Pazartesi, 28 Şaban 1447 | 2026/02/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Abbas ve Otoritesi, İhanetin ve Alçaklığın En Dibine İniyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Abbas ve Otoritesi, İhanetin ve Alçaklığın En Dibine İniyorlar

Haber:

Bazı haber siteleri, Mahmud Abbas'ın her zamanki gibi Yahudilere cevap vererek eğitim müfredatını değiştirdiğini ve Selahaddin Eyyubi'nin siretini, onun mübarek toprak Filistin’i kurtarmasını, aynı şekilde Müslümanların Filistin topraklarında yaptığı savaşların yanı sıra İsra ve Miraç yolculuğunu bu müfredattan çıkardığını aktardılar.

Yorum:

Mahmud Abbas ve onun otoritesindeki kuyruklarının, daha önceki büyüklerinin büyük ihanet anlaşması olan Oslo Anlaşmasını imzalayıp mübarek Filistin topraklarının üçte ikisinden fazlasını Yahudilere teslim etmesinin ardından, Yahudi varlığı için tankın üzerinde Filistin'e gelen paralı askerlerden başka bir şey olmadığı net olarak bilinmektedir; bu nedenle onlar, bir grup hainden ve alçaklığın sembolünden başka bir şey değillerdir. Zira bu iğrenç otoritenin kurulmasından bu yana onlar, mübarek Filistin topraklarının halkına karşı ihanet ve tuzak konusunda bir dipten başka bir dibe inmekte olup gazaba uğramışları memnun etmek ve onlara hizmet etmek için kullanmadıkları hiçbir yöntem ve araç bırakmamışlardır. Bakın işte bugün de onlar, pisliklerinin ve ihanetin bataklığına düşüşlerinin sonsuz olmadığını kanıtlıyorlar.

Dolayısıyla Filistin'in İslami bir toprak olduğunu kanıtlayan dini ve tarihi gerçekleri silmek ve bu toprağın evlatlarını, ümmetlerinin tarihinden, onun kurtarılması ve Yahudilerin ve Haçlıların pisliğinden temizlenmesi yolunda gösterdiği fedakarlıklardan ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sı ve O’nun göğe yükseldiği mübarek yer olması bakımından Mescid-i Aksa’nın büyük konumundan habersiz bırakmak için bugün Abbas’ın otoritesi büyük bir suç işlemektedir; dikkat edin o, eğitim müfredatını, özellikle de dini müfredatı değiştirerek, bu mübarek toprağın Rabbinin dini ile olan tüm bağını koparıyor. Ancak dünyanın doğusunda ve batısında Müslümanlar sabah ve akşam şu ayeti okurlarken bunu nasıl yapabilirler ki: سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُKendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [İsra 1]

Abbas'ın otoritesi, ancak mutant Yahudi varlığının kirli bir uzantısı olarak tanımlanabilir; zira o, Müslüman ülkelerdeki zararlı rejimler gibi Yahudi varlığının ve onun arkasındaki sömürgeci kafir Batı ülkelerinin emirlerine tabi olup sadece seyirci kalmamakta, aksine her zaman ve ebedi olarak ümmetin düşmanlarının ve onların siperlerinin yanında yer almaktadır; bu nedenle Abbas’ın otoritesine karşı düşmanca bir tavır takınmak ve onu alt etmek gerekir; aksi takdirde bu tutum onun ömrünü uzatacak ve bize ve dinimize karşı daha çok cesaretlenmesine yol açacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...

Yüz Yıllık Kıtlığın Çürük Meyvesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yüz Yıllık Kıtlığın Çürük Meyvesi

Haber:

Ürdün Dışişleri Bakanı: “Önceliğimiz, Trump'ın barış planını uygulamaya koymak için ileriye bakmaktır.” (Jordan News)

Yorum:

Gazze ve Batı Şeria'da halkımızın öldürülmesi, bombalanması ve yerinden edilmesi devam ederken, bu aptalca açıklama, Trump'ın vizyonunun uygulanması çağrısında bulunarak, ihaneti ve kâfir Batı'ya boyun eğmeyi teyit etmektedir. O halde saldırganı destekleyen, Yahudilere silah tedarik eden ve ona siyasi koruma sağlayan bu suçlu, nasıl olur da Gazze'ye yönelik bir barış sunabilir?!

Bu vizyon, Yahudilerin suçlarını ve Gazze'nin sömürgeleştirilmesini meşrulaştırmak için ortaya çıkarılmış olup Yahudi başbakan da bunun bir parçası olacaktır; dolayısıyla bu vizyon, Yahudilerin Filistin üzerindeki kontrolüne ve kâfir bir haçlı generalin liderliği altında Müslüman orduları tarafından direnişin ezilmesine karar vermektedir. Peki bu aşağılık kişilerden oluşan grubun bahsettiği barış bu mudur?!

Müslüman ülkelerdeki hain rejimler, Yahudilere petrol, gıda ve hatta silah sağlamakla yetinmedikleri gibi Müslüman ordularının Gazze ve başka yerlerdeki kardeşlerini desteklemek için harekete geçmesini engellemekle de yetinmemişlerdir; işte bu açıklama, ahlaksızlığın da ötesinde bir ahlaksızlıkla onların Allah'ın, Rasulü'nün ve Müslümanların düşmanlarıyla aynı safta olduklarını teyit etmektedir!

Ey Müslüman askerleri: Gazze Haşim alınıp satılırken damarlarınızdaki kanlarınız kaynamıyor mu?!Namusunuz ve şerefiniz olan Müslüman kız kardeşleriniz öldürülüp tecavüze uğrarken damarlarınızdaki kanlarınız kaynamıyor mu?!Müslüman çocuklar gözlerinizin önünde paramparça edilirken damarlarınızdaki kanlarınız kaynamıyor mu?! Ruveybidalarınızın İslam'a ve Müslümanlara kindar olan kafir Batı ile komplo kurduğunu görüp duyduğunuz halde iki iyilikten birini arzulamıyor musunuz?!Dünyanın ve ahiretin izzetini arzulamıyor musun; haydi o zaman Allah'ın dinine yardım edin ki Allah da size yardım etsin?!

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

SAYI 586 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 10/02/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 10/02/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Sayın Mahmut Kar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

- Suudi Arabistan ve Mısır Ziyaretleri
- Türkiye'de Siyasetin Seviyesi

H. 22 Şaban 1447 - M. 10 Şubat 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

İslami Uygulamaların Yasaklanması, Danimarka Siyasetinde Tekrar Eden Bir Konudur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İslami Uygulamaların Yasaklanması, Danimarka Siyasetinde Tekrar Eden Bir Konudur

Haber:

Yeni yıl, Danimarka'da Müslümanların İslam'ın şiarlarını uygulamalarını kısıtlamaya yönelik bir dizi önerilerle başlamıştır.Bu önerilerin çoğu yasalar ve yasaklar yoluyla uygulanmaktadır; bu yüzden 2026 sonbaharında Danimarka'da yapılacak seçim kampanyalarının bundan daha da öteye gideceği, yani Müslümanlara karşı en nefret dolu konuşmaları yapan ve en nefret dolu yasaları çıkaranın kim olacağı konusunda bir yarışın yaşanacağı beklenmektedir.

Yorum:

Nitekim cinsiyete göre ayrılmış yüzme havuzlarına getirilen yasak, İslami konferanslar veya bayram namazları için cinsiyete göre ayrılmış salon ve odaların kiralanmasına getirilen yasak ve üniversitelerdeki namaz odalarının kapatılması kararı uygulamaya konulmuştur. Bunlar Müslümanların günlük yaşamlarında iyi bilinen uygulamalar ve hususlardır; bu yüzden Müslümanların yaşamlarını kısıtlamaya hırslı bağnaz bir hükümetin gölgesinde sorun teşkil etmektedir.

Buna ek olarak Danimarka hükümetindeki politikacılar, imamlar tarafından yapılan İslami evlilik sözleşmelerinin yanı sıra bazı Müslümanlar tarafından şerî bir İslami uygulama olarak gerçekleştirilen kuzen evliliklerini de hedef almaktadırlar.

Tüm bu öneriler ve yasalar, Müslümanlara baskı uygulamanın, onları itaat etmeye zorlamanın ve hükümetin Batı kültürüne entegre olma taleplerine boyun eğmedikleri takdirde onları günah keçisi haline getirmenin araçlarıdır.

Onların sundukları şey, kadın haklarının savunucusu olduklarını iddia ederlerken, kadınlara yönelik şiddet, sömürü ve nesneleştirme konusunda korkunç istatistiklerde açıkça görüldüğü gibi sorunlar ve sosyal kötülüklerle dolu bir kültürdür.

Bilgi ve aydınlanmanın bir değer olması gereken üniversitelerde Müslümanların haya değerlerine veya namaza sımsıkı sarılmalarına tahammül edemediklerinde, bizzat değerler baltalanmaktadır.

Müslümanlara dayatılan yasalar ve kısıtlamalar, Batı kültürünün iyiliğin kaynağı olduğu iddiasıyla ambalajlanırken, aslında liberal kapitalizm adına dünya çapında zulmün sorumlusu olan bu kültürdür.Yani Amerika'nın sadık müttefiki olarak Danimarka tarafından desteklenen liberal kapitalist sistemdir.Dolayısıyla küresel sistem, Amerika'nın liderliğinde tam bir siyasi çöküş ve devam eden Epstein skandalı ile bu skandala karışan elitlerde somutlaşan ahlaki bir yozlaşma halindedir.

Müslümanları İslam'ı terk etmeye zorlama yönelik bu girişimler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de boşuna bir çaba olacaktır; çünkü İslam, şeref, onur ve akılcılıkla karakterize edilen bir medeniyet ve yaşam tarzı üslubu sunmaktadır ki bu, dünyanın, özellikle de Batı'nın şiddetle ihtiyaç duyduğu şeydir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yunus Biskurçik

Devamını oku...

Kırgızistan'da Hizb-ut Tahrir Mensubu Olmaları Nedeniyle Beş Kadın Tutuklandı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kırgızistan'da Hizb-ut Tahrir Mensubu Olmaları Nedeniyle Beş Kadın Tutuklandı

Haber:

Kırgızistan Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi, Hizb-ut Tahrir’e bağlı bir kadın hücresinin üyelerinin Celal-Abad bölgesine bağlı Nooken ilçesinde tutuklandığını bildirdi.Kolluk kuvvetleri, partinin kadın kanadının aktif üyelerinin, dikiş nakış konusunda pratik eğitim vermek adı altında genç kızları çalışmaya davet ettiklerini ve bu süreçte yavaş yavaş ve göze batmadan onların zihinlerine İslami fikirleri aşıladıklarını bildirdi.Kadınlar, kapalı Telegram kanallarına aktif olarak katılmışlar, yasaklı yayınları dağıtmışlar ve Kırgızistan topraklarında Hilafetin kurulmasını tartışmışlardı.

29 Ocak 2026 tarihinde, soruşturma ve operasyonel tedbirlerin sonucunda, kadın kanadının beş üyesi gözaltına alınarak Kırgızistan Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Devlet Komitesi'nin tutukevine konuldular.Şu anda soruşturma halen devam etmektedir.

Yorum:

Son dönemde Kırgızistan'da İslami faaliyetlerde bulunmaları nedeniyle kadınların tutuklanmaları, Rusya'da da aynı eğilimin şiddetlenmesiyle aynı zamana denk gelmiştir. Bu yüzden Kırgızistan'daki iç güvenlik alanının tamamının, Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi'nden ziyade Rusya Federal Güvenlik Servisi'nin kontrolü altında olduğu sonucuna varmamak mümkün değildir.

Rusya'nın, ülkede düzeni yeniden tesis etmesi karşılığında uzun vadeli bir iktidar vaat ettiği mevcut Cumhurbaşkanı Sadır Caparov'un iktidara gelmesiyle Rusya'nın nüfuzunun bir kez daha güçlendiğini unutmamalıyız.Zira 2021 seçimlerinden önce Caparov kendisini son derece dindar bir kişi olarak göstermiş ve bu sayede dindar çoğunluğun desteğini kazanmıştı; bunun sonucunda iktidara gelmesinin ardından ülkedeki dini ve siyasi aktivistleri sistematik olarak ortadan kaldırmaya başlamıştır.

2022 yılında Tacikistan sınırında patlak veren savaş, ülkede Caparov rejiminin pekişmesi yönünde atılan bir başka önemli adım olmuştur.Zira o zamanlar, toplumu kendi çevresinde birleştirmek ve bağımsız medyayı ve tüm siyasi rakiplerini yok etmek amacıyla ulusal coşkuyu istismar etmek için sınır çatışmasını başlatan kişi bizzat kendisiydi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Davos'ta "Barış Kurulu" Projesinin İmzalanması Gazze’deki Soykırımı Meşrulaştırma Mesabesindedir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Davos'ta "Barış Kurulu" Projesinin İmzalanması
Gazze’deki Soykırımı Meşrulaştırma Mesabesindedir

21 Ocak 2026'da Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, ABD Başkanı Trump'ın daveti üzerine İsviçre'nin Davos kentinde "Barış Kurulu" projesinin imza törenine katılmak üzere çalışma ziyareti için yola çıktı. 19 Ocak'ta Özbekistan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sherzod Asadov, Özbekistan'ın Trump'ın kurula kurucu devlet olarak katılma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Mirziyoyev, Trump'a yönelik mesajında bu girişimi "Ortadoğu'daki kronik çatışmaları çözmeye ve bir bütün olarak bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik önemli bir adım" olarak nitelendirdi.

Bu girişim, BM Güvenlik Konseyi'nin 17 Kasım 2025 tarihli 2803 sayılı kararıyla onaylanan Gazze'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik "Kapsamlı Plan"a dayanmaktadır. Bilindiği üzere BM kararları, özellikle Amerika olmak üzere büyük güçlerin iradesini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanılmaktadır. ABD öncülüğündeki "barış girişimleri" -İbrahim Anlaşmalarının durumunda olduğu gibi- bölgedeki güç dengesini Yahudi varlığı lehine değiştirmeyi amaçlamaktadır. Amerika'nın Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Sudan'daki “barış, istikrar ve demokrasi” sloganları altında yürüttüğü projeler ise nihayetinde gerisinde cinayet, baskı, işgal ve yıkımdan başka bir şey bırakmamıştır. Aynı senaryo Gazze meselesinde de tekrarlanıyor. Zira Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla meşrulaştırılan plan, aslında işgali sona erdirmeyi değil, aksine işgali yeni bir siyasi biçimde pekiştirmeyi hedefliyor; çünkü Gazze'deki trajedi, Yahudi varlığının işgali ve saldırganlığının ve bunu destekleyen Amerikan politikasının bir sonucudur. Bu nedenle, Trump'ın önerdiği barış planları çatışmayı çözmeyi değil, aksine onu yönetmeyi amaçlamaktadır. Zira Amerika suçlu varlığı silahlandırıyor, ona siyasi koruma sağlıyor, sonra da barıştan bahsediyor! Bu ise bir arabuluculuk değildir; aksine düpedüz bir hükümdür. Bu yüzden bu planlar baskıyı, vahşeti ve katliamları ortadan kaldırmıyor; aksine onlara yasal bir kılıf sağlıyor!

İslam beldelerindeki hain rejimlerin bu iğrenç planlara dahil olması, sorumluluğun paylaşılması ve direnişin zayıflatılmasından başka bir şey değildir. Zira Amerika, Müslümanların başındaki ajan yöneticiler aracılığıyla suçlarını meşrulaştırmak istiyor. Barış adına imza atıyorlar ancak bu imzalar, izzetli Gazze'deki masumların kanlarının dökülmesini meşrulaştırmak için kullanılıyor.

Davos'ta imzalanacak olan belge kağıt üzerinde “barış” olarak adlandırılsa da, siyasi özü Ortadoğu'daki yeni Amerikan düzenini meşrulaştırmak ve Gazze meselesini kontrol altında dondurmaktır. Dolayısıyla işgalin işlemiş olduğu suçları, suç niteliğindeki kuşatmayı, vahşi saldırıları ve Gazze halkına uygulanan toplu cezalandırma politikasını kasten görmezden gelmektir.

Özbekistan rejimi resmi politikasında “tarafsız ve dengeli bir dış politika” sloganının propagandasını yapmış olsa da, ABD tarafından başlatılan ve Yahudi varlığının çıkarlarıyla yakından bağlantılı olan bir yapıya katılması, pratikte tarafsızlıktan vazgeçilmesi anlamına gelmektedir. Yani “Barış Kurulu” üyeliği onu, ABD'nin Orta Doğu politikasının, özellikle de Gazze'de işlenen suçların doğrudan ortağı haline getirmektedir. Dolayısıyla bu karar, devlete ciddi siyasi, mali ve hatta askeri yükümlülükler getirecektir ki bunlardan bazıları şunlar:

1- Diplomatik destek: Kurulun faaliyetlerini güçlendirmek ve diğer ülkeleri de dahil etmek. Buna göre Özbekistan, Kurulun uluslararası sahnedeki faaliyetlerini desteklemesi, onu meşrulaştırması ve diğer ülkeleri bu yapıya dahil etmek için etkili diplomatik önlemler alması gerekecektir. Bu da pratik olarak, Amerikan girişimlerini desteklemek anlamına gelmektedir.

2- Mali yükümlülük: Plana göre, Kurul, Gazze'nin yeniden inşası için uluslararası fonlar oluşturacaktır. Kalıcı üye olmak 1 milyar ABD Doları tutarında bir maliyet gerektirecektir. Bu ise iç sorunlarla boğuşan bir ülke için ağır bir mali yüktür.

3- Askeri ve güvenlik yükümlülükleri: Kurul üyeleri, Gazze'yi silahsızlandırmak ve güvenliği sağlamak gerekçesiyle güçlerini göndermek zorunda kalacaklardır. Bu da Özbekistan'ın, doğrudan askeri ve siyasi çatışmaların girdabına çekilmesi riskini artıracaktır.

Dolayısıyla sorunun sınıflandırılması yanlış olursa, aynı şekilde çözüm de yanlış olacaktır. Gazze'deki sorun, Yahudi varlığının varlığında yatmakta olup çözümü de onu tamamen ortadan kaldırmaktır. Sorun gerçek haliyle kabul edilmezse, sorunu çözmeye yönelik tüm girişimler, sahte bir “barış” kisvesi altında sorunu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu nedenle Gazze sorununa yönelik pratik çözüm, Yahudi varlığını mübarek topraklardan silip süpürmeye ve onun arkasında duran güçleri İslam beldelerinden kovmaya muktedir olan siyasi bir gücü gerektirmektedir. Bu güç ise Raşidi Hilafettir. Bu nedenle Müslümanların, sömürgeci güçlerin dayattığı mevcut rejimlerin iç ve dış politikalarını reddederek nebevi sirete göre çalışan Hizb-ut Tahrir'in liderliğinde Nübüvvet Minhacı Raşidi Hilafeti kurmak için ciddi adımlar atmaları gerekir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz Özbeki

Devamını oku...

On Belediyenin Müslümanları Bir Casus Gibi İzlemesi Demokratik Hukuk Devleti Masalının Çöküşü Demektir

5 Şubat 2026 tarihinde medya organları, on Hollanda belediyesinin Hollanda Veri Koruma Kurumu (AP) tarafından para cezasına çarptırıldığını bildirdi. Kurumun soruşturma sonuçları; Eindhoven, Zoetermeer ve Delft gibi şehirlerin belediye başkanlarının, kendi sınırları içindeki Müslümanlar hakkında sözde “radikalleşme” korkusuyla yasadışı şekilde kişisel veriler topladığını ortaya çıkardı.

Bu belediyeler söz konusu soruşturmaları kendi inisiyatifleriyle başlatmamışlardır; aksine ulusal hükümet ve Ulusal Güvenlik ve Terörle Mücadele Koordinatörlüğü (NCTV), yerel belediyeleri “radikalleşmeyi” ve (çatışma bölgelerine) “yurt dışına seyahatleri” engellemek için teşvik etmişlerdir.

Belediyeler; Müslüman topluluğun inançları, mezhepleri, cami içindeki ilişkileri ve gerilimleri hakkında da veriler toplamışlardır. İlgili belediyeler bu bilgileri elde etmek için dış ajanslardan hizmet almış, hatta hazırlanan raporları emniyet birimleri, Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı gibi kurumlarla hukuka aykırı şekilde paylaşmışlardır.

Nihayetinde Hollanda Veri Koruma Kurumu, on belediyenin her birine 25 bin avro para cezası kesmiştir. Bu gelişmelerin ardından bazı belediyeler cezayı peşinen kabul etmiş; Delft Belediye Başkanı Bechtold başta olmak üzere bazı yetkililer kamuoyundan özür dilemiştir.

“Radikalleşme” ile mücadele politikaları, ne tesadüfi bir siyasi girişim ne de ilgili belediyelerin bir hesap hatasıdır. Ulusal hükümet, on yıllardır çeşitli politika belgelerinde belediyelerin Müslüman topluluk içindeki “radikalleşme” ile mücadeleden yerel düzeyde nasıl sorumlu olacağını belirlemiştir. Hatta Ulusal Terörle Mücadele Koordinatörlüğü (NCTV) ve Genel İstihbarat ve Güvenlik Servisi (AIVD) gibi istihbarat birimleri, “İslami aşırılık” olarak kabul ettikleri şeylere dair tanımlar ve hükümler içeren raporlar hazırlamışlardır. Örneğin, bir Müslümanın küresel Ümmet bilincine inanması, potansiyel radikalleşmenin güçlü bir göstergesi sayılmaktadır.

Merkezi hükümetin, Hollanda Veri Koruma Kurumu aracılığıyla belediyelere yerel Müslüman topluluğu gözetleme çağrısında bulunması, bu sorunun yerel yönetim seviyeleriyle sınırlı kalmayıp yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Müslümanların mahremiyetinin hiçbir meşru gerekçe olmaksızın ihlal edilmesi, aslında planlanmış İslam düşmanı bir politikanın tezahürüdür. Bu sebeple AP’nin sadece belediyeleri sorumlu tutması manidardır; zira bu belediyeler bizzat merkezi hükümetin direktifleri doğrultusunda hareket etmişlerdir.

Son olarak, Hollanda Veri Koruma Kurumu’nun ulaştığı bu bulgular, Müslüman topluluk söz konusu olduğunda demokratik temellerin nasıl içinin boşaltıldığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Oysa demokratik değerlere göre, bireyin mahremiyeti işleyen demokratik toplumun temel taşıdır. Batılı devletler, bu değerin yokluğunu genellikle otoriter rejimin bir göstergesi olarak kabul ederler.

Ne var ki Hollanda devleti, Müslüman topluluğun mahremiyetini bu şekilde sistematik olarak ihlal ederek, sözde mücadele ettiğini iddia ettiği sorunu bizzat kendisi yaratmış olmaktadır! İronik bir şekilde, Hollanda devleti, Müslüman topluluğa uyguladığı politikalarla kendi “demokratik hukuk devletinin” çöküşüne neden olmaktadır.

Hollanda’daki Müslümanların İslami kimliklerini korumaya devam etmeleri ve İslam düşmanı politikaların günlük hayatlarının her alanında tezahür ettiği gerçeğine karşı her zaman uyanık olmaları hayati önem taşımaktadır.

Hollanda’daki Müslümanlar Allah Subhânehu ve Teâlâ, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve İslâm davetini tüm insanlığa ulaştırma sorumluluklarına iman ettikleri sürece Hollanda hükümeti, Müslüman topluluğun mevcut hâlinden asla razı olmayacak; İslâmî kimliğini tamamen ortadan kaldıracak bir yol bulana kadar baskılarını sürdürecektir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER