Perşembe, 02 Ramazan 1447 | 2026/02/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ülkelerin Güvenliğine ve Halkların Egemenliğine Saldıran Amerika’ya Kim Son Verecek?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ülkelerin Güvenliğine ve Halkların Egemenliğine Saldıran Amerika’ya Kim Son Verecek?!

Haber:

ABD Başkanı Trump, 3 Ocak 2026 Cumartesi sabahı erken saatlerde, uyuşturucu kaçakçılığı ve gayri meşru yönetim iddiaları üzerine aylarca süren baskıların ardından ABD'nin gece saatlerinde Venezuela'ya bir saldırı düzenlediğini ve uzun süredir iktidarda olan Nicolas Maduro'yu tutukladığını duyurdu. (Reuters)

Yorum:

Amerika'nın Venezuela'nın haklarını açıkça ihlal etmesi durduk yere ortaya çıkmamıştır; zira son aylarda, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle Venezuela'ya yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış ve son saldırıdan önce, son birkaç hafta içinde 62 kişinin ölümüne yol açan on beş saldırının sorumluluğunu üstlendiğini açıklamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, Latin Amerika ülkelerini, arka bahçe olarak bilinen bölgesel nüfuzunun bir parçası olarak görmekte ve bu ülkelerin kaynakları üzerinde hak sahibi olduğuna inanmaktadır. Venezuela, doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir; zira 300 milyar varilden fazla olduğu tahmin edilen dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve 195 trilyon fit küpü aşan dünyanın dördüncü büyük doğal gaz rezervlerine sahiptir.Nitekim Venezuela ve Çin arasındaki ticaret hacmi 2024 yılında 6,5 milyar Dolara ulaşmış olup giderek büyümeye devam etmekte, bu da bu yakınlaşmaya yönelik Amerikan öfkesini daha da artırmaktadır.

Monroe Doktrini'ni yeniden canlandırma bahanesiyle Amerika, Güney Amerika'daki gücünü genişleterek, özellikle Venezuela'da olmak üzere bölgedeki maddi ve siyasi çıkarlarını güvence altına almaya çalışmakta ve böylece de bölgesel güvenliği ve halkların kendi yöneticilerini seçme hakkını hiçe saymaktadır. Bu ilk kez olan bir şey değildir ve Amerika durdurulmadıkça son da olmayacaktır. Zira Amerika'nın stratejisi, ya istihbarat teşkilatları aracılığıyla iç darbeyi kışkırtmaya ya da askeri muhalefet içinde liderlik boşluğu yaratarak bu boşluğu kendi ajanlarından biriyle doldurmaya dayanmaktadır. Bu durumda, büyük olasılıkla tercih edilen son zamanlarda Nobel Barış Ödülü'nü kazanarak siyasi konumunu güçlendiren, Amerikan yanlısı Venezuelalı muhalefet lideri Maria Corina Machado olacaktır.

Ey Müslümanlar ve ey dünya halkları:Uluslararası güvenlik ve halkların egemenliğiyle ilgili uluslararası normları hiçe sayarak, eşi benzeri görülmemiş bir kibir ve tiranlıkla hareket eden Amerika'yı, nasıl olur da dünyanın lider ülkesi olarak kabul edebiliriz? Onun tiranlığı bizleri korkutmaması gerekir; bu tiranlık, onun gücünün bir kanıtı değildir, aksine zayıflığının bir işaretidir; zira Amerika artık özgürlük, demokrasi veya insan hakları gibi ilkeli politikalarla dünyaya liderlik etmiyor. Nitekim Gazze, bu sloganların sahteliğini ve çifte standartlarını ifşa etmiştir.

Trump döneminde Amerika, hem askeri hem de ekonomik olarak açıkça sömürgeciliğe geri dönmüştür; ancak bu eğilim, çıkarlarının doğrudan tehdit edilme olasılığının daha da artmasına yol açacaktır. Ey dünya halkları, Fransız düşünür Emmanuel Todd'un "İmparatorluktan Sonra: Amerikan Sisteminin Çöküşü (2001)" adlı kitabında söylediği şu sözleri iyice bir düşünün: “Amerika'nın, yaşamının düzeyini garanti altına almak için gerekli hale gelen hegemonyasını korumak için siyasi ve askeri savaşlara girmek zorunda kalacağı kesindir.” Bakın işte bugün bizler, bu acı verici bekleyişin gölgesinde yaşıyoruz.

Siz ey Müslümanlar; insanlığı, artan Amerikan hegemonyasının karanlığından İslam'ın adaletine ve nuruna çıkarmaya muktedir olan sizden başka kim vardır?Bol kaynaklarına rağmen dünya ülkelerini yoksullaştıran yozlaşmış kapitalist medeniyetin alternatifine sahip olan sizden başka kim vardır?İslam'ın rahmetini, bugün İslam ümmetinin direkleri olan üç kıtaya yayılmış halklara taşımanın bilincinde olan sizden başka kim vardır?

H. Receb 1342 yılında Hilafetinizin yıkılması sadece sizin için değil, aksine tüm insanlık için büyük bir kayıp olmuştur. Güçle yönetimin ve vahşi hayvanların bile işlemeye korktuğu suçların işlenmesinin üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçmiştir. Nitekim Allahu Teala, sizlerin insanlığın adil önderleri olarak geri dönmeniz için küresel kamuoyunu ve uluslararası koşulları hazırlamıştır.O halde hazırlanın ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti yeniden kurmak için ciddiyetle çalışın; eğer bunun için ciddiyetle çalışırsanız, Allahu Teala size yardım edecek ve Amerika ile Batı medeniyetinin ifsat ettiği şeyleri düzeltecektir. Nitekim Allah Celle Celaluhu şöyle buyurmuştur: وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرَىٰ إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَالِمُونَZaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.” [Kasas 59]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Hedefe Ulaşmak, Ancak Doğru Yolu İzleyerek Mümkündür!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hedefe Ulaşmak, Ancak Doğru Yolu İzleyerek Mümkündür!

Haber:

Perşembe sabahı İstanbul, on binlerce kişinin sabah namazını kıldıktan sonra Filistin ile dayanışma için Galata Köprüsü'ne doğru büyük bir yürüyüşün başladığına tanık oldu.İnsanlık İttifakı ve Milli İrade Platformu tarafından düzenlenen yürüyüşe, “Boyun eğmeyeceğiz, sessiz kalmayacağız ve Filistin'i unutmayacağız” sloganıyla 400'den fazla farklı sivil toplum örgütü katıldı ve Filistin'deki Yahudi katliamlarının sona ermesini talep ettiler.Organize edilen kortejler, Ayasofya Camii, Sultanahmet Camii, Fatih Camii, Süleymaniye Camii ve Yeni Camii gibi İstanbul'un önde gelen camilerinden hareket ettiler;zira bu camilerin önünde bir araya geldiler ve dayanışmanın birliğini ve yürüyüşün sembolik boyutunu yansıtan bir sahnede Filistin kefiyelerini taktılar ve Türk ve Filistin bayraklarını salladılar. (Şihab Haber Ajansı, 01/01/2026)

Yorum:

Bu, Türkiye sokaklarında gaspçı Yahudi varlığının işlediği katliamları kınamak için düzenlenen ilk yürüyüş olmadığı gibi sonuncusu da olmayacaktır.Zira 7/9/2025'te de, binlerce kişi Gazze Şeridi'ne uygulanan ablukayı kırmak için yola çıkan filoyu desteklemek amacıyla İstanbul'un Asya yakasındaki Üsküdar Meydanı'nda gösteri düzenlemişti.Göstericiler, bu varlığın eylemlerini ve Gazze halkını açlığa mahkum eden politikasını kınayan sloganlar atarak ve savaşın sona ermesini talep eden pankartlar taşıyarak şehrin sokaklarında yürümüşlerdi.

Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerdeki binlerce insanın Gazze halkını desteklemek için sokağa çıkması, İslam ümmeti için şaşırtıcı bir durum değildir; zira ümmet, rahatsızlıkları ve hastalıklarına rağmen tek bir vücut gibi olup vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.          

Nitekim yürüyüş, camilerde sabah namazının ardından başlamış olup bu da hareketin sembolik olduğunu teyit etmektedir.Binlerce katılımcı, din kardeşlerini desteklemek için biraraya geldiler ki yürüyüşü amacından saptırmak ve ona "insanlık" gibi başka nitelikler atfetmek için gösterilen büyük çabalara rağmen asıl amaç buydu. Bununla amaçlanan ise, yürüyüşü asıl özelliği olan “bizi İslam akidesiyle birbirimize bağlayan kardeşlerimizi savunma hareketini” ortadan kaldırmaktır.İnsanların geneli, Gazze'deki kardeşlerine duydukları kıskançlık nedeniyle, Yahudi varlığına karşı büyük bir nefret ve düşmanlık gösterdiler ve onu ortadan kaldırması ve varlığını yerle yeksan etmesi için Allah'a dua ettiler.

Müslüman halklar birçok ülkede Yahudilerin suçlarını kınamak için ayaklandıklarında, sınırların açılması ve El-Aksa'yı kurtarmak için cihada izin verilmesi çağrısından bulunmaktadırlar.Onların attıkları sloganlar, Yahudi varlığını ve destekçilerini dehşete düşürmekte ama bu suçluya sadık hain yöneticilerden oluşan sınır muhafızları, ümmeti gözetliyorlar ve ümmeti bu hedefinden uzaklaştırıp konuyu insani bir meseleye dönüştürerek ümmetin öfkesini emiyorlar; böylece ümmet, kendisini kontrol eden ve evlatlarına kendi medeniyetini dayatan sömürgeci Batı'dan kurtulmak için doğru yolda ilerlemiyor.

Ancak ümmet, Batı'nın kurnazlığının ve aldatıcılığının farkında olan ve bunları ümmete ifşa etmek ve onu Batı'nın kurnaz planları konusunda uyarmak için çalışan sadık ve uyanık evlatlarından da yoksun değildir; zira onlar, bu varlığın kökünden sökülüp atılmasının, ancak dağınık olan Müslümanları bir araya getirecek ve onları Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bıraktığı gibi insanlık için yaratılmış en hayırlı ümmet olarak birleştirecek güçlü bir devletle olacağını açıklamaktadırlar.

Birçok ülkede, ümmetin konumuna, topraklarına ve Aksa'sını geri dönebilmesi için doğru yolda yürümenin gerekliliği çağrısında bulunan birçok yürüyüşler düzenlenmiş ve bu yürüyüşlerde, bunun beden zayıf ve mafsalları parçalanmışken mümkün olamayacağı, aksine bedenin bir devlet çatısı altında güçlendirilip birleştirilmesi gerektiği açıklamışlardır. Ancak! Hakkı haykıran her sese karşı savaş açanlar, bu yürüyüşlerden hiç bahsetmiyorlar; medya onları görmezden geliyor ve rejimler bunlara baskı ve zulümle karşılık veriyorlar.

Hizb-ut Tahrir'in tüm yürüyüşlerinde çağrıda bulunduğu gibi Gazze'ye destek vermek, ancak El Aksa'nın ümmetin bağrına geri dönmesi için orduların seferber edilmesiyle olur; zira El Aksa, ümmetin kutsallarından biri olup Müslümanlar onun topraklarının bir karışından bile vaz geçemezler; bu da ancak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti ile gerçekleşebilir. 

Ey İslam ümmeti: Yolunuzu düzeltin ve hedefinizi, dininizi desteklemek ve onun kelimesini yüceltmek olarak belirleyin; sınırların ve kısıtlamaların kırılması için çağrıda bulunun ki böylece izzetinizi ve ihtişamınızı gerçekleştirecek ve onun gölgesinde tüm topraklarınızı ve kutsallarını geri alacağınız devletiniz geri dönsün.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zinet es-Sâmit

Devamını oku...

Kuran'a Kötülükle Uzanan Eli Kesecek Olan Sadece Hilafet Devletidir, Kötülükte Düşmanlarla Ortaklık Eden İnsan Yapımı Rejimler Değil!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Kuran'a Kötülükle Uzanan Eli Kesecek Olan Sadece Hilafet Devletidir, Kötülükte Düşmanlarla Ortaklık Eden İnsan Yapımı Rejimler Değil!

Hamas ve suçlu Yahudi varlığının, Trump'ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır, Ürdün, Türkiye, Pakistan ve Endonezya'nın da katıldığı Eylül 2025'teki Birleşmiş Milletler toplantısına başkanlık etmesinden bu yana Müslümanların başındaki kukla yöneticilerinin onayıyla hazırladığı planını -ki bu plan, Yahudileri güçlendirmekte ve mübarek Filistin topraklarını heba etmektedir- onaylamasının akabinde Husilerin, kendi iddialarına göre kontrol ettikleri bölgelerde Gazze'yi desteklemek için düzenledikleri haftalık gösteri ve protestoların geçen Ekim ayında durmasından sonra... iki yıldır gösteri ve protestolar düzenleyen Husilere bağlı El Aksa Destek Komitesi 18/12/2025 Perşembe günü, ümmetin düşmanlarının ayak takımlarından biri tarafından Mushaf-ı Şerif'e yapılan saygısızlığın ardından, 19/12/2025 Cuma günü Kur'an'ı destekleme gösterileri için sokaklara çıkma çağrısında bulundu.

Ümmetin düşmanları tarafından zaman zaman tekrarlanan Kuran-ı Kerim'e yönelik hakaretler, şayet Müslümanların buna misliyle karşılık verecek bir Halifesi olsaydı asla yaşanmazdı; zira Fransa, sonra da İngiltere, İslam'a ve onun Kerim Peygamberi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hakaret eden bir tiyatro düzenlemeye karar verdiklerinde, (Osmanlı Hilafeti döneminde) Müslümanların Halifesi bunu öğrenince onlara sert dille yazılmış bir mektup göndermiş ve bunun üzerine onlar bunu yapmaya cesaret edememişlerdi.

Kuran-ı Kerim'e yapılan hakarete karşı yürüyüşler, gösteriler, konuşmalar ve diğer yollarla -ki bunların hepsinde bir hayır vardır- güçlü bir öfkeyi ifade etmek, bireylerin ve grupların amellerindendir. Devletin ameli ise askeri olarak karşılık vermek, tüm sömürgeci ülkelerin mallarının tamamına gerçek bir ekonomik boykot uygulamak ve onların hepsini düşman olarak görmek olmalıdır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوّاً مُّبِيناً Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.” [Nisa-101]

Hain devlet ve rejimlerin kamuslarında, İslam'ı, sembollerini ve mukaddesatlarını savunmak diye bir şey yoktur; çünkü onlar, tıpkı efendileri Batı’nın edindiği gibi İslam’ı düşman edinen laik rejimlerdir.

İslam'a olan sevgilerini göstermeye devam eden, Kur'an yürüyüşü ve Amerika'ya ölüm sloganları atan ve kalabalıkları Kur'an-ı Kerim'e yapılan hakareti kınamak için seferber eden Husilere gelince; diğer hain rejimlerin kötülük ettikleri gibi onlar da Kur’an’a kötülük ettiler; zira O’nu sırtlarının arkasına attılar ve kesinlikle O’nunla hükmetmediler, aksine laikle hükmettiler ki bu, Kur’an-ı Kerim’i terk etmektir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُوراًRasul ‘Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terketti!’ dedi.” [Furkan 30]

Kur'an devleti, Husilerin Amerika’nın “terörizmle mücadele” sloganı altında kendisini kurmak için çalışanlara savaş açtığı Hilafettir; hatta Husilerin terörle mücadele adı verilen özel bir güvenlik cihazı da vardır! Nitekim Husiler, başka bir şey için değil, sırf Gazze ve halkına karşı kurulan komplonun hakikatini açıklayan “Trump, Müslüman Ülkelerdeki Kukla Yöneticilerini Rezil ve Utanç Verici Bir Anlaşmaya Sürüklemekte! Onlar da Haşim Gazze’yi Vesayet ve Sömürgecilik Altına Sokmak İçin Onun Arkasında Başlarını Öne Eğmektedirler!” başlıklı bir beyan dağıttıkları için Yemen'deki Hizb-ut Tahrir gençlerini tutuklamaya devam ediyorlar.

Bu da onların sadece görünüşte Gazze'nin yanında olduklarını teyit etmektedir; aksi takdirde Trump'ın planını reddedip “Amerika'ya ölüm” sloganı atarlardı; zira plan, suçlu Yahudi varlığının lehine olup onu güçlendirmekte ve savaş yoluyla gerçekleştirmediği şeyleri onun için gerçekleştirmektedir. Ayrıca plan, Gazze'yi yönetmek için ümmetin düşmanlarının idare ettiği bir yönetim kurulu olan “Barış Kurulu'na” yetki vermekte olup bu kurulun rolü ise, Gazze'yi yönetim işlerinden uzak tutmak ve ayrıca Gazze'ye giren ve çıkan kişilerin hareketlerini kontrol etmek için uluslararası bir istikrar gücü ve apolitik bir geçiş yönetimi kurmaktır.

Kur'an devleti, Allah'ın şeriatını uygulayan, Allah'ın indirdikleriyle hükmeden, hadleri uygulayan, sınırları koruyan ve İslam risaletini tüm dünyaya yaymak için Allah'ın yolunda cihad eden, Kuran'a kötülükle uzanan her eli kesen bir devlet iken ancak bugünkü mevcut hain rejimlerin Kuran'a göre yönetmediklerini ve onun hükümlerini uygulamadıklarını görmekteyiz ki bu da İslam'ın tamamına, yani Kuran ve sünnete kötülük etmektir. Bunun da ötesinde bu hain rejimler, insanın koymuş olduğu insan yapımı kanunlarla yönetiyorlar, ahlaksızlıkları, kötülükleri ve rezillikleri yayıyorlar, İslam'ın hükümlerini hayata, devlete ve topluma geri getirmek için çalışanlarla amansız bir şekilde savaşıyorlar. Yine onlar, Allah'ın hakkında hiçbir sultan indirmediği, aksine Allah'ın muhakeme olunmaya kesinlikle haram kıldığı insan yapımı kanunlarla yönetmeye devam eden krallık ve cumhuriyet sistemleriyle yönetiyorlar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.” [Maide 44]

Bugün Müslüman ülkelerdeki mevcut insan yapımı rejimlerin tamamı, tağutla yönetmek için can atmakta ve buna devam etmekte, insan yapımı kanunları uygulayarak kendilerine karşı çıkan ve hatalarını ve İslam'a muhalefet ettiklerini açıklayan herkesi takip etmekte, egemenliği halka vermekte, Müslümanlar arasında bölünmeyi pekiştirmekte ve kâfirlerin Müslümanlar üzerinde hakimiyet kurmasını kolaylaştırmaktadırlar.

Kur'an'ı ve İslam'ın tüm hükümlerini uygulayan devlet, egemenliği şeriata veren, Müslümanları birleştiren ve İslam'ın düşmanlarıyla savaşan Hilafet Devleti’dir.

Ey Müslümanlar: İslam'ı tatbik edecek, onu hayatınızda uygulayacak, İslam'a, Peygamberine, Kuran'a veya Müslümanlara hakaret eden her dili kesecek olan sadece Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'dir. O halde Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddiyetle çalışmak için acele edin ve Hilafeti kurarak İslam'ı hayata, devlete ve topluma geri getirmek için saflarınızı onun liderliği arkasında sıkılaştırın. Zira Hilafet, Rabbinizin farzı, izzetinizin kaynağı, düşmanlarınızın kahredicisi, dininizin ve kutsallarınızın koruyucusu ve topraklarınızın kurtarıcısı olduğu gibi dünyanın dört bir tarafında hayrın, ilmin ve adaletin feneridir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hâşid Kasım – Yemen

Devamını oku...

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye Rejimi: Kafes İçinde Bir Çatışma!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye Rejimi: Kafes İçinde Bir Çatışma!

Suriye sahnesini, duygusal bir göz veya manşetlerin gürültüsüyle değil de bilinçli bir şekilde takip eden kimse, bugün açıkça ortaya çıkan bir gerçeği fark eder ki o da şudur: Suriye'de Amerikan yörüngesinin dışında herhangi bir askeri veya siyasi aktör yoktur. Bundan dolayı Suriye ordusu ile SDG güçleri arasında bir egemenlik çatışması olduğu yönünde konuşmak, dikkatten yoksun bir konuşmadır; aksine çatışma, gerçekliği yansıtmaktan ziyade siyasi bir yanılsamayı yönetme kapsamına girmektedir.

Herhangi bir ciddi takipçi, Ahmed Şara’nın veya temsil ettiği projenin, Amerika’nın etkisinden çıktığını iddia edemez. Dolayısıyla bu, ani bir durum ya da bağımsız bir olgu değildir, aksine uzun siyasi geri dönüşüm sürecinin bir ürünüdür; yani belirli uluslararası koşulun ürünü ya da sahneden çıkarılan, sonra da ihtiyaç değiştiğinde geri getirilen işlevsel bir araçtır. Hareketlerin haritasını, ortaya çıkış zamanlamasını ve söylemin çıtasını okuyan herkes, kendisine verilen marjın dikkatli bir şekilde çizildiğini ve bu yoldan sapmanın söz konusu bile olamayacağını idrak eder.

Suriye ordusu ile SDG arasında bir çatışma olduğu yönündeki söylentiler ise, Amerikan kafesi içindeki çatışmadan başka bir şey değildir;zira SDG, Washington'un sahadaki doğrudan bir kolu olup görevi ise Suriye'nin doğusunu özgürleştirmek değil, kontrol etmektir. Suriye rejimi ise ne bir müttefik ne de bir düşmandır; aksine sadece ihtiyaç olduğunda kullanılabilecek bir dosyadır.

Bu nedenle çatışmaya izin verilmekte, hızı kontrol edilmekte ve kesin bir sonuç engellenmektedir ki böylece herkes Amerika'nın himayesine muhtaç olarak kalmaya devam etsin ve bağımsız bir devlet kurma olasılığı engellenmiş olsun, böylece de çatışma dışa yönelmek yerine içeride tüketilsin. Yani bu sürecin her bir halkası, Washington'ın hesaplamaları dahilindedir.

Sorun, grupların çokluğunda değildir, aksine çatışmayı bir onur savaşı olarak gösteren anlatıya inanmaktır; oysa gerçekte bu, bir nüfuz aracı olup bu şekilde sunulduğunda tehlike zirveye ulaşmaktır.

Suriye'de dökülen kan, bir projeyi düşürmek ya da bir devlet kurmak için değildir, aksine devletsizlik halini devam ettirmek içindir.

Suriye'nin bugün karşı karşıya olduğu en tehlikeli şey yanılsamadır: Yani Amerikan iradesinin dışında savaşanlar olduğuna dair bir yanılsama ve bazı sembollerin kurtuluşu temsil ettiğine dair bir yanılsamadır; oysa gerçekte bunlar, sadece geçici araçlardır. Savaşa karar verme gücüne sahip olmayan kimse, barışa karar verme gücüne de sahip değildir ve ülkesinin geleceğini inşa edemez.

Ey Şam’ın evlatları; sizler, acının en uzun fasıllarını kanınızla yazdınız ve sabrı, kimliğinizin bir parçası haline getirene kadar sabrettiniz; o halde fırtınadan önce bilinçlenmenin zamanı gelmedi mi?

Savaşlardan sonra halkların karşılaştığı en tehlikeli şey yıkım değil, kurtuluş olarak sunulan, gerçekte ise hegemonyanın yeniden dönüşü olan, sınırların dışından yönetilen projelerdir. Ancak tarih bize, bugün bilincini teslim edenlerin yarın bunun bedelini ağır ödeyeceğini öğretmiştir. Suriye'nin yeniden inşası, bilincin yeniden inşasıyla başlar ve bilinç verilmez, alınır.

Bu, projelerin yakıtları değil de karar sahipleri olmanıza yönelik bir çağrıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Refah Sınır Kapısının Açılması ve Batı Şeria Halkına Yönelik Kısıtlamaların Sıkılaştırılması

Haber-Yorum

Refah Sınır Kapısının Açılması ve Batı Şeria Halkına Yönelik Kısıtlamaların Sıkılaştırılması
Mübarek Filistin Toprakları Halkının Yerinden Edilmesi İçindir

Haber:

Yahudi varlığı ile Hamas arasındaki ateşkes anlaşmasının ilk aşamasının yürürlüğe girmesinden ve hayatta olan ve ölen Yahudi tutsakların -hala aranan bir ceset hariç- serbest bırakılmasından bu yana yaklaşık seksen gün geçmiş olmasına rağmen, bazı haber kaynaklarına göre, "son günlerde Refah sınır kapısının açılması için Amerikan baskısının devam etmesi", Yahudi Başbakanının Amerika'da yaptığı görüşmelerle aynı zamana denk gelmiştir.Bu kaynaklar, Yahudi varlığının, Netanyahu'nun geçen Pazartesi günü Trump ile görüştüğü ziyaretin ardından sınır kapısını her iki yönden de açmaya hazırlandığına dikkat çekiyor. (El Cezire)

Yorum:

Medya kuruluşları, Refah sınır kapısının yönetimini ve yeniden açılması mekanizmasını üstlenecek taraf konusundaki tartışmalara odaklanmasına rağmen, bu şartlarda sınır kapısının açılmasının sonuçları hakkında kasıtlı bir karartma söz konusudur.Bundan dolayı geçişin açılmasının anlamı üzerinde durmamız gerekir ki bunlardan bazıları aşağıdaki şekildedir:

1- Nitekim Amerika ve Yahudi varlığının hiçbir antlaşma ve ahit gözetmediği herkes için açık hale gelmiştir; zira sahibi Trump'ın adıyla anılan anlaşmaya rağmen Trump'ın, onunla birlikte Batılı yöneticiler ve liderlerden oluşan müttefiklerinin ve anlaşmanın uygulanmasının garantörü olarak adlandırılan Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticilerin, yani Türkiye, Pakistan, Mısır, Endonezya ve diğerlerinin yöneticilerinin yalancı Müseylime'den daha kötü oldukları ortaya çıkmıştır.Çünkü anlaşmanın üzerinden yaklaşık üç ay geçti ama Trump ve onun üvey çocuğu Yahudi varlığı, anlaşmanın adaletsizliğine rağmen onun hiçbir maddesine bağlı kalmamış, Yahudilerin son iki yıl boyunca uyguladığı katliamlar durmamış ve kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahil olmak üzere Gazze ve Batı Şeria halkının esirleri serbest bırakılmamış ve Gazze Şeridi'ne girdirilmesi üzerinde anlaşılan yardım, çadır ve diğer insani yardım malzemelerinin girişine izin verilmemiştir.

2- Yahudi varlığı ve Trump'ın bağlı kalmaması haddi zatında kasıtlı olup Gazze halkının acılarının mümkün olduğunca uzatılması hedeflenmektedir;zira sınır kapısının açılması halinde, birçok insan Gazze Şeridi'nden ribattan kaçmak için ayrılmayacak, aksine Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçmak için ayrılacaktır;zira Gazze Şeridi artık yaşanabilir durumda değildir. Direnişin ilk aşamada Yahudi tutukluların serbest bırakılmasını taahhüt etmesinin ardından Amerika ve Yahudiler üç ay boyunca oyalandıklarına göre, ikinci aşamada ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını gerektiren üçüncü aşamada kaç ay oyalanacaklar acaba?Peki erteleme, oyalama ve yeniden inşa malzemelerinin girdirilmesine yönelik kısıtlamanın gölgesinde, Gazze Şeridi'nin yeniden inşa edilmesi ve yaşanabilir hale getirilmesi ne kadar sürecek acaba?Gazze halkına yönelik oyalama ve kısıtlama politikası ve Refah geçişinin bu şekilde açılması, Gazze halkından intikam almaktan başka bir şey değildir ve bu da onları “gönüllü” olarak yerlerinden edilmeye zorlamanın bir aracıdır.

3- Yahudi varlığı ve onun aracı olan Oslo otoritesi, Batı Şeria halkını tüm direniş araçlarından soyutlamış olsalar da, mesele bunun da ötesine geçerek, kurtuluş ve direnişten bahseden herkesin takip edilmesine ve onların kışkırtma suçlamasıyla gerek Yahudi hapishanelerine gerekse otoritenin hapishanelerine atılmasına kadar ulaşmıştır.Batı Şeria'da yaklaşık iki yıldır devam eden güvenlik operasyonlarının, gerçek bir güvenlik gerekçesi yoktur; aksine suikastların, ev yıkımlarının, şehir ve köylere yapılan günlük baskınların ve Batı Şeria ekonomisinin bel kemiğini oluşturan Yeşil Hat içindeki işçilerin çalışmasının engellenmesinin amacı, insanları gönüllü göçe zorlamak içindir. Geriye kalanlara gelince; Yahudi varlığının yaptığı değişikliklere boyun eğmeleri istenmekte olup bu değişiklikler arasında toprakların kemirilmesi, daha fazla yerleşim yerlerinin kurulması ve Batı Şeria'daki güvenlik kolu olan Oslo otoritesi ile birlikte baskıyla tam teslimiyete zorlamak yer almaktadır.

Sonuç olarak mübarek Filistin topraklarının halkı, Yahudilerden ve onları destekleyenlerden gelen her türlü zulme tahammül ederek topraklarında kalmaları, sabretmeleri ve sebat etmeleri nedeniyle büyük bir ecir almış olsa da, kendisi ve ailesiyle birlikte komşu Müslüman ülkelerine kaçan herhangi birini suçlamamız caiz değildir; zira bu, Allah korusun, savaş gününde arkayı dönmek değil, aksine Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçmaktır ve Filistin halkından olan mazlum ümmete, taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklememiz doğru değildir.

Sabah akşam suçlanması gereken tek kişiler, kışlalarında konuşlanmış olan Müslüman ordularıdır;zira mazlumlara yardım etme, onları kendi topraklarında güçlendirme, onların düşmanlarından intikam alma ve mübarek toprakları kurtarma görevi, onların omuzlarındadır; yeter artık yüzüstü bırakıp zayıf kaldıkları. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌEy iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.” [Tevbe 38]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...

Unutmamak, Hayal Kırıklığına Uğratmamak Anlamına Gelmez, Ey Erdoğan

Haber-Yorum

Unutmamak, Hayal Kırıklığına Uğratmamak Anlamına Gelmez, Ey Erdoğan

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan: (Gazze’de) Çoğu çocuk ve kadın olan 71.000 kardeşimizin ölümünden sorumlu olanları adalete teslim edilene kadar asla sessiz kalmayacağız ve soykırımın unutulmasına asla izin vermeyeceğiz.

Yorum:

Eğer Gazze halkı ölümün, kuşatmanın, açlığın, hastalığın ve soğuğun pençesinden kurtulmuş, güvenliğe kavuşmuş, evleri inşa edilmiş ve yaraları sarılmış olsaydı ve sonra da “unutmayacağız” diyen gibi; bir lider, başkan veya komutan ortaya çıkıp, hayır, bin kere hayır, size kötülük edenleri asla unutmayacağız, onların cezası yeryüzünden sökülüp atılmak olacak, onları adalet mahkemesinin önüne çıkarıp kalpleriniz şifa bulana ve kalplerinizdeki öfke gidene kadar onlardan intikam alacağız deseydi, bu sözlerin bir anlamı, hem de büyük bir anlamı olabilirdi.

Eğer "Unutmayacağız" diyenin liderliğindeki ümmetin güçleri ve orduları, kardeşlerine destek olmak için harekete geçerek Kudüs ve çevresini özgürleştirme konusunda kaçırdıkları fırsatları hatırlayıp telafi etseler, sonra da toprağı özgürleştirseler ve şehidin anne ve babasının önünde durup ona şöyle deselerdi: Allah'a karşı, sonra din kardeşlerimizin bizim üzerimizdeki hakkı konusunda ihmalkarlık gösterdik; umulur ki Allah, kurtuluş yoluyla bizi bağışlar ve sizler de, size karşı göstermiş olduğumuz kusurlardan dolayı bizi affedersiniz; size zulmedenleri ve size zulmedenlere yardım edenleri asla unutmayacağız, o zaman bu sözlerin bir anlamı olabilirdi.

Eğer savaş ümmetin gücüyle durdurulmuş olsaydı ve Erdoğan da kalkıp Doğu'ya ve Batı'ya, "Bu soykırımı unutmayacağız ve Amerika'ya ve Avrupa'ya da, silahlarınızla, paranızla ve sömürgeciliğinizle katiller olduğunuzu asla unutmayacağız, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, Bekir’e silah temin eden Kureyş'e hesap sorduğu gibi artık hesap verme vakti yaklaşmıştır deseydi, o zaman bu sözlerin bir anlamı olabilirdi. Ancak katliam devam ederken, kuşatma sürerken ve bombalama şiddetlenirken “unutmayacağız” demenin, Erdoğan’ın, Yahudi varlığına, siz devam edin biz sizin yaptıklarını tarih kayıtlarına geçiyoruz demesinden başka bir anlamı var mı Allah aşkına?! Bu sözlerin aç ve açıkta kalan Gazze halkına bir faydası var mı ve sözlerin, daha fazla hayal kırıklığından başka bir şey ifade etmediğini anlıyorlar mı acaba?

Gerçek şu ki ümmet asla şunları unutmayacaktır:

Tıpkı Yahudi varlığının Gazze'yi kuşattığı gibi Gazze'yi kuşatan rejimleri asla unutmayacaktır. Yahudilere silah, para, yiyecek ve giyecek sağlayanları asla unutmayacaktır. Hakkında konuştuğu din kardeşlerinin, Kudüs'e doğru yürüyüp Gazze halkına yardım etmesini engelleyenleri asla unutmayacaktır. Gazze ve mücahitlerini teslim etme komplosunu hayata geçirmek için Trump ile el ele verenleri asla unutmayacaktır. Yahudi esirleri kurtarmak için her türlü hileye başvuran, ardından da Gazze halkını açlığa, soğuğa, ölüme ve Yahudilerin pençesine terk edenleri asla unutmayacaktır.

Evet, ümmet unutmayacak ve münafıkların, hainlerin ve komplocuların yaptıkları ümmetin hafızasında kalacak ve ümmet Kudüs'ü kurtardığı gün Erdoğan gibiler bilsin ki, ümmetin mahkemelerinde yargılanacaklar ve suçlu Yahudileri çektikleri hesaptan daha az olmayacak şekilde hesaba çekileceklerdir. Onlardan hangisinin Allah'a kavuşmadan kalacağını veya mahkemeyi göreceğini bilmiyoruz ancak onların hepsi de aynıdır; zira ümmetin mahkemesini görsün ya da görmesin, hepsi ilahi adalet mahkemesinde tutuklanacaklardır; çünkü Rabbiniz asla unutmaz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Abdulhay

Devamını oku...

Kış İkinci Bir Nekbeye (Felakete) Dönüştüğünde... Gazze Açık Havada Tek Başına Direniyor

Haber-Yorum

Kış İkinci Bir Nekbeye (Felakete) Dönüştüğünde... Gazze Açık Havada Tek Başına Direniyor

Haber:

UNRWA, 10 Aralık'tan bu yana Gazze'deki fırtına ve yağmurların 17 binanın çökmesine ve 42.000'den fazla çadırın tamamen veya kısmen hasar görmesine neden olduğunu tahmin ediyor. (El Cezire Net)

Yorum:

Gazze sadece kuşatma altında değildir; aksine ümmetin onun sesine yönelik ihanetini ortaya koyan, yöneticilerin korkaklığını ifşa eden ve çocukların kanlarının yıkanıp masumların çadırları bombalarla değil de yağmurla yerle bir edildiği bir zamanda dünyaya sessizliğin çirkinliğini gösteren bir aynadır.

Gazze bugün tek bir savaş yaşamıyor, aksine henüz sona ermemiş olan bir füze savaşı, başlamış olan kış savaşı ve bunların ardından gelen hastalık savaşı gibi birbiri ardına savaşlar yaşamakta olup bunların hepsi duvarları olmayan bir çadır alanında gerçekleşiyor.

Gazze'deki bir çocuk, uçakların bombasıyla mı yoksa çadırını yıkan bir sel baskınıyla mı uyanacak bilemiyor! Bombardıman altında çocuklarına veda eden anne ise, korkuyu yastık ve bilinmezliği de battaniye edinerek ıslak bir zeminde uyumak zorunda kalıyor.

Ateşkesin ardından Gazze, sanki savaş gerçekten bitmiş gibi tamamen göz ardı edilmektedir! Oysa gerçek şu ki, savaştan sonra gelenler daha da kötüdür; zira onun çadırları rüzgâra karşı kendi haline bırakılmış olup insanlar trend için fotoğraflarını takip ediyor, ekranlarda gözyaşı döküyor, sonra da hayatlarına devam ediyorlar!

Gazze halkı ise, bazen bombardımanla, bazen hastalıkla, bazen de yağmur suları altında kalan çadırın çökmesiyle her gün farklı şekillerde ölüyor.

En büyük ihanet ise, dünyanın söylenip durduğu geçici çözümlerin gerçekleşmemiş olmasıdır; hatta gerçekleşmiş olsa bile, bunlar basın toplantısındaki bir fotoğraftan ibaret kalıyor. Nitekim acziyet ile yüzüstü bırakma arasında kalan Arap yöneticiler, sıcak bir konteyner dayatma gücüne bile sahip olmadıkları gibi işgalcinin verdiği zararı durdurmaya zorlayacak bir karar bile alamıyorlar!Sanki Gazze ümmetin bedenin bir parçası değilmiş de, aksine ihanetlerini hatırlatmaması için susturmak istedikleri ağır bir yükmüş gibi.

Gazze'de kış, bulutların dağılmasıyla bitmez; zira zulmün soğuğu rüzgardan daha sert olduğu gibi bombardımanın şiddeti ise yağmurla kıyaslanamaz bile.İhtiyaçtan kurulan binlerce çadır, tıpkı yöneticilerimizin onurunun Yahudi varlığına karşı direnemediği gibi rüzgara karşı direnemiyor.Evleri bombalarla havaya uçurulmasından itibaren, parçalanmış çadırlar çocuklarının başlarındaki tek bir çatı haline gelmiş olup, şimdi de fırtınalar uçakların yıkamadığı şeyleri tamamlıyor.

Bu, birleşik bir cezadır: Zira dünkü bombalama, onları açık alanda fırtınalarla baş başa bırakmış ve dünyada her zaman bir sessizlik hakim.Filistinliler çadırlarının enkazı altında iki kez ölüyorlar: Birincisi işgal çadırlarını yıktığında, ikincisi ise çadırlarını yağmurda su basınca; peki şimdi yağmuru mu suçlamalıyız? Yoksa onları fırtınalardan ve soğuktan koruyacak araçlara sahip olanları mı?Fırtınalar sadece onlara özgü bir olgu değildir; ancak onlar için bir destek veya yardım olmadığından dolayı diğerlerinden daha fazla etkileniyorlar ve herkes Gazze'nin üzerine üşüşmüştür; çünkü Gazze onları ifşa etmiş, açığa çıkarmış ve maskelerini düşürmüştür.

Ey gururlu Gazze: Mobil evler girdirmek, geçici acil bir çözümdür; ama bir somun ekmek bile girdirmekten aciz olan kimse, sizin için geçici bir çözüm bile dayatamayacaktır!

Ey ordular; duygularınızı ve gururunuzu uyandırmak istiyor ve sizleri, kıyamet gününde kaçınılmaz olarak sizden uzaklaşacak olan yöneticilere itaat etmek yerine sizleri kurtaracak olan şeye davet ediyoruz.Yine sizleri, cihat etmeye ve içerisinde kumaştan yapılmış çadırlarda ya da uluslararası bir dilencinin gözetiminde değil, onurlu bir şekilde yaşayacağımız Allah'ın şeriatıyla yönetecek bir devlet kurmak için çalışanların yanında yer almaya davet ediyoruz. O halde gelin işgali ortadan kaldıralım, onun ardında gelenleri onarmayalım ve sürgünü uzatmamak için de Hilafeti kuralım.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: انفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ (Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” [Tevbe 41]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Bir Hata Mı Yoksa İğrenç Bir Suç Mu?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bir Hata Mı Yoksa İğrenç Bir Suç Mu?

Haber:

ABD Başkanı Trump, işgal Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında şunları söyledi: “Irak ve İran hemen hemen denk güçteydi. Bin yıldır farklı isimler altında birbirleriyle savaşıyorlardı; ancak ABD, Irak’ı yok edince İran, aniden tüm Ortadoğu’yu kontrolü altına aldı ve bu, hatalı bir adımdı.” (Sumaria News)

Yorum:

Trump'ın açıklaması geç kalmış kısmi bir itiraf sayılmakla birlikte ama aynı zamanda özünde saptırıcı olup çatışmanın doğasını ve ABD’nin bu çatışmadaki rolüne yönelik temel gerçeği gizlemektedir.

Trump’ın İran'ın nüfuzunun Amerika'nın Irak'ı yok etmesi sonucu arttığı yönündeki açıklaması, Irak'ın işgalinin ardındaki gerçek nedenlerin kasıtlı olarak saptırılmasıdır; zira Amerika'nın Irak'ı işgali, Irak’ın siyasi sisteminin ortadan kaldırılması, askeri yapısının dağıtılması ve siyasi sistemin mezhepsel ve çatışmacı temeller üzerine yeniden şekillendirilmesi için olup bu da, ülkeyi yıpratmayı ve bölgede gerçek İslami projenin kurulmasını engellemeyi amaçlayan habis bir strateji doğrultusunda dikkatlice planlanmış hedefleri gerçekleştirmek içindir.

Ayrıca İran ve Irak arasında gerçekleşen çatışma, büyük ülkelerin seferber olmasından ve bu çatışmayı istismar etmelerinden muaf değildir ve bu da çatışmanın tırmanmasına ve her iki ülkenin kaynaklarını yıllarca tüketen savaşların patlak vermesine yol açmıştır. Irak'ın işgalinden sonra İran’ın Amerika'nın örtüsü altında oraya girmesi ve onun Irak ve bölgeye uzanması Amerika’ya rağmen değil, aksine onun siyasi ve askeri gözetimi ve koruması altında olmuştur.

Bunun en açık göstergesi, Amerikan güçlerinin Irak'ta, İran'ın nüfuzuyla birlikte yıllar boyunca kalmaya devam etmesi, Irak'la ilgili çok sayıda dosyanın Amerikan ve İran tarafları arasında koordine edilmesi ve İran'ın bölgeyi kontrol etmek ve bağımsız bir İslami projenin kurulmasını engellemek için bir araç olarak kullanılmasıdır.

Ayrıca açıklama, kafirin Müslümanların kanlarını ve yeteneklerini hiçe saymasının boyutunu da ortaya koymaktadır; zira bir ülkenin yıkımını “hata” olarak nitelendirmek, ahlaki ve siyasi bir sahtekarlıktır; çünkü olanlar bir hesaplama hatası değil, aksine yüzbinlerce insanın ölümüne, toplumun iğrenç milliyetçilik ve mezhepçilik temelinde parçalanmasına ve bölünmesine ve toplumun yeteneklerinin ve servetlerinin yağmalanmasına yol açan siyasi ve askeri bir suçtur.Yine açıklama, bölgeyi sanki sadece milliyetçilik ve mezhepçilik çatışmalarıyla yönetiliyormuş gibi göstermeye yönelik sömürgeci bir gerekçeyi de ifade etmektedir.

Belki de Trump açıklamasında, geçmişteki hataları düzeltme bahanesiyle yeni müdahalelere zemin hazırlamaktadır. Allah ona fırsat vermesin ve amacına ulaşmayı nasip etmesin.

Ey Irak ve diğer ülkelerdeki Müslümanlar: İşte bu kafir Batı, sizin trajedilerinizi ve size isabet eden felaketleri bu şekilde nitelendirdiği gibi aynı şekilde kanlarınızı hafife almakta, dahası vahdetinizin projesinin ve izzetiniz olan devletin, yani Allah'ın size vaat ettiği ve Kerim Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurarak sizlere müjdelediği Hilafet Devleti'nin kurulmasını engellemek için tüm gücünü seferber etmektedir.ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.”

Bunu öğrenmenizden sonra geriye kalan tek şey Hilafeti kurmak için çalışmaktır; çünkü sadece Hilafet sayesinde izzet olacak ve Allah'ın düşmanlarının hegemonyasından ve kibirlerinden kurtulunacak olup onda, ümmetin, hükmüne boyun eğmesini ve Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği şekilde şeriatının ikame etmesini farz kılan Allah'ın rızası vardır.

﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Zekeriya

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER