verdi. (El Cezire Net)

Yorum:

Trump tek bir cephe açmakla yetinmemiş, aksine emellerine ulaşmak, kibrini ve gururunu tatmin etmek ve tüm dünyanın onun kontrolüne boyun eğmesi amacıyla nüfuzunu genişletmek için birçok cephe açmakla tehdit etmiş ve tıpkı Firavun gibi "Ben sizin en yüce Rabbinizim!" sözünü ilan etmiştir! Bu yüzden gittiği veya dolaştığı her yerde fesat saçmakta, öldürmekte, yağmalamakta ve yıkmaktadır.

Suriye'deki mevcut hükümet ona bağlılığını ilan etmekte ve onun çıkarlarını yerine getirmektedir; bu yüzden bazen mücahitlere ve özgür devrimcilere saldırmakta, bazen onları öldürmek için baskınlar düzenlemekte, bazen de onları kaçırıp tutuklayarak onlarca yıl hapis cezasına çarptırmakta ve diğer taraftan da elleri Suriye halkının kanıyla lekelenmiş Beşar rejiminin suçlularını serbest bırakmaktadır. Bunların öncesinde Suveyda olayları ve bunların sonuçları da vardır. Ayrıca Trump'ın, küstah bir şekilde Golan Tepeleri üzerindeki Yahudi egemenliğini tanıyan bir başkanlık kararnamesi imzaladığına dair açıklaması karşısında sessiz kalmaktadır. Suriye’deki yeni hükümet tüm bunları ve daha fazlasını, Trump'ı memnun etmek ve onun gözüne girmek için yapmaktadır!

Soru şudur: Devrimciler ve mücahitler neden buna karşı sessiz kalıyorlar?! Neden ona karşı tek bir adam gibi ayaklanmıyorlar?! Neden bizler, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’ni kurarak yeryüzünde Allah’ın hükmünü ikame etmedikçe devrimden vazgeçmeyeceğiz ve asrın Firavun’una ve onun üvey evladı Yahudi varlığına şeytanın vesveselerini bile unutturacağız açıklamasında bulunmuyorlar? Ordularımız ne zaman gafletinden uyanıp kanlarımızı döken bu Firavun’un elini serbest bırakan bu Rüveybida yöneticileri kökünden söküp atmadıkça durumumuzun düzelmeyeceğini anlayacaklar?

Ne zaman Rablerinin; يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ * إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَااباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 38 39] emrine itaat edip yeryüzünde Allah’ın hükmünü ikame edecekler ve böylelikle de beldeler ve insanlar asrın Firavunu ve tüm Ruveybida yöneticilerden kurtulup İslam’ın nurunu ve adaleti egemen olacak?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müne Semih (Ümmü Meryem)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER