Salı, 29 Şaban 1447 | 2026/02/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu Çevrimiçi Bir Diyalog Semineri Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu, Hilafet Devleti’nin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle “Köklü Çözüm ve Ümmetin Ölüm Kalım Meselesi” başlıklı çevrimiçi bir seminer düzenledi.

Seminerde şu ana başlıklar ele alındı:

- Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın (Allah onu korusun) Hilafetin yıkılışı münasebetiyle yaptığı konuşma üzerine değerlendirmeler.

- Kapitalizmin iflası ve ümmeti saptırma ve davasından uzaklaştırma çabası.

- Hilafet: Hükmü, farziyetinin delilleri ve nasıl yeniden kurulacağı meselesi.

Seminere çok sayıda izleyici katıldı. Katılımcılar, Ümmetin hayati meseleleri için köklü bir çözüm olarak Hilafet Devletini kurmanın gerekliliği, kurulması için çalışmanın şeri hükmü (farziyeti) ve buna dair şeri delillerin yanı sıra Rasûlullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın kurduğu gibi onu kurma metodu ile ilgili sorular sorarak etkileşimde bulundular. Bu etkileşimler, ümmetin İslam Devleti’nin geri dönüşüne duyduğu özlemi, derin ilgiyi ve bu hayati meseleye verdiği önemi bir kez daha gözler önüne serdi.

Konuşmacılar gerek seminer başlıkları çerçevesinde gerekse yöneltilen soru ve istişarelere cevap verirken ayrıntılı ve kapsamlı açıklamalarda bulundular. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in geri dönüşünün kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu ve bu hedef doğrultusunda ciddi bir çalışmanın yürütülmesi gerektiğini vurguladılar.

Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan; O’nun yeryüzünde iktidar (temkin) vaadinin ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in belirtileri ufukta görünen müjdesinin bir an önce gerçekleşmesini niyaz ediyoruz. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” [Ahmed]

Devamını oku...

Amerika ile Askeri İşbirliği, Bağımlılığı Pekiştirmek ve Silahlı Kuvvetlerimizi Aşağılamaktır

Milli Savunma Bakanlığı, 14 Ocak 2026 Çarşamba günü öğle saatlerinde Tunus’ta gerçekleştirilen Tunus-Amerika görüşmelerine ilişkin bir açıklama yayımladı. Görüşmeye, Milli Savunma Bakanı Halid es-Suheyli ile ABD Savunma Bakanlığı Afrika İşlerinden Sorumlu Yardımcı Bakan Yardımcısı Brian J. Ellis, Amerika’nın Tunus Büyükelçisi Bill Buzzi ve her iki taraftan bir dizi yetkili katıldı.

Açıklamaya göre görüşmelerin ana eksenini; askeri işbirliğini geliştirme ve çeşitlendirme yollarının yanı sıra 2020-2030 Askeri İşbirliği Yol Haritasının uygulanmasına devam edilmesinin önemi oluşturmuştur. Afrika işlerinden sorumlu Ellis, görüşme sırasında ülkesinin ikili iş birliğini daha da geliştirmeye ve çeşitlendirmeye hazır olduğunu, ortak yol haritasının mevcut aşamanın gerekliliklerine uygun şekilde güncellenebileceğini ifade etti. Bu desteğin, Tunus’un bölgesel bir eğitim ve öğretim merkezi, güvenlik kaynağı ve bölgede temel bir istikrar unsuru olarak konumunu güçlendirmeyi hedeflediğini belirterek, Tunus’u Amerika ile güvene ve karşılıklı saygıya dayalı seçkin ilişkilere sahip Afrika ülkelerinin ön saflarında yer alan stratejik bir ortak olarak niteledi.

Bu açıklama karşısında Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak biz şunları vurguluyoruz:

Birincisi: Uluslararası ilişkilerde taahhütler iyi niyetler üzerine değil, güç ve caydırıcılık üzerine kurulur. Amerikan sözlüğünde “stratejik ortak” ifadesi, eşit bir dost veya müttefik anlamına gelmez; aksine, Amerikan çıkarları manzumesinde kendisine verilen belirli bir görevi yerine getiren bir hizmetkâr anlamına gelir.

İkincisi: Amerikan eğitimine, silahlanmasına ve tecrübe paylaşımına bel bağlamak, eşit bir müttefik anlamına gelmez; aksine ülkeyi Amerika’nın Afrika’daki güvenlik hedefleri ağına dahil etmek ve bu kirli planlara ortak etmek anlamına gelir.

Üçüncüsü: “Eski dost” veya “müttefik” gibi süslü sözler, Tunus’a egemenlik veya itiraz hakkı tanımaz. Bilakis Amerikan emperyal mantığına göre bunun pratikteki karşılığı; mali yaptırımlar, gümrük vergilerinde artış ve ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün 21 Ocak 2026 tarihli açıklamasında da belirtildiği üzere, kamu hizmetlerine yük teşkil ettikleri gerekçesiyle Tunusluların ABD göçmen vizesinden men edilenler arasına dahil edilmesidir.

Ey ez-Zeytune Müslümanları! Aklı başında kim Amerika ile ittifakın çıkarlarımızı koruyabileceğini düşünebilir?! ABD, dünyanın şerrinden emin olmadığı sömürgeci bir devlettir. İslam, kâfirlerden kolektif olarak yardım istemeyi haram kılmıştır. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın” Çünkü ittifakların doğası, iki tarafın ordularının ortak bir düşmana karşı birlikte savaşmasını veya askerî bilgi ve savaş araçlarının karşılıklı paylaşılmasını gerektirir. Oysa Amerika, İslam beldelerinin dört bir yanında düşmanca eylemlere karışmıştır; Gazze’de yaşananlar hâlâ gözler önündedir.

Ey Tunus halkı! Siyasi otoritenin, sömürgeci Amerika ile yapılan bu anlaşmaları kasıtlı olarak sadece “Tunus ordusunun operasyonel hazırlığını ve askeri yeteneklerini güçlendirmek” ile sınırlıymış gibi gösteren safsatalarına karşı sizi uyarıyoruz. Zira Amerika açıkça Tunus’u bölgesel bir eğitim ve öğretim merkezi haline getirmekten söz etmektedir. Bu ise meselenin geleneksel anlaşmaların ötesine geçtiğini göstermektedir. Amerika, tamamlanması tam 10 yıl sürecek devasa bir proje çizmektedir. ABD’nin iddiasına göre yol haritası; sınırların denetlenmesi, limanların korunması, “aşırıcı düşünce” ile mücadele ve Rusya ile Çin’e karşı koymayı içermektedir. Bu ise, Tunus’un egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi ve doğrudan vesayet altına alınması anlamına gelir.

Ey Müslümanlar! Hizb-ut Tahrir’in kurmak için sizi çalışmaya davet ettiği, ABD İstihbarat Direktörü ve birçok Batılı siyasetçinin varlığından korktuğu Hilafet Devleti; Amerika’nın tuzaklarına karşı koyabilecek yegâne siyasi varlıktır. Bu varlık, iki milyarlık ümmeti birleştirebilecek egemen bir projeye sahiptir. Dünyayı kurtarmak için Allah’a, Rasûlüne ve müminlere düşman olanlarla herhangi bir ittifak kurmaya muhtaç değildir.

Devamını oku...

El-Ubeyd Şehrindeki Güvenlik Birimleri Dört Hizb-ut Tahrir Gencini Gözaltına Aldı

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençlerinin, El-Ubeyd şehrindeki Büyük Cami meydanında düzenledikleri bir duruş eyleminin ardından, güvenlik güçleri Hizb-ut Tahrir mensubu dört genci gözaltına aldı. Söz konusu duruşta, cuma namazından sonra H. 27 Recep 1447 M. 16 Ocak 2026 tarihinde Hilafet Devleti’nin 28 Recep 1342’de yıkılışının üzerinden 105 kameri yıl geçmesi münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad en-Nezir Muhammed Hüseyin bir konuşma yaptı. Topluluk dağıldıktan sonra güvenlik güçleri, en-Nezir Muhammed Hüseyin, Emin Abdülkerim, Abdülaziz İbrahim ve Ahmed Musa adlı dört Hizb-ut Tahrir gencini gözaltına aldı. Bu basın açıklamasının yazıldığı ana kadar hâlâ serbest bırakılmış değillerdir.

Güvenlik birimleri, halkın büyük bir kısmının ihmal ettiği şer’i bir görevi yerine getiren Hizb-ut Tahrir gençlerine yönelik baskı ve sindirme politikalarını yeniden yürürlüğe koymuştur. Görünen o ki bu tutum, Zürih’te El Burhan ile Trump arasında, “terörle mücadele” adı altında İslam’la savaşma konusunda varılan mutabakata sadakat göstermenin bir tezahürüdür! Aksi halde, temellerini bizzat Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in attığı İslam Devleti Hilafet’i kurmanın farz olduğunu insanlara hatırlatan gençlerin gözaltına alınması başka nasıl izah edilebilir?

Zalim iktidarın ve güvenlik aygıtlarının bu uygulaması, Allah’ın yolundan alıkoymaktan başka bir şey değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ“Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.” [İbrahim 3]

Rejim şunu bilsin ki, gözaltılar ve Hilafetin kurulması çağrısını engelleme girişimleri, Hizb-ut Tahrir’i şer’î görevini yerine getirmekten asla alıkoyamayacaktır. Gençlerimizin damarlarında kan aktığı sürece bu davadan asla vazgeçmeyeceklerdir. O halde aklınızı başınıza alın, sapkınlığınızdan dönün ve Hizb-ut Tahrir gençlerini derhal serbest bırakın! Dahası, aranızdaki muhlislerin zimmeti (sorumluluğu); ancak İslam’ı tatbik edecek ve dünyaya taşıyacak olan Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurması için Hizb-ut Tahrir’e Nusret vermekle temize çıkacaktır. Aksi takdirde, zulmedenler nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında bileceklerdir!

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün şu başlık altında düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız:

İngiliz Ordusunun Ülkeden Çıkışının Üzerinden Yetmiş Yıl Geçti; Peki Sudan Gerçekten Özgürleşti mi?!

Tarih: H. 05 Saban 1447 M. 24 Ocak 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır

Devamını oku...

Avustralya Baskıcı Yasaları Onayladı, Mutlak Tiranlık Çağına Girdi

Avustralya Parlamentosu, ülkedeki hukukun üstünlüğü ilkelerini kökten değiştiren, kapsamı son derece geniş aşırıcılık ve nefretle mücadele yasa tasarısını kabul ederek yürürlüğe soktu.

Bu kanun; Bondi olayları sonrası yaşanan siyasi kargaşanın ardından yasalaştı. Yasa henüz gerçekler tam olarak araştırılmadan, yargı süreci başlamadan ve bir Kraliyet Soruşturma Komisyonu kurulmadan Siyonist lobi gruplarının baskısıyla, alelacele yürürlüğe konuldu.

Bu yasanın yegâne amacı, başta İslami ve Filistin yanlısı faaliyetler olmak üzere, Filistin’i destekleyen her türlü faaliyeti suç saymaktır. Başbakan, İçişleri Bakanı ve Avustralya Güvenlik İstihbarat Teşkilatı (ASIO) Genel Müdürü; bu mevzuatın birincil hedefinin Hizb-ut Tahrir’i yasaklamak olduğunu net bir dille defalarca ifade etmişlerdir.

Haftalarca süren siyasi manevraların ardından, başlangıçtan beri asıl hedef olan o kapsamlı adım atıldı: Grupları Nefret Listelerine dahil etmek için yeni bir sınıflandırma sistemi kuruldu. Uygulama, hiçbir hukuki güvence olmaksızın tamamen Bakan’ın mutlak yetkisine bırakıldı.

Bu gelişmeler üzerine Hizb-ut Tahrir / Avustralya şu açıklamalarda bulunmuştur:

1- Gazze herkesin foyasını ortaya çıkarıp maskeleri düşürmüştür. Hukukun üstünlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin; en vahşi suçları işlemek ve meşrulaştırmak için kullanılan bir örtüden ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. Dünya çoktan bunun farkındadır, şimdi de bizzat Batı halkları bu gerçeğin farkına varmıştır.

2- Bu canice mevzuat, yabancı bir varlığın (gaspçı Yahudi varlığının) cürümlerini korumaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Avustralya bir kez daha, kendisine ait olmayan bir savaşa sürüklenerek uçuruma doğru itilmektedir.

3- Avustralya resmen mutlak tiranlık çağına girmiştir. İlk hedef tahtasına İslami ve Filistinli faaliyetler oturtulduğu için toplumun geneli bu tehlikeyi hemen hissetmeyebilir; Ancak yürütme erkinin sınır tanımazlığını normalleştiren ve doğal adalet ilkelerinden vazgeçilmesini meşrulaştıran hukuki çerçeve artık oluşturulmuştur.

4- Tüm bunlar; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin dağıldığı, hak ve kanun görüntülerinin ortadan kalktığı ve yalın gücün (kaba kuvvet) hak ile batıl arasındaki tek kriter olarak sunulduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. Gaspçı Yahudi varlığının işlediği soykırımın vahşeti ve ona verilen sınırsız askeri destek, bu yeni dünya düzeninin bir tezahürü olduğu gibi, artan halk muhalefeti de aynı gerçeğin diğer yüzüdür.

Hizb-ut Tahrir / Avustralya, bu yasaya ve bu yasa kapsamında yapılacak her türlü yasaklama girişimine karşı hukuki mücadele yürütmeye devam edecektir.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Tanzanya Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünü Anmak İçin Bir Seminer Düzenledi

H. 1342 yılı Recep M. 1924 yılı Mart ayında Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya, H. 29 Recep 1447 M. 18 Ocak 2026 Pazar günü Darüsselam şehrinin Ilala Bungoni bölgesinde bulunan Takva Camii’nde kısa bir seminer düzenledi.

Sabah 09.00’dan öğle 12.00’ye kadar süren seminere, Darüsselam şehri ve çevresinin farklı bölgelerinden çoğunluğu imamlar, öğretim görevlileri, âlimler ve çeşitli şahsiyetlerden oluşan yaklaşık 80 kişi katıldı.

Seminer, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya Merkezi Temas Komitesi Başkanı Şeyh Musa Kilyo’nun açılış konuşmasıyla başladı. Programda temel olarak şu üç ana başlık derinlemesine işlendi: Hilafet nedir? İslam nizamının yönetim modeli, tanımı ve şer’i mahiyeti. Hilafetin Yıkılışı: Sömürgeci güçlerin Hilafet Devleti’ni ortadan kaldırmak için yürüttüğü tarihi komplolar.

Hilafetin Yeniden İkame Metodu: Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i yeniden kurmanın şer’i yöntemi. Katılımcılara soru sorma, görüş bildirme ve sunulan konular hakkında tartışmalara katılma fırsatı verildi. Ayrıca katılımcılara, sunulan konuşmaların metinlerinin yanı sıra Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın (Allah onu korusun) Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmanın kopyaları dağıtıldı.

Seminer, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya Medya Temsilcisi Mesud Msellem’in kapanış konuşmasıyla sona erdi. Mesud Msellem konuşmasında, katılımcıları ve İslam ümmetini, Müslümanların hamisi ve tüm insanlık için rahmet olan Hilafet Devleti’nin ikamesi şeklindeki kaçınılmaz ve temel davaya katkı sunmak üzere Hizb-ut Tahrir’e katılmaya davet etti.

Yüce Allah’tan, seminere katılan herkesi büyük bir ecirle mükâfatlandırmasını ve bu semineri ümmetimiz için daha fazla uyanışa ve nusrete vesile kılmasını niyaz ederiz. Âmin.

Devamını oku...

Bölünmüşlükten Birliğe: 2026 Hilafet Konferansı

Chicago, Illinois- Hizb-ut Tahrir / Amerika, H. 1342 yılı Recep ayının yirmi sekizinde Hilafetin ilgasının yıldönümünü ihya etmek amacıyla Hizb-ut Tahrir’in organize ettiği küresel kampanya kapsamında yıllık konferansını başarıyla gerçekleştirdi. Konferans, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara, Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu üzere Hilafeti ikame ederek İslami hayatı yeniden başlatma konusundaki şeri sorumluluklarını hatırlatma ve bu sorumluluğu yerine getirmeleri yönünde bir çağrı niteliği taşıdı.

Bu yıl “Bölünmüşlükten Birliğe” başlığıyla düzenlenen konferansta; İslam ümmetinin parçalanmışlığının kök nedenleri ele alındı ve İslam temelinde birliğe giden ideolojik yolu tartışıldı. Konferansta üç kişi konuştu ve ardından açık bir panel oturumu gerçekleştirildi.

Üstat Heysem, “Sloganların Ötesinde: İslami Birliğin Özü” başlıklı ilk konuşmasında; İslam Ümmetinin Gazze, Sudan ve Keşmir gibi krizler karşısında hüzün, sempati ve endişe noktasında derin bir birlik içinde olmasına rağmen; merkezi bir liderlik ve kapsamlı bir siyasi yapının yokluğu nedeniyle eylem noktasında hala dağınık kaldığını vurguladı. Gerçek İslami birliğin; disiplin, koordinasyon ve Kur’an ve Sünnet’ten istinbat edilen hükümler üzerine kurulu olduğunun altını çizdi. Ayrıca İslam’da birliğin bir türdeşlik değil; hedef ve sorumluluk birliği olduğunu ve bunun ancak Ümmetin evlatlarını koruma, adaleti ikame etme ve insanlığa şahitlik etme rolünü yerine getirme olanağına sahip kolektif liderliğin ve sorumluluğun geri kazanılmasıyla gerçekleşebileceğini açıkladı.

Üstat Zeki, “Parçalanmışlıktan Güce: Entegre Bir İslami Blok İnşası” başlıklı ikinci konuşmasında; İslam beldelerindeki yoksulluğun kaynak yetersizliğinden değil, siyasi parçalanmışlıktan, dış ekonomik hegemonyadan ve servetin adil dağılımını engelleyen beşerî sistemden kaynaklandığını ifade etti. Enerji, tarım, madenler ve küresel ticaret alanlarında İslam beldelerinin stratejik önemine dikkat çekerek, bölünmüşlüğün refahı bağımlılığa dönüştürdüğünü belirtti. İslam’daki adalet ve kamu mülkiyeti ilkelerinden yola çıkarak İslami yönetim altında ekonomik ve siyasi birliğe çağrıda bulundu ve yalnızca İslami yönetim sisteminin egemenliği yeniden tesis edebileceğini, servetin adil dağılımını sağlayabileceğini ve ümmeti sömürüden koruyabileceğini belirtti.

Dr. Ebu Talha, “Hilafet: Liderliği Yeniden Tasavvur Etmek” başlıklı kapanış ve ana konuşmasında, son kitabı “Ortadoğu Modeli”nden konuları ele aldı. İslam beldelerinde süregelen çatışmaları kapsamlı biçimde analiz etti ve ABD öncülüğündeki “4+2” modelini açıkladı. Bu modelin, bölgesel elitler ve seçici ittifaklar aracılığıyla sömürgeci hegemonyayı ve istikrarsızlığı sürdürdüğünü ifade etti. Ayrıca bu modelin meşruiyetten yoksun gücü koruyarak parçalanmışlığı ebedileştirdiğini söyledi. Buna karşılık Dr. Ebu Talha, kökleri İslami liderlikte olan meşru ve birleştirici bir alternatif olarak “1+0” modelini sundu. Ebu Talha konuşmasını mevcut sistemi onarmaya çalışmak yerine, egemenliği ve uzun vadeli istikrarı yeniden tesis edebilecek bir sistemin ikame edilmesi çağrısıyla sonlandırdı.

Konferans, konuşmacıların katılımcılarla doğrudan etkileşimde bulunduğu interaktif bir soru-cevap oturumuyla sona erdi.

İslam Ümmeti, dikkat çekici bir direnç göstermeye ve parlak bir geleceğe umutla bakmaya devam etmektedir. İnancımız ve ortak değerlerimiz bize birliğin sadece mümkün olmadığını, aynı zamanda temel bir farz olduğunu da hatırlatmaktadır. İslam; adaleti, onuru ve dayanışmayı besleyen bir rehberlik sunmakta, iş birliği ve kolektif sorumluluk üzerine kurulu bir gelecek umudu aşılamaktadır. Katılımcılar, sunulan içerikten derin biçimde etkilendiklerini ifade ettiler. Allah’tan çabalarımızı bereketlendirmesini, kalplerimizi birleştirmesini ve tüm samimi gayretleri muvaffak kılmasını niyaz ediyoruz.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir’i Yasaklama Önerisi İslam’a ve Müslümanlara Karşı Yürütülen Küresel Kampanyanın Bir Parçasıdır

Terörle Mücadele, yirmi beş yıl önce, Hilafetin geri dönüşünü engellemek amacıyla başlatılmış bir savaştır. Ancak bu savaşın gerçek amacı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenen Amerikan sömürgeci hegemonyasını korumak için Orta Doğu üzerinde doğrudan kontrolü yeniden tesis etmekti; Washington’ın tarihsel olarak bel bağladığı diktatörlüklerin yerine, demokratik yönetim biçimini güç kullanarak dayatmak ve böylece bölgede yükselen tansiyonu dindirmek umuluyordu.

Amerika’nın bu hayalı kısa sürede bir kâbusa dönüşse de Hilafet’in geri dönüşünü engelleme hırsı hiçbir zaman azalmamıştır. Zira ABD’nin dünyayı sömürmeye devam edebilmesi, basitçe kendisine rakip olacak bir uygarlık alternatifin yokluğuna bağlıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’daki hâkimiyetinin temel dayanaklarından biri, bölgede ileri bir karakol işlevi gören Yahudi varlığının mevcudiyetidir. Bu varlığın bekası, Amerikan politikasının temelidir. Bu varlık vazgeçilmez olmasa bile, bugün itibarıyla onu ayakta tutmanın faydalarının yokluğunun doğuracağı zararlardan daha büyük olduğuna inanılmaktadır. Bu yüzden, Yahudi varlığı ABD’ye bağımlı olmanın barındırdığı varoluşsal tehlikeyi acı bir şekilde fark etse de, Amerika ona can suyu olmaya devam etmektedir.

Ömrünü uzatmak için Yahudi varlığı, kendisini “Radikal İslam”a ve onun Batı’ya yönelik oluşturduğu sözde tehlikeye karşı aşılmaz bir set olarak sunarak önemini pekiştirmeye çalışmıştır. Bugün Washington’da bu kez Başkan Donald Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard gibi isimlerin ağzından radikal İslam tehlikesi çanları yeniden çalmaya başlamıştır.

Oysa bu çağrılar gaspçı varlığın devamlılığını meşrulaştırmanın bir maskesidir. Zira Siyonist proje tüm meşruiyetini yitirmiştir. Bu yüzden İslam’ın bizzat kendisini hedef alan “Radikal İslam” karşıtı söylem, ABD’nin küresel ölçekte ve özelde Orta Doğu’daki zorbalığını meşrulaştırmak için köpürtülmekte ve araçsallaştırılmaktadır.

Gazze’deki soykırım dünyanın çehresini sonsuza dek değiştirmiştir. “Amerikan istisnacılığı” maskesi düşmüş; II. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel düzenin otoriter yapısı ve Gazze’deki soykırım gibi suçların işlenmesine olanak tanıyan rolü tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Ayrıca kapitalistlerin şiddeti körüklemek ve bundan alaycı bir şekilde kâr elde etmek için oynadıkları rol herkes tarafından anlaşılan bir hakikat haline gelmiştir.

Gazze, dengeleri altüst etmiştir. Sadece Siyonizm meşruiyetini kaybetmekle kalmamış; II. Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel düzenin tamamı da hem Doğu’da hem Batı’da meşruiyetini yitirmiştir. Bugün insanlar bir safta, kapitalistler ise karşı safta yer almaktadır.

Hepimizin gördüğü bu kaosun tek alternatifi İslam’dır. Hizb-ut Tahrir, İslam beldelerde İslami uygarlık alternatifi çağrısının öncüsüdür. İşte bugün yasaklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamızın yegâne sebebi budur.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER