Perşembe, 02 Ramazan 1447 | 2026/02/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Sessiz Suçların Yaşandığı Bir Zamanda Ahlaki Sakinlik Yalanlanamaz Bir Tanıklık Olan Mahkumların Trajedileri

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Sessiz Suçların Yaşandığı Bir Zamanda Ahlaki Sakinlik
Yalanlanamaz Bir Tanıklık Olan Mahkumların Trajedileri

Sözlerin çoğaldığı, ahlakın sustuğu, medya gürültüsünün arttığı ve insanlığın yok olduğu bir zamanda... Sessiz suçların işlendiği bir çağda yaşıyoruz; dahası suçların az olduğu için değil, aksine suçlara karşı duyulan hislerin öldüğü ve kalplerin zulüm sahnelerine alıştığı için mazlum bir tutuklu, haber bültenindeki bir sayı, göğüste bir daralma veya gözde bir acı olmadan tekrarlanan bir isim haline gelmiştir.

İşgal ve rejimlerin hapishanelerinde tutulan mahkumlar ve işkence gören, güneş ışığından, ailelerinden ve hayatlarından mahrum bırakılan erkekler ve kadınlar varken... Onlar hakkında sessiz kalanlar, güven içinde yiyip içmeye devam ediyorlar, belki de onların resimlerinin altında gülümsüyorlar ve geçici arzuların labirentlerinde kaybolup gidiyorlar!

İnsanlık tarihinde en uzun hapis cezasına çarptırılan Abdullah Bergusi, 67 kez müebbet hapis cezası (5.420 yıl!) almış olsa da pes etmemiş, aksine 17 yıl boyunca tecritte kalmasına rağmen tek kişilik hücresinde kitaplar yazmaya, mahkumlara ders vermeye ve mesajlarıyla onların moralini yüksek tutmaya devam etmiştir. Bir keresinde de şöyle yazmıştı: “Burada, bu küçük mezarda, Allah'a olan inancım dışında her şey bana karşıdır.”

Ölümün eşiğine gelinceye kadar efsanevi bir açlık grevi yapan mahkum Dr. Muhammed el-Kık, şöyle demiştir: “Onurum ve özgürlüğüm için bedenimle savaştım; çünkü irademden başka bir silahım yoktu.”

Vallahi şu ikisinden hangisinin gerçek mahkum olduğunu bilmiyorum! Sessiz olan mı yoksa mahkum olan mı?

Biz sadece bir zulüm krizi değil, aynı zamanda duygusal bir kriz de yaşıyoruz! Zira hiç kimse talepte bulunmuyor, hiç kimse öfkelenmiyor ve hiç kimse haykırmıyor... Sanki mahkumların ailesi ve ümmeti yokmuş gibi!

Zulmün sesinden daha yüksek bir sesin olmadığı yaralı Suriye'de, Hizb-ut Tahrir gençleri, Allah'ın şeriatıyla hükmedilmesini talep edenlerin enkazı üzerine gelen yeni hükümetin hapishanelerinde çürümekte olup elleri kana bulaşmış olanların serbest bırakılırken Rabbimiz Allah’tır diyenler ve Allah’ın şeriatıyla hükmedilmesini talep edenler ise hapse atılmakta ve “ulusal güvenliği tehdit etmekle” suçlanmaktadırlar! Yani onlar, silah taşıdıkları için değil, aksine bir fikir taşıdıkları ve fikrin kan dökülmesinden daha tehlikeli hale geldiği bir zamanda, ümmetin İslam temelinde kalkınmasını istedikleri için hapse atıldılar!

Kanayan bir yara olan ve ağlamak için bir zamanın ve dinlenmek için bir vaktin olmadığı Gazze halkı, sadece ateş ve bombaların olduğu bir savaş yaşamıyor, aksine sürekli bir yıpratma savaşı, sabır, onur ve can savaşı yaşıyor.

Savaşın ardından, hayatta kalmak için, suyun, elektriğin, ilacın ve barınağın olmadığı başka bir savaş başlamıştır.

Şehitler isimsiz ve cesetler kefensiz olup onların bütün aileleri, kayıtlardan silinmiş ve geriye sadece fotoğrafları kalmıştır!

İnsanlar trend için onların fotoğraflarını paylaşıyor veya onlar adına, onlara ulaşmayan bağışlar topluyorlar!

Bu arada oradaki yaralı bir adam, yaralarını saracak bir kimseyi bulamadığı gibi, yaslı bir anne de gözyaşlarını silecek bir kimseyi bulamıyor.

Şehitler sayılara dönüşmüş, Gazze'de hayat günlük bir direniş haline gelmiştir; hatta oradaki çocuklar bile kalplerinde “Ey Rabbim, acımızı dindir” diye haykırarak doğuyorlar.

Tüm bunların ortasında, sessizlik ve ölümcül ihanetle karakterize olmuş küresel ve Arap dünyasında ahlaki bir durgunluk söz konusudur.

Kardeşlerimizin trajedilerini, televizyon ekranlarındaki hikayeler gibi mi görmeye başladık? Duygularımızı mı kaybettik?!

Zulüm karşısında sessiz kalmak bir suçtur, açların çığlıklarını görmezden gelmek insani bir ihanettir ve bağışlara ihanete ve onlar adına işlenen hırsızlıkları göz yummak, sessiz kalan herkes için bir utançtır.

Gazze'nin mevsimsel bir sempatiye değil, günlük vefaya, samimi bir desteğe ve çektiği acının boyutuyla orantılı bir yardıma ihtiyacı vardır.

Gösteriş için değil, Allah için mazlumun yanında olun.

Tüm samimiyet ve acıyla Sudan'ın hikâyesini aktarıyoruz; zira bugün Sudan, sadece duçar kalmış bir ülke değil, aksine Arap kanının, herkesin sessizliği altında düşmanın eliyle dökülmediği takdirde kardeşin silahıyla döküldüğü bir hakikatin aynasıdır!

Sudan'da yaşanan ve yaşanmaya devam edenler, belgelenmiş bir suçtur ama ortada hesap soracak bir suçlu yok; dolayısıyla bu, Müslüman halkı parçalayan, aileleri ayıran, milyonları yerinden eden, sokakları mezarlığa, evleri enkaza çeviren ve hayalleri ise yok eden anlamsız bir savaştır.

Bugün Sudan, koltuk çatışmasından dolayı katledilmekte olup bu katliamın araçları ise sadece mermiler ve tanklar değildir, aksine aynı zamanda uluslararası komplolar, Arap dünyasının kayıtsızlığı ve siyasi destek veya birkaç Dolar kırıntısı karşılığında ülkeyi satan bazı liderlerinin ihanetidir.

Sudan halkı korku, açlık ve yerinden edilmenin esiri haline gelmiştir; zira kurşunla ölmeyen biri ya hastalıktan ya zulümden ya da ekmek kuyruğunda ölmektedir!

En acı olan şey, ekranlarda Sudan'ı sadece haber bültenlerinde değerlendirilirken veya sempati toplamak için istismar edilirken görmemizdir. Sudan'ın gerçek halkı ise, asla unutmayan bir Rab dışında unutulmuş olan kimselerdir.

Ulaştığımız duygusal uyuşukluk, kolektif ilgisizlik ve trajedilere karşı hislerin körelmesi, birbiriyle iç içe geçmiş birikimlerin sonucudur; bu birikimlerin en önemlisi ise gerçek dinin (sloganlar olarak değil, amel olarak) yokluğudur; Allah'a, ahiret gününe ve hesap vermeye dayalı bir eğitimin yokluğu, birçok kalbi boş bırakmış ve musibetleri kendilerini ilgilendirmeyen haberler olarak karşılamalarına yol açmıştır!

Evet, bu, dünyayı sevmek ve ölümü kerih görmektir; tıpkı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle haber verdiği gibi:يُوشِكُ الْأُمَمُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمْ كَمَا تَدَاعَى الْأَكَلَةُ إِلَى قَصْعَتِهَا» فَقَالَ قَائِلٌ: وَمِنْ قِلَّةٍ نَحْنُ يَوْمَئِذٍ؟ قَالَ: «بَلْ أَنْتُمْ يَوْمَئِذٍ كَثِيرٌ وَلَكِنَّكُمْ غُثَاءٌ كَغُثَاءِ السَّيْلِ وَلَيَنْزَعَنَّ اللَّهُ مِنْ صُدُورِ عَدُوِّكُمْ الْمَهَابَةَ مِنْكُمْ وَلَيَقْذِفَنَّ اللَّهُ فِي قُلُوبِكُمْ الْوَهْنَ» فَقَالَ قَائِلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا الْوَهْنُ؟ قَالَ: «حُبُّ الدُّنْيَا وَكَرَاهِيَةُ الْمَوْتِ Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir." Dediler ki: Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak ey Allah’ın Resulü? Dedi ki: “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer çöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacak, sizin de kalbinize vehn sokacaktır.” Dediler ki; "Vehn nedir, ey Allah’ın Rasulü? Dedi ki: “Dünyayı sevmek ve ölümü kerih/ kötü görmektir." Bu vehn (dünyayı sevmek ve ölümü kerih görmek), insanı, sadece kendi nefsi için yaşamaya, kazanımlarını kaybetmekten korkmaya ve kader veya fedakarlığı hatırlatan her şeyden kaçmaya sevk etmektedir.

Bunların en tehlikelisi, sistematik fikri ve medya istilasıdır; zira 100 yılı aşkın bir süredir zihinlerimiz, korku ve yıkım filmleriyle şekillendirilmiştir... Böylece kan, insanlık dışı “dramatik” bir sahneye dönüşmüştür! Dahası bazıları gerçek katliam sahnelerini izliyor ve sanki bunları, bir televizyon dizisindeki sahneymiş gibi soğukkanlılıkla takip ediyor!

Bunların en etkili olanı, anlamdan yoksun modern eğitimdir: Zira bu eğitim, “Allah'ı razı edecek şeyleri yap” yerine “seni mutlu edecek şeyleri yap” ve “Sen Allah'ın kulusun” yerine “sen evrenin merkezisin” şeklinde bir nesil yetiştiriyor; böylece ego, bir idol haline geliyor ve kolektif acı ise, ancak onu kişisel olarak etkilediği zaman bir önem kazanıyor.

Acı sonuç, ümmetin kendi sorunlarından uzak kalması olmuştur.

Ümmete isabet eden bönlük, kayıp, ahlaki ve psikolojik çöküntü, sezonluk bilinçlendirme kampanyaları veya olayın sönmesiyle birlikte sona eren duygusal konuşmalarla tedavi edilmez, aksine çözüm, asıl olana geri dönmekle başlar: Asıl olan ise, insanlara, yöneticilerin hevasına göre değil de İslam'ın hükmüyle liderlik edecek Raşid bir liderliktir... İfrata kaçmadan ve taviz vermeden, ümmetin pusulasını yeniden ahirete yönlendiren ve medya, eğitim, ekonomi ve siyaset gibi tüm hayatını İslam'a bağlayan Nübüvvet Minhacı üzere bir liderliktir...

Bizim sadece kalplerimizi yumuşatan birine değil, aksine kalpleri Allah'a bağlayan ve onları canlı bir imanla yönlendiren birine ihtiyacımız vardır; bizim içinde Allah korkusu olan, kanımızı sayılardan ve davalarımızı da pazarlık kozlarından ibaret görmeyen bir İmama ihtiyacımız vardır. Bizim zihinlerimizle oynayan, aramıza hayat sevgisi, bireycilik ve kayıtsızlık tohumları eken Batı projesini ezip geçecek ve Allah'ın kendisini yönlendirilmesi için yönlendirmesi için yarattığını bilen ve kalpleri canlandıran, korku ve zayıflıkla öldürmeyen bir akideyle yaşayan ümmeti yeniden tesis edecek Raşidi Hilafete ihtiyacımız vardır.

Allah'ım, bize bir an önce çıkış yolu ver ve bize ümmetin dinini, onurunu ve hayatını yeniden tesis edecek gerçek bir İmam nasip et.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Rusya, Özbekistan Rejiminin Zayıflığı Nedeniyle Özbek Müslümanları Savaşın Yakıtları Haline Getirme Konusunda Çok İleri Gidiyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Rusya, Özbekistan Rejiminin Zayıflığı Nedeniyle Özbek Müslümanları Savaşın Yakıtları Haline Getirme Konusunda Çok İleri Gidiyor

Haber:

Sırdarya'da, Rus ordusuna zorla alınan genç bir adam, işlediği bir suçtan dolayı dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. (kun.uz, 9/1/2026)

Yorum:

Yargı belgelerine göre bu genç, Krasnoyarsk'ta polis tarafından tutuklandı ve sınır dışı edilmek bahanesiyle bir askeri birliğe nakledildi.Oradaki askeri subaylar ona işkence ettiler, elini ateşle yaktılar, ona psikolojik olarak eziyet ettiler ve şöyle dediler: “Sen bir etsin, ölü ya da diri bizim mülkümüzsün.”Sonra onu Fasabi takma adıyla savaş alanına sürüklediler.Bu yüzden cepheden kaçmak için el bombasıyla kendini yaralamak zorunda kaldı.Ayrıca bir drone saldırısı yüzünden ağır bir şekilde yaralandı ve hastaneye kaldırıldı.Daha sonra izin belgelerini hazırlayarak Özbekistan'a döndü.

Bu olay, iş aramak için Rusya'ya giden milyonlarca Özbek göçmen işçinin karşılaştığı acı akıbetin sadece bir örneğidir.Son yayınlanan haberlere göre, sadece erkekler değil, aksine iş için Rusya'ya giden Özbek kadınlar da savaşa gönderiliyor.Bu terörist devlet, Müslüman göçmenler için ölüm riskinin zirveye ulaştığı bir mezarlık haline gelmiş olmasına rağmen ancak onlar, işsizlik ve umutsuzluk nedeniyle geçim yollarını bulma umuduyla oraya gitmek zorunda kalıyorlar.Dolayısıyla ülkenin ekonomisini çöküşten kurtaran, onların Özbekistan'a gönderdikleri milyarlarca Dolardır.Özbekistan rejimi sonunda bunu kabul etmiş olmasına rağmen ancak vatandaşlarına karşı yükümlülüklerini yerine getirmiyor, aksine bizzat şahit olsa da onların acılarını görmezden geliyor.Sosyal medya ağları, Ukrayna'daki savaştan akrabalarını geri getirmelerine yardım etmesi için Cumhurbaşkanı Mirziyoyev'e kişisel talepler yönelten insanların yakarışlarıyla dolup taşmaktadır.Ancak rejimin onlara karşı tutumu, “paraları helaldir, ama kendileri haramdır” şeklinde özetlenebilir ve bu tutum hiç değişmemiştir.

Putin rejimine gelince; Orta Asya Müslümanları onun için sadece ucuz işgücü değil, aynı zamanda canlı kalkanlar ya da Rus liderin nitelendirdiği gibi Ukrayna'daki kanlı savaşta cephedeki boşlukları doldurmak ve Rus askerlerinin canlarını kurtarmak için kullanılan “ucuz birer ettirler!” Bugün tarih tekerrür ediyor; zira tıpkı II. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi Ruslar Müslümanları savaş yakıtı haline getiriyorlar, onları kurbanlık koyunlar gibi gönderiyorlar ve mümkün olduğunca onların çoğunu sakat bırakıyorlar.Şu anda kendisini bağımsız olarak tanımlayan Özbek rejimi, daha önce olduğu gibi Kremlin'e itaat etmeye devam ediyor; aksi takdirde yaralı olarak vatanlarına geri dönen mazlum gençleri suçlular olarak yargılama yetkisine sahipken neden baskıcı Rus rejimine ve Rus baskısına karşı hiçbir dava açmıyor?Taşkent'in Rusya'daki milyonlarca vatandaşımızın akıbetine karşı resmi olarak kayıtsız kalması ve onları ekonomik bağımlılığın kurbanları olarak tiranların insafına terk etmesi, sadece tutumunun zayıflığının boyutunu göstermekle kalmamakta, aksine aynı zamanda bu,vatandaşlarına iş imkanları sağlayamayan ve onları yurtdışında korumaya cesaret edemeyen bir rejimin, aslında halkının yabancı ülkelerde köle ve kurban haline gelmesinden memnun olduğu anlamına da gelmektedir.

İnsan hayatı ve onuru, ancak bunları koruyacak güçlü bir devlet olduğunda değer kazanabilir. Müslümanların aşağılanmasının ve kafirlerin elindeki bir “ete” dönüşmelerinin asıl nedeni, onları koruyacak Hilafetin olmamasıdır.Mübarek devletimiz, tebaalarının Rusya gibi baskıcı ülkeler tarafından aşağılanmasına izin vermeyecektir.Tek bir Müslümanın kanının haksız yere dökülmesi bile, Hilafetin ordusunun seferber edilmesine ve baskıcı devlete karşı sıkı siyasi ve askeri önlemlerin alınmasına yol açacaktır.Şöyle buyuran Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ne kadar da doğru söylemiştir:إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” [Müslim rivayet etti.]

O halde Müslüman halkımız, Müslümanların canlarını, mallarını ve namuslarını koruyan Hilafeti kurmak için tüm enerjilerini ve çabalarını ortaya koyarak, kendilerini korumadaki başarısızlığından dolayı Özbek rejimini şiddetli bir şekilde muhasebe etmelidirler!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمEy iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Amerika Nijerya'ya Saldırırken, Hükümet Saldırgana Siyasi Örtü Sağlıyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika Nijerya'ya Saldırırken, Hükümet Saldırgana Siyasi Örtü Sağlıyor!

Haber:

Trump'ın Nijerya'daki Hristiyanlara yönelik soykırım yapıldığına dair yalan suçlamalarından haflar sonra Amerika Birleşik Devletleri, Afrika Komutanlığı (AFRICOM) aracılığıyla ülkeye haksız bir saldırı başlattı. 25 Aralık 2025 tarihinde Sokoto Eyaleti'nin Tambual bölgesindeki Jabo ve Kavara Eyaleti'ndeki Offa'ya saldırdı.

Yorum:

Saldırı, hedef alınan bölgelerdeki mülkleri tahrip etti ancak bunlardan herhangi birinin, Amerika'nın iftira atarak iddia ettiği güvensizlik durumlarıyla hiçbir ilgisi yoktur.Amerika hemen bu saldırganlığı kutladı. Trump'ın paylaşımında yalan ve saptırıcı bir şekilde şöyle geçti: “Tanrı ordumuzu korusun ve Hıristiyanları katletmeye devam ederlerse sayıları artacak olan ölü teröristler de dahil olmak üzere herkese mutlu Noeller dilerim.”

En şaşırtıcı olanı ise, Nijerya'nın bu saldırıya verdiği tepkiydi; çünkü kendi topraklarına yapılan saldırıyı, güvenlik işbirliğine dayalı ortak bir operasyon olarak haklı çıkarmak için yoğun çaba sarf etti!Dışişleri bakanı, saldırıyı koordine etmek için ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile temasa geçtiğini açıkladı.ABD'nin saldırılarının “uluslararası hukuka, karşılıklı egemenliğe saygıya ve bölgesel ve küresel güvenliğe yönelik ortak taahhütlere uygun” olduğunu vurgulamaya özen gösterdi. Bu tamamen bir akıl tutulmasıdır!

Amerika laik kapitalizmle yönlendirilmektedir; bu nedenle dürtüleri dini olmayıp fedakârlık dürtüsünden kaynaklanmadığı gibi başkalarına karşı herhangi bir sempatiyle de yönlendirilmemektedir. Dolayısıyla saf bir şekilde Amerika'nın Nijerya'daki Hıristiyanları önemsediğine inananların Filistin'deki Beytüllahim'e bakmaları yeterlidir; zira Siyonistler, Amerika’nın tam yardımı ve desteğiyle on yıllarca Hristiyanlara zulmetmişlerdir.  Amerika Birleşik Devletleri, diğer ülkelerle ilişkilerinde her zaman saldırgan ve kibirli olmuştur. Zira 2004 yılında, kitle imha silahları hakkındaki uydurma bir anlatıya dayanarak Irak'ı işgal edip yerle bir etmişti. Şimdi de petrol rezervlerini ele geçirmek amacıyla dezenformasyon kampanyası kisvesi altında aktif olarak Venezuela hükümetini devirmekle tehdit etmektedir. Bu yüzden Nijerya hükümetinin, bu tehlikeli Amerikan müdahalesini bu kadar hızlı bir şekilde onaylaması endişe vericidir.Hükümet, gizli Amerikan arzuları için, kendi halkına karşı Amerikan saldırganlığına herhangi bir kısıtlama veya şart olmaksızın siyasi örtü sağlamaya istekli bir şekilde hazırdır.Oysa onlar, egemenlikle övünüp dururlarken, bizi Amerikan bağımlılığına sürüklüyorlar!

Müslümanlar olarak bizler, Amerika'nın küresel düzeyde gizli habis niyetlerinin tamamen farkındayız.Zira o, Filistin'deki Yahudilere mutlak destek vermiş, yalan bir şekilde adil bir arabulucu olduğunu iddia etmiş, bariz bir yalan kılıfı altında Irak'ı yok etmiş ve özgürlük maskesinin arkasına saklanarak yirmi yıl boyunca acımasızca Afganistan'ı işgal etmiştir.İslam'ı kapsamlı bir şekilde uygulayacak olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti olduğu gibi Müslüman ve Hıristiyan tebaalarının güvenliğini eşit şekilde garanti altına alacak ve aralarında çatışmayı körüklemeye çalışan dış müdahalelerden onları koruyacak olan tek devlet de odur.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُم مِّنَ الْحَقِّ Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir.” [Mümtehine 1]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Muhammed

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Sudan’ın Farklı Şehirlerinde Bir Dizi Duruş Eylemi Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, H. 1342 Recep ayında Hilafet’in yıkılışının 105. yıldönümünü ihya etmek amacıyla H. 20 Recep 1447 / M. 9 Ocak 2026 Cuma günü Cuma namazının ardından Sudan’ın farklı şehirlerinde bir dizi duruş eylemi gerçekleştirdiler. Hilafetin yıkılışının yıldönümünü anmak, geçmişte yitirilen şanlı maziye ağıt yakmak için değildir, bilakis azimleri bilemek içindir. Ümmet Hilafeti ikame etme sorumluluğunu yerine getirmeli, Âlemlerin Rabbi’nin hükümleri altında yaşamalı ve boyunlarındaki cahiliye ölümü günahından kurtulmalıdır. Bu duruş eylemleri şu şehirlerde icra edildi:

  • • Port Sudan Şehri (İdari Başkent): Transit Mahallesi’ndeki Zin-Nureyn Camii önünde gerçekleşen eylemde, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Yakup İbrahim bir konuşma yaptı.
  • • Rebek Şehri (Beyaz Nil Eyaleti): Takva Camii önünde.
  • • El-Abbasiye Tegali Şehri (Güney Kordofan Eyaleti): Çarşı Mahallesi’ndeki El-Fuveyra Camii önünde.
  • • El-Ubeyd Şehri (Kuzey Kordofan Eyaleti Başkenti): İbn Mesud Pazarı Camii önünde gerçekleşen eylemde, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Muhammed El Kuni Muhammed bir konuşma yaptı.
  • • Kuzey Hartum (Bahri): Duruşab’daki Kuba Camii önünde.
  • • Omdurman Şehri: Sabirin Pazarı’ndaki Büyük Cami önünde gerçekleşen eylemde, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Meclis Üyesi Avukat Üstad Ahmed Ebubekir bir konuşma yaptı.
  • • Kadarif Şehri (Kadarif Eyaleti Başkenti): Büyük Pazar’daki Abdülkadir Abdulmuhsin (Demiryolu) Camii yanında.

Gençler, etkinliğin anlamını yansıtan ve Hilafetin gölgesinde yaşamanın önemini ortaya koyan pankartlar taşıdılar. Meydanlarda toplanan halk, eylemlere büyük ilgi gösterdi. Bu teveccühüyle ümmet, izzetin ve Rabbin rızasının anahtarı olan Hilafetin geri dönüşüne duyulan derin özlemi ve bağlılığı bir kez daha teyit etmiş oldu.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir’i Yasaklama Önerisi: Yalanlar, Irkçı Klişeler ve İslam Düşmanlığı Üzerine Kurulu Bir Tezgahtır

Avustralya hükümetinin Hizb-ut Tahrir’i yasaklama önerisi, partinin tutumlarının çarpıtılması ve bu ülkede Müslümanların on yıllardır maruz bırakıldığı ırkçı tasvirlere dayanılmasıyla açıklanabilir. Amaç, bu kalıplaşmış imgeler aracılığıyla hükümetin iddialarının ciddi bir denetime tabi tutulmasının önüne geçmektir.

Hizb-ut Tahrir, Müslüman toplumun bir parçasıdır. Ancak İslamofobik bir bakış açısından, biz ya tehlikeli görülüp etkisiz hâle getirilmesi gereken kimseleriz ya da saf olup kontrol edilmesi gereken bir topluluk!

“Müslümanlar fikir oluşturmazlar, aksine radikalleşirler. Müslümanlar görüş ifade etmezler, aksine nefret yayarlar. Müslümanlara haber okuma konusunda bile güvenilemez, çünkü mağduriyetleri çabucak kitlesel katliam olaylarına dönüşür.” İşte Avustralya hükümetinin dayandığı ırkçılık budur.

Hizb-ut Tahrir’in de bir parçası olduğu bu ülkedeki Müslümanlar, Gazze’deki soykırıma karşı durma konusundaki sabit ve ilkesel duruşlarıyla gurur duymaktadırlar. İşgal, bizim gözümüzde ebediyen bir zulüm olarak kalacaktır. Soykırım, ebediyen bir zulümdür. İnsanların başına evlerini yıkmak, hastaneleri, okulları ve gıda dağıtım merkezlerini bombalamak ebedi bir suçtur. Aynı şekilde esirlere tecavüz etmek de asla affedilemez büyük bir günahtır.

Avustralya hükümeti bu gerçeklerle doğrudan yüzleşmek yerine, kasıtlı bir dezenformasyon kampanyası yürütmeyi tercih etmiştir. Zaten kim hükümetin iddialarını sorgulayacaktır? Kim Müslümanları savunmak gibi bir riski göze alacaktır?!

Hükümet, Hizb-ut Tahrir’in “Yeni Nazilere benzediğini” iddia etmektedir. Bu, bizi gerçek Nazilerle bir tutan absürt bir kıyaslamadır! Yine, hiç adını dahi duymadığımız bir yer olan Caulfield’deki sinagogda yaşanan şiddet olaylarının arkasında bizim olduğumuzu ileri sürmektedir! Biz, bu suçlamadan önce o semtin adının bile bilmiyoruz! Eğer insanları Hizb-ut Tahrir’in bizzat şiddet eylemleri gerçekleştirdiğine ikna edemezlerse, bu kez şiddeti teşvik ettiğimizi söyleyecektir. Bu da olmazsa, insanlara şiddet için “ilham verdiğimizi” ya da en azından şiddeti övdüğümüzü iddia edecektir. Önemli olan bizi her ne şekilde olursa olsun şiddetle ilişkilendirmektir. Senaryoyu tamamlamak için bu karışıma bir de “Yahudi karşıtlığı” (Antisemitizm) suçlamasını ekliyor.

Avustralya hükümetinin artık kabul edilebilir gördüğü kamusal söylem düzeyi budur. Bu söylem, kendi imajlarını aklamaktan umudunu kesen ve bu nedenle bizim imajımızı karalamaya yönelen Siyonist aktivistler tarafından da desteklenmekte ve büyütülmektedir.

Hükümetin bu teklifi her birimizi dehşete düşürmelidir. Siyonist projenin savunucuları söylediklerimizden hoşlanmadığı için, Avustralya hükümeti söylediklerimizi suç sayacak özel yasalar hazırlıyor. Oysa hem bu hükümet hem de on yıllardır birbirini izleyen hükümetler, söylediklerimizin yasal ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiğini defalarca teyit etmişlerdir.

Bugün yapmak istedikleri şey, meşru siyasi söylemi “nefret söylemi” olarak yeniden tanımlamaktır. Bunun sebebi, bu söylemin gerçekten nefret içermesi değil; onların söylediklerimizden nefret etmeleridir. Ve Siyonist aktivistlerin, derin bir nefret besledikleri uzun bir insan listesi vardır.

Devamını oku...

Yemen’de Devam Eden Uluslararası Çatışmanın Gölgesinde Yemen Halkı Uzun Yıllardır Kayıp Olan Gerçek Rolünün Ne Zaman Farkına Varacak?!

Reşad el-Alimi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi, 07 Ocak 2026 Çarşamba günü Riyad’dan yaptığı açıklamada, konsey üyesi Aydarus Kasım ez-Zübeydi’ye; ihanet, anayasayı ihlal ve çiğneme, cinayet işlemek üzere silahlı çete kurmak gibi bir dizi ağır suçlama yönelterek dosyayı Başsavcılığa sevk etti. Ayrıca Konsey, bir dizi bakanlık ve güvenlik değişikliği de yaptı. Riyad ise 6 Ocak 2026 Salı günü ez Zübeydî’nin “bilinmeyen bir yere kaçtığını” bildirdi. 8 Ocak 2026’da El Cezire’nin aktardığına göre “Koalisyon Güçleri Sözcüsü Tuर्की el-Maliki, istihbarat raporlarına dayanarak Güney Geçiş Konseyi Başkanı ez Zübeydi’nin Aden Limanı üzerinden deniz yoluyla Somali’nin Somaliland bölgesine kaçtığını açıkladı.” Bu süreçte Suudi uçakları, ez Zübeydi’nin memleketi Dali’deki askeri kamplara 7 hava saldırısı düzenledi.

Bu gelişmeler, ez Zübeydî’nin Riyad’ın çağrısına uymayı reddetmesi ve yakın zamanda düzenlenmesi planlanan bir konferansa katılması için tanınan 48 saatlik süreyi kabul etmemesinin ardından yaşandı. Söz konusu çağrı, ez Zübeydî’nin 26 Kasım 2025’te güçleriyle Hadramut vilayetine girmesi, Hadramut ve komşu Mehri vilayetlerinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurması ve 2026 yılının başında bu bölgelerden çekilmesine kadar uzanan askerî gelişmelerin bir sonucu olarak yapılmıştır.

Ez Zübeydi de tıpkı Başkanlık Konseyi’nin diğer üyeleri gibi, Yemen satranç tahtasında usta hamleler yapan İngiltere’nin elindeki bir piyondur. İngiltere, onu İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşta kendi safına çekmiş, İslam ve Müslümanlara karşı savaşması için onu kışkırtmıştır. Muhammed bin Zayed liderliğindeki BAE de ona destek vermiştir. Bugün Yemen’de yaşananlar; Suudi hanedanı üzerinden yürütülen Amerikan nüfuzu ile BAE üzerinden yürütülen İngiliz nüfuzu arasındaki şiddetli çatışmanın bir yansımasıdır. Riyad, İngiliz yanlısı sekizli konsey üzerindeki tüm nüfuzunu kullanarak müdahale etmiş ve ez Zübeydi’yi hedef tahtasına koymuştur. Ancak Abu Dabi, piyonunu terk etmemiş; onu ileride tekrar kullanmak üzere koruma altına almıştır. İngiltere, El-Alimi ve konseyini hem Suudi rejimiyle uyumlu görünmek hem de aynı anda onlara tuzak kurmak için kullanacaktır. Böylece Yemen’de kan kaybı ve açlık devam edip gidecektir.

Selman ve oğulları —Veliaht Muhammed ve Savunma Bakanı Halid— Yemen için şefkatli bir anne rolü oynamaktadır! Ama aslında onlar, Güney Yemen’i efendileri olan Amerika’ya açmak için zehir taşımaktadırlar. Krallıkları bir gün olsun bile İslam kardeşliğinin safında yer almamıştır. Kurucuları Abdülaziz, Birinci Dünya Savaşı’nda Şerif Hüseyin ve başkalarıyla birlikte Hilafet Devleti’ne karşı savaşan ittifakta yer almış, Batılı kâfir devletlerin, özellikle İngiltere ve Fransa’nın liderliğinde Hilafetin yıkılmasına katkıda bulunmuştur.

Çatışan tarafların her ikisi de kapitalisttir; Amerika, Suud Krallığı üzerinden, İngiltere ise BAE üzerinden hareket etmektedir. İlke olarak aynı noktada buluşurlar; İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşta birleşirler; ihtilafları ise maddi çıkarlardadır. Bu çıkarların başında da Hadramut ve çevresindeki petrol gelmektedir. Dini siyasetten ayıran ve dünyaya İslam akidesi zaviyesinden bakamayan Yemenli siyasetçiler, bu yıkıcı “maliyet siyasetinin” uçurumlarını ne zaman fark edecekler?

Biz Kuzeyinden güneyine tüm iman ve hikmet ehli olan Yemen halkına sesleniyoruz: haydi Rabbinizi razı edecek bir duruş sergileyin! Kâfir Batı’nın ve onun ajanları olan Âl-i Suud, Âl-i Nehyan ve İran yöneticilerinin ellerini kesin! Hakka yardım edin; Allah’ın şeriatı ile hükmedecek olan bir devletin ikamesi için çalışanlara nusret verin. Ey Yemen halkı! Sizin asıl meseleniz, Raşidi Hilafet Devletinin gölgesinde İslam’ı taşımaktır, bu sizin gerçek tarihî rolünüzdür. Haydi bu rolünüze geri dönün. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” [Ali İmran 103]

وَأَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ“Çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal 46] İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşanların elinde bir yıkım aleti olmayın; sizi paramparça etmek ve gücünüzü yok etmek isteyenlere hizmet etmeyin!

Yoksa kapitalist uygarlığın, kökünü kazımak amacıyla İslam uygarlığına karşı başlattığı savaşı sadece izlemekle mi yetineceksiniz?! Kapitalist uygarlık bunu asla başaramayacaktır! Allahu Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يُرِيدُونَ أَن يُطْفِئُوا نُورَ اللهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللهُ إِلَّا أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ “Allah’ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.” [Tevbe 32] Müslümanlar arasında bu planların farkında olan, İslam ümmetini uyandıran ve onları İslam’a nusret vermeye, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devleti’ni ikame etmeye çağıranlar vardır. İşte Hizb-ut Tahrir, aranızdadır ve sizinle beraberdir.

Devamını oku...

El-Ubeyyid Şehrinde Duruş Eylemi Gerçekleştirildi ve Halka Hitap Konuşması Yapıldı

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, Hilafet Devleti’nin yıkılışının 105. yıldönümünü anmak amacıyla; H. 18 Recep 1447 M. 07 Ocak 2026 Çarşamba günü, Kuzey Kordofan’ın başkenti El-Ubeyyid şehrinde, Salihin Pazarı Camii meydanında bir duruş eylemi ve halka hitap konuşması gerçekleştirdi.

Etkinlikte bir konuşma yapan Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Muhammed el-Kuni; Müslümanlar için izzetin, emniyetin ve güvenin ancak Hilafet Devletinin gölgesinde mümkünü olduğunu vurguladı.

Ardından güç ve kuvvet ehline, âlimlere, siyasetçilere ve medya mensuplarına seslenerek, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafetin ikamesi için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya koyulmaları çağrısında bulundu.

Eylem süresince Hizb-ut Tahrir gençleri, günün anlam ve önemini belirten ve Hilafet talebini haykıran pankartlar taşıdılar.

Meydanda toplanan halk, yapılan hitaba ve eyleme büyük ilgi göstererek Hizb-ut Tahrir’e ve gençlerine övgüde bulundu, dua etti.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER