Salı, 14 Safer 1448 | 2026/07/28
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hayali ve Hain “İki Devletli Çözüm”, Paralı Askerlerin Zihinleri Dışında Her Yerde Buharlaştı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hayali ve Hain “İki Devletli Çözüm”, Paralı Askerlerin Zihinleri Dışında Her Yerde Buharlaştı!

 

Haber:

Netanyahu, Filistin devletinin kurulmasına yönelik kesin reddini yineledi ve “gelecekte kurmayı hedeflediği hiçbir hükümette iki devletli çözüme yer olmadığını” vurguladı. (El Cezire)

Yorum:

On yıllardır iktidar çeteleri, ajanlar, dar görüşlüler, paralı askerler, çıkarcılar ve hainler gibi beldelerimizdeki sömürgecinin ajanları, mübarek toprağı halkı ile gaspçısı arasında bölen ve Filistin’in büyük bir kısmını Yahudi varlığına altın tepside sunan iki devletli çözüm projesine sıkı sıkıya sarılmışlardır.

Sömürgeci Amerika'nın çözümü, özünde Yahudi varlığını pekiştirmeye, onu İslami çevreye entegre etmeye ve “mülteciler, sakinler, yerleşim bölgeleri ve ibadet yerleri” gibi işgal ve toprak gaspından kaynaklanan sorunlar ile Yahudi varlığını ve güvenliğini garanti altına alacak diğer sorunları yönetmeye çalışmaktır!!

İki devletli çözümün içerdiği tüm büyük tavizlere rağmen açgözlülükle ve gelecek korkusuyla kıvranan Yahudi varlığı, Filistin halkının, dahası bu mübarek topraklarda tek bir Müslümanın dahi varlığını istememekte, onların varlığını kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görmekte ve tamamen kendisine ait olmasını istediği bu topraklarda sembolik de olsa başka bir varlığa uluslararası meşruiyet tanınmasını ve en azından bu aşamada varlığı hakkında hiçbir meşruiyet olmadan Filistin halkına baskı uygulamak ve onların sırtlarını kırbaçlamak için kendisiyle koordineli olan sırf güvenlik kolundan başka hiçbir şeyi kabul etmemektedir. Filistin otoritesinin şu anda sahada ulaştığı nokta işte budur.

İki devletli çözümün, ortaya çıktığı günden beri sahada hiçbir karşılığı olmamıştır. Zira meşum Oslo Anlaşması’nın uygulandığı yıllar boyunca yerleşim yerleri genişlemiş ve Batı Şeria’da bir devletin var olabileceğine dair her türlü yanılsama ortadan kalkmıştır; dolayısıyla "iki devletli çözüm” olarak adlandırılan bu hayali gerçeklik, sadece sömürgecinin politikalarına, ümmeti saptıran açıklamalara bel bağlayanların ve Amerika’nın serabının ve kirli siyasi finansmanın kırıntılarının peşinde soluyanların zihinlerinde kalmıştır.

Bakın işte Müslümanların başındaki yöneticilerin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün talep ettiği ve bu mübarek topraklar davasının çözümü olarak onlarca yıldır dillerine bıkkınlık veren klişe bir tekerleme gibi doladıkları iki devletli çözüm, buharlaşıp rüzgârla birlikte uçup gitmiştir; hem de nice konferanslar düzenlenip nice zirveler toplanmasına rağmen! Dahası kaç can kaybedilmiş, kaç ev yıkılmış ve kaç aile, sevdiklerini öldürülerek, hapsedilerek ya da sürgüne gönderilerek kaybetmiştir! İşgalcilerin mızraklarının altında, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsrası'nda kaç namaz kılınmış olmasına rağmen hain yöneticilerin elinde, iki devletli çözüm serabına çağırmaktan başka bir çözüm var mı?!

Ümmetin akidesi ve kültüründen kaynaklanan ve ümmetin yöneticilerinin on yıllardır ondan gizlemeye çalıştığı gerçek çözüm, orduları, toprakları ve mukaddesatları kurtarmak, ümmetin çözümlerini iki devletli çözüm gibi düşmanlarının zihinlerinden değil, onun aklından ve kültüründen alan ümmetin siretini yeniden tesis etmek için seferber eden Selahaddin ve Kutuz’un somutlaştırdığı çözümü temsil etmektedir; işte o zaman ümmet, kurtuluşun sevincini ve tüm Müslümanların zihninde dolaşan kurtuluşu yaşayacaktır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah El-Amri

Devamını oku...

Bağımlılık Belgeleri ve Egemenlik Yanılsamaları!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bağımlılık Belgeleri ve Egemenlik Yanılsamaları!

 

Haber:

Yahudi varlığı ve Lübnan, her bir devletin barış içinde var olma hakkını ve komşu iki egemen devlet olarak güvenli bir şekilde yaşama konusundaki ortak arzularını teyit ediyor. (CNN Arabic)

Yorum:

Bu utanç verici anlaşma, yeni ve duyulmamış bir söz değildir; aksine süregelen ihanet dizisinin yeni bir halkasıdır; zira bu işlevsel rejimler ülkemizde, sadece sömürgeci kafir Batı’nın çıkarlarının bekçisi olmak ve mübarek Filistin topraklarındaki mutant Yahudi varlığını pekiştirmek için bir kol olarak var edilmişlerdir.

Daha önce de bize, Mısır’ı zincirleyen Camp David Anlaşması’nda, Ürdün’ü rehin alan Vadi Araba Anlaşması’nda ve Filistin’i kaybettiren ve halkını teslim eden Oslo Anlaşmalarında aynı yanılsamalar kadehinden içirmemişler miydi? Peki bu gaspçı varlıkla sağlanan sözde barış, daha fazla bağımlılık, yoksulluk, toprakların ve mukaddesatların ihlal edilmesi ve bugün Gazze, Batı Şeria ve Güney Lübnan’da bizzat gözlerimizle gördüğümüz aşağılanmadan başka ne getirdi ki?!

Müslümanların başındaki yöneticilerin, var olma hakkı adı altında gaspçı varlığın meşruiyetini tanımaları, Allah’a, Rasulü'ne ve müminlere ihanettir. Bu, kalkan olan İmamın yokluğunun kaçınılmaz bir sonucudur; bu kalkan ise, ümmetin dağınıklığını bir araya getirecek, ordularına işgalcilerin kökünü kazımak için liderlik edecek, yeryüzünde Allah’ın hükmünü yeniden tesis edecek, ülkeyi kurtaracak ve insanları, yaratılmışlara bağımlılığın boyunduruğundan kurtarıp sadece yaratıcıya kulluğun ferahlığına kavuşturacak olan Raşidi Hilafettir.

Ümmet sessizliğe sığınmaya devam ettiği, şehirlerinin birbiri ardına düşmanlarına teslim edildiğini gördüğü halde seyirci kalmakla yetindiği, bu rejimleri kökünden değiştirip Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için harekete geçmediği sürece, bu aşağılanma devam edecektir. Zira bu varlığın kökünü kazıyabilecek tek şey, ajanlığın kökünü kazıyacak ve ümmetin gasp edilmiş egemenliğini yeniden tesis edecek samimi bir ayağa kalkıştır.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

Yemen Halkı İçin Gerçek Kurtuluş Mücadelesi, Sömürgeciliği Kovmakla, Onun Sistemlerini Ortadan Kaldırmakla ve Yüz yılı Aşkın Süredir Yok Olan İslam Sistemini Yeniden Kurmakla Başlar

Hicri 1448 yılına girilmesiyle birlikte, Sana’a hükümetindeki Başbakan Vekili Muhammed Miftah ve Savunma ve Güvenlikten Sorumlu Yardımcısı Celal el-Ruveyşan, 24 Haziran 2026 Çarşamba günü İçişleri Bakanlığı’nın Hicri eğitim yılının açılışına katıldılar. Etkinlikte yaptıkları açıklamalarında “kurtuluş savaşı ve işgali sona erdirme mücadelesi” için hazır olduklarını ilan ettiler. Sana’da bulunan Hadramut, Şebve, Lahic ve el-Mehra valileri de onlara katıldı.

Ey yetkililer! Kurtuluş; elçilikleri, temsilcileri ve onun nizamlarını tatbik eden yöneticilerden oluşan maşaları aracılığıyla ülkemizde gece gündüz faaliyet gösteren sömürgeciliği kovmakla olur. Zira bugün yönetildiğimiz cumhuriyet sisteminin İslam’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Nasıl ilgisi olabilir ki? Cumhuriyet sistemi yasama yetkisini insanlara, yani parlamentoya vermiştir.

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılmadıkça iman etmiş olmazlar.” [Nisa 65] Bu sistem, Yemen halkını birbirine bağlayan bağı düşük bağ olan vatanperverlik olarak belirlemiş ve Yemen dışındaki bir Müslümanı yabancı saymıştır!

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ “Müminler ancak kardeştir.” [Hucurat 10] Yargıda İslam hükümlerinin yerini Batılı kanunlar almış; iktisatta vergiler ve gümrüklerle halk soyulmuş, faiz yasallaştırılıp yürürlüğe konmuştur!

وَأَحَلَّ اللهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا “Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır” [Bakara 275] Uluslararası ilişkilerde devlet, BM yasalarını referans almış ve yöneticiler Allah’ın Kitabı Kur’an’dan yüz çevirmişlerdir! Daha nicesi...

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez.” [Maide 51]

Yemen halkı; Husilerin de, devrik rejimin de, kendilerine “meşruiyet” diyenlerin de bu laik Cumhuriyet rejimini koruma, uygulama ve sürdürme konusundaki ısrarlarını ve İslam’ın uygulanması çağrısı yapanlara karşı yürüttükleri savaşı asla unutmayacaktır. İşin acı yanı şudur ki; dün İslam sloganını yükselten, halkın açlığından ve fiyat artışlarından şikâyet ederek dağlarda rejimle savaşan Husiler, bugün düne kadar eleştirdikleri yetkililerin sürdüğü lüks hayatı yaşamaktadırlar. Halkın geri kalanı ise şiddetli bir sefalet, yoksulluk ve bitmek bilmeyen bir çile içinde kıvranmaktadır! İslam hükümlerinden tamamen uzaktırlar. Herkes bunların gerçekliğini çok iyi bilmektedir; hiçbir vizyonları veya projeleri yoktur. Sadece Batı’nın sistemlerini uygulamaktadırlar. Tıpkı El-Alimi hükümeti gibi, halkın çobanı da değillerdir, halka karşı sorumlu da değillerdir. Her birinin halka zulmetmek için kendine has bir yöntemi vardır. Başbakan Miftah’ın iki gün önce açlıktan haykıran birine söyledikleri, onların halkın çobanı olmadıklarının kanıtıdır.

Kapitalist ekonomi sistemi Yemen halkına hâkim olmuş, yıllardır onları açlık ve fakirlikle ezmektedir. Bankalarda faiz ve gayrişahsi muameleler dönerken; Dünya Bankası, IMF ve “ortakları” da Yemen’den çıkmamıştır. Buna ek olarak yöneticiler, Dünya Gıda Programı ve halkı katleden devletlerin organizasyonlarına bel bağlamışlardır! Basit çiftçileri sermaye sahiplerinin ve kooperatiflerin kölesi haline getiren sözleşmeli tarım ve dışarıdan gelen genetiği değiştirilmiş buğday tohumları ile ne tür bir “kendi kendine yetme”den bahsedilebilir!

Uluslararası ilişkilerde de aynı kontrol mekanizmasının izinden gidilerek, sömürgecilik, uluslararası hukuk kavramını dayatmış ve sizleri ona kul köle etmiştir. Birleşmiş Milletler; tarım, sağlık ve eğitim programları kisvesi altında yeryüzünde fesat çıkarmak için uluslararası hukuku kullanmıştır. Elinizdeki 73 casusun varlığı ve Antonio Guterres ile BM temsilcisi Hans Grundberg’in onları serbest bırakmanız için kurduğu baskı buna en iyi delildir! İngiliz ve Amerikan istihbarat adamları, “uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk” kisvesi altında Husilerin sözcüsü Muhammed Abdüsselam’ın etrafına çember örerek ona tavsiye ve danışmanlık hizmeti sunmakta, o da onların gözetimi olmadan hiçbir açıklama yapamamaktadır!

Ey Yemenli yöneticiler! Ey Husiler! Ey Alimi hükümeti! Yolsuzluğunuz çok büyüktür; göklere ulaşmış, her eve girmiştir. Ülkede yayılan uyuşturucular, bu işlere bulaşmış güvenlik birimleri, Güney sahillerinin “Kaptagon” girişine açılması ve ülkeyi boğan Metamfetamin bu fesadın son halkalarıdır!

Alimi hükümeti; ülkeyi Suudi Arabistan ile onun yöneldiği Washington’un ve Birleşik Arap Emirlikleri ile onun yöneldiği Londra’nın çatışma alanına dönüştürmüştür. Onların yolsuzlukları o kadar uzundur ki kalemler bile bunu yazmaktan aciz kalır.

Husilere gelince; halka yaptıkları zulümler yetmezmiş gibi bir de kansere neden olan “Metil Bromür” içerikli tarım ilaçlarını ülkeye sokmuşlardır. Buna rağmen “Yolsuzlukla Mücadele Heyeti” bugüne kadar tek bir gerçek yolsuzluk yapanı bile yargı önüne çıkarmamıştır!

İçişleri Bakanlığı’nın eğitim yılı açılışı da neyin nesi?! “Kurani Yürüyüşünüzün” nefesi tükenmiş, sesi kısılmış ve nihayet tamamen kesilmiştir! Sizler sadece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e bağlılık türküleri söylemekte ve slogan atmakta mahirsiniz. Sizin için İslam; Hicret ve Mevlit gibi yıl boyu süren kutlamalardan ibarettir. Hangi kurtuluştan bahsediyorsunuz?! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir kul idi, siz ise kendinizi “efendiler” olarak görüyorsunuz!

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ “Kulunu bir gece Mescidi Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” [İsra 1] Sizinle onun arasında dağlar kadar fark vardır! Kendinizi Batı sistemlerinin ve fikirlerinin kölelik prangalarından kurtarın!

Sizler en kolay yolu seçip “Miladi takvim” duvarının üzerinden atladınız; ancak yıkılması ve dümdüz edilmesi gereken asıl yüksek duvarları; yani yönetim nizamını, iktisat nizamını ve uluslararası ilişkiler düzenini olduğu gibi bıraktınız! Oysa yıkılması gereken asıl bunlardır. Bu enkazın üzerinde Hilafet Devleti kurulmalı; ganimetin, fey’in, öşrün, haracın, kamu mülkiyeti mallarının ve zekâtın toplandığı Beytülmal tesis edilmelidir. Dünya; Dâru’l İslam ve Dâru’l Harb olarak ikiye bölünmelidir ki Müslümanlar Allah Subhânehu ve Teâlâ ’nın şu vaadiyle nimetlensinler:

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ “Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Mümin 51] Ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesi gerçekleşsin:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER