Çarşamba, 16 Muharrem 1448 | 2026/07/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İstekler ve Zorluklar Arasında Avrupa'nın Amerika'dan Bağımsızlığı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

İstekler ve Zorluklar Arasında Avrupa'nın Amerika'dan Bağımsızlığı

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 10/09/2025'te Fransa'nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Güce dayalı yeni dünya düzeni için mevcut hatlar çizilmektedir. Bu yüzden evet, Avrupa, birçok büyük gücün Avrupa'ya açık bir şekilde düşmanca veya karşıt tavır sergilediği bir dünyada yerini almak için mücadele etmelidir… Avrupa'nın doğu kanadı, Baltık Denizi'nden Karadeniz'e kadar tüm Avrupa'yı güvende tutuyor. Bu yüzden onu desteklemek için yatırım yapmalıyız. Avrupa topraklarının her bir karışını savunacaktır.”

Bu açıklamalar, von der Leyen’in 19/03/2025 tarihinde, Avrupa’nın savunması için “Beyaz Kitap” projesini sunmasının ardından gelmiştir. Kitapta şunlar geçiyor: “Kıtanın yeniden silahlandırılması için dört yıl içinde 800 milyar Avroluk büyük bir savunma sanayi projesinin harekete geçirilmesini içeriyor. Silahların Avrupa içinde üretilmesi tercih edilmelidir... Rusya, Avrupa için varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır... Amerikan desteğini askıya aldıktan sonra, Ukrayna'nın Rus saldırılarına karşı koyma kapasitesini sürdürmesinin sağlanmasına öncelik verilmelidir. Ukrayna'ya yaklaşık 1,5 milyon top mermisi ve hava savunma sistemi sağlanması, kuvvetlerin eğitilmesi, Ukrayna'nın Avrupa askeri fonlarına bağlanması ve Avrupa askeri hareketlilik koridorlarının Ukrayna'yı da kapsayacak şekilde genişletilmesi yer alıyor.” Kitapta şu metinde geçiyor: “Avrupa’nın, ABD'nin güvenlik garantisini kesin olarak görmesi imkansız olup Avrupa'da hala kolektif savunmanın temel taşı olmaya devam eden NATO'nun korunmasına yönelik katkısı önemli ölçüde artırılmalıdır.” Ve “Amerika'nın yaklaşımını yeniden gözden geçirmesinin ardından, Avrupa'nın Amerikan askeri kapasitelerine güvenmesi artık bir risk oluşturmaktadır.”

Bu açıklama ve eylemler, Amerika’nın Avrupa’ya yönelik güvenlik taahhütlerinden vazgeçeceğini açıklamasının ardından gelmiştir. Dolayısıyla Avrupa, askeri sanayisini geliştirmeyi ve Amerika'dan bağımsızlık için çalışmayı düşünmeye başlamıştır. Bu yüzden bağımsızlığını ve Rusya ile olan anlayışını pekiştirmek için Çin ile olan ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor ancak Amerika ise bunu engellemeye çalışıyor.

İşte bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Von der Leyen, Nisan 2023'te Çin'i ziyaret ettiler; bunun üzerine o zamanki Amerikalı liderler onun “Çin’e boyun eğdiğini” ve “ziyaretinin Çin’in nüfuzunu sınırlama yönündeki Amerikan çabalarını baltaladığını” söyleyerek saldırdılar. Macron ise onlara yanıt olarak kendisini ve Avrupalıları savundu ve Amerika’ya bağımlılığı reddederek şunları söyledi: “Müttefik olmak, bağımlı olmak anlamına gelmediği gibi kendi düşünme hakkınızın olmadığı anlamına da gelmez.”

Ancak bu bağımsızlığın gerçekleşmesi kolay değildir; zira Avrupa ile Amerika arasındaki yıllık 1,2 trilyon Dolara ulaşan karşılıklı ticaret hacmi, Çin ile olan ticaret hacminin dört katı olup bu rakama, Amerika'nın Avrupa'daki finansal ve projeler bazındaki yaklaşık 2,3 trilyon Dolar tutarındaki yatırımları dahil değildir. Amerika'nın Avrupa üzerindeki ekonomik hegemonyası, onun ekonomik, siyasi ve medya çevrelerine nüfuz etmesini sağlamıştır. Dolayısıyla bu hegemonyadan kurtulmak kolay değildir.

Aynı şekilde “Amerika, Avrupa ve kıyılarında yaklaşık 100.000 asker, 150 savaş uçağı, 140 gemi, üç nükleer silah depolama üssü ve 100 nükleer füze konuşlandırmıştır” (Amerikan araştırma merkezi). Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Amerika’ya bağlanmış ve savunmada ona güvenmiştir. Çabalarına rağmen ortak bir savunma politikası ve bağımsız bir ordu kuramamış ve NATO şimdiye kadar ortak savunma politikasını devam ettirmiştir. Ancak bu tehlikeli bir hale gelmiştir; çünkü Amerika, Avrupa'yı savunmaya hazır değildir ve onun sloganı da “Önce Amerika’dır.” Ukrayna savaşı bunun bir kanıtıdır.

NATO üyesi bir ülkeye saldırı olur ve Amerika da onu savunmazsa, onun çökme riski vardır. Nitekim Macron, 2019 yılında NATO'nun "beyin ölümünün" gerçekleştiğini belirtmişti; dolayısıyla ona büyük bir güven yoktur.

Avrupa, şu anda, Rusya ile olan savaş koşullarında tüm bunlardan bu kadar çabuk vazgeçemez. Zira bu, dört yıldan fazla bir süre gerektirir. Birlik, homojen olmayan 27 ülkeden oluşuyor ve bazıları birbirleriyle çatışma halinde olup her ülke öncelikle kendi çıkarlarını gözetmekte ve kendi milliyetçiliğine sıkı sıkıya bağlanmaktadır; bu yüzden Avrupa Birliği üçüncü sırada gelmekte olup kendi iç, ekonomik ve siyasi sorunları vardır. Bu yüzden savunma için daha fazla ödeme yapmaya hazır değildir. Hatta Norveç gibi mali fazlası olanlar bile bunu hazır değildir. Her ülkede bencillik hakimdir; çünkü onlar menfaati, düşüncelerinin temeli ve eylemlerinin ölçüsü haline getiren kapitalistlerdir.

Tüm bunlar, şu anda onun karar alma birliğini, dolayısıyla bağımsız olmasını engelliyor; bu da Amerika’nın ister baştan çıkararak ister aldatarak, isterse tehdit ederek, onun (Avrupa) her bir ülkesiyle tek başına hareket etmesine yol açıyor.

Avrupa’nın her bir ülkesinde, birliğe karşı çıkan ve ondan bağımsız olmak için çalışan aşırı milliyetçi partiler vardır ve Amerika da bunları teşvik etmektedir. Bu yüzden Meloni başkanlığındaki sağ partiler koalisyonu liderliğindeki İtalya, Amerika’dan ayrılmaya karşı çıkıyor ve esas olarak Fransa ve benzer şekilde Macaristan ve Çek Cumhuriyeti ile çatışma halindedir.

Almanya, 2022 yılında kendisi için yeni bir güvenlik stratejisi belirleyerek, askeri sanayisini geliştirmek için 100 milyar Avro ayırmıştır. Nitekim son zamanlarda silah üreten şirketleri desteklemeye ve onları nitelikli silahlar geliştirmeye teşvik etmeye başlamış olup askeri ürünler üretmeye hazırlık yapmak için tüm sivil fabrikalarla iletişime geçiyor, gençlere zorunlu askerliği dayatmaya çalıştığı gibi savaş bütçesini de artırmak için insani yardımları azaltmaya çalışıyor. Dolayısıyla Ağustos 2024'te Rusya'nın Baltık ülkelerine yönelik tehdidine karşı Litvanya'da yaklaşık 4.800 asker ve 2.000 askeri araçtan oluşan ilk daimi askeri üssünün kurulduğunu duyurmuştur.

Koşullar Avrupa'yı, kendi kendine güvenmeye, gücünü pekiştirmeye, birlik ve bağımsızlığı için çabalamaya zorluyor… Ancak bahsettiğimiz bu zorlukların üstesinden gelmek kolay olmadığı gibi kısa vadede de mümkün değildir; belki orta vadede, dört yıldan uzun bir sürede gerçekleşebilir.

Osmanlı Hilafeti döneminde İslami fetihlerle karşılaştıklarında olduğu gibi kendilerini tehdit eden dış güçlere karşı birleştikleri de olmuştur. Örneğin Sovyetler Birliği'ne karşı birleştiler ancak Amerika onları kontrol etmiş, onlara liderliğini dayatmış ve onları kendisine muhtaç bir hele getirmiştir; bu yüzden Amerika’dan yardım istemek siyasi bir intihar olup böylece bugüne kadar kurtulamadıkları bir trajedinin kurbanı olmuşlardır.

Birlikten kastımız, tek bir devlet haline gelmeleri değildir ki zaten birlikleri kırılgan olduğundan bu pek olası da değildir. Ancak birlikten kastımız, şu anda Rusya gibi onların hepsini tehdit eden dış güçlerle yüzleşmektir.

Birlik içinde askeri ve ekonomik açıdan iki büyük güç olan Almanya ve Fransa'ya güvenmek ve dışarıdan, Rusya ve Amerika ile yüzleşmek zorunda olan İngiltere'nin bu ikisini desteklemesi. Ancak bu risklerle doludur: çünkü bu üç güçten hiçbiri bir diğerine boyun eğmemekte ve her biri sahnede öne çıkmak için şartları istismar etmeye çalışmaktadır. Onların birliği, özellikle dış gücün yenilgiye uğramasının veya tehlikesinin ortadan kalmasının ardından bünyesinde gelecekteki rekabetin ve çatışmanın tohumlarını taşımaktadır.

Hilafeti kurmak için çalışan siyasi bilinç sahibi kişilerin, uluslararası durumları izlemeleri, Batılı müttefikler arasındaki tutumlarda var olan çelişkileri gözlemlemeleri ve bunlardan istifade etmek için çalışmaları gerekir ki böylece ümmetlerinden onların kötülüklerini uzaklaştırabilsinler, hayır ve hidayet devleti olan devletlerini kurabilsinler, sonra da onu onlara ve başkalarına taşıyabilsinler.

Kaynak: El-Raye Gazetesi - 566. Sayı- 24/09/2025

Devamını oku...

İnsana Yakışır Bir Yaşam Talebi, Otoritenin Kayıtsızlığı Ve Batı'nın İlgisizliği Arasında Kabes!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İnsana Yakışır Bir Yaşam Talebi, Otoritenin Kayıtsızlığı Ve Batı'nın İlgisizliği Arasında Kabes!

Haber:

Tunus yetkilileri, Kabes vilayetindeki kimyasal tesisin sökülmesi için çözümler aramaya başladı; bu çözümler, onlarca yıldır bölge sakinlerini rahatsız eden çevre kirliliğini azaltırken, aynı zamanda ülkenin ekonomik değeri ve finansal gelirleri için ihtiyaç duyduğu bu endüstriyel tesisin sağladığı binlerce iş fırsatını da koruyacaktır.Bu bağlamda, Tunus Ekipman ve Konut Bakanlığı Pazar günü, kimyasal kompleksin üretim birimlerini rehabilite etmek, emisyonlarını arıtmak, bunların nedenlerini ortadan kaldırmak ve bölgedeki çevre kirliliğine son vermek için Çin ile görüşmelere başladığını duyurdu.

Öte yandan Kabes sakinleri Pazar akşamı sokaklara çıkarak, şehrin kimyasal kompleksten kaynaklanan gaz emisyonlarının ve kirleticilerin sona erdirilmesini talep etmek ve sağlıklı ve güvenli bir çevreye sahip olma haklarını savunmak için bir halk yürüyüşü düzenlemeye hazırlanıyor. (El-Arabiya)

Yorum:

Kabes Kimya Kompleksi, fosfat türevleri ve gübre üretip ihraç etmekte olup devlet onu, Tunus'un en önemli sanayi kuruluşlarından biri ve döviz gelirlerine ve binlerce iş fırsatına etkili bir şekilde katkı sağlayan bir tesis olarak görmektedir.Ama diğer yandan bu kompleks, insan, hayvan ve bitki yaşamını tehdit eden büyük bir çevre felaketine neden olmuş ve olmaya da devam etmektedir.

Bir zamanlar palmiye ve meyve ağaçlarıyla dolu yemyeşil bir cennet olan Kabes vahası, doğal su kaynaklarının kurumasının ardından yarı kurak bir bölgeye dönüşmüştür. Sahile gelince; bir zamanlar Akdeniz'in balık açısından zengin bir bölgesi olan Kabes Körfezi, çevresel açıdan ölü bir bölge haline gelmiştir.Yerel balıkçılar, her gün denize yaklaşık 13.000 ton fosfojipsi atılması nedeniyle balık servetinin %90'ının yok olduğunu, bunun deniz tabanını boğarak oksijeni yok ettiğini, dolayısıyla balıkçılığın azalmasına ve birçok denizcinin Safakes gibi diğer şehirlere göç etmesine neden olduğunu vurguluyor.

Avrupa Komisyonu tarafından 2018 yılında yayınlanan bir araştırma, Kabes'teki hava kirliliğinin yüzde 95'inden fazlasının kimyasal kompleksten kaynaklandığını ortaya koymuştur; zira her yıl yüzlerce ton kirletici gaz salınıyor ve vilayette yaşayan 180.000'den fazla kişi bu kirleticilerin etkilerine maruz kalıyor.

Günlerdir patlak veren günlük halk protestolarına rağmen, Tunus’taki otorite, durumun ciddiyetine rağmen sanki ölüm kalım meselesi olarak görmüyormuş gibi durumu ciddiyetle veya acil bir şekilde ele almıyor; bunun yerine Çin ile görüşmeler başlatıyor ve çözüm arıyor. Bu görüşmelerin sonuçlarını en iyi bilen Allah’tır! Ayrıca bu protestolara karşı çıkıyor ve onun lisanı hali şöyle diyor; halkın insanca bir yaşam talep etme hakkı yoktur. İnsan hakları ve yargı kaynakları, Kabes'teki kimyasal sanayi kompleksine karşı düzenlenen gösteriler sırasında onlarca protestocunun tutuklandığını bildirdi; bölge sakinleri, kirliliğin ve şehirdeki kötüleşen sağlık durumunun sorumluluğunu, kimyasal sanayi kompleksine yüklüyor.

Ayrıca Avrupa tarımında kullanılan ve esas olarak toprağı fosfor, azot, kalsiyum ve alüminyum ile zenginleştirmek amacıyla kullanılan fosfatın büyük bir kısmının, 2010 yılına kadar fosfat üretiminde dünyada beşinci sırada yer alan ve ihracatı ülkenin toplam ihracatının %10'unu oluşturan Tunus'tan geldiğini belirtmekte fayda vardır. Örneğin Fransa, 2004 yılından bu yana ülkesinde fosfat işleyen şirketleri, yol açtıkları kirlilik nedeniyle kapatmaya çalışırken aynı zamanda ülkesine tehdit oluşturmadığı sürece bu maddelerin başka şirketlerden ithal edilmesine karşı çıkmıyor!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nezir İbn-i Salih - Tunus

Devamını oku...

Aydarus El-Zubeydi Güney Yemen'deki Halkımıza Gülüyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Aydarus El-Zubeydi Güney Yemen'deki Halkımıza Gülüyor!

Haber:

Güney Geçiş Konseyi Başkanı ve Güney Silahlı Kuvvetleri Yüksek Komutanı Aydarus el-Zubeydi, 14 Ekim Devrimi'nin 62. yıldönümü münasebetiyle bir konuşma yaptı.(13 Ekim 2025)

Yorum:

Bölünmüş olanı bölmek ve durumu daha da kötüleştirmek isteyen el-Zubeydi, İngiltere'nin politikalarını ve planlarını uygulayan, İngiltere'nin yapamadıklarını yapan ve güney Yemen'deki halkımıza, bugün sömürgeciden bağımsızlıklarını kutladıklarına inandıran ve kendisinin sadece İngiltere'nin araçlarından biri olduğunu unutturan hain bir ajandır. Somut gerçekliğe baktığımızda, bir ajanın yaptığını yapan ve onun yolunu izleyen biri olduğu halde ancak halkın desteğini kazanmak ve ona, (İngiltere’nin) kendisinin ve İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olduğuna ve İngiltere’nin fitne ve fesat saçtıktan sonra toprağını terk ettiğine inandırmak isteyen biri olduğunu görürsünüz. Güney Yemen’deki halkımız, fesadın aynı fesat ve zulmün de aynı zulüm olduğunu ve sömürgeci, arkasında bıraktığı rejimi ve hem kendi rolünü hem de mağdur rolünü oynayan ajanları ayrılmadıkça hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilmiyor. Gerçekten de buna Allahu Teala’nın şu kavli intibak etmektedir: وَإِذا لَقُوا الَّذينَ آمَنوا قالوا آمَنّا وَإِذا خَلَوا إِلى شَياطينِهِم قالوا إِنّا مَعَكُم إِنَّما نَحنُ مُستَهزِئونَ(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit «(Biz de) iman ettik» derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.” [Bakara 14] 

Aydarus'un İngiltere'ye olan ajanlığını kanıtlayan şey, İngilizlerin Aden'i 129 yıl boyunca işgal etmesini bir işgal olarak değil, bir ortaklık olarak nitelendirmesi ve İngiltere'yi överken söyledikleridir! İngiltere’nin arkasında bıraktığı "medeniyet ve hukuk" mirasına övgüler yağdırmasıdır! İngiltere ile olan doğrudan ilişkilerinin yanı sıra kendilerinden uluslararası siyasi destek almak amacıyla parlamento ve dışişleri bakanlığındaki İngiliz yetkililerle yoğun toplantılar ve resmi ziyaretler gerçekleştirmesidir; o halde nasıl onların çıkmalarını kutlayıp sonra da gidip onlardan talimatlar alıyorsunuz?!

Ey güney Yemen’deki halkımız: Bu Zubeydi'yi ve onun yetiştirilme tarzını biliyor musunuz? Peki onun, kötülüklerin anası İngiltere’nin ajanı Birleşik Arap Emirlikleri'nin üvey çocuğu olduğunu biliyor musunuz?! Bu Zübeydi, İngiltere'nin bir numaralı kurnaz ajanıdır; bu yüzden sizi aldatıyor, konuşmalarıyla sizi ayartmak istiyor, sizi yolda saptırmak ve sizi en yüce olandan uzaklaştırmak istiyor. Zira kahraman atalarımız sömürgeciyi topraklarınızdan söküp attıktan sonra, İngiltere yönetimi, bugün Aydarus tarafından temsil edilen ajan yöneticilere teslim etmiştir; peki bugün, nasıl olur da ona itaat edip onu alkışlayabiliyorsunuz?! Oysa sizin, körü körüne bağlılıktan uzaklaşmanız gerekir.

Bu Aydarus, halkın acılarını istismar ediyor ve onları, ayrılığın onlara refah getireceğine ve tüm sorunlarını çözeceğine inandırıyor; oysa o, Müseylime'den daha büyük bir yalancıdır!

Ey Aydarus!Kime gülüyorsun?Senin ve başkalarının zulmü ve baskısından dolayı yorgun düşmüş halka mı?! Ey Aydarus! Sen, doğru zamanda hazır bir araç olmak ve İngiliz nüfuzunun güneyde devam etmesine hazırlıklı olman için seni apaçık destekleyen Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteğiyle İngiltere’nin araçlarından bir araçsın. 

Ey güney Yemen’deki halkımız: Yemen'i kurtarmak, (Amerika'nın tabisi ve veya İngiltere'nin tabisi olan) çatışan iki taraftan birini desteklemekle değil, her iki taraftan da kötü insanları ortadan kaldırmak ve Allah Subhanehu ve Teala’nın şeriatıyla hükmedecek Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmakla mümkün olacaktır:أَلَم تَرَ إِلَى الَّذينَ يَزعُمونَ أَنَّهُم آمَنوا بِما أُنزِلَ إِلَيكَ وَما أُنزِلَ مِن قَبلِكَ يُريدونَ أَن يَتَحاكَموا إِلَى الطّاغوتِ وَقَد أُمِروا أَن يَكفُروا بِهِ وَيُريدُ الشَّيطانُ أَن يُضِلَّهُم ضَلالاً بَعيداSana ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri gördün mü? Tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa, onları inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak istiyor.” [Nisa 60]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Fadi Es-Sülemi – Yemen

Devamını oku...

Mısır, ABD'nin Desteklediği Vahşi Saldırılara ve Çatışmalara Maruz Kalan İki Bölgeyle Bitişik Ama Mısır Rejimi ABD ile Komplo Kuruyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Mısır, ABD'nin Desteklediği Vahşi Saldırılara ve Çatışmalara Maruz Kalan İki Bölgeyle Bitişik Ama Mısır Rejimi ABD ile Komplo Kuruyor!

Haber:

“Gazze Barış Zirvesi” başlıklı Şarm El Şeyh zirvesinde Mısır, Katar ve Türkiye, ABD ile birlikte bölgesel ve uluslararası liderlerin katılımıyla Gazze Şeridi'nde ateşkes çağrısı yapan Trump'ın belgesi imzalandı.(BBC Arabic)

Yorum:

Zirve sırasında yapılan açıklamaya göre, Yahudi varlığı ile Hamas arasındaki esir takasının yanı sıra Yahudi güçleri Gazze'den kısmen çekilecek ve “Gazze Barış Konseyi” adlı uluslararası bir kuruluşun denetiminde bir geçiş döneminin başlamasının önü açılacaktır. Trump, Mısır cumhurbaşkanından bu konseye katılmasını istedi ve onu çok güçlü bir adam olarak nitelendirdi. Buna karşılık Sisi, Trump'a Mısır'ın en yüksek nişanesi olan “Nil Nişanesini' takdim etti.

Sisi ve tüm Müslümanların başındaki yöneticiler için asıl olan, düşmanlarına karşı tek saf halinde durmaları ve baş düşmanları Amerika ve Yahudi varlığının çıkarlarına hizmet etmek için değil, Müslümanların çıkarlarına hizmet etmek ve onları korumak için siyasi çözümlerinin olmasıdır.

Hepsi, Amerika'nın bölgedeki emellerini gerçekleştirmek ve bölgenin zenginliklerini yağmalamak için Gazze ve Sudan'da meydana gelen saldırıları ve uydurma savaşları takip ediyor. Müslüman ve gayrimüslim dünya halklarının olup bitenlerden dolayı volkan gibi kaynadığı bir dönemde yöneticilerin, dinlerine ve milletlerine ihanet ettiklerini ve olup bitenlere seyirci kaldıklarını görüyoruz. Harekete geçtiklerinde de, sözleri ve eylemleri tamamen kâfir Batı'yı ve onun emellerini memnun etmeyi amaçlamaktadırlar.

Yeni idari başkentteki Askeri Akademi'de yaptığı konuşmada Sisi, Gazze'de yaşananlara yanıt olarak şunları söyledi: “Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere yardım ulaştırmak için tüm gücümüzle ve samimiyetle çalıştık, ancak kimse benden Mısırlıların hayatını tehlikeye atmamı ve zorla yardım ulaştırmak için bir çatışmaya karışmamı istemesin!”Geçtiğimiz ayın sonlarında, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim yerlerinde ekonomik faaliyetlerde bulunan şirketlerin güncellenmiş veri tabanını yayınladı ve güncelleme, Mısır pazarında önemli ticari varlığa sahip altı büyük şirket de dahil olmak üzere 158 şirketi kapsıyordu; peki saldırganlara böyle mi cevap veriliyor?

Sudan'a gelince; 2023 Nisan ortasından bu yana, her ikisi de Amerika'nın ajanı olan Sudan halkının iki tarafı, yani Sudan ordusu ve Hızlı Destek Güçleri arasında süren uydurma çatışmalar ne kadar da üzücüdür. Bu savaş sırasında, Sudan’ın paramparça edilmesi ve onun devasa zenginliklerine el konulmasının kolaylaştırılması hedeflenmektedir. Nitekim savaş, büyük çaplı iç göçlere ve yaklaşık 15 milyon insanın komşu ülkelere göç etmesine yol açmış, bu da bu ülkelerde geniş çaplı enfeksiyonun yayılmasına yol açmıştır. Dolayısıyla bu uydurma çatışma, yaralı ve hastaların yanı sıra on binlerce insanın hayatına mal olmuştur.

Her iki bölgedeki gerçeklik de neredeyse aynıdır; şehitler, yaralılar, enkaz altında kaybolanlar, barınaksız kalan yerinden edilmiş insanlar, barınaklar bulsalar bile soğuktan ve yağmurdan koruyamayan çadırlar ve açlığın yaygınlaşması ve her geçen gün giderek artması; ayrıcayiyecek kıtlığı da olduğu gibi geriye tedavi imkânı olmayan sadece birkaç hastane kalmış ve bu hastanelerin çoğu kısmen yıkılmış durumda ve tıbbi malzeme, terapist ve benzerlerinden de yoksundur…

Buna ek olarak Sudan'daki mevsimsel yağmurlar nedeniyle altyapı çökmüş ve bu da başta dang humması olmak üzere birçok hastalığın yayılmasına neden olmuştur; bundan daha da iğrenç olanı ise kadın ve kız çocuklarının şerefine yapılan saldırılardı ki, bu saldırılar nedeniyle birçok kişi barınak ve gözetim bulmak umuduyla komşu bölgelere kaçtılar ancak orada da ihanet ve ihmalden başka bir şey bulamadılar.

Ey İslam ümmeti, ey Kur’an ümmeti ve ey onun gerçek âlimleri!

Müslüman ordularına çağrınızı yoğunlaştırın; zira Gazze, Sudan ve bütün İslam beldeleri sizin boyunlarınızdaki birer emanettir; sakın onlardan yüz çevirmeyin ve kendi şahsi işlerinizle meşgul olmayın; zira bu, Allah’a yemin olsun ki çirkin bir bencilliktir.

İslam ümmeti, bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa kapıldığı bir vücut gibi değil midir?! Peki ya vücut parçalanıp uzuvları koparsa nasıl olacak?! Allah aşkına, bu sessiz kalınacak bir durum mudur?! Kıyamet gününde durumunuzun nasıl olmasını bekliyorsunuz; Rabbiniz size, Gazze halkı, Sudan ve diğer mazlum ülke ve halklar için ne yaptığınızı sorduğunda ne cevap vereceksiniz?!

Ey Müslümanlar:

İçinizde, kurulduğu ilk günden beri, sizin için apaçık uyarıcı olmayı kendine bir görev edinmiş olan, siyasi ve fikri bilinçle silahlanmış olarak en yüksek zirvede duran ve bütün gücüyle bu kurtuluş yolunu haykıran bir parti vardır. O halde gelin, İslam'ın izzetini yeniden tesis etmek ve ümmetimizi küfrün hâkimiyetinden ve kâfirlerin tuzaklarından kurtarmak için hep birlikte onunla çalışalım. Zira bu, Allah’ın vaadi olup Allah vaadinden asla dönmez. Umulur ki bu, çok yakında olur, hatta belki de göz açıp kapayıncaya kadar yakındır. Zira tüm dünya, neredeyse patlamak üzere olan bir yanardağın eşiğindedir.

Ey genelde ümmetin orduları ve özelde de Mısır ordusu:

Gazze ve Sudan'da dökülen kanlar, aynı şekilde kadınların namusu ve erkeklerin vücut parçaları sizin boynunuzdaki bir emanet olup kıyamet günü bundan dolayı şu şekilde sorulacaksınız: Kardeşlerinize yardım etmek için ne yaptınız? Haydi ilerleyin; zira ümmet sizinle berberdir ve eğer sadıklardansanız Allah sizin yardımcınızdır: إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْEğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Raziye Abdullah

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları Kampanyası: Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları Kampanyası:

Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi

logoSudan’da Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Güçleri (RSF) arasındaki savaş üçüncü yılına giriyor. Her iki tarafında soğukkanlı infazlar, işkence ve kitlesel tecavüzler gibi vahşi insanlık suçları işlediği bildirilen savaşta bazı tahminlere göre ölü sayısı 150 bine ulaşmış durumda. Çeşitli kasabalarda, köy ve sürgün kamplarında katliamlar işlendiği, hatta soykırım işlendiği de bildiriliyor. Aynı zamanda bu savaş; dünyanın en büyük insani krizini tetikledi; dünyanın en büyük yerinden edilme krizine ve 50 milyonluk nüfusun yarısının açlıkla karşı karşıya kalmasına neden oldu. 

Buna rağmen bu savaş; dünyada layıkıyla ilgi bulunmadığı ve uluslararası medyada işlenmediği için “Unutulmuş Savaş” ve “görünmez ve gizli bir kriz” olarak tanımlanıyor. Bundan dolayı, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları, Sudan’daki Müslümanların hayatlarını günden güne kötüye etkileyen bu insani felaketi dünyanın dikkatine getirmek için uluslararası bir kampanya başlattı. Bu kampanya; Çatışmanın ardındaki Siyaset & Gizli Ajandaları, Savaşı finanse eden Bölgesel & Küresel Devletler ve Nedenleri, Sudan’ın Tarihi & Halihazırdaki Çatışmaya & Ekonomik Başarısızlığa Yol Açan Etkenleri, Sudan’ın Sayısız Siyasi, Ekonomik, Etnik & Sosyal Sorunlarının Asla Demokratik Sistemlerle Çözülemeyeceğini, Sudan’ı ve Tüm İslam Dünyasını Müreffeh, Güvenli & Başarılı Bir Geleceğe Ulaştırmanın Hilafet Devletinin Liderliğiyle Mümkün olduğunu ele alacaktır.

“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun" [Enfal 24]

Pazartesi, 10 Safer 1447 H. - 04 Ağustos 2025 M.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları

kadin kollari

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Küresel Kampanyası DVD'si:

Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi

DVD'yi indirmek için:TIKLAYINIZ

CMO WS SUDAN WAR CAMP 2025 Sticker

kadin kollari

DİĞER DİLLER

Ar Gr
FR SW
En Ur
Pe

 

kadin kollari

BASIN AÇIKLAMASI

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları,
“Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi”
Başlıklı Küresel Kampanyasını Sonlandırdı

H. 24 Rebiul Ahir 1447 - M. 16 Ekim 2025

kadin kollari

BASIN AÇIKLAMASI

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları,
“Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi”
Başlıklı Uluslararası Bir Kampanya Başlattı

10 Safer-ul Hayr 1447 H - 4 Ağustos 2025 M

pr launch sudan tr

kadin kollari

KAMPANYA FRAGMANI

kadin kollari

2025 09 20 WS WAQIYA PANEL PIC

2025 09 16 WS Waqiyah Panel AR

2025 08 30 WS WAQIYA PANEL PIC

kadin kollari

Sudan Savaşı: Altın, Silahlar ve Jeopolitik

Sudan, altın, petrol ve diğer doğal kaynaklar açısından zengin bir ülkedir. Ayrıca, dünyanın en stratejik konumlarından birine sahiptir. Tüm bunlar, uzun zamandır birçok bölgesel ve uluslararası gücün dikkatini çekmiş ve bu güçler, Sudan'ın zengin kaynakları üzerinde hakimiyet ve kontrol sağlamak için rekabet etmektedir.

Büyük zenginlik ve potansiyeline rağmen, Sudan halkı yaygın yoksulluktan muzdarip ve devam eden çatışmalar nedeniyle aşırı sıkıntılarla karşı karşıya.

Bu video, Sudan'ın muazzam jeopolitik önemini ve bunun mevcut ve geçmiş rejimler ve sistemler altında nasıl heba edildiğini ve Sudan'ın potansiyelini tüm halkının yararına refah için kullanmak üzere neden bağımsız bir İslami liderliğin gerekli olduğunu vurgulamaktadır.

Bu video, Hizb ut Tahrir Merkez Medya Ofisi Kadınlar Bölümü tarafından başlatılan ve “Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi” başlıklı küresel kampanyanın bir parçasıdır. Bu kampanya, “Unutulmuş Savaş” olarak adlandırılan ve ülkeyi saran mevcut çatışmanın sonucu olarak Sudan'daki Müslümanları etkileyen ve giderek kötüleşen insani felakete uluslararası dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.

kadin kollari

Sadece Hilafet Sudan'a Zafer Getirebilir!

Sudan şu anda on binlerce sivilin ölümüne yol açan ve dünyanın en büyük açlık ve yerinden edilme krizini yaratan anlamsız bir savaşın ortasında. Sudan halkı, birbirini izleyen liderlikler, rejimler ve sistemler altında onlarca yıldır çeşitli çatışmaların yanı sıra şiddetli yoksulluk, diktatörlükler, kabile ve etnik bölünmeler ve bir dizi diğer siyasi, ekonomik ve sosyal sorundan muzdarip.

Bu video, yalnızca tamamen İslami bir sistem ve liderlikle yönetilen Hilafet devletinin bu sorunlara net çözümler sunabileceğini ele almaktadır. Hilafet devletinin, Sudan ve Müslüman dünyanın geri kalanı için siyasi açıdan istikrarlı, adil, birleşik, güvenli ve müreffeh bir gelecek inşa etmek için gerekli ilkeleri, yasaları, kurumları ve mekanizmaları nasıl somutlaştırdığını vurgulayacaktır.

Bu video, Hizb ut Tahrir Merkez Medya Ofisi Kadınlar Bölümü tarafından başlatılan ve “Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi” başlıklı küresel kampanyanın bir parçasıdır. Bu kampanya, “Unutulmuş Savaş” olarak adlandırılan ve ülkeyi saran mevcut çatışmanın sonucu olarak Sudan'daki Müslümanları etkileyen ve giderek kötüleşen insani felakete uluslararası dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.

kadin kollari

İslam Sudan'a Nasıl Girdi?

Bu video, İslam ile Sudan arasındaki ilk bağlantıyı ve İslam'ın Arap göçü, ticaret ve barışçıl yayılma yoluyla ülkeye nasıl yayıldığını anlatıyor. Bu video, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları tarafından başlatılan ve "Sudan Savaşı: Sömürgecilik, İhanet ve Aldatma Hikayesi" başlıklı küresel kampanyanın bir parçasıdır. Kampanya, "Unutulmuş Savaş" olarak adlandırılan ve ülkeyi saran mevcut çatışmanın sonucu olarak Sudan'daki Müslümanları etkileyen ve giderek kötüleşen insani felakete dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.

kadin kollari

Sudan'daki çatışmadan kaynaklanan durum!

Sudanlı kızkardeş Ümmü Ali, Abdülfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri arasında devam eden silahlı çatışma nedeniyle yaşadıkları trajik koşulları anlatıyor.

kadin kollari

İslam Devleti Yönetiminde Sudan!

Meryem kardeşimiz, kurmaya çalıştığımız İslam Devleti (Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet) yönetiminde Sudan'ın nasıl bir yer olacağını anlatıyor. Herkes tek bir bayrak altında birleşecek, İslam'ın hüküm sürdüğü bu ülkede refah ve haysiyet yeniden sağlanacak ve Sudan bir kez daha dünyanın tahıl ambarı haline gelecektir.

kadin kollari

 

kadin kollari

KAMPANYA BROŞÜRÜ

PDF

Sudan Flyerturk

 

kadin kollari

BEYAN VE BASIN AÇIKLAMALARI
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu Kadın Kolları, “Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi” Başlıklı Küresel Kampanyasını Sonlandırdı
Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi Kadın Kolları
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hartum’un Doğu Nil Bölgesinde Halka Hitap Konuşması Gerçekleştirdi
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hartum’da Siyasi Bir Konuşma Gerçekleştirdi
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Ümmetin Sorunları Forumuna Katılmaya Davet: “Sudan’daki savaşı durdurma iradesi ve yetkisi kimde?
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Güdüm Devletinin Yokluğunda Salgın Hastalıklar Can Almaya Devam Ediyor
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Yazar Sabah Muhammed el-Hasan’ın Makalesine Yanıt
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsünün “Dörtlü Bildiri ve Kayıp Egemenlik” Başlıklı Basın Toplantısı
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir/ Sudan Vilayeti, Şeyh Faruk Hac Abdullah Şeyh Dafaallah ile Görüştü
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Doğu Nil’de Bir Protesto Eylemi Düzenledi
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Darfur’un Ayrılması Planını Akamete Uğratmak Amacıyla Yürüttüğü Kampanya Kapsamında Sudan’ın Çeşitli Şehirlerinde Protesto Eylemleri Düzenledi
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Darfur’un Ayrılması Planını Akamete Uğratmak Amacıyla Yürüttüğü Kampanya Kapsamında Sudan’ın Çeşitli Şehirlerinde Protesto Eylemleri Düzenledi
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Beyaz Nil Eyaleti Kosti Şehri Heyeti, Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-Heysem’i Ziyaret Etti
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsünün, Port Sudan Şehrindeki Ulu Cami Önünde Sudan Halkına Yaptığı Çağrının Metni... Amerika’nın Sudan’ı Bölmesine ve Darfur’u Koparmasına İzin Vermeyin
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Port Sudan Şehrindeki Kuran Kursları ve Camiler İdaresi Müdürü ile Bir Araya Geldi
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nin Darfur’un Koparılması Planını Akamete Uğratmak Amacıyla Yürüttüğü Kampanya Kapsamında El-Ubeyd Şehrindeki Hizb-ut Tahrir Gençleri, El-Ubeyd Büyük Camii’nde Müslümanlara Sıcak bir Çağrıda Bulundular ve Otobüs Terminalinde de Pankartlı Bir Gösteri Gerçekleştirdiler
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Sudan Adalet Partisi Genel Başkanı ile Görüştü
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
El Faşer Halkı Açlıktan Kırılırken Hükümetin Adré Sınır Kapısını Açık Tutması Kimin Yararına?
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Ey Sudan Halkı! Siz Darfur’u Bölme Planını Akamete Uğratabilecek Güçtesiniz O halde Haydi Allah’a İtaat İçin Kıyama Kalkın!
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Ümmetin Sorunları Forumuna Katılım Daveti
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
El Faşer Halkı, Bir Yanda Savaşın Çekici, Diğer Yanda Açlığın Örsü Arasında Sıkışıp Kalmıştır, Tek Kurtuluşları Hilafet Devleti’dir!
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Abbasiye Takali’deki Hizb-ut Tahrir Gençleri, Yaptıkları Çağrıda Müslümanları Amerika’nın Darfur’u Ayırma Girişimlerine Karşı Koymaya Davet Ettiler
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Yağmur Normalde Bir Nimet ve Rahmettir Ama Gerekli Bakım ve Altyapı Olmazsa Felakete Dönüşebilmektedir
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, El Ubeyd’de Demokratik Birlik Partisi Başkanı’nı Ziyaret Etti
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden Bir Heyet, 24 Ağustos 2025 Pazar günü, Beyaz Nil Eyaletindeki İrşad ve Yönlendirme Müdürlüğü’nü Ziyaret Etti
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Amerika, Darfur Bölgesini Ayırma Planını Hızlandırıyor, O Halde Devletin Birlik Bütünlüğünü Ölüm Kalım Meselesi Haline Getirmekten Başka Çare Yoktur!
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilâyeti
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları, “Sudan Savaşı: Bir Sömürgeciliğin, İhanetin ve Aldatmacanın Hikayesi” Başlıklı Uluslararası Bir Kampanya Başlattı
Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları

 kadin kollari

HABER YORUM VE MAKALELER
Sudan Halkı Kendilerini Kurtaracak Gerçek Bir Destekçiyi Ne Zaman Bulacak?
Gâde Abdulcabbar
Sudan'daki Askeri ve Siyasi Liderliğin Seyrine Yönelik Bir Saha Okuması!
Hatem El-Attar
Sudan: Milliyetçiliğin Başarısızlığının Bir Başka Örneği!
Fatıma Musab
Eski Katar Dışişleri Bakanı, Sudan Ordusunun Dış Güçlerin Elindeki Araçlar Olduğunu Açıkladı
İbrahim Osman (Ebu Halil) - Sudan
İnsanların Maslahatlarını Samimiyetle Gözeten Ve Onların Haklarının Ve İhtiyaçlarının Koruyucusu Olan Sadece Hilafettir
Minnetullah Tahir
Sudan'daki Halkımız İçin, İslam Nizamının Gölgesi Dışında Bir Kurtuluş, Güvenlik ve Emniyet Yoktur
Rana Mustafa
Sudan İçin Bir Kurtuluş İpi Var, Haydi Ona Tutunun!
Zehra Malik
Sudan... Bol Zenginlikler ve Devam Eden Açgözlülük!
Hüveyde Osman (Ümmü Muaz) – Sudan
Sudan’ın Sorunu Sadece İslami Yönetimle Çözülür!
Zinet Es-Samit
Sudan Soykırımı: Ömer el-Beşir'in Rolü!
Emetullah Haşemi
Seküler Yargı Temellerine Göre El-Burhan, Vehbi’yi Anayasa Mahkemesi Başkanı Olarak Atadı!
İbrahim Osman (Ebu Halil) - Sudan
Filler Tepişir Çimenler Ezilir, Sudan Bunun Bir Örneğidir
Beyan Cemal
Sudan'ın 1889 ile 2019 Yılları Arasında Doğrudan ve Dolaylı Olarak Sömürgeleştirilme Tarihi
Sureyya Emel Yesna
Sudan'ın Stratejik Jeopolitik Önemi
Sümeyye Binti Hayyat
Sudan'ın Jeostratejik Önemi!
Dr. Fika Komara
İslam Sudan'a Nasıl Girdi?
M. Durra El-Bakuş
Barışçıl Bir Şekilde Şikayet Edenler Cezalandırılırken, Silah Taşıyan, Öldüren ve Kutsalları İhlal Edenlere İse İktidar ve Servet Paylaştırılıyor!
Gâde Abdulcabbar – Sudan
Unutulan Sudan Savaşı: Ümmet İçin Bir Felakettir “Sudan'da Ortaya Çıkan Dehşetin Bir Sınırı Yok”
Yasmin Malik
Ey Ordu Kuvvetleri Ve Hızlı Destek Güçleri! Küfrün Sözünü Yükseltmeyin, Yoksa Cehennem Ateşinin Yakıtı Olursunuz
M. Durra El-Bakuş
Uluslararası Meşruiyet: Asil Bir Kimse Hırsızlık Yaparsa Onu Bırakırlar, Ama Zayıf Bir Kimse Hırsızlık Yaparsa Ona Had Cezası Uygularlar!
İbrahim Müşerref - Sudan
Allah’ın Emirlerine Bağlanmadıkça Zafer Gerçekleşmeyecek ve Güvenlik De Hakim Olmayacaktır
Abdullah Hüseyin - Sudan
Devlet İçinde İşlenen Suçlar, Şerî Cezalar (Ukubatlar) Uygulanarak Ortadan Kaldırılabilir
Abdullah Hüseyin - Sudan
Sudan: Dünyanın Gözünden Kaçan Yüzyılın Trajedisi
Müslime Şâmî (Ümmü Suheyb)

 

kadin kollari

ETİKETLER

#أزمة_السودان
#SudanCrisis
#SudanKrizi
#SoudanCrise

 

kadin kollari

Kampanyayı Sosyal Medyadan Takip Edin:

Facebook: QANITATHT1

X: @ALQANITAT

INSTAGRAM: @WOMEN_SHARIA

kadin kollari

COVER Sudan TURK

 

kadin kollari

 

kadin kollari

kadin kollari

kadin kollari

kadin kollari

kadin kollari

kadin kollari

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü’nün 26 Rabiu’s Sânî 1447 / 18 Ekim 2025 Cumartesi Günü Düzenlediği Basın Toplantısında Yaptığı “Hükümetin Altınla İlgili İşlemleri Kontrol Altına Alma Yöntemindeki Bocalaması ve Bunun Cüneyh’in Değeri Üze

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü’nün 26 Rabiu’s Sânî 1447 / 18 Ekim 2025 Cumartesi Günü Düzenlediği Basın Toplantısında Yaptığı “Hükümetin Altınla İlgili İşlemleri Kontrol Altına Alma Yöntemindeki Bocalaması ve Bunun Cüneyh’in Değeri Üzerindeki Etkisi” Başlıklı Konuşması

Güney Sudan 2011’de ayrılınca, Sudan en büyük gelir kaynağı olan petrolün %75’ini kaybetti. Bu büyük kaybı telafi etmek ve ülkeye döviz sokmak için altın madenciliği ön plana çıktı. 2008’den sonra hızla yayılan madencilik faaliyetleri sayesinde Sudan, 2024’te 73.8 ton üretimle Afrika’nın beşinci büyük altın üreticisi konumuna yükseldi. (Kaynak: El Cezire Net). Ancak bu devasa üretimden ne devlet hazinesi ne de Sudan halkı payını alabildi. Altın, yabancı ve yerli şirketler tarafından adeta talan edildi. Hatta halkın kendi imkanlarıyla çıkardığı altın bile bazıları tarafından alınıp kaçak yollarla ülke dışına çıkarılmaktadır. Dediklerimizin ne kadar doğru olduğunu göstermek için, şimdi size Sudan’daki en büyük altın madenlerinden birkaç örnek vereceğiz ve hükümetin bu madenlerle ilgili neler yaptığına (veya yapmadığına) bir bakacağız!

Sudan’ın kaynak yönetimi sorunlarına tipik bir örnek El Faşer’in 100 km kuzeyindeki Cebel Amir madenidir. Reuters’e göre yılda yaklaşık 50 ton altın çıkarılıyor, yani Afrika’nın üçüncü büyüğüdür. Ama bu stratejik varlık devletin kontrolünde değildir. Devlet, onu silahlı grupların yağmalamasına terk etmiş, en sonunda da 2017’de maden, Hızlı Destek Kuvvetleri ve Wagner gibi Rus şirketlerinin kontrolüne geçmiştir.

Hızlı Destek Güçleri’ne bağlı El-Cüneyd şirketi 2021 yılında Cebel Amir madenini hükümete devrettiğini açıklamış olsa da gerçekte maden bugün bile halen HDG’nin kontrolündedir.

Bir diğer örnek de Sudan’ın kuzeydoğusundaki Hassal madenidir. Bu madenin %60’ı Sudanlı Ariab şirketine aittir. Geriye kalan %40’lık hisse ise Mısırlı ünlü iş adamı Necib Sawiris’in sahibi olduğu La Mancha Resources şirketinin elindedir.

Bir diğer örnek de Blok 14 madenidir. Sudan’ın kuzeyinde Mısır sınırı yakınında yer almakta olup, Mias Sand Projesi olarak adlandırılmaktadır. Madenin %70 hissesi Avustralyalı Perseus şirketine, %20’si Sudan hükümetine, %10’u ise Mias adlı yerel bir Sudan şirketine aittir.

El Cezire Net’te yayınlanan bir rapor, Cebel Amir madeninden ve Güney Darfur’daki 10’dan fazla madenden çıkarılan altının önce Çad’a kaçırıldığını, orada bu altına sanki Çad’da çıkarılmış gibi belgeler düzenlendiğini, sonra da bu belgelerle yasal bir mal gibi BAE’ye ihraç edildiğini gösteriyor. Sudan’da altın kaçakçılığı, ta eski rejimden beri hükümetteki kodamanların yönettiği bir operasyondur! Hartum Havaalanı ve Sudan limanları gibi resmi kanallardan altın kaçakçılığı yapılıyor. Ayrıca, hem orduya hem de istihbarat teşkilatına bağlı şirketler altın madenciliği işletmektedir ancak bu şirketlerden elde edilen gelirler devletin kasasına gitmemektedir.

Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında savaş çıkınca, ülkenin ekonomik damarları başta olmak üzere altyapısı büyük darbe aldı. Ülkeye dolar gibi döviz kazandıran ihracat durdu. Bunun doğal sonucu olarak Sudan cüneyhi, dolar ve diğer yabancı paralar karşısında erimeye ve çökmeye başladı. Savaş yüzünden zaten çekilmez olan hayatlar, bu ekonomik çöküşle birlikte daha da dayanılmaz hale geldi: Fakirlik ve yoksunluk arttı, salgın hastalıklar ve açlık baş gösterdi.

Ekonomideki bozulmayı durdurmak için Başbakan Kâmil İdris başkanlığında Ekonomik Acil Durum Komitesi, 20 Ağustos Çarşamba günü toplandı. Sudan Haber Ajansı’nın haberine göre, komite ekonomiyi kontrol altına almak amacıyla bir dizi kararlar aldı. Bu kararların en dikkat çekenleri şunlar:

1- Belgesiz altın bulundurmak artık kaçakçılık suçu sayılacak.

2- Altın kaçakçılığını önlemek için ihracat sıkı takibe alınacak.

3- Altın alım satımı devlet tekeline alınacak.

Hükümetin, altın ticaretini devlet tekeline alma kararını açıklamasının hemen ardından, bu kararın bizzat hükümet içinde çiğnendiği ortaya çıktı. 12 Ekim 2025 Pazar günü Port Sudan’da yapılan kritik toplantıda, Merkez Bankası Başkanı Burai Al-Siddiq, altın ihracatının sadece Merkez Bankası üzerinden yapılması gerektiğini savundu. Ancak, Maliye Bakanı Cibril İbrahim’in açıkça desteklediği altın vurguncusu şirketler, bu karara açıkça karşı çıktılar. Görüşmede çıkan sert tartışma üzerine Vali Al-Siddiq’in toplantıyı öfkeyle terk ettiği öğrenildi. Bu olayın hemen ertesi günü, (Devlet Başkanı) El Burhan Merkez Bankası Başkanı Burai Al-Siddiq’ı görevden aldı ve yerine Sudan’ın ilk kadın Merkez Bankası Başkanı olan Amna Mirghani’yi atadı. Merkez bankasının görevden alınmasıyla hükümetin altın politikasındaki temel problemi, hâlâ çözülmüş değildir. Bu sorun şudur:

A- Büyük altın madenlerinin, devletin uhdesinde olması yerine, şirketlerin ve bireylerin eline bırakılması; ülkenin servetlerinden çoğunu kaybetmesine ve servetin az bir kesimin eline geçmesine neden olmaktadır.

B- Çıkarılan altının miktarının izlenememesi ve kayıt altına alınamaması, sektörün denetlenmesini imkânsız hâle getiriyor.

C- Alım fiyatı, alıcı kurum ve ihracat tekeli konusundaki çelişkili politikalar, altının yurt dışına ve komşu ülkelere (Mısır, BAE, Çad) kaçak yollarla sevk edilmesini teşvik ediyor.

D- Rakamlar, kaçakçılığın boyutunu gözler önüne seriyor: Resmi olarak açıklanan altın üretiminin yaklaşık %70’i geleneksel madencilerden gelmesine rağmen, bu üretimin büyük bir kısmı kaçak yollarla ülke dışına çıkarıldığı için devlet bundan faydalanamıyor.

Altın konusu parayla doğrudan bağlantılı olduğu için, Sudan poundunun değer kaybı sorunu birkaç nedene indirgenebilir; en önemlileri şunlardır:

1- Sudan para biriminin altın veya gümüş yerine dolara endeksli olması.

2- Enflasyonu körükleyen ve paranın değerini eriten karşılıksız para basılması.

3- Ülkenin küresel ölçekte zengin ülkeler arasına girmesini sağlayacak devasa tarımsal, hayvansal ve madensel kaynak potansiyeline rağmen, kaçakçılık ve kronik siyasi istikrarsızlık nedeniyle ihracat performansının zayıf kalması.

4- Buğday, ilaç, petrol ürünleri ve benzeri birçok ihtiyacın ithalatına bağımlı olunması; bu da dolar gerektirmekte, dolara olan talebi yükseltmekte ve Cüneyh’i zayıflatmaktadır. Halk, parasının her gün değer kaybettiğini görünce Cüneyh’e olan güvenini yitirdi. Artık insanlar (ve özellikle tüccarlar), paralarını korumak için Dolar veya Altın alıp saklıyorlar. Bu stokçuluk, dolara olan talebi daha da artırmakta ve yerel para biriminin değerini hızla düşürmektedir.

Hükümetin hem altın hem de yerel para birimi Cüneyh konusundaki tutumu, bir kafa karışıklığını ve sorunun nasıl çözüleceğine dair net bir vizyonlarının olmadığını gösteriyor.

Biz, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak, ümmetimize karşı duyduğumuz sorumluluk bilinciyle, İslam akidesine dayanarak bu konuyla ilgili köklü çözümleri sunuyoruz:

Birincisi: İslam’a göre altın, özellikle de Sudan’da örneklerini gördüğümüz büyük ve sürekli üretim yapan madenler, kamu mülkü sayılır. Bu madenlerin özel şirketlere veya şahıslara peşkeş çekilmesi haramdır; çünkü bu kaynaklar tüm ümmetin hakkıdır. Devlet, bu kaynakların bekçisidir; görevi, çıkarılmasını ve pazarlanmasını denetlemektir. Geliri de ya halka hizmet olarak (yol, hastane) dönmeli ya da halka nakit olarak dağıtılmalıdır. Devletin, bu ortak serveti şahıslara veya şirketlere hibe etme, iltimas geçme veya satma yetkisi yoktur! Tirmizi’nin Abyad bin Hammal’dan rivayet ettiğine göre

أَنَّهُ وَفَدَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَاسْتَقْطَعَهُ الْمِلْحَ فَقَطَعَ لَهُ، فَلَمَّا أَنْ وَلَّى قَالَ رَجُلٌ مِنْ الْمَجْلِسِ: أَتَدْرِي مَا قَطَعْتَ لَهُ؟ إِنَّمَا قَطَعْتَ لَهُ الْمَاءَ الْعِدَّ. قَالَ: فَانْتَزَعَهُ مِنْهُ “Kendisi (bir gün) Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına geldi ve O’ndan tuzlayı kendisine vermesini istedi. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem de bu tuzlayı ona bağışladı. Ebyad b. Hammal dönüp gidince (orada bulunanlardan) bir adam: Ey Allah’ın Rasulü! Ona neyi bağışladığını biliyor musun? Ona ancak kesilmeyen suyu bağışladın!” dedi. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, “O tuzlayı Ebyad b. Hammal’dan geri aldı.” buyurdu.” Tükenmeyen servet (el-mâl el-’add), tıpkı pınarı hiç kesilmeyen bir su kaynağı gibi, sürekli olan bir maden demektir. İslam hukukuna göre, hükümetin bu tür altın madenlerini şirketlere mülk olarak devretme hakkı yoktur. Hükümetin görevi, bu şirketlerle belirli bir ücret karşılığında anlaşmaktır. Şirketler, bu ücret karşılığında altını devlet ve kamu yararı için çıkarır; maden şirketlerin mülkü olmaz. Böylece, çıkarılan altın üzerinde şirketlerin hiçbir hakkı olmaz ve tüm altının devletin kontrolüne geçmesi garanti altına alınır. Devlet de bu zenginliği halkın yararına kullanır.

İkincisi: İslam’a göre, bir devletin para biriminin temeli altın ve gümüştür. Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Romen Dinarı’nı ve Fars Dirhemi’ni belirli ağırlıklar üzerinden İslam Devleti’nin resmi parası olarak kabul etmiştir. Daha sonra, 4.25 gram altın değerinde İslam Dinarı ve 2.975 gram gümüş değerinde Dirhem basılmıştır. Ancak ABD Başkanı Nixon’un Dolar’ın altınla bağını koparmasıyla Dolar, tüm dünyada temel para birimi haline gelerek tüm dünyada egemen para haline gelmiştir. Hizb-ut Tahrir’in hazırladığı Hilafet Devleti anayasa taslağının 167. Maddesi’nde bu konu şöyle ele alınmaktadır: “Devletin parası, gerek sikkeli gerek sikkesiz olarak altın ve gümüştür. Devletin bu ikisinden başka nakit çıkartması caiz değildir. Devletin, hazinesinde denk miktarda altın ve gümüş karşılığı olması koşuluyla, altın ve gümüş yerine başka bir şey çıkarması caizdir. Dolayısıyla altın ve gümüşten tamamen denk mukabilleri varsa, devletin bakır, bronz, kâğıt veya benzerini çıkartıp bunları kendi ismiyle sikkeli nakit yapması caizdir.”

Peki, neden para biriminin temeli olarak altın ve gümüşü belirledik? Çünkü İslam, birçok değişmez ve kalıcı hükmünü doğrudan altın ve gümüşe bağlamıştır. Örneğin, diyet (kan parası) 1000 altın dinar olarak belirlenmiştir. Hırsızlık için el kesme cezasının sınırı çeyrek dinar ve üzeridir. Bunun gibi birçok şer’i hüküm, altın ve gümüşü esas alır. Aynı şekilde, paranın zekâtı da altın ve gümüş üzerinden hesaplanır. Hatta İslam tarihinde geçen tüm parasal işlemler altın ve gümüşle yapılmıştır.

Üçüncüsü: Sudan bir altın ülkesidir! Eğer para biriminin temelini altın yapsaydı, parası en güçlü para olurdu! Çünkü altının, dış etkenlerden etkilenmeyen, kendinden menkul bir değeri vardır ve bu değer (küçük oynamalar dışında) sabittir. Bu durum, yerel para biriminin şu anda maruz kaldığı kronik değer erozyonu ile taban tabana zıttır. Eğer ülke, boşa giden altın gelirlerini, İslam hukukunun bu konudaki hükümlerini uygulayarak değerlendirseydi, bu çöküş kesinlikle yaşanmazdı. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ“Rikazda beşte bir vardır” Yani, devlet (kamu malı olan) tükenmeyen tüm maden kaynaklarına el koyar. Buna ek olarak, bireylerin kendi çabalarıyla ürettikleri madenlerden de beşte bir (%20) oranında pay alma hakkına sahiptir.

Dördüncüsü: Bu köklü çözümleri, ancak bağımsız ideolojik bir devlet uygulayabilir; ülkemizin bugünkü hali gibi, servetleri yağmalamak, halkı yoksullaştırmak ve zayıflatmak için birliğini parçalamaya çalışan sömürgeci kafire bağımlı, güdümlü bir devlet değil! Sudan’ın petrol gelirlerinden faydalanmasını engellemek için Güney Sudan’ı ayıran Amerika, şimdi de altın ve değerli madenler zengini Darfur’u Sudan’dan koparmaya çalışıyor.

Ey Sudan halkı! Tek kurtuluş yolunuz, Hizb-ut Tahrir ile omuz omuza verip, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için çalışmaktır. Hilafet, Rabbinizi razı edecek, onurunuzu size geri kazandıracak ve Allah’ın ülkemize bahşettiği zenginlikler ve refah içinde yaşamanızı sağlayacaktır.

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Beyrut’ta Hizb-ut Tahrir Üyesi Gençler Gözaltına Alındı!

Lübnan güvenlik güçlerine bağlı olduğu anlaşılan motosikletli kişiler, dün Cuma namazı çıkışında Hizb-ut Tahrir üyesi iki genci gözaltına aldı. Motosikletli sivil giyimli unsurlar, Beyrut Tarik el-Cedide’deki İmam Ali Camii önünde, Yahudi varlığının Lübnan’a saldırılarını kınayan bildirileri dağıtan Hizb-ut Tahrir gençlerinden ikisini, hiçbir yasal gerekçe göstermeden keyfi bir şekilde gözaltına aldılar!

Hani hukuk devleti kuracaklardı? Eski genelkurmay başkanıyla uluslararası mahkeme yargıcının yönettiği sözde yeni Lübnan, hala eski diktatörlüklerin köhnemiş yöntemlerini mi kullanıyor?! Soruyoruz: Bu kadar korktukları Hizb-ut Tahrir ne yaptı ki? Yoksa asıl suç, partinin Yahudi varlığının saldırganlığını kınaması mı?! Yoksa asıl sebep, partinin hükümetin Amerika güdümlü normalleşme ve teslimiyet yolunda ilerlediğini söylemesi mi?! Ya da Yahudi varlığı ve Amerika’nın Lübnan ve bölgedeki planlarına meydan okuma çağrısı yapması mı?! Yoksa bütün bunlar, o sözde değişen yönetimin ve hukuk devleti masalları anlatan güvenlik bürokrasisinin, aslında gerçekleri haykıran ağızları susturma operasyonu mu?!

Herkes bilir ki, bu tür yöntemler Hizb-ut Tahrir’i susturamaz. Lübnan’da ve başka yerlerde yaşananlar bunun kanıtıdır. Parti, Yahudi varlığının Lübnan’a ve halkına yönelik saldırganlığına karşı durmaya ve Amerika’nın projesine teslimiyet anlamına gelen her türlü normalleşme girişimine karşı çıkmaya devam edecektir.

Biz iktidardan, doğruları söyleyenlere ve siyasi görüş belirtenlere yönelik bu keyfi baskıya son vermesini istiyoruz. Ayrıca, kardeşlerimiz Hasan Abdülhadi ve Salah Davud’un derhal ve hiç vakit kaybetmeden serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Çünkü Hizb-ut Tahrir’in kim olduğu ve çalışma yönteminin söz ve fikirlerle siyasi mücadele olduğu herkesçe biliniyor. Yönetimin bu iki genci göz altına almasının hiçbir geçerli sebebi yoktur; görünen o ki, sadece bazı yüzler değişse de eski baskıcı güvenlik anlayışı aynı şekilde devam etmektedir!

Müslümanların bir parçasını temsil eden Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, güvenlik aygıtlarının kurbanlık koyunu olmasını asla kabul etmeyecektir! Güvenlik aygıtları, Lübnan’ı ve halkını silah zoruyla tehdit eden zorbaları görmezden gelirken, gelip sözle, fikirle ve siyasetle mücadele edenlere kahraman kesilmektedir! Bu ikiyüzlülüğe boyun eğmeyeceğiz!

إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ“Şüphesiz mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.” [Buruc 10]

Devamını oku...

Gazze Halkını Yüzüstü Bırakıp Trump Planına Boyun Eğen Ürdün Rejimine Bağlı Güvenlik Güçleri Hizb-ut Tahrir Gençlerinden Birini Gözaltına Aldı

Ürdün’deki rejim, günahkâr kibrinde ve zulmünde pervasızca ileri gitmeye devam ediyor! Gazze’ye ihanet etmesi yetmezmiş gibi, Yahudi varlığıyla soykırım savaşında suç ortaklığı yaptı, ona can suyu verdi! Sonra da “Barış Konseyi”nin loş salonlarında, Trump’ın planına alkış tutarak, İslam ülkelerinin boyunduruk altına alınmasına ve Mübarek Toprak Filistin’in heder edilmesine tanıklık etti.

Ürdün rejimi, ihanetini ve kayıtsızlığını gizlemek yerine 8 Ekim 2025 tarihinde Hizb-ut Tahrir gençlerinden Halid el-Eşkar (Ebu Mu’tez) ile aynı anda kayınbiraderini, sırf bir cami imamıyla Gazze’deki durum, ona yardım etmenin farziyeti ve ümmetin şeriata göre bu konuda taşıdığı yükümlülükler hakkında konuştu diye, camiden namaz çıkışı acımasızca gözaltına aldı. Bütün dünya Gazze’deki soykırıma lanet okurken, rejim, iyiliği emredip kötülükten alıkoyma görevini yerine getiren Hizb-ut Tahrir gençlerinin sesini kısmaya çalışıyor! İşte bu kadar alçaklar!

Rejimin, yetersizliklerinin ifşası ve Yahudi varlığı ile Amerika ile özdeşleşmesi, Gazze halkına askeri yardım sağlama yükümlülüğünü ihmal etmesi nedeniyle dile getirilen meşru eleştiri karşısında otoriter politikalarını yoğunlaştırması, onun sömürgeci Batı’ya bağımlılık içinde ilerleme konusunda kararlı olduğunu, Ürdün ve Filistin halkına yönelik adaletsizliğini sürdürdüğünü, ümmetin düşmanlarıyla ittifak kurma ve onlara güvenme eğilimini devam ettirdiğini ve haksızlıkları karşısında meşru eleştiriden rahatsız olduğunu gösteriyor.

Bildiğiniz üzere, rejimin gençlere yönelik tutuklama furyası, izlediği baskıcı politikalar ve medya sansürü partiyi yıldıramayacak, fikri ve siyasi mücadele ile hedefine ulaşma kararlılığından asla alıkoyamayacaktır. Parti, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmaktadır. Hilafet, Yahudi varlığını, ABD’yi ve bölgesel planlarını ortadan kaldırmak için orduları seferber edecek, İslam ümmetine yeniden izzet ve onur kazandıracaktır.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.” [Ali İmran 173]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER