Pazar, 12 Safer 1448 | 2026/07/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Amerika, Suriye'deki İstikrardan Ne Bekliyor?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika, Suriye'deki İstikrardan Ne Bekliyor?

Haber:

Reuters, 14/7/2026 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkiliye atıfta bulunarak şunları aktardı: Washington’un Suriye ile Irak arasındaki petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesini desteklediğini belirterek, bu projenin bölgesel ekonomik güvenliği güçlendirdiğini ve Suriye ile bölgenin istikrarına katkıda bulunduğunu açıkladı.

Yorum:

Suriye’deki istikrara önem verdiğini iddia eden ABD’nin açıklamaları tekrar etmektedir; zira ABD Başkanı’nın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bunu bir öncelik olarak nitelendirmiştir. Nitekim 8/7/2026 tarihinde Trump, Suriye’yi terör destekçisi ülkeler listesinden çıkarma niyetini açıklamış; bu da Suriye’deki mevcut geçiş dönemi yönetimi tarafından büyük bir başarı ve muazzam bir siyasi zafer olarak değerlendirilmiştir

Ancak bizler, Amerika’nın Suriye ve başka yerlerdeki istikrarı önemsemediğini; aksine özellikle bölgeyle ilgili olan kendi çıkarlarını ve planlarını önemsediğini biliyoruz ki bu çıkarların başında şunlar gelmektedir:

1- Petrol ve enerji kaynaklarını kontrol altına almak ve bunların tedarikine yönelik yeni güvenli yollar aramak; zira bu, enerjiye ihtiyaç duyan dünya ülkeleri üzerindeki tahakkümünü sağlayacak ve bu da üstünlüğünün ve benzersizliğinin devamlılığını garanti altına almasına neden olacaktır.

Suriye, Amerikan petrol şirketlerinin kontrolündeki enerji kaynaklarına sahip olmasının yanı sıra Körfez ülkeleri ve Irak’tan gelen enerji tedarikinin en önemli koridorlarından biri olarak kabul edilmektedir; ayrıca Irak’tan Suriye’nin Banyas kentine uzanan ve 1952 yılında tamamlanarak hizmete giren, ancak 1982 yılında Suriye ve Irak rejimleri arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kapatılan petrol boru hattı, yeniden faaliyete geçirilebilecek en önemli ikmal hatlarından biri olarak kabul edilmekte olup bu, tek hat da olmayacaktır.

Nitekim Tom Barrack, 17 Nisan 2026 tarihinde Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı dikkat çekici bir açıklamada, ABD’nin Suriye’de sağlamaya çalıştığı istikrarın bazı nedenlerini ortaya koyan önemli bir açıklama yaparak şöyle demişti: “Bölgenin geleceği, yeni enerji ve veri koridorlarına bağlıdır.” Ve şöyle eklemişti: “Türkiye ve Suriye, gelecekte enerji ve veri koridorlarının anahtarı olacaktır.” Ve şöyle eklemişti: “Türkiye ve Suriye üzerinden yeni enerji ve iletişim koridorlarının oluşturulması, giderek artan bir stratejik önem kazanmaktadır.” (Anadolu Ajansı)

2- ABD, Şam’daki mevcut yönetimin geçiş döneminin istikrarlı olmasını istiyor ki böylece bu yönetimden talep edilen dahili ve harici görevleri yerine getirebilsin; özellikle de bu yönetim, devrimci destekçilerine ve doğal dayanağına sırtını dönerek ABD’ye mutlak bağlılık yolunu seçip onun planlarını ve emirlerini uygulamaya koyduktan sonra. Bu taleplerin başında ise şunlar gelmektedir; dahili olarak: Ulusal devleti pekiştirmek ve Şam Devrimi sırasında hakim olan İslamcı eğilimi çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırmak. Harici olarak: Terörle mücadele için uluslararası koalisyona katılmak, aynı şekilde Yahudi varlığıyla güvenlik anlaşmaları imzalamak ve güney bölgesini, özellikle ağır silahlardan arındırarak Yahudilerin tekrarlanan saldırılarına karşılık verilmemesini sağlamak; hatta Abidin kasabası ve benzeri yerlerde olduğu gibi samimi halkımızın gösterdiği halkçı tepkileri bile kuşatmak.

Amerika’nın talepleri bununla da sınırlı kalmayacak, aksine daha da tehlikeli bir noktaya, yani toprak ve kutsal yerlerden feragat edildiği barış anlaşmalarını imzalamaya hazır olmaya kadar uzanacaktır. Ayrıca mutlak bağımlılık yolunun seçilmesi, hem geçiş yönetiminin ABD’nin baskısına hazır olma, hem de İslam’ı diğer dinlerle eşit gören, dahası kültürel açıdan evlatlarının nefislerindeki İslam’ın mefhumlarını yok eden ölümcül bir mikrop niteliğindeki İbrahim Anlaşması’nı imzalamaya hazır olma endişesini artırmaktadır.

Bu taleplerin sonuncusu, Trump'ın, Suriye'nin, İran'ın Lübnan'daki partisiyle Yahudi varlığından daha etkili bir şekilde mücadele edebilecek durumda olduğu şeklinde defalarca dile getirdiği açıklamaları olmayacaktır. Ankara’da bu konu hakkında sorulduğunda, “Yardımcı olabilirler, göreceğiz” sözleriyle belirtmiştir; nitekim bundan önce de Yahudi varlığına, İran’ın partisiyle başa çıkma görevini Suriye’ye bırakmasını önermişti; zira kendi ifadesiyle, Suriye hükümeti “Lübnan’a askeri müdahale etme niyetinin olmadığını” belirtmiş olmasına rağmen, “onların bu işi daha iyi halledeceklerini” düşünüyor.

Yukarıda anlatılanlar bizi, Amerika'nın ve onun bize vaat ettiği istikrarın büyük bir tuzak olduğuna kesin karar vermemizi sağlamaktadır; bu istikrar söyleminin hedefi, Amerika'nın kendi çıkarlarını gerçekleştirmesi, imkânlarımız ve kararlarımız üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmesidir; buna inanmak ve boyun eğmek ise bizi son derece tehlikeli bir yola ve derin bir uçuruma sürükleyecektir; bundan kurtuluşumuz ancak Amerika ve komplo kuran bütün devletlerle olan bağları koparmak, yalnızca Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak; O'nun şeriatına uymak ve Allah Azze ve Celle'yi razı edecek, bizi O'nun yardımına mazhar kılacak ve böylece dünyada izzetimizi, ahirette ise kurtuluşumuzu gerçekleştirecek Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafetin gölgesinde Allah'ın indirdikleriyle olan yönetimi ikame etmekle mümkündür.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ali Mustafa El-Bekri - Suriye

Devamını oku...

Bongo Flava'nın 30. Yılı: Eğlence mi, Gençliğin Yozlaşması mı?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Bongo Flava'nın 30. Yılı: Eğlence mi, Gençliğin Yozlaşması mı?

Haber:

10 Temmuz 2026'da Darüsselam'da, Amerikan hip-hop müziği ile geleneksel Tanzanya müzik türleri ve Svahili dilinde hikâye anlatıcılığı sanatının arasını harmanlayan bu müzik türünün ortaya çıkışının otuzuncu yılını kutlamak üzere “Bongo Flava'nın 30. Yıldönümü” kutlamaları başladı. Yıldönümü kutlamaları, bu müzik türünün şekillenmesine katkıda bulunan sanatçıları ve kişileri onurlandırmayı hedeflemektedir.

Yorum:

Bongo Flava müzik türü, Batı’nın kültürel istilası sonucunda ortaya çıkmış ve Amerikan hip-hop müziğini taklit etmiştir. Kâfir Batılı kapitalistler, siyaset ve ekonomide sömürgecilik ve yeni sömürgecilik yoluyla sömürmekle yetinmediler; aynı zamanda kültürel istilayı, sömürge altındaki gençlerin ve toplumun beyinlerini yıkamak için bir araç olarak kullandılar; zira onları, Bongo Flava müziği de dahil olmak üzere çeşitli eğlence araçları aracılığıyla sahte hırslar ve bitmek bilmeyen vehimlerle meşgul ettiler.

Ayrıca Tanzanya’da Bongo Flava, Amerikan hip-hop müziğinin Svahili versiyonu olarak ortaya çıktığı gibi, hip-hop da Amerikan gençlerini yozlaştırmıştır.

Bu müzik, üç on yıl boyunca Batı değerlerinin propagandasını yapmak ve zina, alkol bağımlılığı ve eşcinsellik kültürü gibi ahlaki yozlaşmayı yaygınlaştırmak için kullanılmış; bu da toplumsal değerlerin vahşi bir şekilde parçalanmasına yol açmıştır. Sonuç olarak tamamı olmasa da Bongo Flava sanatçılarının çoğu, müziklerinde toplumsal felaketlerin propagandasını yapmış ve çoğu zaman da uyuşturucu kullanımı ve cinsel sapkınlık gibi davranışlara bulaşmışlardır.

Her şeyden önce Bongo Flava müziği sadece toplumu yıkmak için bir araç değildir; aksine kültürel köleleştirme yoluyla gençleri, yalanlarla ve sahte daha iyi bir yaşam vaadiyle doldurmuştur.

Sonuç olarak birçok genç sömürgeci kültürel kazanımlar elde etmek için büyük çaba ve zaman harcarken, küresel müzik endüstrisinin zinciri, az sayıdaki zengin kapitalistlerin kontrolü altındadır. Aslında Bongo Flava müziğinde başarılı görünen pek çok kişi, müzik sanatçısı olma kılıfı altında eşcinsellik ve uyuşturucu ticareti gibi ahlaksızlıkları teşvik etmek gibi başka roller de üstlenmektedir.

Nitekim İslam, zina, alkol bağımlılığı, eşcinsellik ve benzeri davranışları haram kılmıştır. Bu yüzden Raşidi Hilafetin gölgesinde toplumu ve onun servetini korumak amacıyla her türlü rezillik yasaklanacak ve bunları uygulayan ya da propagandasını yapan herkes ağır bir şekilde cezalandırılacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Bitumva - Tanzanya

Devamını oku...

Körfez İşbirliği Konseyi Olaylara Amerika’nın Gözüyle Bakmakta ve Onun Terazisiyle Tartmaktadır

Anormalliğin normal, yanlışın ise doğru kabul edilir hale gelmesi, Müslüman ülkelerinin zayıf varlıklara parçalanması ve birçok kişinin bu anormal durumu asıl ve normal olan durum sanması ne kadar şaşırtıcı ve gariptir! Küfür devletlerinin kurduğu Körfez İşbirliği Konseyi, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası meclis ve örgütlerin, tek bir halife tarafından yönetilen tek bir devlet çatısı altındaki Müslüman birliğinin alternatifi haline gelmesi akıl alır gibi değildir.

Körfez İşbirliği Konseyi, İran’ın Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’e yönelik saldırılarını görmekte; fakat Amerika’nın bu ülkelerde konuşlu ordusunun aynı topraklardan İran’a fırlattığı uçakları ve füzeleri görmemektedir. Dolayısıyla birini kınarken diğerine sessiz kalmaktadır. O hâlde Körfez İşbirliği Konseyi olaylara hangi gözle bakmakta, hangi ölçüyle hüküm vermektedir?!

Müslümanların içinde bulunduğu bu durum, ne Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın, ne Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ne de müminlerin razı olduğu bir durumdur. Aksine bu durum, sömürgeci kafir devletlerin Müslümanlara dayattığı, Ruveybida yöneticilerin pekiştirdiği; medya organlarının ve borazanlarının Müslümanların zihinlerine kazımaya çalışarak doğal ve asıl hâline getirmek istediği bir durumdur. Hatta pek çok Müslümanın zihninden artık onların diğer insanlardan ayrı, tek bir ümmet olduğu; savaşlarının bir, barışlarının bir olduğu ve onları Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti ile tek bir halifenin yönettiği gerçeği silinip gitmiştir.

Körfez İşbirliği Konseyi’ne yaraşan, meselelere İslam perspektifinden bakması; Amerika ve diğer sömürgeci devletleri İslam ve Müslümanların düşmanı, Yahudi varlığını ise onların Müslüman beldelerindeki mızrak ucu olarak görmesiydi. Yine ona yaraşan; Müslüman beldelerinde bu Ruveybida yöneticilerin varlığını kınamak, Batı’ya bağımlı ve uşak olan bu devletçiklerin varlığını reddetmekti. Ona yaraşan; temsil ettiği ülkelerin yöneticilerine, İran yöneticilerine ve diğer Müslüman beldelerinin yöneticilerine hitap ederek onlardan yönetimden çekilmelerini, yönetimi Hizb-ut Tahrir’e teslim etmelerini ve onun emirine Müslümanların halifesi olarak biat etmelerini talep etmekti. O halife, İslam beldelerini ve ordularını birleştirecek, Amerika’nın ve diğer sömürgeci kâfir devletlerin İslam beldelerindeki varlığını kökünden söküp atacak, insanları İslam ile yönetecek ve İslam’ı bütün insanlığa hidayet, nur ve adalet mesajı olarak taşıyacaktır.

Hiç kimse “Siz imkansızı talep ediyorsunuz” demesin ve hiç kimse bu talebe şaşırmasın! Eğer yadırganacak ve şaşırılacak bir durum varsa o da İslam ümmetinin içinde bulunduğu bu anormal gerçekliktir. Allah Subhânehu ve Teâlâ,

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ“Müminler ancak kardeştir.” [Hucurat 10] buyurduğu halde bu ümmetin birbirine muhalif, hatta belki birbirleriyle savaşan milletlere ve halklara bölünmüş olmasıdır asıl tuhaf ve garip olan. Müslümanlar asırlar boyunca tek bir halifenin sancağı altında tek bir ümmet olarak yaşamışlardır. Doğal ve asıl olan durum budur. O zamanlar parçalanıp bölünmek anormal bir durum olarak görülüyordu. O halde yeniden eskiden olduğumuz gibi tek bir Ümmet olmamıza engel olan nedir? Bilakis asıl olan budur. Çünkü bu, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadidir ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bugün içinde yaşadığımız ceberut saltanattan sonra gerçekleşecek olan müjdesidir:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” Üstelik halkına asla yalan söylemeyen öncü lider Hizb-ut Tahrir, Hilafet projesiyle meydanlardadır. Bazılarının imkânsız gördüğünün bir gerçeğe dönüşmesi ne kadar da yakındır!

Devamını oku...

Periyodik Foruma Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, sizleri El-Kadarif şehrinde düzenlenecek olan periyodik forumu davet etmekten mutluluk duyar. Forumun başlığı:

“El Kadarif’te Tarım Başarısız Gerçeklik ile İslam’ın Çözümleri Arasında”

Konuşmacılar:

1- Üstad Avad Naci, Hizb-ut Tahrir üyesi

2- Üstat Meysere Yahya, Hizb-ut Tahrir üyesi

Moderatör: Üstat Muhammed Abdülkadir - Hizb-ut Tahrir üyesi

Tarih: 4 Safer 1448 / 18 Temmuz 2026 Cumartesi Saat: 16.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti El Kadarif Ofisi, Dim en-Nur.

Katılımınız, ümmetin meselelerine olan ilginizin bir göstergesi olacak ve yapılacak müzakerelere değerli katkılar sağlayacaktır.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, medya mensuplarını, siyasetçileri ve ülkenin kaderiyle ilgilenen tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız. Basın toplantımızın başlığı:

“Massad Boulos’un Mayınlı Belgesi ve Amerika’nın Sudan’daki Şüpheli Rolü”

Tarih: H. 04 Safer 1448 M. 18 Temmuz 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Eski Katar Emiri Hamad El-Sani'nin Gerçeği

Haber-Yorum

Eski Katar Emiri Hamad El-Sani'nin Gerçeği

 

Haber:

Eski Katar Emiri Hamad bin Halife El Sani, 74 yaşında hayatını kaybetti.

Yorum:

Son zamanlarda bazı kişiler çıkıp sosyal medya platformlarında Hamad bin Halife El-Sani’yi överek, özellikle Lindsey Graham gibi Müslümanların düşmanı Amerikalı şahsiyetlerin tutumlarına mukabil, onun Filistin meselesi ve Gazze Şeridi’ne yönelik tutumlarından bahsetmektedirler. Şahsiyetleri ve yöneticileri değerlendirirken bazılarının gözden kaçırabileceği birtakım gerçekleri hatırlatmak amacıyla şu noktalara değinmek isterim:

Birincisi: Hamad, İngiliz Sandhurst Askeri Akademisi’nden mezun olmuştu; bu kurum, İngiltere’nin çok sayıda subayını ve Ürdün, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğerleri gibi bazı Arap ülkelerindeki yönetici ailelerinin çocuklarını mezun etmiştir. Bu askeri akademi, Filistin’i kurtarmak ya da sömürgeci projelere karşı koymak için kurulmamış; aksine İngiltere devletinin dayalı olduğu akide ve çıkarlara göre askeri liderler mezun etmek için kurulmuştur.

İkincisi: Hamad, 1995 yılında, “beyaz darbe” olarak bilinen olayda babası Halife bin Hamad El-Sani’yi devirdikten sonra iktidara gelmişti.

Üçüncüsü: Hamad bin Halife’nin iktidarı döneminde benimsediği en öne çıkan politikalardan bazıları şunlardır:

1- Doha’da ticari bir ofis açarak Yahudi varlığı ile açıkça normalleşme ilişkileri kurmak.

2- Bölgedeki en büyük ABD askeri üslerinden biri haline gelen El-Udeyd Hava Üssü’nün genişletilmesi; zira ABD, bu üssü, Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi Müslümanları öldürmek ve onların ülkelerini işgal etmek amacıyla askeri operasyonlarda kullanmıştır.

3- 1996 yılında kurulan El Cezire Kanalı, özellikle “Ters Yön” adlı program başta olmak üzere diyalog programları aracılığıyla çarpıtılmış siyasi bir bilincin oluşmasında ve kamuoyunun yönlendirilmesinde rol oynamıştır.

Değerlendirme kriterinin bozulması, hatalı sonuçlara yol açmaktadır. Bu yüzden İslam’da bir yönetici, bazı cüzi tutumları ya da medyaya yaptığı açıklamalarıyla değil, aksine Allah’ın indirdikleriyle mi hükmetti? İslam’ın risaletini taşıdı mı? İşgal altındaki Müslüman ülkeleri kurtarmak için çaba gösterdi mi? gibi büyük göreviyle ölçülür.

Bölgenin yöneticileri, sömürgecilik sonrası dönemin bir ürünüdür; zira sömürgeci askeri olarak çıkmış ve kendi adına, rengi bizim rengimiz, adı bizim adımız gibi olan bir bekçi atamıştır; ancak bu bekçinin siyasi kıblesi, bizzat sömürgecidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Cabir Ebu Hatır

Devamını oku...

Port Sudan’da Ayrılıkçı Hızlı Destek Milisleri Liderlerinin Yargılanması

Haber-Yorum

Port Sudan’da Ayrılıkçı Hızlı Destek Milisleri Liderlerinin Yargılanması
Avrupa Birliği’nin Sudan’ın İç İşlerine Müdahale Etmesinin Önünün Kapatılması

 

Haber:

Port Sudan'daki bir Sudan mahkemesi Pazar günü, Hızlı Destek Güçleri komutanı ve diğerlerine, insanlığa karşı suçlar ve soykırım işlemekle suçlandıkları gerekçesiyle gıyaben idam cezası verdi. (El Cezire)

Yorum:

Bu yargılama, Avrupa Birliği’nin El-Abyad’da Hızlı Destek Milisleri’nin eylemlerini kınaması ve bu milisleri terör örgütü olarak nitelendirmesiyle aynı zamana denk gelmiştir. Avrupa Parlamentosu ayrıca, iddia edilen savaş suçlarına ilişkin bağımsız bir soruşturma yürütülmesini ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanını Sudan’ın tüm bölgelerini kapsayacak şekilde genişletilmesini talep etmiştir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Sudan’da devam eden çatışma bağlamında El-Abyad şehri ve çevresindeki insan hakları durumuna ilişkin acil bir tartışma oturumu düzenlemişti. Port Sudan hükümeti ise, İnsan Hakları Konseyi’nin müdahalesini reddetmişti.

Ayrılıkçı Hızlı Destek Milisleri liderlerinin yargılanması, Avrupa Birliği’nin Sudan’ın iç işlerine müdahale etmesinin önünü kesmek ve Sudan’daki siyasi sahneyi ABD’ye bağlı askeri güçlerin tek başına kontrol etmesini sağlamak mesabesindedir.

Yabancı (Avrupa ve Amerikan) müdahalelerin önünü kesmenin tek yolu, İslam Devleti'ni, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmaktır. Nitekim Buhari, Ebu Hureyre’den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İbrahim Müşerref - Sudan

Devamını oku...

Yahudi Varlığının Generalleri Gazze’yi Yok Etmekle Övünüyorlar

Haber-Yorum

Yahudi Varlığının Generalleri Gazze’yi Yok Etmekle Övünüyorlar
Peki Müslüman Orduları Nerede?

 

Haber:

Yahudi Savaş Bakanı Yisrael Katz, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaptığı bir gezi sırasında, karşılaştığı yıkımla övünerek, bunun planlı bir politikanın sonucu olduğunu ifade etti ve bu manzarayı izlemenin kendisini iyi hissettirdiğini söyledi.

Gezi sırasında yapılan ve dün Pazartesi akşamı İbranice Kanal 14 tarafından yayınlanan bir röportajda, Gazze Şeridi’nde askeri nitelikte 3 yerleşim merkezi kurmayı planladığını söyledi.

Gazze’deki yıkım manzarası karşısında ne hissettiği sorulduğunda, Katz hiç tereddüt etmeden şöyle cevap verdi: “İyi hissettiriyor, değil mi?” Tüm bunların, “tehditleri ortadan kaldırmayı hedefleyen, iyi düşünülmüş bir politikanın sonucu” olduğunu iddia etti. Ve şöyle eledi: “Baskın yönteminin yerine, Yahudiler içeride, sabotajcılar dışarıda ve evleri yıkık durumda.” (El Cezire Net)

Yorum:

Yahudilerin dillerinden dökülen bu kara kin, arkasında daha büyük bir şeyi gizlemektedir; zira Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ “Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür.” [Al-i İmran 118] Bu kin karşısında büyük sorular ortaya çıkıyor: Müslüman ülkelerin ordularındaki başaklar, kılıçlar, taçlar ve yıldızlar nerede? O ordulardaki komutanlar, subaylar ve askerler nerede? Bu kindar kişiye ve onun yandaşlarına aynı şekilde karşılık verecek birini duymayı umuyorduk, ama...

Bu maymunların ve domuzların kardeşleri, peygamberleri katledenlerin torunları, katliam ve yıkım manzarasından zevk alıyorlar; mübarek Filistin topraklarında diledikleri gibi dolaşıp eğleniyorlar ve kibirlerine ve küstahlıklarına son verecek kimseyi bulamıyorlar; bu yüzden suçlarına devam ediyorlar ve herkesin gözü önünde bununla övünüyorlar ama müminlerin gönüllerine şifa olacak hiçbir cevap yok!

Müslümanlara, onların arasındaki güç ve kuvvet ehline, Allah Subhanehu ve Teala'nın şu kavlini hatırlatırız: قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ * وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [Tevbe 14-15]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER